13 Mayıs 2019 Pazartesi

"Mikro Devlet" SÜMERBANK.


Devletin Okulları var,Nazilli Sümerbank'ta okul yapmış.
Devletin hastahaneleri var,Sümerbank'ta bünyesinde bir hastahane açmış.
Devletin Camileri var,Nazilli Sümerbank'ta Cami yapmış.
Devletin kütüphaneleri var,Nazilli Sümerbank'ın da var.
Devletin ordusu var,Nazilli Sümerbank'ında minik bir ordusu var.
Bandosu var,İtfaiye,sivil savunma teşkilatları var,Ambulansları,müzik grupları,koroları,var,radyosu var,gazetesi var.Okuma-yazma,Meslek kursları var,çocuklara aşı kampanyaları düzenleyen,aile planlaması yapan sağlık birimleri var,Tiyatrosu,Spor kulübü,sineması var.
Elektrik santralları,su kuyuları,depoları var,Silah yapan atölyeleri var.Saymakla bitmez ...
Kısaca devlette ne varsa, Sümerbank'ta da var. Sanki devlet içinde "mikro bir devletçik" oluşturmuş...
E... boşuna dememişler.
SANAYİ'DE DEVLET SÜMERBANK    İlhan Öden

28 Ocak 2019 Pazartesi

ÖĞRETMENİNİ DİNLEYEN İYİ BİR ÖĞRENCİ GİBİ...

VİDEO

Tarih 9 Ekim 1937 Atatürk , Sümerbank Basma Fabrikasını açmak için, Nazilli'ye gelmiş. Başbakan, başbakan vekili ve hükumeti oluşturan bakanlar, Genelkurmay başkanı, tüm devlet erkanı ve Sümerbank genel müdürü yanında.

Altın anahtarla fabrikamızı açıyor...

 O andan itibaren, sanki etraflarında başka kimse yokmuş, iki kişi fabrikayı geziyormuş gibi fabrika müdürü Fazlı Turga'ya odaklanıyor. Adeta "öğretmenini dinleyen iyi bir öğrenci gibi" gözlerinin içine bakarak büyük bir dikkatle fabrika müdürü Fazlı Turga'yı dinleyip, sorular soruyor, bilgi alıyor.

Videoda da göreceğiniz gibi pamuğun girdiği ilk kapıdan, basmanın çıktığı son kapıya kadar aynı disiplin ve  ilgiyle geziye devam ediyor. Başka kimseyle ilgilenmiyor, konuşmuyor.
 
Kibir yok, her şeyi bilirim havası yok. kompleks yok, sormaktan çekinmek yok...

Etrafındakiler de etkilenmiş olmalı ki, Atatürk ve fabrika müdürünü sessizce izleyip, eşlik ediyorlar.

Bugün böyle bir açılış olsa, aynı disiplini göre bilir miyiz? Zannetmiyorum.Cumhurbaşkanının gelmesine de gerek yok vali gelsin, milletvekili gelsin yeter.

Dalkavuklar, kendini göstermek isteyen, dikkat çekmek, yaklaşmak için birbirini ezenler, koruma ordusu...

Tahmin etmeye gerek yok haberlerde heyetleri görüyoruz...  İlhan Öden.

10 Aralık 2018 Pazartesi

ATATÜRK FARKI

Atatürk,Nazilli Basma Fabrikasına çok önem veriyordu onun için 9 Ekim 1937 Cumartesi günü fabrikamızı açmak için Nazilli'ye gelirken,başbakan, bakanlar,genelkurmay başkanı ve komutanlar dahil pek çok kişiyi beraberinde getirmişti.
Genç cumhuriyetin en önemli eserlerinden biri olan Nazilli basma fabrikasının açılış töreni ve fabrikanın tanıtımının hem ülke çapında hem de dünyaya en iyi şekilde yansıtılması Atatürk için çok daha önemliydi.



Yanındakilerin çoğu fark etmese de Atatürk'ün yanında belki de diğerlerinden önemli iki kişi daha vardı. Türkiye'nin ilk foto muhabiri 1 numaralı basın kartı sahibi Ferit İbrahim ve Türk sinemasının önemli isimlerinden Kenan Erginsoy.


Aşağıdaki fotoğrafta Atatürk'ü fabrikamızın müdüriyet binası merdivenlerinde görüntülemeye çalışan fotoğrafçı Ferit İbrahim'i arkadan görüyoruz.

Ferit İbrahim işini en iyi şekilde yapmaya çalışan Atatürk'ün güvendiği ve pek çok özel fotoğrafını çektirdiği,çalışırken iki gözlüğü üst üste takacak kadar titiz çalışan iyi bir fotoğrafçıydı.
Kenan Erginsoy'ise ilk Türk filmcilerinden biridir . 1. Dünya savaşı sırasında Almanya'da çektiği filmlerle dikkati çekmiş,teknolojiyi yakından takip eden,Atatürk'ün bilgisine güvendiği yetenekli biriydi. Hatta Atatürk'ün bozulan bir radyo'yu "Yapsa yapsa bunu Kenan yapar" diyerek gönderdiği ve  radyosunun Erginsoy tarafından tamir edildiği hatıralarından bilinir.

Kenan Erginsoy

Evet. Bugün açılış günü ile ilgili paylaştığımız fotoğraf ve video görüntüsü olarak elimizde ne varsa bunları en başta bu iki ustayı özellikle yanında getiren Atatürk'e,sonra sanatlarını en iyi şekilde icra edip 1937 şartlarında başarılı çekimler yapan Ferit İbrahim ve Kenan Erginsoy ustalara borçluyuz. Ülkemiz ve dünya basınında bugün bile ilgiyle izlenen  mükemmel belgeler bırakmışlar. Mekanları cennet olsun.  İlhan Öden

2 Aralık 2018 Pazar

Sümerbank'lı olmak böyle bir şey işte...

18 Mart 2015 Nazilli Sümerbank facebook sayfasında gelen mesajlara bakıyorum. Bir genç kız sayfamızdaki Nazilli Basma fabrikası çalışanları albümümde paylaşmam için dedesinin fotoğrafını göndermiş. Fotoğrafın altına açıklama yazmak için dedesinin ismini yazmasını istedim.
Şevket Atay diye cevap geldi.

Hemen fabrika işçi kayıtlarına baktım.


Baba adı Atıf.1932 Manisa doğumlu.
1955 yılında fabrikamızın İplik ünitesinde çalışmaya başlamış.

Bilgileri fotoğrafa ekleyip paylaştım.




Birkaç dakika sonra mesajıma cevap geldi.
"İnanır mısınız? Dedem şu anda ağlıyor"

Aradan geçen bunca yıl sonra unutulduklarını,artık kimsenin onları hatırlamadığını düşünen Şevket amca. İsmini  yazdıktan birkaç dakika sonra fabrika kayıtlardaki bilgiler gelince çok duygulanmış, ağlamaya başlamış.

Bende duygulandım,gözlerim yaşardı.

Böyle küçücük şeyler bile bu insanları mutlu etmeye yetiyor.
Sümerbank'lı olmak böyle bir şey işte...  İlhan Öden

18 Kasım 2018 Pazar

10 Yılda çok yol aldık,gururluyuz.


İlk yazılarımı 20 Kasım 2008 tarihinde yazmaya başlamışım.10 yıl olmuş. 10 Yılda hep birlikte güzel işler başardık.Arkamızda 3 Ulusal boyutta kaliteli belgesel, Akademik çalışmalara ,önemli sergilere ve etkinliklere destek. Gazete ,dergi makaleleri ve bloğumda yayımlanmış özgün bilgi,anı,haber nitelikli 161 yazı var. 

En önemlisi Nazilli Sümerbank camiasına,dostlarımızı, çocuklarımızı hatta torunlarımızı katarak çoğaldık,dimdik ayaktayız. Ömrümüz yettiğince,Sümerbank bayrağını en yukarıda tutmaya,katıldığımız her etkinlikte Atatürk'ün Sümerbank'ını layıkıyla temsil etmeye kararlıyız.



Destek verdiğimiz akademik çalışmaların başarılı olup ödül kazanması,çalışmayı yapan arkadaşlarımız kadar bizleri de mutlu ediyor,keyiflendiriyor. Yapılacak yeni çalışmalara destek için bizi motive ediyor. İstanbul Üniversitesinden Sezen Cilengir,Arzu Inan ve Rüya Telli arkadaşlarımızı tebrik ederiz. Nazilli Sümerbanklılar olarak.Başarılarıyla gurur duyduk. #sümerbank





10 Kasım 2018 Cumartesi

EKMEK KAPISI "SÜMERBANK"



Çocukluk günlerimizin önemli mekanlarından biri fabrikamızın Nizamiye kapısıydı. Fabrikanın büyüklüğü bu görkemli kapıda vurgulanarak sembolize edilmek istenmiş olmalıydı ki kapının azameti yaklaşanları farkında olmadan etkiler,kılık kıyafetlere çeki düzen verilir,yürüyüşler bile düzeltilirdi.

Bu kapı adeta bir sınır kapısı,özerk bölgeye açılan bir kapı gibiydi,içeri polis,jandarma bile giremezdi. Eğer aranan biri varsa fabrikanın bekçileri kişiyi getirip bu kapıda polise teslim ederdi.

Fabrikamızın Rus Mimarı İvan Nikolaev eserlerinde hep böyle görkemli kapılar kullanmış. Bunu bir yazımda Rusya'daki eserleriyle karşılaştırarak işlemiştim.

Ama bu fotoğraf kapının orijinal şeklini göstermiyor. Aslında pencerelerin olduğu yerlerde küçük kanatsız iki kapı varmış. Çalışanlar girişte bu küçük kapıları kullanırmış.Fabrika araçları ve pamuk getiren arabalar ortadan giriş yaparmış.Sonraki yıllarda araçların bu kapıyı kullanmalarına sınırlama getirildi. Fabrika araçları ve pamuk getiren araçlar diğer kapılardan içeri alınmaya başlandı.

1985 yıllarında yapılan elektrikli sürgülü kapıdan önce genellikle kapalı tutulan demir kapılar ortadaki büyük girişi kapatırdı.

1970 öncesi fabrika kart basma saatleri bu büyük kapının iç tarafındaydı. İşçiler işe giriş çıkışta kartlarını burada basarlardı. Saatler sonradan işletme içine alındı.

Sanırım giriş çıkışı daha kolay kontrol etmek için bu yan kapılar kapatılıp bir tarafına nizamiye nöbetçilerinin kulübesi karşısına da ziyaretçi kulübesi yapılmış. Eğer fabrikada aktif mesai halinde olan biriyle kısa süreli görüşme yapılacaksa bekçilerin karşısındaki küçük ofiste görüşülürdü. Orada bir de telefon vardı İçeriden biri aranacaksa o telefonla aranır ne söylenecekse kapıya gelmeden söylenirdi.

Mesai saatleri içinde çalışanların bu kapıya çağrılması olağan bir durum değildi. Çünkü geçerli bir neden ya da zorunluluk olmadan kimse buraya çağrılmazdı. Çağrı muhtemelen evde ya da ailede bir sorun olduğunun göstergesiydi.


Yine eskiden bu kapının bize göre sol tarafındaki ince uzun bölüm kreş,sağ tarafı da revirdi. Küçükken buralara gelir aşı olurduk. 1963-64 yıllarında içeriye yeni kreş binası yapılınca bu ince uzun bölümün solu personel servisi,sağ tarafı da Tahakkuk servisi oldu. Önceleri bu servisler İplik bölümünün üst katındaydı. O zaman tüm hesaplar Facit benzeri ekranı olmayan kağıt rulo takılan makinelerle yapılır. Kayıtlar el ile kocaman defterlere yazılarak tutulurdu. İşçi maaş bordroları 1 santim kalınlığında bant gibi kağıtlara zamanın kopya kalemleri dediğimiz silinmesi zor kalemlerle yazılırdı. İşçiler bunlara "Şerit" der. Herkes kaç para alacağını bu şeritlerden görür,hesap bilenler yanlışlık var mı? diye kontrol ederlerdi.

Nizamiye kapısı Sümerbank çocuklarının buluşma yeriydi. Birbirimize, örneğin "Saat 11.00 de fabrikanın önünde buluşalım" derdik.Herkes o saatte fabrika kapısı önünde olurdu.

1967-68 yıllarında burası böyle meydan gibi değildi. Kapının iki tarafında büyük çamlar altında park gibi ortası çimli yeşil alanlar vardı. Genellikle öğleden sonraları burası Sümerbank gençlerinin toplandığı uğrak bir yer olurdu. Fabrikamızdan malulen erken emekli olmuş Çekirdekçi Aydın amcanın mavi arabası burada durur işe gelip gidenler ondan alışveriş yaparlar,gençlerde yine o arabanın etrafında toplanırdı.O zamanki delikanlıların en popüler oyunu "Gazoz Çekişme" müsabakaları burada yapılırdı.Yaşımız küçük olduğundan bir çeşit kumar gibi olan büyüklerin bu oyununu sadece izlemekle yetinirdik.


Kapının tavanında elektrikle çalışan kocaman bir saat vardı.Herkes için en doğru saat o saatti herkes saatini fabrika saatine göre ayarlardı.

Sabahları kapının önünde ya da yakınında simit satıcıları olur fabrikaya çalışmak için gelenlere ve işten çıkacak olanlara satış yaparlardı.Sadece bu iş ile ailesini geçindiren kişiler bile vardı. Akşam saatlerine doğru burası pazar yeri gibi olurdu. Satıcılar işten çıkacak işçilere daha yakın olmak için kapıya en yakın noktaya tezgah açmak ister. Fabrika bekçileri de onları uzak tutmak için uğraşırlardı.

Balıkçılar,seyyar satıcılar hatta elektronik eşya satıcıları bile fabrika önünde satış yapar,iyi paralar kazanırlardı. 

İşten yorgun çıkan Sümerbank'lılarda çarşıya gitmek yerine ayaklarına kadar gelen  bu seyyar satıcılardan alış veriş etmeyi tercih ederlerdi.

O zamanlar fabrikada 3000 civarında çalışan olduğundan.Bu kapıdan sanki maç bitince  stadyumdan çıkan seyirciler gibi oluk,oluk insan akardı. Bisikletlilerden , Hürriyet caddesi boyunca bir ucu yukarı Nazilli'de bir ucu fabrika önünde , ince bir konvoy oluşurdu.

Belediye otobüsleri Nazilli'nin çeşitli bölgelerine gidecek çalışanları götürmek için sıra sıra dizilir,,dolmuş taksiciler fazladan bir sefer daha yapa bilmek için acele eder,mevsimine göre Şam tatlıcısı,dondurmacısı,birbiriyle yarış ederdi.

Nizamiye kapısının tam karşısındaki misafirhane yolunun iki kenarındaki çam ağaçlarında Nazilli yazlık sinemalarında oynayan yerli yabancı filmlerin afişlerinin asıldığı panolar vardı.Sinemacılar bile kilometrelerce uzaktan Sümerbank'tan nasiplerini almak için çaba sarf ederlerdi.

Hele dini bayram,okul başlangıcı,yeni yıl gibi özel zamanlarda,avans,maaş,ikramiye gibi işçilerin para aldığı günlerde bu kapının önü bayram yeri gibi olurdu.

2002 yılında fabrikamız kapatıldı. Fabrikamızın önündeki hareketlilikte sona erdi. Artık satıcılar uğramıyor. Üniversite öğrencileri de olmasa Nazilli şehir içi minibüsleri neredeyse sefer bile yapmayacak.

Kapıdan başladık nerelere geldik. Başka bir yazıda,başka konularda buluşmak üzere hoşça kalın. Sevgiyle kalın... İlhan Öden