atatürkün emaneti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atatürkün emaneti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2013 Pazar

Yeni yılda,yeni umutlar.

Nazilli Sümerbank adına vaatlerle  başlayan ama olumlu hiçbir şey yapılmayan koca bir yılı daha bitti.

Nazilli Sümerbank müzesi projesi  beklemede.


Nazilli Basma fabrikası adının tekrar yazılmasıyla ilgili paylaşımlarımızı görüp "ilgileneceğim" sözünü veren belediye başkanımız Haluk Alıcık'dan henüz olumlu bir haber alamadık.
 

Aydın İl genel meclisinin karar alıp  bütçe ayırdığı "Gıdı gıdı trenini kurtarma" projesi "fos çıktı".

Fabrikamızın tüm binaları çürüyor,dökülüyor daha önceki yıllarda yapılan ufak tefek tamiratlar da artık yapılmaz oldu.

Atatürk'ün Nazilli'ye gelişi ve Nazilli basma fabrikasını açma yıldönümü törenlerine her yıl katılan "çok güvendiğimiz  politikacılar" bu yıl başka ziyaretlere katılmayı tercih ettiler.

Özellikle yerel basının yazacak bir şeyler bulamadığında ortaya salladığı "Nazilli basma fabrikası yeniden açılacak" ,"Gıdı gıdı treni tekrar çalışacak" haberleri bile artık görülmez oldu.
 
2013 yılı Nazilli Sümerbank "hatırasını koruma" adına kötü bir yıldı.

Öyle ki, yetkililerin ilgisizliği karşısında , tasarladığım Nazilli Sümerbankla ilgili bazı güzel projeleri bile sizlerle paylaşma arzum kalmadı.

Nazilli nüfusunun yarısının boğazından  Sümerbank ekmeği geçmiştir. Bu insanların "anılara sahip çıkılması ve Atanın mirasının unutulmaması" dışında hiç bir beklentileri yok.


İnşallah 2014 bu yıl kadar kötü olmaz.
Umarım yeni yıl yeni umutlar,Nazilli Sümerbanklıların istekleriyle  ilgilenecek duyarlı kişiler ve şartlar getirir. 

Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

16 Mayıs 2013 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERBANK yazın Mezar Taşıma...

Fabrikamız 2002 yılında kapatılıp,Aydın Adnan Menderes Üniversitesine devredildi.Yapılacak başka bir şey yokmuş gibi ilk iş olarak fabrikamızın giriş kapısındaki "Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası" yazısı sökülüp yerine ADÜ Sümer kampüsü yazısı yazıldı.Üniversitenin kendi adını kapıya yazmasına kimse karşı çıkmaz ama Atatürk'ün açmak için Nazilliye kadar geldiği,Nazilli ekonomisini yıllarca ayakta tutan,19000 Nazilli'linin ekmek parası kazandığı,şehrimizin güzelliği ve büyüklüğü ile pek çok vilayetten daha iyi durumda olmasına katkı sağlamış,Venezuella da bile örnek alınıp benzeri yapılmış fabrikamızın bir plaketlede olsa isminin kapıda yazması gerekmez mi?

 
Bir insan bile vefat ettiğinde gömülüp baş ucundaki mezar taşına ismi yazılırken , Nazilli Basma fabrikasının ambarları, tuvaletlerini bile SİT alanı ilan edip korumaya alınırken "ismini" korumak neden kimsenin aklına gelmez?

Nazilli geçmişinde önemli yeri olan "Nazilli Basmaları" markasıyla tüm yurtta hatta dünyada Nazilli ismini duyuran bu büyük kuruluşa hiç mi vefa borcumuz yok.


Sümerbank lojmanlarında doğmuş büyümüş,evine ekmek götürmüş bir Sümerbank mensubu Nazilli'li olarak Nazilli Basma Fabrikası isminin bu kadar kolay unutulmasını kabul etmiyorum.

Gönlüm nizamiye kapısına,uygun büyüklükte yazılmasından yana. Bu mümkün olmazsa Hürriyet caddesinin  fabrika müdüriyet binasının karşısına gelecek ve iki taraftan da yoldan geçenlerin rahatça okuyabilecekleri,trafik akışına zarar vermeyecek yükseklikte ve büyüklükte bir pano hazırlanıp yerleştirilmesinden yana.
FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Şekli  örnek olması için ve sığdırmak için basitçe çizdim.Eğer sesimi duyup çağrımı olumlu bulurlarsa Nazilli'mizi yönetenler nasıl yapılacağına karar verirler.

Umarım yazımı sayın belediye başkanımız Haluk Alıcık bir dilekçe olarak kabul eder. Nazilli şehitlerinin isimlerini, parklara,düğün salonlarına,pazar yerlerine vererek gösterdiği vefa örneğini Nazilliye yaptığı katkıların saymakla bitmeyecek bu tarihi kuruma da gösterir.Yazımı kendisine ulaştırmaya çalışacağım.Bu konuda kendisine benden daha , yakın boğazından Sümerbank ekmeği geçmiş , yüreğinde Sümerbank sevgisi taşıyan tüm duyarlı arkadaşlardan yardım bekliyorum.
 
Cumhuriyet döneminin en önemli projelerinden biri olan Tarihi değere ve öneme sahip Nazilli Basma fabrikası bu kadar kolay unutulmamalı. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

Not: Aşağıya fabrikamızla aynı dönemlerde yapılıp,aynı dönemlerde kapanan Kayseri Sümerbank fabrikasının nizamiye kapısının fotoğrafını koyuyorum.


Kayseri Sümerbank Fabrikası bugün AGÜ olarak (Abdullah Gül Üniversitesi) Türkiyenin en iyi üniversitesi olma yolunda ilerliyor. ve görüldüğü gibi hala Sümerbank logosu anahtarlar fabrika kapısı üzerinde duruyor.  Bizim adımız,logolarımız niye kaldırıldı ?

7 Ekim 2012 Pazar

ATATÜRK, NAZİLLİ BASMA FABRİKASINI AÇIYOR.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI AÇILIŞ TÖRENİ 


9 Ekim 1937 Pazar günü,Ulu önder Atatürk'ün, Nazilli'ye gelerek açılışını yaptığı,Nazilli Basma Fabrikasının açılış töreninde çekilen orjinal fotoğraflardan yaptığım özel bir video.

23 Eylül 2012 Pazar

Ayakkabıları parçalanan mühendis. İvan KOMZİN

Nazilli Basma Fabrikası.,Atatürk ve genç cumhuriyetin en önem verdiği projelerden biriydi. Atatürk bu proje ile en başından beri bizzat ilgilenmiş, konuyu yakından ve gerektiğinde müdahaleler ederek takip etmiştir. Yine bu projeler için devletin tüm imkânları seferber edilmiş ülkenin en iyi mühendisleri, bilim adamları görevlendirilmiş, en başarılı gençler, öğrenciler, projelerin başarısı için Rusya ve Türkiye de açılan okullara, kurslara gönderilmiştir. Başarıda payı olan kişiler devlet yönetimi içerisinde daha üst düzey görevlerle ödüllendirilmişlerdir.

 Örnek vermek gerekirse o dönemin Sümerbank genel müdürü Nurullah Esat Sümer. Daha sonra İMF de Türkiye temsilciliği, milletvekilliği, senatör, daha sonra devlet ve maliye bakanlığı yapmıştır.

 Ortak projenin SCCP. tarafı da Türkiye gibi projenin başarısına çok önem vermiş ülkenin en değerli, bilgili, istikbal vaat eden teknisyenlerini, bilim adamlarını, mühendislerini ve eğitmenlerini Türkiye’ye göndermiş fabrika binalarının inşasını, makina parklarının kurulmasını, çalışacak elemanların yetiştirilmesini fabrika arazi seçiminden başlayan fabrikaların verimli çalışması sağlanıncaya kadarki dönemde fabrika alanlarında kalarak yakından takip etmişlerdir.

Bu uzmanlardan Kayseri ve Nazilli fabrikası projelerini çizen o dönemin en başarılı Rus mimarı İvan Sergeyeviç Nikolaev ile ilgili paylaşımımı eserlerinden örnek vererek bu sayfalarda daha önce yapmıştım.O yazım, şimdiye kadar Türkiye’de konuyla ilgili yazılmış ilk yazıydı.
http://sumerbank.blogspot.com/2010/10/fabrika-yapan-adam.html

Bu yazımda da Kayseri ve Nazilli Fabrikalarının mekanik sistemlerinin ve fabrikaların üretime geçme çalışmalarının başındaki Rus uzman İvan Komzin ‘den bahsedeceğim.

İvan KOMZİN

Komzin ile ilgili ilk paylaşım, 12 Mayıs 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde sayın Mehmet Perinçek tarafından, ülkesine gönderdiği mektuplar üzerinden yapıldı. O mektuplarda Komzin,Atatürk ile  diyaloglarını anlatılıyor. Sayın Perinçek'in yazısını bu paylaşımımın sonuna ekleyeceğim. Dilerseniz  oradan okuyabilirsiniz.

 Ben bugün sizlere İvan Komzin’i kısaca tanıtıp, fabrikamızın açılış töreni ve açılış balosu sırasında çekilen fotoğraflara giren (bu güne kadar kimsenin fark edemediği) İvan Komzin’i göstereceğim. 

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Açılış balosunda fabrika müdürü Fazlı Turga ve İvan Komzin


İvan Komzin 29 Haziran 1905 tarihinde Rusya’nın Vasilyevo köyünde doğmuş bir halk çocuğudur. 1926 yılında mühendislik eğitimini tamamladı ,Almanya'ya yüksek eğitime gönderildi. Türkiye de görevlendirildiğinde görevi büyük bir sevinçle kabul etti,Projelerin başarılı olmasında çok büyük pay sahibi olması sebebiyle Rusya ya dönüşünde “Ağır inşaat makineleri halk komiserliğine atandı (1938). Daha sonra ülkesinde Volga hidroelektrik santralı inşaatında görevlendirildi. 1941 yılında askeri mühendis olarak orduya katıldı.Tümgeneral rütbesine kadar yükseldi. 1959 yılında Mısır da Nil nehri üzerine yapılan Asuhan barajını inşa eden organizasyonun başına getirilmesi Komzin‘in ne kadar önemli bir uzman mühendis, Nazilli ve Kayseri fabrikalarının ne kadar önemli projeler olduğunu gösteren başka bir örnektir.





FOTOĞRAFLARDA ATATÜRK ve İVAN KOMZİN


Görevini masa başından değil bizzat araziye giderek yapmayı tercih eden ve çok yürümesi sebebiyle 47 numara ayakkabılarını iki haftada parçalanacak derecede eskiten Komzin için mahkûmların özel ayakkabı hazırlamaları onun çalışkanlığını gösteren en güzel örnektir.

Mısır'dan "Mavi Nil", Rusya’dan en yüksek nişanları alan, İvan Komzin 1983 yılında Moskova da hayata veda etti. Rusya da bir parka heykeli dikildi.

 Ivan Komzin  Togliatti-Russia

 Bu büyük uzman mühendis ve örnek insanı saygıyla anıyoruz. Sayın Mehmet Perinçek‘in İvan Komzin’in mektuplarını ve Atatürk ile ilgili anılarını anlattığı yazısını aşağıdan okuyabilirsiniz. Muhabbetle kalın.      lhan ÖDEN 
  
----------------------------------------------------------------------------------------
 Sovyet mühendisin anılarında Atatürk!

Bayrağını kendi fabrikanda dikmek! 23 Nisan’la 19 Mayıs’ın ortasındayız. Bu günlerin simgelediği ulusal egemenlik ve bağımsızlığın olmazsa olmazı milli bir ekonomi inşa etmekti. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, bu hedefin en önemli adımı oldu. Sümerbank Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikaları, bu plan çerçevesinde SSCB’den alınan krediyle ve Sovyet uzmanlarının içinde bulunduğu çalışma sonucunda kuruldu. Bu çalışmada yer alan önemli isimlerden biri de Rus mühendis İ. V. Komzin’di. Sovyet devleti adına yurtdışında birçok projede görev yapan Komzin’in anıları 1973 yılında Moskova’da basılır. (İ. V. Komzin, Ya Veryu V Meçtu, İzdatelstvo Politiçeskoy Literatur ı, Moskva, 1973) Komzin, anılarında Türkiye günlerine ve fotoğraflarına da yer verir. Komzin, Türkiye’ye görevlendirilmesini sevinçle karşılamıştır. Artık masa başında çok oturmayacaktır. Rus mühendis, kendine has bu ülkede birçok ilginç şey gördüğünü ifade eder.

“Büyük devlet bilgeliği gösteren Atatürk!”

Ama aklında en fazla kalan anısı, Almanya’da Hitler’in iktidara geldiği, Japonya ve İtalya’da faşistlerin Naziler gibi Sovyet karşıtlığını ateşlediği gergin uluslararası ortamda büyük devlet bilgeliği gösteren Mustafa Kemal Atatürk’le buluşmasıdır. Rus uzmanın ifadesiyle Atatürk, o zor günlerde SSCB’yle dostluk ilişkilerini ısrarla desteklemiştir.

İvan Komzin fabrika inşaatında.

Ankara’ya geldiğinin ertesi günü Atatürk, Sovyet Büyükelçiliği aracılığıyla tanışmak ve görüşmek için Komzin’i Çankaya’ya davet eder. Komzin, karşısında düşünceli ve dikkatli bakışları olan ellili yaşlarda bir adam bulur. Atatürk’ün ilk sözleri şöyle olur: “Bu fabrikaların yapımına büyük önem veriyoruz. Kayseri ve Nazilli’de inşa edileceklerin Türkiye ekonomisine iyi tesir edeceğine ve kendi milli kadrolarımızı yaratacağına inanmak istiyorum.” Sovyet uzman da buna benzer bir bakış açısını dile getirir ve sözlerini rakamlarla destekler. Bütün meseleleri görüştükten sonra Atatürk, Komzin’i elini sıkarak uğurlar, bütün inşaatçılara en iyi dileklerini iletmesini rica eder ve ekler:





“İnşaatla ilgili iyi haberleri bekleyeceğim...” “Hiçbir teknik sırrımız yoktu!”
Komzin, anılarında Rus ve Türklerin ortak çalışmasının başından son güne kadar çok dostça geçtiğini, ilişkilerin ise en samimi şekle dönüştüğünü ifade eder: “Türk meslektaşlarımızdan sakladığımız hiçbir teknik sırrımız yoktu. Her birinin başarısına bütün içtenliğimizle sevinerek açık kalplilikle onlara bilgi ve tecrübelerimizi aktardık.” Çalışmalar sırasında karşılaşılan en önemli engel dil sorunu olmuştur. Sovyet uzmanların, monte edilirken makinelerin nasıl kullanılacağı ve tamir edileceği hakkında bilgiler vermesinde tercümanlar yeterli olmaz. Bunun üzerine özellikle teknik terimleri kapsayan bir Türkçe-Rusça sözlük hazırlarlar. Komzin, bu sözlüğün kendilerine çok zaman kazandırdığını belirtir. Ruslar ve Türkler, bu sözlüğü hemen benimsemişlerdir. Komzin’in ifadesiyle inşaat ilerledikçe binlerce Türk, artık kalifiye işçi, usta ve tekniker olmuştur. Türk uzmanları yetiştiren Rus mühendis, onları gayretle ve inatla öğrenen, sade ve çok çalışkan insanlar olarak hatırlamaktadır.

 “İzmir’i bırakıp geldim!”
Komzin, buna dair bir anısını da aktarır. Nazilli’deki fabrikanın üretime geçmesinden kısa bir süre önce atölyelerden birini teftiş ederken birden yanına kısa boylu, zayıf biri gelir. “- Basit bir işçiye bir iki dakika ayırabilir misiniz, beyefendi (son kelimeyi kiril harfleriyle Türkçe yazmıştır.-MP)? - Lütfen, buyurun... Bir ricanız veya sorunuz mu var? - Hayır, hayır beyefendi. Sadece mutluluğumu dile getirmek istedim. Ne de olsa yakında fabrika çal ışmaya başlıyor. Biz Türkler için bu, gerçek bir bayram! Ve birçokları için yeni, ilginç bir yaşam. Benim için de. Nazilli’de tekstil fabrikasının yapıldığını öğrenir öğrenmez düşünmeden postacılığı ve dedelerimin, atalarımın yaşadığı İzmir’i bıraktım. Başlarda kazı işçisi, hamal olarak çalıştım. Geçti gitti. Çok daha önemli olan şimdi kendimi nasıl hissettiğim...” Bu sözlerinin ardından işçinin gözleri neşeyle parlar ve gururla elindeki kâğıdı Komzin’e gösterir. Kâğıt, Selim Cevat’ın tesviyeci uzmanlığını aldığına dair sertifikadır. Sonra şöyle devam eder: “Bunun için her şeyden önce siz Ruslara teşekkür etmem lazım. Öğretmenim iyiydi. Yoldaş (kiril harfleriyle Türkçe yazılmıştır-MP) Kurilov bana kardeşi gibi davrandı.” Selim Cevat, sohbet esnasında tercümana sözlerini eksiksiz bire bir çevirmesini ister edasıyla bakmıştır. İşçinin son sorusu ise Kemal Paşa’nın açılışa geleceğinin doğru olup olmadığıdır. Komzin, Atatürk’ün davet edildiğini ama gelmesinin kesinlik kazanmadığını bildiğinden yuvarlak bir cevap verir: “Umuyoruz. Ama her halükarda bu söylenti temelsiz değil.” İşçinin esmer yüzü, gülümsemeyle kaplanır.

Atatürk’e verilen albüm!
Açılıştan birkaç gün önce Atatürk’ün geleceği haberi ulaşır. Fabrikanın müdürü Fazlı Bey, aralarında Komzin’in de olduğu mühendis grubuna karşılama töreniyle ilgili fikirlerini sorar. Birçok öneri yapılır. Ancak bir tanesi herkes tarafından benimsenir. Fabrikanın üreteceği ve üretmeye başladığı kumaşlardan bir albüm hazırlanacaktır. Kumaşlar, müdürün masasının üzerinde durmaktadır. Mühendislerden biri, “Cumhurreisin bu gökkuşağına bakmak hoşuna gidecektir” der. Bunun üzerine sanatçılara danışılarak 17 çeşit kumaştan oluşan maroken ciltli milli motiflerle süslenmiş Türkçe ve Rusça hitap yazısıyla bir albüm hazırlanır. Atatürk’e verilecek bu hediye bir gecede yetiştirilir.

Atatürk’ün sessiz konuşması!
Tören günü (9 Ekim 1937) binlerce kişi toplanır. Komzin’in anlatımıyla kalabalık hep bir ağızdan “Atatürk” diye slogan atmaktadır. Fabrikanın stadında yapılan törendeki ilk konuşmayı Fazlı Bey yapar. Albümü Celal Bayar’ ın eliyle Atatürk’e verirler. Atatürk, yavaş yavaş sayfalarını çevirmiş ve kumaşları dikkatlice incelemiştir. Beğendiği yüz ifadesinden anlaşılmaktadır. Daha sonra Atatürk, ayağa kalkar ve sayfalar ı teker teker kalabalığa gösterir. Kalabal ık, coşkuyla Atatürk’ün her hareketini izlemektedir. Atatürk, son sayfaya geldiğinde bayrak rengi kumaşı dudaklarına götürür. Bunun üzerine büyük bir alkış kopmuş ve bağırışlar duyulmuştur. Komzin, Atatürk’ün böylece tek kelime söylemeden kalabalığı coşturan parlak bir konuşma yaptığını ifade eder. Komzin’e göre Atatürk, sanki bu hareketiyle Türkiye’nin artık kendi bayrağını kendi toprağında yetişen pamuğuyla kendi fabrikasında kendi dikeceğini ifade etmiştir.
Not: Komzin, yaklaşık 40 sene sonra kitabında bu anısını aktarırken karıştırarak Nazilli yerine Kayseri yazmıştır. Atatürk’ün katıldığı açılış Nazilli fabrikasındaki törendir. Komzin’in anılarını bu hatayı düzelterek aktardık.

Atatürk’ü şaşırtan dokuma tezgâhı!
Nazilli fabrikasının açılışı, Sovyetler’in resmi yazışmalarına da yansımıştır. Tekstil fabrikalarının inşaatı için kurulan “Turkstroy” isimli Sovyet kuruluşunun başmühendis yardımcısı, SSCB’nin Türkiye’deki maslahatgüzarına konuyla ilgili 14 Ekim 1937 tarihli bir mektup göndermiştir. Nazilli’den yazılan mektubun aslı, Dışişleri Bakanlığı’nın arşivi olan Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi’nde (AVPRF) fond 194, liste 16, klasör 9, dosya 20, yaprak 15-17 numaralarıyla saklanmaktadır. Mektupta anlatıldığına göre Komzin’in bahsettiği mitingden ve işçilerin geçit töreninden sonra Sovyet yetkililer Atatürk’e takdim edilmiştir. Atatürk, hepsinin elini sıkarak Sovyet kolektifine teşekkürlerini iletmelerini ister. Daha sonra işbaşına çağıran uzun bir siren sesi duyulur. Atatürk, bakanlarıyla birlikte altın bir anahtarla fabrikayı açar. Sovyet yetkilinin ifadesiyle Atatürk ve bakanlar, memnun bir şekilde fabrikadaki makinelerin nasıl çalıştığının ayrıntılarıyla ilgilenirler. İsmet İnönü ise SSCB’de bu makineleri üreten fabrikaları ve daha önceden gördüğü Kayseri fabrikasındaki makinelerle Nazilli’dekilerin farkını sormuştur. Atatürk de fabrikayı gezdikten sonra birçok soru yöneltmiş, coşkusunu ve şaşkınlığını dile getirmiştir. Atatürk’ü ve bakanları özellikle otomatik dokuma tezgâhı hayrete düşürmüştür. Atatürk, fabrikadan çıkarken İsmet İnönü’yü durdurup kulağına doğru “Mükemmel. Büyük fabrika. Mükemmel makineler. Kayseri’deki de böyle mi?” diye sorar. İnönü, “Evet. Gidip Kayseri fabrikasını da görelim” cevabını verir. Atatürk, fabrikanın farklı bölümlerini de gezdikten sonra Sovyet yetkililere tekrar teşekkür eder. Yorulduğu gözlenen Atatürk, ardından arabasına binip trenine gider. Sovyet mühendis, fabrikanın Atatürk ve bakanlar üzerinde çok büyük etki yarattığını belirterek mektubuna son verir. Mehmet PERİNÇEK - 12 Mayıs 2012 - Aydınlık

17 Ağustos 2012 Cuma

Temel Atma Töreni yıldönümü anısına (25 Ağustos 1935)

25 Ağustos 1935,  İktisat vekili Celal BAYAR tarafından Nazilli basma fabrikasının temel atma töreninin yapıldığı gün.

Nazilli Basma Fabrikası tarihinde,ulu önder Atatürk'ün bizzat gelerek Fabrikamızı altın anahtarla açtığı 9 Ekim 1937 tarihi gibi önemli günlerden biri..

Elimizde açılış günüyle ilgili video kayıtları,anı yazıları ve çok sayıda fotoğraf olmasına rağmen maalesef temel atma töreniyle ilgili ,törene katılan büyüklerimizin anlattıkları ve internette yer alan birkaç kısa yazı dışında yeterli bilgi yok.

Yazımı, sene-i devriyesinde muhteşem açılış merasiminin gölgesinde kalmış bu önemli güne ayırdım.

Temel atma törenine katılan fakat bir kaç ay önce ebediyyete uğurladığımız, rahmetli Kadriye DİNÇKOL "Aşağı Nazilli'ye ilk defa gitmiştim, çevreden gelenlerle birlikte müthiş bir kalabalık vardı,her yerden su fışkırıyordu ." diye o günü anlatmıştı.

Araştırmalarım sonucunda ulaştığım, o gün ile ilgili daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış,belgesel nitelikte bir fotoğraf ve  İktisat Vekili Mahmut Celal BAYAR'ın tören sırasında yaptığı konuşmayı tam metniyle sunarak fabrikamız tarihindeki bu önemli günün yıldönümünde,Nazilli'ye ve ülkemize bu muhteşem eserleri kazandıran başta ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları olmak üzere,onlara inan,güvenen destek olan tüm büyüklerimizi şükran ve saygıyla anıyoruz.     İlhan ÖDEN

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Temel atma töreni sonrası verilen yemek (Nazilli 1935)

Fotoğrafta tam karşıda,ortada  masabaşında oturan kişi Celal BAYAR,bize en yakın arkası dönük kişi, ilk fabrika müdürü Fazlı TURGA ,digerleri Nazilli'nin ileri gelenleri ve protokol.
Fotoğrafın arkasındaki bilgi yazısı.

SÜMERBANK'IN NAZİLLİ KOMBİNASININ TEMEL ATMA TÖRENİNDE EKONOMİ BAKANİ CELÂL BAYAR'IN KONUŞMASI

Nazilli basma fabrikası, sanayi programının Kayserimden sonraki büyük dokuma yatırımıdır. Bayar, bu yatırımın düşük fiyatlı hammaddeyi değerlendirirken ülkeye önemli bir sanayi kuruluşu kazandırdığını belirtiyor. Sanayi programının iki niteliğini Bayar burada da vurguluyor: Birincisi, tarımla sanayinin birbirini bütünleyici niteliğidir. Hammadde sanayi ile değer kazanırken, sanayi de tarım nüfusuna hem istihdam olanağı açmakta, hem de tüketim malı sunmaktadır. İkincisi, böyle bir yatırımın liberalizm ile gerçekleşemeyeceğidir: Liberalizm, köylü için ürününün (hammaddenin) düşük fiyattan pazara çıkarılması ve hiçbir özel girişimcinin böyle bir yatırımı yapmaya yanaşmaması demektir. Bayar, büyük ölçekli yatırımcılığın ancak devletçilikle gerçekleştirilebileceğini söylüyor. Nazilli fabrikası iki yılda tamamlanacaktır.

25.8.1935

Nazilli kombinası sanayi programımızda çok ehemmiyetli yer alan büyük bir endüstri müessesesidir. Bakırköy bez fabrikasında ve bugün bütün dünya itibariyle mükemmel bir eser olan Kayseri ve Ereğli Kombinalarından sonra sıra buraya geldi. Buradaki kombina Türklerin ilk defa kuracakları basma fabrikası olacaktır. Fabrikamız yalnız Balkanlar bakımından değil, belki Avrupa bakımından da mukayese ettiğimiz zaman küçük sayılamayacak bir eserdir. Fakat, teknik itibariyle bütün dünya ile boy ölçüşebilecek mükemmeliyettedir. Bunu bittiği zaman güzel eserleriyle de göreceksiniz. Fabrikamız,1937 senesi iptidasında bitmiş olacaktır.

Bu fabrikaya beş milyon lira sarf edeceğiz. Günde iki bin beş yüz amele çalışacakta. Her sene on beş bin balya pamuk alınacaktır. Senelik istihsalâtı 20 milyon metre olacaktır. Zannederim ki, buna küçük bir eser denilemez. Fabrikanın teknik itibariyle mükemmeliyetini söylerken şunu da ilâve edeyim ki, Türk - Sovyet dostluğu Sovyet tekniği ile elele kuvvetlenmiş birbirlerini tekâmül ettirmiştir. Kayseri'de, yine bu cümleden olarak bütün cihan itibariyle tetkike şayan mükemmel bir eser vücuda gelmiştir. Buradaki belki ondan daha iyi olacaktır. Tarih seyrini asla değiştiremez. Tarih, Türk ve Sovyet dostluğunu, kara günlerinin bir hâdisesi, bir şah eseri olarak kaydetmiştir. Biz, bunu unutmuyoruz ve unutmayacağız. Bunu huzurunuzda hulûs ile tekrar ediyorum. Gördüm ki, Sovyet memleketinin her tarafında Türk dostluğu herkesin kulağına erişmiş halka mal olmuştur. Sizin aranızda ayni dostluğun canlılıklarını görerek cidden bahtiyar oluyorum. Biz endüstriyi büyük ziraatın yardımcısı olarak kuruyoruz.

Ben Serbest Fırka vakalarından sonra Nazilli'ye gelmiş idim. O vakit, bana mahsulün para etmediğinden bahsettiniz. O vakit, liberalizm denilen iktisadî sistem bilinerek bilinmeyerek münakaşa ediliyordu. O zaman size "mahsulü dışarıya satmak müşkildir" dedim. Fabrika yapmak lüzumuna işaret ettim. "Bu fabrikayı kendi vesaitinizle kurabilir misiniz?" dedim. Bunun cevabı menfi oldu. "Memleketin başka yerlerindekiler gelip de sizin ihtiyacımız için bu fabrikayı kurarlar mı?" dedim. Bittabi, bu büsbütün imkânsızdır. Bu büyük işi, ancak devlet eline alıp bir gün Nazilli'ye gelir, fabrikayı kurar, pamuklarımızı alır. Bunun adına Devletçilik derler. Böyle bir Devletçiliğin taraftarı mısınız? (Kurbanıyız sesleri). 
O vakit de bana ayni şeyi söylemiştiniz. Bu fabrikanın bu kadar yakın bir zamanda kurulacağını tahmin etmemiştim. Türk ulusu dünyanın herhangi bir ulusu ile her sahada boy ölçüşmeye muktedirdir.Türk neslinin bir şans eseri olarak o kadar büyük bir reisi vardır ki, onun rehberliği altında yapılamayacak hiç biı şey yoktur. Türk milleti için Atatürk'ü sevmek daima bir ibadettir. Bir Hükümet reisimiz vardır. Biliyorsunuz ki, adı İnönü kahramanı, Lozan kahramanı, İsmet İnönü. Bu iki yerin ismini bir arada söylemekteki maksadım şudur ki, İsmet İnönü harp cephelerinde olduğu kadar bütün cihan diplomatları muvacehesinde de zekâ, irfan ve kabiliyetle muvaffak olmuş, bize Lozan muahedesi gibi bir şaheser hediye etmiştir. Saltanat idaresi sizi düşünmedi. Cumhuriyet rejimi sizin Rejiminizdir.  Bütün düşünceleri ancak sizin içindir. Milletin ikbal ve saadeti içindir. Sümer Bankın yaptığı iş herkesin menfaatinedir. Burada kurulacak olan fabrika kimsenin ekmeğini elinden almayacaktır. Civarda el sanayii ile çalışanlar vardır. Onlara yardım edeceğiz, kendilerine mükemmel boyanmış iplik vereceğiz ve satışlarına yardım edeceğiz. Arzu ettikleri kadar bu müesseseye amele de verebilirler. Çok geçmeyecek burada bir mamure yükselecektir.

Celal BAYAR'ın konuşmasının tam metni aşağıdaki kitaptan alınmıştır.
Ankara Üniversitesi siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları N0 = 580
BELGELERLE TÜRKİYE İKTİSAT POLİTİKASI 2. Cilt (1933-1935) Bilsay KURUÇ



30 Temmuz 2012 Pazartesi

Fabrika Şeref Defterinde "Öden ailesi"


Sümerbanklı olmak ayrıcalıktır.Hele Atatürk'ün kendi eliyle açtığı Nazilli Basma Fabrikası mensubu olmak,Nazilli fabrikasında görev alan herkes için ayrı bir gurur kaynağıdır.

Nazilli Sümerbank Facebook sayfasını takip edenler bilir.Zaman zaman fabrika şeref defterinde yer alan Nazilli Sümerbanklıların defterden çektiğim takdirname fotoğraflarını paylaşıyorum. Paylaşmaya da devam edeceğim.

Bu yazıyı yazıp,yazmamak konusunda uzun zamandır kararsızım. Yanlış anlaşılmasından korkuyorum.

Zira bu yazımda sizlere Nazilli basma fabrikasın şeref defterine girmeyi başarmış "Öden ailesi" bireylerini tanıtacağım.
 
Nazilli Basma Fabrikası Şeref Defterini baştan sona inceledim, Defterde 3 takdirname ile Öden ailesi hemen göze çarpıyor aynı sayıya ulaşmış başka aile yok.Doğal olarak Sümerbank'a gönül vermiş ve tüm zamanını Sümerbank ile ilgili her konuyu araştırmaya adamış bir Nazilli Sümerbanklı olarak, aile büyüklerimin başarısıyla gurur duydum.Bu onuru sizlerle paylaşmak istedim.

 Umarım yanlış anlaşılmam. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.

Büyük halam, Hatice ÖDEN 'e, Fabrika Müdürü Fazlı TURGA, altın Sümerbank rozetini takarken. 


Rahmetli dedem  Recep ÖDEN 'in Takdir belgesi. 


Halam Hatice ÖDEN (BAKKAL)'ın Takdir belgesi.

Rahmetli halam Fatma ÖDEN (POLATERCE)'nin belgesi. 

Not: Elinde büyüklerine ait böyle belge yada hatıralarıı olan arkadaşlarımız bana ulaştırır yada yazarlarsa onları da paylaşmaktan onur duyarım.



6 Haziran 2012 Çarşamba

FABRİKADAN DOĞAN KENT (NAZİLLİ)


Basma fabrikasının Nazillide kurulması kararının arkasında farklı söylentiler vardır. Bazı kaynaklarda Rusya’dan Türkiye’ye gelip fabrikaların yapılacağı alanları tespit etmek için oluşturulan Orlof Heyeti ’nin etüt çalışmalarında araziyi fabrika şartlarına uygun bulmasının olduğu söylenir. Yerel kaynaklara göre ise fabrikanın Nazillide yapılmasında en önemli faktör, Kurtuluş savaşını kazanan ordunun çekirdeğini oluşturan “Kuvva-i Milliye” milis ordusunun Nazilli de kurulmasıdır.
Atatürk’ün Kurtuluş savaşı sırasında ayrıca Konya ve Düzce isyanlarının bastırılmasında görevlendirdiği Demirci Mehmet Efeye çektiği telgrafı aşağıya koydum.

AYDIN VE HAVALİSİ KUVAYI MİLLİYE UMUM KUMANDANI DEMİRCİ MEHMET EFE KARDEŞİME
Aydın'ın doğru,özlü ve fedakâr evlatları Bolu ve Düzce Havalisinde Memleketimizi gavurların esaretine düşürmeye çalışan hainleri pek kahramanca ve fedakarca bastırdılar. Vatanımıza büyük hizmetler ifa ettiler. Allah iki cihanda aziz etsin kendilerine ve umum kumandanları olan zat-ı alinize Büyük Millet Meclisinin kalbi ve samimi teşakküratını takdim eder gözlerinizden öperim. Kardeşim efendim. Ankara, 11 Haziran 1920 Mustafa Kemal
Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından Celal Bayar’ın “Galip Hoca” kimliğiyle Kuvva-i Milliye içerisindeki faaliyetlerinden şüphelenen Demirci Mehmet Efe tarafından tutuklanması sırasında Nazilli’nin ileri gelenleri tarafından hayatının kurtarılmasının, Celal Bayar’da Nazilli halkına bir sempati oluşturması fabrikanın Nazilli’ye yapılması kararında etkili olan başka bir faktör olmuştur.
Kişisel düşünceme göre Orlof heyeti ve Celal Bayar faktörlerinden çok, Atatürk’ün, Nazilli halkının kurtuluş savaşı sırasındaki desteğini ödüllendirme arzusu öne çıkmaktadır.
Fabrikanın Nazilli’ye yapılma konusunu böylece açıkladıktan sonra, Kurtuluş savaşından yeni çıkmış genç Türkiye Cumhuriyetinin içinde bulunduğu borç ve yoksulluk batağından kurtulma çabalarına, İzmir İktisat kongresine ve kongrede alınan 1. Beş yıllık sanayi planı kararlarına bakalım.

 İzmir iktisat kongresinde alınan önemli kararların başında   “Hammaddesi yurt içinde yetişen ya da yetiştirilebilen sanayi dallarının oluşturulması.” gelmektedir.

Bu kararın uygulanmasında en önemli rol Sümerbank’a düşmektedir.Bu amaçla Türkiye’de iki fabrika yapımı için Sovyet Rusya ile Anlaşma yapılır. Kayseri ve Nazilli’de fabrikaları kurma amacıyla Türkstroy şirketi kurulur. Türkstroy’un Türkiye’deki muhatabı Sümerbank’tır.Türkiye Cumhuriyeti fabrikalar karşılığında doğacak kredi borcunu narenciye ile ödeyecektir.

TÜRKSTROY FİRMASININ ANBLEMİ

İlk fabrika Kayseri’de yapılır. Nazilli’deki fabrikanın temeli 25 Ağustos 1935 günü Celal Bayar’ın da katıldığı törenle atılır. Tüm Nazilli halkı eskiden gitmeye korktukları “Çingene Eğreği” denilen, bataklık ve çalılık arazide toplanır. Yapılan sondajlarla her yerden su fışkırmaktadır.  

Celal Bayar temel atma merasimindeki konuşmasında özetle şunları söyler..
” Ben Nazilliye gelmiş idim. O vakit bana mahsulün para etmediğinden bahsetmiştiniz. O zaman fabrika yapmak lüzumundan bahsettim. Size fabrikayı kendiniz kurabilir misiniz dedim. Cevabınız “kuramayız” oldu… Size devlet bir gün gelir fabrika kurar mahsulünüzü alır, dedim. Böyle bir devletçiliğe taraftar mısınız dedim. Siz de kurbanıyız dediniz.”

Tüm imkânsızlıklara rağmen, İşte devlet Nazilli’ye gelmişti…


Kısa zamanda fabrikanın inşaatına başlandı, Nazilli çevresindeki ilçe ve illerden gelen işçiler ve hatta cezaevlerindeki mahkûmların bile gayretli çalışmaları sonucunda 23 ay gibi, böyle büyük fabrika yapımı için kısa sayılan bir sürede inşaat tamamlandı.


ATATÜRK FABRİKAYI ALTIN ANAHTARLA AÇIYOR
9 Ekim 1937 günü, Atatürk sağlık durumunun çok iyi olmamasına rağmen katıldığı törenle fabrikayı açtı. O gün tüm devlet erkânı Nazilli’deydi. Fabrika hastane binası balkonundan İşçilerin resmigeçidini izledi, Nazilli halkevi başkanı Avukat Sami Kutluğ’un konuşmasını, dinledi. Kendisini görmeye gelenleri selamladı, yetkililerden bilgi aldı. Toplam 2 saat kadar fabrikada kaldı. Nazilliden son derecede memnun ayrıldı. Devlet sözünü tutmuş, elini uzatmış Türkiye’nin ilk Basma fabrikası Nazilli’de açmıştı.

İŞÇİLERİN GEÇİT TÖRENİ

Fabrika kısa zamanda Nazilli’de fark edilir değişimler yapmaya başlar. Kendisi için ürettiği elektriği Nazilli halkıyla paylaşır. Nazilli sokakları aydınlanmaya başlamıştır. Aydınlanan sadece Nazilli sokakları değildir. Okuma yazma kursları, Sinema, tiyatro, müzik gibi Kültür faaliyetleriyle fabrika işçileri de aydınlanmaya başlamıştır. Çeşitli meslek kursları, devamlı yayın yapan özel radyosu, kütüphaneler Nazillililerin hizmetindedir.
Fabrika hastanesi, doktorları yıllardır Nazilli halkını pençesine alan “Sıtma” hastalığının kökünü kazırlar. Ameliyathaneli, eczaneli, diş üniteli 50 yataklı Sümerbank hastanesi Nazilli ve çevresine genç cumhuriyetin sağlık eli olarak uzanır.
Nazilli ekonomisi canlanmıştır, cepleri para gören bekârlar arka arkaya evlenmeye başlar, Fabrika çevresinde küçük esnaf, civar köylerde pamuk üreten çiftçiler, ev sahipleri, inşaatçılar, kısaca herkes kazanmaktadır.

Fabrika kurduğu spor kulübüyle bilinen, Güreş. Futbol gibi sporların yanında o zamana kadar Nazilli’de bilinmeyen boks, atletizm, paten, tenis gibi sporları da Nazillide yapılır hale getirmiştir.

Benimde yer aldığım Nazilli Sümerspor’un Rıdvan DİLMEN li kadrosu. 1979

Fabrika çevresindeki cami, okul, karakol gibi kamu kuruluşlarının ihtiyaç halinde yardımına koşar, İtfaiye teşkilatı Nazilli şehir yangınlarına anında müdahale eder.
1930 yıllarının “Pazar köy” ü kendisine uzanan cumhuriyetin eliyle kısa zamanda bambaşka bir şehir olur. Öyle ki hızla gelişen Nazilli 1960 yıllarındaki sayımlarda, bağlı olduğu Aydın ve yakınındaki Denizli vilayetlerinden daha çok nüfusa sahip modern bir şehir olmuştur.
Nazilli’de milli bayramlar bile artık farklı kutlanır olmuştur. Sümerbank bandosu ile bayramlar artık daha coşkulu, 23 Nisan’da çocuklar, basma kıyafetleriyle cumhuriyet çiçekleri gibidir.
Şehir nüfusu 10 binlerden 100 binlere ulaşır, iki ayrı parça halindeki Nazilli yeni yapılarla birbirine kavuşur, Emekli olup Nazilli'ye yerleşenlerle ülkenin her tarafından insanların kucaklaştığı, modern ve medeni bir şehir olmuştur.
Nazili basma fabrikası uzaktan görünen özellikleriyle kısaca böyle anlatabilir. Ama asıl anlatılması gereken bu fabrikanın para kazanmaya yönelik fabrikalardan olmadığıdır.
Bu fabrikalar açılan meslek kurslarıyla, teknik elemanlar yetiştirip, ihtiyacından fazlasını yeni açılacak başka fabrikalara göndererek adeta Türk sanayisinin temelini oluşturan okullardır. Yine bu fabrikalarda deneyim kazanan yöneticiler, daha sonra ayrılıp özel sektör fabrikalarında üst düzey yönetici olmuşlardır. Atölye ve işletmeleriyle, çevredeki meslek okulu öğrencileri için uygulanma alanları oluşturmaları, sağladıkları burs ve staj gibi imkânları da düşünürsek katkılarının boyutları sanırım daha iyi anlaşılır.Ayrıca, bu fabrikalar çalıştırdıkları işçilere tanıdıkları her türlü sosyal hak, sigorta ve işçi sağlığı gibi imkânlarla sektöre disiplin ve düzen getirmişlerdir. Örnek olmuşlardır. Bunu da göz ardı etmemek gerekir.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİMDE.
Nazilli basma fabrikası bir kombina olarak, düşünülmüş ve yapılmıştı. Hammadde ve enerji için gereken kömür dışında tamamen bağımsız ve kendine yeter bir şekilde inşa edilmişti.
Okulu, Hamamı, Kütüphanesi, Spor alanları, Sinema, Balo salonları, Lojmanları, Bando, İtfaiye, Özel radyo, Özel treni, Postahanesi, Fırını, kullandığı elektrik enerjisini bile kendi üreten hatta ihtiyaç halinde güvenliğini sağlayacak periyodik aralıklarla silahlı eğitim yapan, işçi ve memurlardan oluşturulmuş minik bir ordusu bile vardı...

Kar etmekten daha çok çevresine, bölgesine her konuda öncü, örnek ve yararlı olmaya programlanmış sosyal fabrikaydı. Günümüz serbest piyasa ekonomisi şartlarına uygun az işçi fakat çok makine çalıştıran ve para kazanmayı hedefleyen fabrikalarla yarışması imkânsızdı.

Biz Sümerbanklılar bir türlü kabullenemesek de fabrikamız, üzerlerine düşen tarihi misyonu başarıyla tamamlamış, Nazilli halkının milli mücadeleye olan katkılarının karşılığını fazlasıyla ödemişti.
Nazilli Basma fabrikası 31 Mayıs 2002 ‘de kapatıldı. Kapatılmasaydı, şöyle olurdu, böyle olurdu gibi uzun tartışma konusu olacak polemiklere girmeden, Nazilli meslek lisesi mezunu bir Sümerbanklı olarak şunları söylemek isterim.
Nazilli halkına hizmet etmiş, Nazilli’yi Türkiye’nin en büyük ve en güzel ilçelerinden biri haline getirmiş bu fabrikaya her Nazillinin vefa borcu var.  Fabrikamızın kapatılması, unutulmasını gerektirmiyor. Orada Atatürk’ün korunması gereken emanetleri var, Gıdı gıdı treni var. En önemlisi Tekstil müzesi haline getirilmeyi bekleyen Türkiye’nin, belki de dünyanın en büyük basma desen arşivi var.Fabrikamıza sahip çıkıp koruyamadık, hiç olmaza bu emanetlere sahip çıkalım.  İlhan ÖDEN

1 Mayıs 2010 Cumartesi

GIDIGIDI (Yeni video)



VİDEO


Daha önce paylaştığım "Siz Gıdıgıdı'yı bilirmisiniz" başlıklı yazıma eklemek için yeni hazırladığım fotoğraflardan oluşan video çalışmamı,daha sonra asıl yerine taşımak üzere paylaşıyorum.


Videoda kullandığım motor ve korna sesi Gıdıgıdı'nın orjinal sesleridir.Yaklaşık 2o yıldır Gıdıgıdı'nın makina ve korna sesi duyulmaz olmuştu.Hem görsel,hem de işitsel olarak anılarınızı canlandırmak istedim.Sanırım güzel bir paylaşım oldu..


Belki hatırlarsınız,Gıdıgıdı treninin 2 adet dizel makinası vardı,biri çalışırken diğeri,herhangi bir arıza olduğunda servis aracı görevini aksatmadan yapmak için daima hazır durumda beklerdi.


Videoda görüntülerini izlediğiniz makina,bakımdan geçmiş iyi durumda olan makina.Diğeri ve bazı vagonlar çok kötü durumda,fabrika alanı içinde atıl durumda bekliyorlar.Elimde fotoğrafları var ama şimdilik paylaşmak istemiyorum.

Nedenine gelince,Adnan Menderes Üniversitesi kaynaklarından aldığım duyumlara göre kötü durumdaki makina ve vagonlarda restore edilecekmiş. Hatta yedek makina restorasyon işleminden sonra eski fabrika,şimdiki üniversite nizamiye kapısından giren öğrenci ve ziyaretçileri karşılayacak şekilde anakapı ve sinama salonu arasındaki Atatürk büstünün olduğu çiçekli alana yerleştirilerek anıtsal bir görünüm kazandırılacakmış.

Tabiki bunlar şimdilik proje aşamasında,özellikle Nazilli belediyesinin maddi desteği gerekiyor. Bu işlemlerin sonucu olumlu olursa Gıdıgıdı'nın gelecek nesillere ulaşması sağlanmış, yedek makina ve vagonlar çürüme durumundan kurtulmuş olacak.Bu sebeple şimdilik kötü durumlarını paylaşmak istemiyorum.İnşallah restorasyondan sonra mukayese için kullanırız.

imkanları zorlayarak sizlere yaklaşık 25 yıl sonra Gıdıgıdı'nın sesini ve meşhur düdüğünü sanal ortamda da olsa,tekrar duyurdum.Benim elimden bu kadarı geliyor.İnşallah çalışmalar sonuç verir Gıdıgıdı tekrar çalışır duruma getirilip koruma altına alınır.Nazilli halkı,özellikle genç ve çocuklar Gıdıgıdı'nın gerçek sesini duyarlar.

Yetkililerden çok önemli bir ricam var,2005 yılında restore edilen,Gıdıgıdı tren ve vagonları sürekli açık havada kaldığından,yağmur ve güneş etkisiyle tekrar bakıma ihtiyaç duyar hale gelmiş.Masraflar ağır ve uzman kişilerin emeğine ihtiyaç duyuluyor. Oysa,trenler üstü sac yada etermit malzeme ile kapalı basit bir çatı altına alınsa çok daha korunaklı ve az masraflı olacak.

İnşallah belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da ADÜ'ye yardımcı olur.Sevgiyle kalın...

İlhan ÖDEN

Gıdıgıdı anılarımı paylaştığım bölümün linki aşağıda,bakmak isterseniz tıklayın.
http://sumerbank.blogspot.com/2009/02/siz-gidigidiy-bilirmisiniz.html

16 Ocak 2010 Cumartesi

TAVUK MU , YUMURTA MI ?

"Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?" sorusu hepimize birçok kez sorulmuştur. Kesin bir cevabı olmayan bu soruya bazı kişiler "tavuk yumurtadan",başkaları ise "yumurta tavuktan çıkar " cevabı verirler.

Bu paradoksal soruyu Nazilli ve Sümerbank'a uyarlıyarak sorduğumuzda ise cevap, yumurta-tavuk sorusu kadar karmaşık değildir.

Bu sorunun tek cevabı vardır.

Nazilli,Sümerbank Basma Fabrikası sayesinde Nazilli olmuştur.
Öyleki,geçmişteki siyasi ve idari engellemeler olmasa ,bugün olduğu yerden çok daha ileride olacağı da kesindir.


1935 yılının elektriksiz,yolsuz,hastanesiz Pazarköy'ü.Sümerbank Basma fabrikasının açılmasıyla nüfus bakımından geride olduğu Aydın'ı 1945 de,Denizli vilayetini ise 1950 sayımında geçmeyi başarmış,İzmir'den sonra bölgenin en gelişmiş yerleşim merkezi haline gelmiştir.

Herkesin bildiği sanat,sağlık,spor,yol,okul gibi asli görevi olmayan dallarda Nazilliye katkıları saymakla bitmez.Bu detayları bloğumda yazdığım diğer makalelerde yeterince paylaştığım için burada tekrarlamaya gerek yok.

Lafı uzatmadan,asıl anlatmak istediğim konuya geleyim.

Kulağımıza gelen söylentilere göre...

"Sümerbank'ın Nazilli için önemsiz ve Nazilli vizyonunda yeri olmayan küçük bir detay" olduğu yönünde açıklamalar yapılıyormuş.

Bunu duyunca doğal olarak her Sümerbanklı gibi benimde yüreğim burkuldu.

Atatürk ve genç cumhuriyetin 25 ayda yapıp çalıştırmayı başardığı fabrikanın yenisini yapmayı bırakın,30 senedir organize sanayi bölgesinin alt yapısını bile bitiremedik.

Sümerbank'ı küçümsemeden önce iyi düşünmek gerek.

Nazillinin çok güvendiğiniz ekonomik gücü nedir?

UĞUR firması ve birkaç küçük işletmeyi saymazsak geriye ne kalır?

Üç ay emekli maaşları verilmese Nazilli'nin hali ne olur?

Eğlence yerleri,turistik tesisler, parası olan insanların gidebileceği yerler.Asgari ücretle çalışan işçiler ve asgari ücret kadar maaş alan emekliler buralara gidemezler.Zaten mevcut olanlara bile gidemiyorlar.

Nazilli yakınına yeni ve büyük bir hastahane inşaa edileceği yönünde güzel haberler var.

Ama Nazilli halkının hastaneden daha çok,üretime yönelik yatırımlara ve işe ihtiyacı var.

Sümerbank kapanıncaya kadar her sayımda artan nüfus,fabrika kapandıktan sonra önce yerinde saymaya,sonra geriye doğru gitmeye başladı.

Sümerbank kapandıktan sonra Nazilli nüfusunun azalması,Nazilli için Basma fabrikasının öneminin göstergesi değilse,neyin göstergesidir?

Sümerbank'ı vizyondan çıkaranların,vizyona acil olarak karın doyuracak yeni projeler koyması gerekiyor.

Fabrika kapandı,artık bir daha bu haliyle çalıştırılamayacağını biliyoruz,bizim beklentimiz Sümerbank sayesinde Nazillinin idari koltuklarına oturanlardan biraz daha vefalı,duyarlı ve saygılı davranmaları.

Fabrikanın kapanmaması için birşey yapamadık bari hatıralarına sahip çıkalım.Bu büyük mirastan elimizde kalan birkaç parçayı kurtaralım,koruyalım,yaşatalım.

En azından bu yöndeki gayretlere destek olalım.
Muhabbetle...


İlhan ÖDEN
(Bu yazı,Sn. Haluk Alıcık'a yönelik yazılmamıştır.)






13 Aralık 2009 Pazar

SÜMERBANK'ın BACALARINA NE OLDU ?

1937 yılında Atatürk tarafından açılışı yapılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasının Nazillinin her köşesinden ve çevresindeki köylerden,ilçelerden bile görülen yaklaşık 50 metre uzunluğunda ve 2 metre çapındaki muhteşem bacaları artık görülmüyor.

Nazilli basma fabrikası kapatılırken fabrikanın makinaları, binaları,donanımı ve araçları Adnan Menderes Üniversitesine teslim edildi.

Sümerbank fabrikayı üniversiteye bırakırken hiçbir makine ve techizata dokunmadan bıraktı.Fabrikaya kilit vuruldu işçiler otobüslere bindirilip o anda henüz kapanmamış olan Bursa Merinos ve Bergama fabrikalarına gönderildi.

Bunun böyle olduğunu,Tayfun Talipoğlu'nun hazırladığı Nazilli Sümerbank konusunun işlendiği "Bamteli" programını izleyenler bilir.

O programda fabrikanın son müdürü Kamuran İzer,Tayfun Talipoğlu'nun sorularını yanıtlarken."Makinaların bakımlarını yaptırdığını ve şu anda bile fabrikanın çalışabileceğini" söylüyordu.

VİDEO

Bamteli programı fabrika kapandıktan 1 yıl sonra çekildiğine göre demekki o anda fabrikadaki her şey gibi bacalarda yerli yerinde duruyordu.

Peki ne oldu da bu uzaydan bile görülen dev bacalar birden bire kayboldu?

Şöyle neler olabileceğine dair bir fikir jimnastiği yapalım.

1-Doğal bir afet sonucunda bacalar devrilmiş olabilir.
Bacalar 1991-92 yıllarında yeni saclardan fabrika içinde inşaa edilip değiştirildi, yıkılması imkansız. Böyle olsa bile bacaların enkazının fabrika içinde olması gerekir.

2-İhale ile satılmış ,bizim haberimiz olmaya bilir.
(böyle ise bir açıklama yapılır)

3- Bacalar çalınmış olabilir.
En korkunç olan bu. Eğer böyle bir olay gerçekleşmiş ise...
Nazilli şehrinin ve sorumlu kişilerin isimlerinin tarihe geçmesi,"Minareyi çalan kılıfını bulur" Atasözünün "Fabrika bacalarını çalan,yasal boşluk bulup,kurtulur" olarak değiştirilmesi ve çifte bacayla kırılan rekorun tescil edilip,Guinnes rekorlar kitabına alınması gerekmektedir.

Artık bu rekor Eyfel (Eiffel) kulesi Paris'ten çalınıncaya kadar elimizde kalır.


Bacalar gittikten sonra fabrikanın ve kampüsün etrafı,güvenlik görevlileri ve kameralı sistemlerle donatıldı.

Türk'ün aklı başına iş işten geçtikten sonra gelir.Keşke bu işlem fabrika Adü.ye teslim edilir edilmez yapılsaydı.En azından bacaların akibeti meçhul olmazdı.


Nazilli'nin siluetinin en önemli sembolleri olan Sümerbank Basma Fabrikasının bacaları,Nazilli'yi sembolize eden arma ve logolarda yukarıdaki gibi kullanılıyordu,bacalar artık olmadığına göre logolarında yukarıdaki gibi değiştirilmesi gerekir diye düşünerek bir deneme yaptım.

İnşallah böyle değildir,biri bu konuda açıklama yapar bizleri aydınlatır.

Atatürk'ün mirasına sahip çıkamamanın utancı yetmezmiş gibi, fabrikasının 50 metrelik dev bacalarını çaldıran şehir ve üniversite olarak tarihe geçmenin utancı...

Bu utancı ne Nazilli ne de ADÜ. kaldırabilir.

İlhan ÖDEN

17 Şubat 2009 Salı

Siz GIDIGIDI'yı bilirmisiniz ?


GIDIGIDI

Gıdıgıdı Nazilli sümerbank Basma Fabrikası işçilerini fabrikaya,iş dönüşü de evlerine taşıyan servis aracına,Sümerbank personeli tarafından,çalışırken çıkardığı seslerden yapılan benzetmeyle takılmış isimdi. Başka varmıdır bilmem ama sanırım Türkiyenin TCDDY.na ait olmayan tek treniydi.

Gıdıgıdı görevini 1937 den 1980 li yıllara kadar başarıyla yerine getirdi.Fabrika işçi,memur ve mensuplarının hanımlarını, çocuklarını çarşıya , pazara, okula yorulmadan taşıdı durdu.

Seferden kaldırılalı pek çok seneler geçmesine rağmen,Atatürk'ü anmak için yılda birkez giyinip kuşanıp,oflaya poflaya da olsa onurlu seferine çıkıyor.Belki Atatürk ve onu götüreceği fabrika artık yok ama o inatla seferini sürdürmeye gayret ediyor.
(Son çalıştırılma tarihi 9 Ekim 2005)

Atatürk'ü ve Sümerbank'ı tarihten silmeyi misyon edinmiş zihniyetlerin öncelikli hedeflerinden sonra sıranın kendisine geleceği güne kadar Nazilli belediyesine ve Adnan Menderes Üniversitesine emanet son bir gayretle yaşamaya çalışıyor.



GIDIGIDI ANILARI

Gıdıgıdı bizim dönemin çocuklarının anılarının baş köşesinde yeralır.Merkezden yaklaşık 4 km kadar uzak olan fabrika ile sinemaların,çarşının,bayram yerlerinin olduğu Nazilli şehriyle olan bağlantımızı Gıdıgıdı sağlardı.Elbette belediye otobüsleride vardı ama onlar paralıydı.Gıdıgıdıyla gitmek hem eğlenceli,hem koca bir müessesenin parçası olmanın gururu hemde cepte harcamak için kalacak ekstra 25-50 kuruş harçlıktı.Gıdıgıdının hareket saatleri hepimiz tarafından ezbere bilinirdi,hatta yöre halkı doğrudürüst saat bile kullanmaz Gıdıgıdı düdüğüyle vaktin hesabını yapardı.Dolu olduğunda ağır ağır nazlı nazlı yukarı Nazilli'ye doğru gider yükünü boşaltınca uçarcasına aşağı Nazilli'ye fabrika kapısına doğru son sürat dönerdi.Fabrikaya 400-500 metre kala hiçbir aracın kornasına benzemeyen meşhur düdüğünü çalar,fabrika tren kapısı bekçisine "Kapıyı aç ben geliyorum" diye bağırırdı.




Sümerbank tren kapısı


Gıdıgıdı fabrika içi ana istasyonda (Fotoğraf Yeniasır Gazetesi)

Fabrika içerisindeki Ana istasyonda,bakım ünitesinin ve tamircilerin olduğu bir atölye vardı.Tamirciler TCDDY.dan diplomalı fakat sümerbank personeli makinistlerdi.Her zaman yedekte başka bir tren olması ve seferlerin aksamaması için gayret gösterirlerdi.Biz küçüklerin gözünde trenciler fabrika müdüründen bile önemli kişilerdi.

Fabrika nizamiye kapısıyla tren istasyonu arasında 100 metre kadar bir uzaklık vardı.Nizamiyeden girip 25-30 metre yürüyüp köşeyi dönünce tren karşıdan görünür gelenleri acele ettirmek için bazen sanki hareket ediyormuş gibi küçük bir kalkış hareketi yapan uyanık makinistler gelenleri treni kaçırma korkusuyla rekortmen koşucu gibi koştururlardı.Biz genelde erkenci olduğumuzdan tren penceresinden koşuşanların trene yetişip yetişemiyecekler heyecanını yaşardık.Gıdıgıdı nadiren kalanlar olsada genellikle kimseyi bırakmamaya çalışırdı.

Bazen Gıdıgıdı'yı başka amaçlar içinde kullanırdık.Bölgenin güçlü takımlarından Sümerspor'un büyük takımlarla maçı olduğunda fabrika alanı içindeki stadyuma biletsiz girebilmek için yenimahalle orta istasyonuna gider oradan Gıdıgıdı'ya binerek zahmetsizce fabrika tren istasyonu yanındaki futbol sahasına girerdik.


Bazen Gıdıgıdı'nın yavaş gitmesinden yararlanarak istasyon haricinde tren seferdeyken inmek veya trene binmek isteyenler olurdu,haliyle böyle durumlarda ölümlü kazalarda olabiliyordu.Bunu önlemek için trenin en önünde Tren personelinden nöbetçi olurdu ama tren istasyona yaklaşınca atlamalar yoğunlaşırdı.Atlamayı bilenler atlar atlamaz tren istikametinde koşarak hız azaltıp kolayca inerler,onlara heveslenen acemi atlayıcılar ise atlayıp durunca yüzü koyun düşerek sakatlanırlardı.



Hiç unutmam okumaya yeni başladığım yıllarda tren içinde,yukarıda bir tanesinin fotoğrafını paylaştığım uyarı tabelalarını okumaya çalışır fakat anlamını bir türlü çözemezdim. " KATARIN SEYRİ ESNASINDA PENCERELERDEN SARKMAK SAHANLIKLARDA DOLAŞMAK MEMNUDUR" yada "CIGARA İZMARİTLERİNİ PENCEREDEN DIŞARI ATMAK MEMNUDUR" Buradaki memnu kelimesini çocuk aklımla "memnuniyet" hoşnutluk anlamında yorumlar bu nasıl çelişki diye düşünürdüm.Yıllar sonra "memnu" kelimesinin eski türkçede yasak anlamına geldiğini öğrendiğimde kendi kendime çok gülmüştüm.



Gıdıgıdı yolu yakınında oturan ninemlere gittiğimizde,dayımın oğluyla fabrika demiryolunun okalüptüs ağaçları sıralı kenarında oynar,raylar arasından çıkan buğdaya benzer yaprakları kara otlardan birbirimize bıyık yapardık.Trenin geçeceği rayların üzerine küçük taşlar,bakır para veya çay kaşıkları koyar sonra sapını kıvırıp yüzük yapardık.Tren geçerken sanki devrilecekmiş gibi korkar suçlanırdık.Fakat Gıdıgıdının ön tekerleklerine yakın bir yere bağlı çalı süpürgeleri çoğu zaman tehlikeli taşları düşürür,çok küçük olanlarla para ve kaşıkları düşüremezdi taşlar ezilirken çıkan sesten makinist yaptığımız şeyleri anlar,bizi tanıdıkları için babalarımıza şikayet ederlerdi.

Trencilere özel toplu sözleşme maddeleri vardı.Giysi ve ayakkabıları özeldi.Şapkalarının ortasında sarı madenden çelenk içinde Sümerbank'ın meşhur anahtar şeklindeki arması yeralırdı,yazlık ve kışlık takımlar ayrıydı kumaşlar hatırladığım kadarıyla gri renkliydi.Tren personeli treni kullanan makinistler,durma ve kalkma işareti veren kontrolörler ve nöbetçilerden oluşurdu,nöbetçiler aynı zamanda trenin ve istasyonun temizliğinden sorumluydu.Yukarı istasyonda bir bekçi,Nazilli karayoluyla kesişen noktada bariyerleri indirip kaldıran bir nöbetçi olurdu.Karayolu Gıdıgıdı geçerken kapandığında bekleyen otobüslerdeki yabancılar önlerinden geçen belkide başka yerde hiç görmedikleri Gıdıgıdı'ya hayretle bakardı.


Çok eskiden Gıdıgıdı'ya daha çok kişi sığabilmesi için koltuklar sökülmüştü bayanlar erkekler ayrı vagonlarda olduğundan biz genelde babamızın bacağına sıkısıkı tutunarak ayakta yolculuk ederdik trenin kalkış ve duruşlarında vagonlarda insan dalgaları oluşur dört bir yana savrulurduk.Önceleri 3000 kişiden fazla olan personel zamanla 1500 lere kadar düşünce ahşap koltuklu amerikan filmlerinde kızılderililerin yetişmek için at koşturdukları trenlerin vagonlarına benzer vagonlar alındı.Artık güzel havalarda,hem biraz daha büyük olduğumuz için hemde demir parmaklıklarla güvenli hale getirilmiş yeni vagonların sahanlıklarında seyehat edebiliyorduk.

Sonra evlendik,Sümerbank'ta işe başladık.Bu sefer bizler servis aracı olarak Gıdıgıdı'yı kullanmaya başladık.Fakat Gıdıgıdı'nın bakımı zor masrafları ağırdı.Tasarruf ve küçülme politikası yüzünden işçi azaltımına giden kit'lerde,ülke genelinde yapılan toplu sözleşmeye konan bir maddeyle servis aracı olmayan yerlerde işçilere yol parası uygulaması başlayınca, fabrikada bir referandum yapıldı.Bilinçli olanlar karşı çıksada o gün için iyi para olan 10 lira zammın cazibesi gıdıgıdıyı mağlup etti.Üç beş yıl sonra enflasyonla çerez parasına dönen yol parasıyla birlikte.Gıdıgıdı boş yere tarih sayfalarına doğru son seferine çıkmış oldu.

VİDEO

(Tayfun TALİPOĞLU'na Teşekkürler)

Yorgun Gıdıgıdı Adnan Menderes üniversitesi Sümer kampüsü içindeki özel istasyonunda yeniden insanları taşıyabilme umuduyla bekliyor.Hem de öylesine sabırlı ve inatçı ki 20 yıldır bakımı ve tamiratı yapılmadığı halde akü bağlandığında tek marşla çalışacak kadar azimle bekliyor.

İlhan ÖDEN