1 Mayıs 2017 Pazartesi

YAŞASIN OKULUMUZ


1946 yılında Nazilli Sümerbank tarafından yaptırılıp, öğretime açılan okulumuz iki yıl önce önce öğrenci sayısının azlığı sebebiyle kapatıldı. Geçen yıl Nahit Menteşe kız meslek lisesinin bazı sınıfları tarafından kullanılan okulumuz,bu yıl Nazilli endüstri meslek lisesinin kullanımına verildi.
Kendisi yeterince öğrenci bulamayan End. Meslek lisesi bu yıl binayı hiç kullanmadı.

Nazilli'de kapatılan eski hastanelerin durumlarını biliyorsunuz. Önce bir iki cam çerçeve kırıldı arkasından binalar kullanılmaz hale geldi. İlk ve ortaokulu bu binada okumuş eski bir mezun olarak okulumuzun akıbetinin ,hasteneler gibi olmasımı istemem. 



Bir eğitim kurumu olarak hizmete devam etmesi yitirdiğimiz fabrikamızın bir hatırası olarak ayakta kalması ve  Sümer mezunları olarak anılarımızın yaşaması için okulumuza sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.

Okulumuzun ilkokul,ortaokul ve lise olarak ayakta kalma şansı yok. Fabrikanın kapatılması ve lojmanların yıkılmasıyla mahallemiz büyük oranda nüfus kaybı yaşadı. İlkokul çağındaki öğrenciler yakın çevredeki İstiklal ve Çapahasan ilkokullarına gönderiliyor.Bu okullardan mezun olan öğrenciler ise Atatürk ortaokuluna gidiyor. Atatürk ortaokulu ihtiyacı karşıladığı için başka bir ortaokul açılmıyor. Endüstri meslek lisesi ile bünyesindeki Teknik liseler ve Nazilli Lisesi de lise ihtiyacını karşıladığı için başka bir liseye de gerek duyulmuyor.

Bu durumda ya okulumuz uygun olmayan bir kurum veya kuruluşa verilecek ya da atıl durumda kalıp zamanla harap olup gidecek. Geriye kalan  "tek seçenek" okulumuzun çok yakınında olduğu Sümer kampüsündeki Adnan Menderes Üniversitesi Meslek Yüksek okuluna verilmesi. 

Bina 2013 yılında tadilata alınıp yenilendi. Sobalı sistemden kaloriferli ısıtma sistemine geçildi.  300 kişilik eski kütüphane salonuyla,12 dersliğiyle kullanıma hazır durumda...

Başka amaçla yapılan binaları kullanmak yerine müştemilatı ile okul olarak inşa edilmiş tarihi binaya sahip olmak üniversitenin de işine gelir diye düşünüyor ve eski Sümer mezunları olarak okulumuza sahip çıkmaya,okulumuzun bir eğitim kurumu olarak ayakta kalması için elimizden gelen her şeyi yapmaya  davet ediyorum. İlhan ÖDEN


OKULUMUZUN TARİHÇESİ

      Nazilli Sümer İlkokulu, Sümerbank Genel Müdürlüğü tarafından Nazilli Basma Fabrikası mensuplarının çocuklarının okutulması için İnşaat Şefi Sayın Mustafa Övünç’ün kontrollerinde Yüksek İnşaat Mühendisi ve Müteahhit Behlül Menteşe’ye yaptırılmıştır.İnşaat,17.08.1945 yılında temel atma töreni ile başlamış,22.05.1946 tarihinde 120,775 TL sarf edilerek bitirilmiştir.

        09.10.1946 Çarşamba günü Saat 16:00 ‘da yapılan parlak bir törenle okulumuz öğrencilerini hizmetine açıldı.Öğretmen Muzaffer Aksaylı ile okul inşaatında emekleri bulunan fabrika müdürü Sayın Hayri Toker Mukabele Nutuklarını söyledikten sonra zamanın kaymakamı Fevzi Akkor tarafından açılmıştır.

        1947 yılında okul bahçesi tanzim edilerek ağaçlar dikildi.1952-1955 yıllarında okul içinde bulunan tuvaletler kaldırılarak,yerlerine iki sınıf yapıldı.Böylece Sümer İlkokulu 9 dershaneli oldu.1956 yılında okulun doğu kısmına ek olarak 3 dershane ile Müsamere Salonu Sümerbank Genel Müdürlüğü tarafından 120 TL’ye inşa ettirildi ve okul 1957 yılında 12 dershaneli oldu.1959’da okulun kapalı salonunda çocuk kütüphanesi açıldı.1961 yılında Okul Koruma Derneği tarafından sinema makinesi alındı.1962 yılında okul binası fabrika idaresi tarafından tamir edilerek sıralar yenilendi.1964 yılında okul bahçesine fabrika müdürü Nurettin Besen tarafından Atatürk büstü yaptırıldı.Ayrıca o dönemde çeşitli Fen ve ders araçları alındı.1965 yılında okulun doğusundaki Sümerbank’a ait 375 m2 lik arsa okul bahçesine verildi ve bir kısmına okul işliği yapıldı.

        2006-2007 Eğitim-Öğretim yılında okulumuz büyük çaplı onarım görerek elektrik tesisatı tamamen yenilenmiş,kalorifer sistemine geçilmiş,kapı ve pencereler yenilenmiş,iç ve dış cephe boyası yapılarak fiziki ortamımız geliştirilmiştir.
       
Tiyatro salonu,Fen ve Bilgisayar Laboratuvarı  her şubede televizyon ve VCD. ile görsel eğitim desteklenmektedir. Hedefimiz Ulu Önder Atatürk’ün belirttiği gibi fikri hür,vicdanı hür,irfanı hür yeni nesiller yetiştirmektir.

10 Nisan 2017 Pazartesi

SÜMERBANK'lı olmak AYRICALIKTIR.


Yıl 1976 üniversite sınavını kazanıp İstanbul'a gitmiştim. Rumelihisarı’nda bir evde kalıyordum. Boş vakitlerimde de hemen boğazın kıyısındaki Rumeli hisarı spor kulübünün lokaline gidiyordum. Lokalde langırt,bilardo gibi masa oyunları vardı. Benim yaşlarımdaki gençler oynuyorlar bende seyrediyordum. 

Bir gün Anton isimli bir Ermeni asıllı delikanlı bana bilardo oynamayı teklif etti. Bildiğiniz gibi bilardo oyununda kaybeden oyuncu bilardo masasının saatlik kirası ve içilen çay,gazoz  gibi içeceklerin parasını öder. Anton aklı sıra “Anadolu'dan gelmiş bu saf,oyun bilmez” delikanlıyı gözüne kestirmiş,“Yer içer hesabı da ödetirim” düşüncesiyle bana oyun teklif etmişti. 

Oyuna başladık ben onun aldığı sayılardan her defasında 1-2 sayı fazla yapıp yavaş yavaş arayı açmaya başladım ,yaklaşık yarım saat kadar oynadıktan sonra Anton tuvalete gitti bende elimde bilardo İstekası ile masa kenarındaki sandalyeye oturup beklemeye başladım...

5 dakika geçti,10 dakika geçti ben hala Anton’un gelmesini bekliyorum.Az sonra lokalin işletmecisi geldi. Bana “Delikanlı sen ne bekliyorsun?” dedi. Bende durumu anlattım. Bana “ Boşuna bekleme Anton arkadaki duvardan atladı gitti” dedi. Bende “Peki,hesap ne olacak?” dedim.

Bana “Kuyumcunun yanında çalışıyor,parası yoktur ondan kaçmıştır,haftalığını alınca ben ondan alırım” dedi. İkimiz de güldük. 

Zavallı Anton, nereden bilecek Nazilli’de büyük bir fabrika olduğunu,lokallerinde,bahçesinde masa tenisi,langırt,Bilardo masalarının,mini golf sahaları,tenis kortları,basketbol,voleybol,sahalarının olduğunu.Güreş,boks gibi hatta bisiklet,paten ve eskrim gibi her yerde bilinmeyen  pek çok sporun Sümerbanklı gençler ve çocuklar tarafından bilindiğini...

Nazilli Sümerbank işte böyle bir yerdi,çalışanlarına ve ailelerine Avrupa standardında bir yaşam ortamı sağlayıp sosyal alanda da bilgili,görgülü bireyleri topluma kazandırıyordu...

Biz Nazilli’de haftada 3 kez fabrika sinemasında en yeni filmleri izlerken, İstanbul'da kaldığım süre içinde sadece 1 kez sinemaya gidebildim. Rumeli hisarında sinema yoktu en yakın sinemalar, Taksimde,Beşiktaş'taydı. Bir kere gittim film sona erdiğinde otobüs seferleri bitmiş,son otobüs gitmişti. Beşiktaş'tan Rumeli hisarına kadar yürüyerek geldim. Taksi tutacak param yoktu (gece tarifesiyle) böylece sinema defteri bir daha açılmamak üzere kapanmış oldu.

Anlattığım olaylar sadece benim yaşadığım küçük olaylar. Kim bilir ablalarımız, ağabeylerimiz, kardeşlerimiz buna benzer neler yaşadılar. Belki bir gün onlarda yaşadıkları buna benzer tatlı küçük anılarını yazarlar bende sizlerle paylaşırım.

İşte böyle...
Nazilli Sümerbankta olan bu olanakların benzerleri diğer Sümerbank fabrikalarında da vardı. Boşuna demiyoruz “Sümerbanklı olmak ayrıcalıktır” Sevgiyle kalın.  İlhan Öden

8 Aralık 2016 Perşembe

Nazilli Manşet Gazetesi İLHAN ÖDEN röpörtajı.


Sümerbank Müze Olmalı!

Nazilli’nin tanınmış yüzleriyle yaptığımız röportaj serimize 1933 yılında kurulan Sümerbank’ın eski çalışanlarından 58 yaşındaki İlhan Öden ile devam ediyoruz.

Yağmur Aşık/ Aydın Haber Ajansı/ NAZİLLİ- İlhan Öden 58 yaşında bir Sümerbank emeklisi. Fabrikanın Yardım sandığı,dokuma makine bakım ve işletme muhasebe servislerinde toplam 25 yıl çalışan Öden, doğduğu günden beri Sümerbanklı. 1958 yılında Sümerbank lojmanlarında, Sümerbank çalışanı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözünü açan Öden, yine fabrikanın okullarında okumuş. Sümerbank’ın Nazilli’ye kazandırdığı bütün güzelliklerden yararlanmış.Çocuklarını da Sümerbanktan kazandığı parayla okutmuş.
“ŞEFİM BANA ÇAY GETİRİRDİ”
“Hep Sümerbank’ın çevresinde yaşadım. İyi ki de yaşamışım diyorum. Sümerbank, her türlü sosyal hakkının olduğu, emeğinin karşılığını aldığın, kimseden karşısında eğilip bükülmeden ekmeğini kazandığın, eğitim, sağlık imkanlarının sağlandığı bir yerdi” diyen İlhan Öden Sümerbank ile geçen yıllarını özlemle anıyor.
“Şu an bile başarılması mümkün olmayan şeyleri Sümerbank yaptı. Sümerbanklıların arasında özel bir hiyerarşi, saygı sevgi vardı. Amirim, müdürüm benim arkadaşım gibiydi. Şefim işlerin yoğun olduğu zamanlar yardımcı olmak için bana çay bile getirirdi, başka kurumlarda böyle örnekleri görmek imkansızdır. Biz de aynı şekilde amirlerimiz çalışırken elimizden geldiğince yardımcı olmaya  gayret ederdik. Böyle güzel bir çalışma ortamımız vardı. ağabey kardeş gibi bağlı ama disiplinle çalışırdık.
HERKESİN HAYALİ ‘SÜMERSPOR’
“O yıllarda en büyük hayalimiz bir gün Sümerspor forması giymekti” diyen İlhan Öden; Sümerspor’da voleybol oynadığı zamanları anlattı.
“Sürekli Nazilli Sümerspor'un antrenmanlarını takip ederdik.  Bir gün biz de orada top oynar mıyız diye geçerdi herkesin aklından. O yıllarda Sümerspor’da olmak, Fenerbahçe’de Beşiktaş’ta oynamak gibiydi. Sümersporda çok iyi futbolcular vardı.Bende Sümerspor'un futbol,voleybol ve basketbol takımlarında oynadım. Voleybolda çok başarılı oldum. Birçok kez de Aydın şampiyonu olduk”

CUMHURİYET’İN EN BÜYÜK PROJESİ
Sümerbank’ın Cumhuriyet’in en büyük projelerinden birisi olduğunu vurgulayan İlhan Öden, bunun unutulmaması için gönüllü olarak başlattığı ve bugün geniş kitlelere ulaşan Sümerbank tarihi ile ilgili çalışmalarıyla ilgili olarak şunları söylüyor:
“İlk başlarda işin bu denli takdir göreceğini ve geniş bir kitleye ulaşacağını pek fark edemedim. Zaman içerisinde işler daha güzelleşince, insanlardan takdir görmeye başlayınca bu alanda Türkiye’de yazılmış ne varsa onları topladım ve okudum. İnsanın kendini geliştirmesi çok önemli. Nazilli’de yaşayan yaşlı Sümerbanklılarla görüştüm. Daha sonra evlerden fotoğraf ve belgeleri toplamaya başladım. Sümerbank’ı araştırırken Nazilli’nin çok eski fotoğraflarına ve tarihine de ulaşmaya başladım. Nazilli Sümerbank’ta sosyal hayat nasıldı, eğitim sistemi nasıldı, çalışma hayatı nasıldı bunları anlattım.”
SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ ÇOK FAZLA
Sümerbank ile ilgili çalışmalarının Türkiye çapında bilimsel, akademik boyutta çalışma yapan insanların da ilgisini çektiğini belirten Sümerbank emeklisi İlhan Öden; eski müdürlerinin kendisini takip etmesinden ve hafızaları tazelemiş olmaktan gurur duyuyor.
İlhan Öden: “2008 yılında bu paylaşımları yapmaya başladım. İlk başlarda Sümerbank’la ilgili anılarımı paylaşmak için bir blog oluşturdum. Sosyal medyanın gücü çok fazla. Zaman içerisinde bu paylaşımlara çok fazla erişim oldu. Aileleri Sümerbank’ta çalışmış çocukların ilgilileri de çok fazla. Çünkü insanlar merak ediyor. İşin güzel tarafı, Nazilli Sümerbank’ta müdürlük yapmış, benim sayfamı takip eden birçok insan var.  Sümerbank’ta çalışmış vefat eden arkadaşlarımızın,yaşayan Sümerbank'lıların şu anki fotoğraflarını da paylaşıp hatırlatıyoruz. Böylece hafızaları tazelemiş oluyoruz.”

“DON KİŞOT”
Yaptığı işi ünlü roman kahramanı Don Kişot’un yaptığına benzetiyor İlhan Öden:
“Hiçbir zaman Sümerbank paylaşımları yaptığım sosyal medya hesaplarımda çok fazla takipçim olsun diye düşünmedim. Az olsun öz olsun kaliteli olsun diye düşündüm. Her gün bir basamak diye diye Nazilli ve Sümerbank’la ilgili en bilgili insanlardan biri oldum. Yaptığımız iş biraz da Don Kişot’luk gibi bir şey. Herkesin bir şeyleri unutturmaya çalıştığı bir dönemde biz biraz daha yaşatmaya çalıştık. Sümerbank’ı Atatürk’ü sevenler dışında da kimseden destek vermiyor. Günden güne de Sümerbank’ı bilen,Sümerbankta çalışan büyüklerimiz azalıyor. Zamana karşı bir yarış var. Sümerbank sayfalarında fotoğrafları görenler beni arayıp kendilerinde de fotoğraf olduğunu söylüyor. Gidip onlardan fotoğrafları alıyorum. Bir kısmı gerçekten çok kıymetli,Sümerbank’ın pek bilinmeyen yönlerini gösteren fotoğraflar. O yıllarda Sümerbank sağlığı bozulan çalışanlar için çeşitli yerlerde kamplar kurmuş ve  sağlıklarına kavuşmalarını sağlamış. Bu pek rastlanan bir şey değil. Bu tarz fotoğrafları kategorilere ayırıp arşivliyorum. Arşivimde yaklaşık 5 bin adet Nazilli Sümerbank ile ilgili fotoğraf var.”
“SÜMERBANK SAYESİNDE NAZİLLİ UZUN ÖMÜRLÜ”
İlhan Öden “Eğer Sümerbank olmasaydı bugün Nazilli 40-50 bin nüfuslu küçük bir kasaba olurdu” diyor ve ekliyor “Şu an insanlar bu memlekette uzun yaşıyorsa Sümerbank sayesinde.”
“Nazilli’yi Nazilli yapan Sümerbank’tır. O yılların nüfus kayıtlarına bakıldığında Sümerbank’ın kurulduğu yıllarda Nazilli şehir ve tesis olarak Denizli’den çok daha iyi durumda olduğu görülür.  Şu an insanlar bu memlekette uzun ömürlüyse Sümerbank sayesinde. 1937’de Nazilli’de hastane yokken ilk defa Sümerbank Nazilli’ye hastane yapmış. 10 adet doktoru ve 50 tane yatağı varmış. Diş ünitesi, doğumhanesi ve ameliyathanesi olan bir hastane… Bunlar hep kazanç.”
“1948’DE NAZİLLİ’DE OPERA”
Sümerbank sayesinde Nazilli’de sosyal hayatın son derece canlı olduğunu ifade eden İlhan Öden, o yıllarda Nazilli Basma Fabrikasından devlet tiyatrolarına yükselip gitmiş sanatçılar olduğunu da anlatıyor.
“1948’de Nazilli’de Sümerbank çalışanları opera sergilemiş. O yıllardan bu yana bir daha ne Aydın’da ne de Nazilli’de opera yok. İnsanlar o yıllarda bunları başlatmış fakat şimdi yapılmıyor. Haftada 2 3 kere sinemaya gönderiyorlardı. İnsanın ufku genişliyor. Sümerbank’ı kaybettikten sonra çok şey kaybettik…”

“SÜMERBANK MÜZESİ OLMALI”
Nazilli Basma fabrikasının kapatılmasının ardından Nazilli’de işsizlik sorunu ortaya çıktığını ifade eden Öden; “Fabrika ilk açıldığında 4 bin kişi çalışıyormuş. Fakat fabrikanın 4 bin kişiye ihtiyacı olduğu için değil. İstihdam sağlamak insanlara eğitim vermek için. Burada eğitilen insanlarla daha sonra açılacak olan yeni fabrikaların alt yapısı oluşturuldu. Benim çalıştığım dönemde yaklaşık 1800 kişi çalışıyordu. Ben emekli oluncaya kadar bin kişi kaldık. Sümerbank işçileri bugün bir öğretmenin aldığı maaş kadar ücret alıyordu. Bugünkü parayla ayda 5 milyon lira Sümerbank sayesinde Nazilli’ye giriyordu. Fakat Sümerbank’ın kapatılması kaçınılmazdı. Bugün bu teknoloji ile Sümerbank’ın bin kişi çalıştırıp para kazanması mümkün değil. Ama en azından Nazilliye 67 yıl katkı sağlamış bir fabrikanın Sümerbank Müzesi olarak yaşatılması.” gerekiyor.

1 Ekim 2016 Cumartesi

DÜNYANIN EN MES'UT İNSANLARI.

Bu ay blok sayfamı, internetteki bir mezat sitesinde ,"Dünyanın en mesut insanları Bakırköy Sümerbank çalışanları" başlığını  görüp hemen satın aldığım  16 Eylül 1954 tarihinde yayınlanmış 20. ASIR haftalık mecmuasında yer alan ve Bakırköy Sümerbank fabrikasındaki çalışma hayatının fabrika çalışanlarından Hidayet Kurun'un ağzından anlatan röportaja ayırdım. Yazıda anlatılanların tamamına yakını diğer Sümerbank fabrikalarında da aynen yaşanmış uygulanmıştır.Dergi yıpranmış ve solmuş olduğundan  röportajı daha kolay okumak ve paylaşmak bakımından dergide olduğu gibi aynen klavye ile yazarak paylaşıyorum.  İlhan ÖDEN
DERGİDE RÖPORTAJ

ALTMIŞ YILDIR,Evet fasılasız tam altmış yıl aynı fabrikada çalışan bir işçi... Ben dünyanın en mes'ut insanıyım.Hiç bir kaygım yok.Şimdi yetmiş yaşında olduğum halde,buraya ilk girdiğim on yaşımdaki zamanım gibi dipdiri sapsağlam ve neşeli oluşumu da yine bu fabrikaya borçluyum. Müdüründen,memurundan,kapıcısına kadar herkesten memnunum.Burayı kendi evimden fazla seviyorum "Ölümden bile ,beni buradan ayıracak diye korkuyorum" derse artık o fabrikadaki işçi durumu hakkında ne düşünebilirsiniz?
Bunu söyleyen yetmişlik Hidayet Kurun,bir de mukayese yapıyor. -Tam kırk dört sene,Samatya'daki evimden buraya yaya gidip,geldim.Tren yoktu.Otobüs,dolmuş hak-getire ... İlk üç sene yani on üç yaşıma kadar bedava çalıştım.Ondan sonra beş buçuk kuruş gündelik almaya başladım.Bununla geçinmek zorunda idik.Amma yine de yılmadım.Bir de şimdiki halimizi düşünün.Beş buçuk kuruş gündelik iki yüz mislini geçti.Her gün iki tabak sıcak yemekle yarım somun da caba...Başın ağrısa doktor,ayağında Hastalansan hastane hazır...Yılda iki kat işçi elbisesi,birde kıdem zammı,ucuz pamuk,basma,odun... Al alabildiğin kadar... Sinema bile bedava hem de haftada iki defa... Ah genç olup da daha çok seneler burada kalmayacağıma yanıyorum.İşçiliğin böylesine can kurban... Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikasındaki yarısı kadarı kadın iki bin iki yüz işçinin sözcüsü durumundaki ustayı dinlerken ferahlık duymamak imkanı var mı?İsterseniz en gençleriyle konuşun hepsinden duyacağınız hep aynı memnuniyet hep aynı ferahlık veren sözler. -Üç ekip halinde çalışıyoruz.Böylece fabrika gece gündüz faaliyette... Sabahleyin yedide işe girenler yarım saat yemek paydosu yaparak öğleden sonra üçte gidiyorlar.Böylece yedi buçuk saat çalışmış oluyorlar.Diğer ekipler de aynı vaziyette.Bu surette zamanımızı istediğimiz gibi ayarlayarak,ekseri günlerimizde gezmek,eğlenmek imkanı buluyor ve yine fabrikanın spor sahalarında dilediğimiz şekilde spor yapıyoruz. Futbol,boks,güreş ve denizcilikte iyi dereceler aldık.
FABRİKA KAYIKHANESİ
Kayıkhanemiz bile vasıta bakımından denizcilikle meşgul olan kulüplerden daha zengindir diyebiliriz. Yemeklerimiz ise evimizde yediklerimizle mukayese edilemeyecek derece mükemmel.Her mevsimde ancak meyvenin turfandasını bile burada tadıyoruz.İşçi sigortasının yardımından başka,fabrikamızın tam teşekküllü hastanesi daima emrimize amade...Deniz kıyısında oluşu bakımından İstanbul'un en latif manzaralı şifa yurdu olan hastanemizde,dişçisinden tutun operatörüne,röntgenine laboratuvarına ve eczanesine kadar her şey var.Doğum ve ölüm gibi hallerde yardım hazır.Çocuğu olana zam,fazla mesai yapana prim hazır.Ayrıca her sene dörder kilo ucuz parça ile yatak yorgan yapmaya yarar pamuk ve evde ısınmamıza elverişli kilosu iki kuruşa tahta parçaları alıyoruz.
Bütün bunlardan başka müdürümüz bay Şefkati Türkekul'un baba şefkatini unutamayız.Her Cuma öğleden evvel kapısı hepimize açıktır,küçücük bir derdi olan zerre kadar tereddüt etmeden,gider görüşür.Ayrıca işçi mümessillerimiz de haftanın muayyen günlerinde gider,müdürümüzle baş başa vererek baba-evlat gibi konuşurlar. Müesseseye hakim olan bu samimi hava hepimize huzur verdiği gibi hamdolsun bu güne kadar esaslı hiç bir anlaşmazlık hadisesine meydan vermemiştir. Daha başka ne istenir?Doğru karşılıklı sevgi ve saygının hüküm sürdüğü bir fabrikanın,mesut bir yuvadan ne farkı vardır? Hele fabrikayı dolaşırken her işçinin güler yüzünde bu huzur ve ferahlığı sezmemek mümkün değil.
FABRİKA HASTANESİ
Hastane kısmında yatan gençlerden biri."Sigortalı olduğum halde burayı tercih ettim çünkü kendi evim,kendi yuvam sayılır.Hakikaten öyle bakıyorlar,o kadar ki insan kendisini hastanede değil anasının kucağında zannediyor" Derken gözleri yaşarıyordu... Ayrılırken yemekhaneye uğradık.Yine deniz kıyısında Marmara'nın mas mavi sularına nazır bu koskoca salonda,yan yana hepsi de tertemiz masalarda iştah ile yemeklerini yiyen kadın,erkek işçiler arasında bir yaşlıca hatuna sokuldum. "Afiyet olsun,memnun musun halinden? dedim.Önündeki yemekleri göstererek "Buyrun bir lokma da siz alın da memnun olup olmadığımı anlayın,Allah başımızdan eksik etmesin... Her gün tatlısıyla,tuzlusuyla hatta radyosuyla aynı ziyafet... Bir yeyip bin şükür ediyoruz." dedi... Hiç derdiniz,şikayetiniz yok mu? dedim. "Allaha şükür yok,bir çocuk yuvamız noksandı...Hani çocuklu olan kimsesiz kadın işçilerin,çalışırken yavrularını bırakacakları yuva... Amma o da yapılıyor.Yeri hazırlandı...Ondan sonra sağlıktan başka isteyeceğimiz kalır mı? Dedim ya Allah başımızdakileri eksik etmesin...Benim de bir dileğim var buranın bütün fabrikalara örnek olması... Yazan : KANDEMİR

17 Eylül 2016 Cumartesi

SÜMERBANKLI OLMAK FARKLIDIR.


 Bir takvim tam 38 yıl aynı duvarda asılı durabilirmi? Sümerbank takvimiyse durur.Aşağıda fotoğrafı olan bayan ,Hatice Öden Bakkal benim halam olur.Fabrika şeref defterinde takdirnamesi var. Bayram ziyaretine gittiğimde takvimi görüp fotoğrafını çektim. Halam 95 yaşlarında hala genç,güzel ve bakımlı.Maşallah kafası bizden iyi çalışıyor. Sümerbank sevgisi işte böyle bir şey. Allah sağlıklı ömürler versin.

Aslında halam sadece bir örnek,Nazilli'de hatta tüm Türkiye'de evlerde,sandıklarda ,albümlerde 30 yıl önce vefat etmiş Sümerbank'lıların yaka kartları,rozetleri,fabrika içinde düzenlenen ilk yardım,yangın söndürme,meslek kursları,sendika seminer sertifikaları bile durur,kimsenin atmaya eli varmaz.

Birisi nerede çalıştın diye sorduğunda gururla Sümerbank'ta dersin.Soruyu soran kimse bilgili,kültürlü biriyse 
"Hangi kısımda,hangi pozisyonda çalıştın"diye, sorunun devamını getirmez? Çünkü Sümerbank'lı olmak farklıdır,Sümerbank'lı olmak onurdur. Sümerbank işçisi,Atatürk'ün işçisi,Sümerbank memuru,Atatürk'ün memuru,Sümerbank müdürü Atatürk'ün müdürü,amiridir. Verilen görevi hakkıyla yapan,çalışkan her Sümerbank'lı en az fabrika müdürü kadar itibarlıdır. 

Çalıştığı kurumdan emeğinin karşılığını fazlasıyla alacağını bilir,yasalara,sendikal haklara kusursuz ve gecikmesiz riayet edileceğini bilir,başına bir iş gelse kendisine sahip çıkılacağını bilir. Ufak tefek sorunlar dışında huzurla ve güvenle çalışır.Onun için çalıştığın kısmın ve pozisyonun çok önemi yoktur.

Önemi yoktur derken yanlış anlaşılmasın,amirlere,ustalara saygısızlık anlamı çıkmasın,emekli olsak da,20 yıl görmesek de karşılaştığımızda artık görevler bitmiş,astlık,üstlük ortadan kalkmış değildir.Bizde makama saygı mezara kadar bitmez.Ustamız ölünceye kadar ustamız,müdürümüz ölünceye kadar müdürümüzdür. Karşılaştığımızda "Ustam","Şefim","Müdürüm" diye hitap ederiz.Görev icabı istemeden yapılan hatalar, yanlışlıklar geride kalmıştır.Çalışırken pek samimi olmadığımız arkadaşımızla bile yıllar sonra karşılaştığımızda,kardeşimizi görmüş kadar seviniriz.Başka diyarlardaki tanışmadığımız Sümerbank çalışanları arasında bile gizli bir bağ vardır. Sümerbank çalışanlarının çocukları da kendilerini Sümerbank'ın bir parçası olarak görür onlar arasında da aynı gizli bağ vardır.

Sümerbank disiplini,terbiyesi budur,bu disipline uymayanlar Sümerbank içinde barınamazlar,çoğu kendiliğinden başka işlere yönelip ayrılır giderler.

Duvarda asılan eski bir takvim bizi nerelere kadar getirdi. Sümerbank anlatmakla bitmez en iyisi biz devamını başka yazılara bırakıp veda edelim. Sevgi ve Muhabbetle kalın... İlhan Öden.

 

31 Ağustos 2016 Çarşamba

ZARAR buysa ZARAR ettik...

Yukarıdaki 1948 tarihli yerel gazete küpürü Nazilli basma fabrikasının Nazilli' ye yaptığı katkıları belgelemek bakımından oldukça önemli.
Küpürde Nazilliyi tam ortadan ikiye ayırarak geçen Hürriyet caddesinin yapımından bahsediliyor.
Hürriyet caddesinin bir kısmı fabrika tarafından parke taş kaplama yapılmış
Fakat tamamlanamamış. Yeni gelen kaymakamın çabasıyla bayındırlık bakanlığından 15.000 lira alınmış,10.000 lira da Nazilli belediyesi koymuş,fabrika da önceden kalan 5.000 lirayı vermiş. 30.000 lira toplanmış ama bu para yolun tamamlanmasına yetmeyeceğinden yolun tamamlanması için gereken paranın da Sumerbank tarafından karşılanmasına karar verilmiş.
Şehrin ana caddesi yapılıyor,bakanlık 15.000 lira vermiş, Caddeyi yapması gereken belediye 10.000 lira vermiş,caddenin yarısını kendi olanaklarıyla yaptıran Sumerbank basma fabrikası,5000 lira daha veriyor ve toplanan paranin yetmeyen kısmını vermeyi taahhüt ediyor.
Fabrikanın okullarda,resmi binalarda buna benzer bilinmeyen çok katkısı var.
Neymiş efendim,fabrika zarar etmiş, zamanında makineleri yenilememiş...
Koca bir şehir,bakanlık buna benzer projelerle kim bilir kaç defa Nazilli basma fabrikasının kapısını çaldı,avuç açtı...
Nazilli için çalıştık,memleket için çalıştık,bir gün bile  "bize ne" demedik, yaşadığımız yere sırtımızı dönmedik. Kapandığı güne kadar Nazilli'den el çekmedik.Bize uzanan elleri boş döndürmedik,polis okulunun kaloriferi bozuldu biz gittik,sanat okulunun spor salonunun ampullerini biz taktık, hastanenin kıyma makinası bozuldu biz yaptık.
Bunlari yapmak ZARAR ise evet biz...
Zarar ettik

1 Mart 2016 Salı

YOL GÖSTERMEK BİZDEN,UYGULAMAK SİZDEN.

Gıdıgıdı trenimiz yaklaşık 30 yıl sonra yeniden çalıştırıldı,bu biz Sümerbanklılar  için bir rüya idi, Bir rüyamız gerçek oldu. 

Şimdi yeni rüyaları gerçekleştirme zamanı... Mesela,Nazilli basma fabrikasını  açmak, Nazilli basmalarını yeniden basmak. Bu rüyayı birkaç yerde dile getirdiğimde dinleyenlerin hemen olumsuz tepki gösterdiklerini gördüm. Bazı arkadaşlarım makinelerinin büyük bir kısmı çalınmış,15 yıldır kapalı Nazilli basma fabrikasının bir daha asla açılamayacağını bunun gerçekleştirilmesi imkansız bir rüya olduğunu söylediler. Nazilli basma fabrikasının tekrar basma  üretimi yapmasının aslında zannettikleri kadar zor olmadığını anlattığımda büyük bir kısmının düşüncelerini değiştirmeyi başardım. Umarım bu yazımda anlatacaklarımla,Nazilli için güzel şeyler yapmak isteyen yöneticilerimizin, düşüncelerini de değiştirmeyi başarırım.

 Nazilli basma fabrikası 2003 yılında Adnan Menderes Üniversitesine devredildi.2005 yılında yapılan bir protokolle fabrika çalıştırılmak üzere "Gemi parçalamak" işiyle uğraşan bir şirkete verildi.Şirket fabrika alanı içinde koruma altında olmayan hurda sınıfından satılabilecek ne varsa her şeyi  kesip,parçalayıp götürdü sonrada fabrikayı olaylardan habersiz tekstil işiyle uğraşan başka şahıslara devredip kaçıp gitti. Olay mahkemeye intikal ettiyse de devir teslim işleminde tutanak yapılmadığı için makinaların ne zaman ve kim tarafından götürüldüğü tahmin edilmesine rağmen ,tespit edilemediğinden şu ana kadar yargıdan bir sonuç alınamadı. Bu olayda en çok fabrikamızın İplik ve Dokuma ünitesi zarar gördü.Elektrik trafolarını ve makinalarının büyük bir bölümünü kaybederek çalışamaz hale getirildiler.

 Basma kısmı ise makinelerinin SİT korumasında olması sayesinde az bir kayıpla kurtuldu. Benim "Nazilli basması yeniden" projemde,enerji santralı ,atölyeler ve  fabrikanın bu bölümleri yer almıyor. Fabrikanın kurulduğu yıllarda olmazsa olmaz olan bu üniteler çevrede tekstil sektörünün gelişmesiyle eski önemini kaybetti. Fabrikamızın en çok işçi çalıştıran bu bölümlerini yeni projede kullanmayı gereksiz görüyorum. Enerji santralı 1980 yıllarından beri elektrik üretiminde kullanılmıyor,sadece buhar için bazen bir bazen iki kazanla (eski sistem olduğu için) düşük verimle çalışıyordu. Şimdi daha küçük daha güçlü sistemler var. Eskiden çok gerekli olan atölyeleri de çalıştırmaya da gerek yok şu anda Nazilli çevresinde  makine sanayi oldukça gelişmiş durumda gerektiğinde makine parçaları rahatlıkla dışarıda yaptırılabilir. Dokuma işlemi yapmayacağımız için bize iplik de gerekmiyor, dolayısıyla pamuğun ipliğe dönüşmesinden başlayarak aradaki diğer yardımcı işletmelere,dokumaya ve dokuma sonrası kumaşa yapılacak işlemlere de gerek yok.

Denizli,Babadağ,Buldan,Kızılcabölük gibi tekstil ve özellikle dokumacılığın ileri olduğu yerlerden istediğimiz kalite,ebat ve örgüde hazır dokunmuş kumaş alabiliriz. Düşündüğüm yeni sistemde basmahanede koruma altında bulunan eski makinaları da kullanmayı düşünmüyorum. (Eski basma makinalarının büyük bölümü fabrikamızın son dönemlerinde zaten kullanılmıyordu.)

Onu kullanma ,bunu kullanma neyi kullanacaksın kardeşim?diyenlerin sesini duyar gibiyim. Azıcık daha sabredin şimdi tam o kısmı anlatıyorum.

Bize "Yeniden Nazilli basması" için en gerekli makina,hırsızların gazabından kurtulan ROTASYON BASKI MAKİNASI bu makina dünyada halen kullanılan teknolojik sisteme ve özelliklere sahip güzel makina , desen baskı silindirlerinin büyük bölümü ve yardımcı techizatla birlikte şu anda sonradan yapılan yeni gravür dairesinde sapasağlam duruyor.

 ROTASYON BASKI MAKİNESİ
Rotasyon baskı ve baskı sonrası terbiye işlemlerinde kullanılacak birkaç makine,buhar için küçük bir kazan ve 10-15 personel ile(öğrenci uygulamaları ile bu sayı daha da aşağı çekile bilir)  Nazilli Basması yeniden üretilmeye başlanabilir. Başlangıçta eski Sümerbank gravür çalışanlarından yardım alınabilir. Baskı sonrası terbiye işlemlerinde kullanılan makinelerin de şu anda basmahane dairesinde kullanılır durumda olduğunu tahmin ediyorum. Eğer  gerekiyorsa da ,küçük bir maliyetle yenilene bilirler. (masraflar için koruma altında olmayan,hırsızların bıraktığı 100 kadar dokuma tezgahı satılabilir) 

Bugün ülkemizde tekstil sektörü gelişmiş durumda. Rotasyon makinelerinde kullanılan desen silindirlerinin imalatı yapılıyor bunun için eleman çalıştırmaya gerek yok. Eldeki desenler ve desen arşivimizde eski sistemle basılan desenler yeni sisteme uyarlanarak kullanılabilirler.

 Fabrika alanındaki ADÜ. Meslek yüksek okulunda Desen tasarımı ve baskı sistemleri üzerine yeni bir bölüm açılarak bu proje daha verimli ve daha işlevsel hale getirilebilir. Bunlar benim düşündüklerim,proje için başka güzel şeyler de bulunup geliştirilebilir. Bana göre Nazilli basmasını hayata geçirmek için hiçbir engel yok.Belki eskisi gibi büyük çapta üretim yapamayız,Belki çok karlı bir işletme olmaz ama dünyaca ünlü Nazilli basmalarını tekrar Nazilliye kazandırmak bu kadar kolay iken denemeye değer olduğunu düşünüyorum. İlhan ÖDEN

NOT: Madem yazdım,bu projenin kafamda canlanmasına yardımcı olan olayı da yazayım. 2015 Kasım ayında İzmir Ekonomi üniversitesi Güzel sanatlar ve Tasarım fakültesi Moda ve Tekstil bölümü,İzmir Sümerbank Halkapınar basma fabrikası yıkıntıları arasından buldukları el kadar Sümerbank kumaşlarından desen çıkarıp,serigrafi yöntemiyle desenleri kumaşlara aktardılar.Bu kumaşlardan diktikleri elbiseleri İzmir Adnan Saygun sanat galerisinde sergilediler. 


İzmir Sümerbank'tan onlara belki bizim elimizdeki kadar geniş bir arşiv kalmamıştı ve bugün sahip olduğumuz imkanlara sahip değildiler ama onlarda bizde olmayan ,çalışma ve başarma azmi vardı. Zorlukları aşarak İzmir Sümerbank Basma fabrikası desen arşivini sanal ortama taşımayı başardılar.

 
Artık,Nazillinin değerlerine sahip çıkmasının,Adnan Menderes Üniversitesinin de elindeki hazinenin farkına varmasının zamanının geldiğini düşünüyorum.Yarıda kalan desen arşivi çalışmaları bir an önce tamamlanmalı,Nazilli Sümerbank basma fabrikası müzesi açılmalı,gelen ziyaretçilerin satın alabilecekleri Nazilli basmalarının üretimine başlanmalı.