24 Ocak 2026 Cumartesi

GAZOZ ve BUZ

1937 yılından, dönemin başbakan yardımcısı rahmetli Necmettin Erbakan’ın 1978 yılında temelini attığı yeni dokuma salonu ve yeni yemekhane binalarının inşaatları tamamlanıncaya kadar, fabrikanın işçi yemekhanesi; sinema ve balo salonunun bodrum katındaydı.

İşçi yemekhanesi, sosyal hizmetler bürosu, sinema salonu, tabldot bölümü, sinema makine dairesi, kulis ve lokallerin yer aldığı bu yapıya “Kantin Binası” denirdi. Kantin Binası; davetlerin, toplantıların, düğünlerin, baloların, sinema ve konser gibi kültürel etkinliklerin yapıldığı, fabrikanın gözdesi, adeta vitriniydi.

Bu binanın bodrumunda, sonradan “Müdür Köşkü” olarak bilinen eski Sümer Halkevi bölümünün tam altında, bugün hatırlayabilen pek az kişinin kaldığı küçük bir gazoz imalathanesi vardı.
Burada üretilen gazozların şişelerinde ve kapaklarında herhangi bir marka ya da işaret bulunmazdı. Gazozlar yalnızca fabrika bölümlerinde çalışanlar, fabrika bahçesi, sinema ve lokaller için üretilirdi.

Fabrikanın basmahane binasının, su santraline bakan köşesinde bir de buzhane bulunuyordu. Yere doğru uzanan, yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda, 15x20 cm ebatlarında buz oluşturan kalıplar; bugün kullanılmaz hâlde olsalar da hâlâ yerlerindedir.

Burada üretilen buzlar, sıcak yaz aylarında fabrika sahasındaki içme sularının soğutulmasında; yemekhane, bahçe ve lokallerin ihtiyaçları için kullanılırdı. Ayrıca lojmanlarda oturanlara, küçük bir ücret karşılığında yarımşar kalıp buz verilirdi.Buzlar, yardımlaşma sandığının ön cephesindeki ve sonradan sandığın muhasebe bölümü olarak kullanılan odadan, mensupların çocukları ve ailelerine dağıtılırdı.

Okulların tatile girdiği, Nazilli’nin dayanılmaz yaz sıcaklarının bastırdığı günlerde; gazozlar ve buzlar, fabrika çalışanlarının çocuklarının kullandığı rulman tekerlekli küçük arabalarda buluşurdu.
Çocuklar hem fabrika bölümlerini dolaşarak sıcaktan bunalmış çalışanlara soğuk gazozları ulaştırır, hem de harçlıklarını kazanırlardı.

Bu uygulama, meşrubat şirketlerinin piyasaya hâkim olduğu 1970’li yıllara kadar devam etti. Bilinen “çok uluslu markalar”, reklam kampanyaları ve tekelleşme yoluyla sektörü ele geçirip her yere girince; bizim fabrika gazozhanesiyle birlikte şehirlerde üretilen yüzlerce yerel gazoz markası da birer birer yok olup gitti.

Çalışanlarının en küçük ihtiyaçlarını bile en ince ayrıntısına kadar düşünen bir fabrika düşünün…
Bir de bugün, iş başında meşrubat içtiği için çalışanına ceza kesilen işyerlerini…

Sümerbank kapatıldıktan 25 yıl sonra bile, onu neden hâlâ bu kadar çok sevdiğimizi sanırım şimdi daha iyi anlarsınız. Sevgiyle kalın.  İLHAN ÖDEN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder