31 Mayıs 2020 Pazar

ÇÖPÇÜLER...

Küçükken,büyüyünce ne olacaksın? Diye sorduklarında "Çöpçü" olacağım derdim. İkide bir sorarlar. Ben çöpçü olacağım dedikçe , hoşlarına gider kahkahalarla gülerlerdi. Onlar öylesine söylediğimi zannediyorlardı ama ben gerçekten kafaya koymuştum çöpçü olmayı... 

Bu kararı verdiğimde 5 yaşlarındaydım. Lojmanlarda oturuyorduk. Arka sıra apartmanların kanala bakan tarafında sıra halinde dikilmiş büyük dut ağaçları vardı. Sokakları süpüren çöpçüler mola verdiklerinde o dut ağaçlarının gölgesine uzanır,sigara içer,sohbet ederlerdi.

Ya çok sık mola veriyorlardı ya da molaları çok uzun sürüyordu ki. Bende böyle bir izlenim bırakmışlar... 
O zaman kesin karar vermiştim. Çöpçü olacaktım. Biraz çalışıp sonra akşama kadar dut ağaçlarının altında yatacaktım.

Maalesef şartlar hayalimdeki mesleği yapmamı engelledi. 
Çöpçü olamadım,dut ağaçlarının altında doya doya yatamadım... 

İşte böyle...
Keşke lojmanlar yıkılmasa, ağaçları kesilmeseydi.Belki arada bir yine dutların altına oturup, gözlerimizi kapatıp, o mutlu,kaygısız çocukluk günlerimize kadar uzana bilirdik. 
Sevgiyle kalın. İlhan Öden.

6 Mayıs 2020 Çarşamba

BENİM BABAM FABRİKATÖR.


Ailemin hemen hepsi Nazilli Sümerbank'ta çalışmış.Bende lojmanlarda doğdum,çocukluğum,gençliğim,hayatımın en güzel günleri oralarda geçti. Fabrikanın tüm imkanlarından faydalandım.Sonra çalışma hayatı derken ömrümün neredeyse tamamı fabrikada ya da çevresinde geçti. Öylesine benimsemiş ve sahiplenmişim ki söz fabrikadan açılınca "Bizim fabrika" demeye başlamışım. Evde konu açıldığında da aynı şekilde bizim fabrika demeye devam ediyordum. Gerçi hala daha aynı şekilde devam ediyorum ya...

Sabahleyin giyinip kuşanıp işe gidiyoruz,işten çıkarken duşumuzu alıp, pırıl pırıl tertemiz eve geliyoruz. 24 saat sınırsız sıcak su var bazen günde 2 defa bile yıkandığımız olurdu. Durum böyle olunca o zamanlar ilkokul birinci sınıfa giden oğlum fabrikayı gerçekten bizim zannetmeye başlamış.

Bir gün  öğretmeni sınıftaki tüm öğrencilere sırayla babalarının ne iş yaptığını soruyormuş. Sıra bizim oğlana gelince ne bilsin çocuk "benim babam fabrikatör" demiş. Öğretmeni de Emine Baştürk,bizim gibi Sümerbank lojmanlarında büyümüş ablalarımızdan. Haliyle bizi ve ailemizin hemen hepsini tanıyor. Ne olduğumuzu da gayet iyi biliyor...

Biraz gülmüşler. Sonra olay bizim kulağımıza da geldi. Bizde güldük.Aklımıza geldikçe yine gülüyoruz. Eminim Sümerbank çalışanlarının çoğu da benim gibidir. Sevgiyle kalın.  İlhan Öden

26 Nisan 2020 Pazar

BİZDE G*TE,G*T DERLER...



Sümer ortaokulu henüz yeni binasına taşınmamıştı.Sümer ilkokulu binasını ilkokul öğrencileriyle dönüşümlü olarak kullanıyorduk.Sabah ilkokul öğrencileri,öğleden sonra biz aynı sınıflarda ders yapıyorduk.

Orta 2. sınıftaydık. Okulun son günleri karne vaktinin yaklaştığı zamanlardı. Fen bilgisi öğretmenimiz Ayfer Yüzbaşıoğlu 
durumu kritik olan arkadaşlarımızı kurtarma sözlüsüne kaldırıyordu. Birkaç öğrenciyi sözlü yaptıktan sonra İsmail Eksen arkadaşımızı tahtaya kaldırdı ve "Tavukların sindirim sisteminin şemasını" çizmesini istedi.

İsmail sorunun bildiği yerden çıkmasının sevinciyle ve kendinden emin bir şekilde tavuğun sindirim sistemini güzelce 
tahtaya çizdi. Her organı farklı renk tebeşirle boyadı.En yukarıdan başlayıp sırayla oklar çizip her organın ismini yazarak, şeklin alt tarafına doğru iniyordu. İlk anlarda her şey yolunda gidiyordu ama ne olduysa birdenbire durdu,öylece kalakaldı. Bir Ayfer hanıma,bir sınıfa,bir tavana bakıyor ama bir türlü son organın ismi aklına gelmiyordu. Ayfer hoca not vermek için şeklin bitmesini bekliyor İsmail'i hadi oğlum diye sıkıştırıyordu...

 İsmail bir süre bekledi, baktı sınıftan kopya veren yok,anüs'ün de aklına geleceği yok, son organın adını herkesin bildiği gibi " 
G*T " şeklinde yazdı ve yerine oturdu. Suratı kıpkırmızıydı...

Sınıfta önce bir kaç kıkırtı duyuldu,arkasından adeta bir kahkaha tufanı koptu. Ayfer hoca dahil tüm sınıf gülmekten yerlere yatıyordu. Neyse ki Ayfer hoca olaya her zamanki hoşgörüsüyle yaklaşıp İsmail'e tam not verdi. 

İsmail sınıfı geçti... 
Bu da bize güzel bir okul hatırası olarak kaldı. İlhan Öden

23 Nisan 2020 Perşembe

MAKARAM "KARA" BAĞLAR...

EREĞLİ SÜMERBANK İMALATI MAKARALAR

Makaralar beni çocukluk günlerime götürdü...
Biz "Şeytan uçurtması ya da kıvırtma" derdik. Şimdiki çocuklar bilmez. Defterimizin ortasından iki yaprak koparır,hemencecik yapı verirdik. Basit bir şeydi ama çok güzel uçardı. Güzel uçması için de kaldırabileceği ince hafif iplikler isterdi. Bizde annemizin dikiş kutusundaki bu makaraların birinden biraz iplik alır uçurtmamıza bağlardık. İşimiz bitse de artık o iplikler geri gelmez, telef olur giderdi. Annelerimizden bu yüzden çok azar işitirdik ama yine de yapacağımızdan geri kalmazdık.


Şeytan Uçurtması
Hele durun bakalım! Makaralarla işimiz daha bitmedi...
Gözlerimiz hep annelerimizin dikiş kutularındaki makaraların üzerindeydi. Kargıdan araba yapmak için boşalmalarını dört gözle beklerdik. O zamanlar oyuncaklarımızı  hep kendimiz yapardık. Neler yaptığımızı da başka bir yazımda anlatırım. Biz kargıdan arabamıza geri dönelim.

Bu makaraların birde daha küçükleri vardı. Bulursak onlardan iki tane,bulamazsak, bunları tam ortadan keser arabamıza tekerlek yapardık. Ortasına ince bir mil,kalınca bir kargıdan şase,telden bükme yuvarlak direksiyon,yandan da bir vites kolu taktık mı işlem tamamdı.


Az kalsın unutuyordum.Havalı olsun diye 
bir de bayrak takardık. O zamanlar bisikletlere takılan üçgen bayraklar vardı. O bayraklardan bulmaya çalışırdık,bulamazsak milli bayramlarda sınıflarımızı süslediğimiz kağıt bayraklardan mutlaka bulur, anten gibi uzattığımız telin ucuna  takardık.

O zaman annemiz Fabrika fırına, yardım sandığına ,gazeteciye,manav Cemal amcaya gönderse bile, gitmek hiç zor gelmezdi. Kargıdan arabamıza atlar Sümerbank lojmanlarının düzgün beton yollarında,mahsusçuktan değiştirdiğimiz her vitese,her ara gazına, ağzımızla uygun motor sesi gibi sesler çıkararak, bayrağımızı dalgalandıra dalgalandıra giderdik...


İşte böyle... Makara beni,belki sizi de alıp, 50 sene öncesine kadar götürdü...


"Makaram sarı bağlar,kız söyler gelin ağlar" 
diye  bir türkü vardı,bilirsiniz. O türküdeki gelin hala ağlıyor mu bilmem ama biz Sümerbank çocuklarının göz yaşları dinmiyor, kolay kolay dineceğe de benzemiyor...  Muhabbetle kalın.  İlhan Öden

19 Nisan 2020 Pazar

BİLİN İSTEDİM...

BİLİN İSTEDİM
Bu arkadaşın adı Hristodoulos Onguras 1941 yılında Yunanistanın Samos (Sisam) adasından Nazilli Basma fabrikasında çalışmaya gelmiş.

Bunun gibi kadın-erkek-çocuk çok sayıda farklı ülkelerden gelen başka yabancı işçiler de var. Şimdi bırakın elin yabancısının Nazilli'ye gelip çalışmasını, Nazilli'nin gençleri bile çalışmak için başka şehirlere gidiyor.

Hristodoulos Onguras 'ın fabrika sicil kaydı.

3 Nisan 2020 Cuma

MASKE'den SÜMERBANK'a



Fotoğraftaki ürün Sümerbank üretimi Polis kıyafetidir. 1990 ve öncesinde devlet kurumlarının,ordunun,belediyelerin,memurların bu gibi tüm ihtiyaçları devlet adına Sümerbank tarafından üretiliyordu."Devlet ihtiyaçlarını kendi belirlediği fiyattan ve kaliteden kendi fabrikalarından alıyordu" ihale yok,aracı yok,hile yok,tüm yurtta herkese aynı fiyattan satılıyordu.


Fabrikalar kapatılıp üretim durduruldu. Bu gibi ürünlerin ihaleleri özel şirketlere verildi. Şimdi bu işlerden kimler,ne kazanıyor,devlet karlı mı? Zararlı mı çıktı? O konulara hiç girmek istemiyorum.

Lafı şuraya getireceğim;
Bugün Sümerbank fabrikaları açık olsaydı bulmakta sıkıntı çektiğimiz,en kaliteli ve en ucuz tıbbi maskeleri ve diğer ihtiyaç maddelerini üretir.Hem ülkemizin hem de dünyanın ihtiyacını karşılardı. Biz de "Talep arttı,fiyatı 10 katına çıkarıyorlar" diye fırsatçılardan şikayet etmezdik. İlhan Öden

27 Ocak 2020 Pazartesi

Babamla sohbet...

Rahmetli babam Nazilli basma fabrikasında dokuma ustasıydı. İşini seven ve kendini geliştirmeye çalışan biriydi. Çalıştığı yıllarda Northrop dokuma tezgahlarının batarya ve roper cihazları üzerinde yaptığı değişikliklerle,üretime katkı sağladığı için iki kere ikramiye ile ödüllendirilmişti.

Aile toplantılarında bile fabrikadaki çalışmalarından, o gün yaşanan olaylardan ve tezgah arızalarından konuşur,çözümler konusunda arkadaşlarıyla fikir alışverişlerinde bulunurlardı. Günlük yaşantılarının her diliminin merkezinde fabrika ve dokuma salonu vardı.Yaş haddinden zorunlu emekli edilinceye kadar, tam 33 yıl Nazilli Sümerbank'a hizmet etti.
Askerlik dönüşü Dokuma makina bakımda işe başladığımda birkaç yıl bende babamın çalıştığı Northrop dokuma tezgahlarının tamir ve bakımında çalıştım. Beraber olduğumuzda ne yapar eder sözü hep dokuma salonuna,dokuma tezgahlarına getirir,eski günlerde yaşadıklarından bahseder, sohbet ederdik. Bana tezgah arızalarıyla ilgili bildiklerini,deneyimlerini adeta o anları tekrar yaşar gibi heyecanla anlatırdı...

1985-86 yıllarında Northrop tezgahlar üretimden kaldırılıp yerine  Dornier dokuma tezgahları getirildi. Artık yeni tezgahlarda çalışmaya başlamıştık. Babamla dokuma salonu sohbetlerimiz devam ediyordu ama şekli değişmişti. Artık  eski tezgahlar ile yeni tezgahlar arasındaki benzerlikleri ya da  farklılıkları konuşuyorduk.
 Eskiden o anlatıyor,ben dinliyordum,artık ben anlatıyordum o merakla dinliyordu.
Yeni tezgahlarda teknolojik bakımdan eski tezgahlara göre önemli değişiklikler vardı. Her gidişimde bir yolunu bulup sözü yine dokuma tezgahlarına getiriyor, sorular sorup yeni tezgahlardaki teknolojik gelişmeleri öğrenmeye anlamaya çalışıyordu.
Eski tezgahlarda friksiyon dişlisi, yeni tezgahlarda kavrama sistemi var diye başlar, kavrama sisteminin,friksiyon dişlisine göre üstünlüklerinden bahseder,atkı ipliği koptuğunda mekiğin yuvada kaldığını,çözgü ipliği koptuğunda tezgahın iplik geçirme pozisyonunda durduğunu anlatırdım. Hayretle dinlerdi.
Başka bir gün atkı çatalını sorar, masuranın üzerinde metalden yüzük olduğunu,atkı ipi azalınca elektrikli sistemin bu yüzük vasıtasıyla devreyi tamamlayıp masura değiştirdiğini anlatırdım.

Bu gelişmeleri anlattıkça sanki hala çalışıyormuş da işi kolaylaşmış gibi mutlu olurdu.

Ara sıra futboldan,siyasetten bahsetsek de...
Babamı en mutlu eden sohbetler bunlardı. Bende onu mutlu etmek için bıkmadan, sıkılmadan  anlatırdım.
Sağlık durumu izin verse kesinlikle yeni tezgahları görmeye giderdi. 

Mesleğini seven,işini gerektiği gibi yapmaya çalışan ve bunun için yarışan örnek bir nesil... 
Bir daha asla o salonda çalışamayacağını bildiği halde hala öğrenme çabasındaki bir nesil...

Nazilli Basma fabrikası 20 Mayıs 2002 tarihinde kapatıldı.
Babam fabrika kapatıldıktan 15 gün sonra,6 Haziran 2002 tarihinde vefat etti...
Sanırım artık konuşulacak bir şey kalmamıştı...