17 Mart 2026 Salı

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ.


SUNAR AKKAN

Sunar beyi 1970’li yıllarda Nazilli’de ilk görev aldığı günlerden hatırlıyorum. O zamanlar ortaokul öğrencisiydim. Fabrika sinemasında ya da bahçede düzenlenen sosyal faaliyetlere ailemle birlikte katıldığımda görürdüm.

Orta boylu, sık gördüğümüz otoriter yöneticilere pek benzemeyen, güler yüzlü, aydın ve bilgili olduğu daha ilk bakışta anlaşılan bir insandı.

Nazilli’de görev yaptığı yıllarda, Nazilli Sümerspor Kulübü’nün faaliyetlerine son verilmesinde, Sunar Bey’in etkili olduğu, hatta kulübün onun özel çabasıyla kapatıldığı konuşulurdu.

Ben de küçük bir Sümerspor hayranı olarak bu söylentileri duydukça bir yandan öfkelenir, bir yandan da böyle centilmen ve aydın birinin bu düşüncede olamayacağı hissiyle, çelişki yaşardım.

Kapatılan Sümerspor kulübü, fabrika dışında “Nazilli Sümerspor Gençlik Kulübü” adıyla yeniden kuruldu. Birkaç yıllık çabanın ardından yine Aydın liglerinde başarılı mücadelesine devam etti.

Benim Nazilli Sümerspor formasıyla sahalara çıkmaya başladığım yıllar da işte bu döneme rastlar.

Üç sezon futbol oynayıp namağlup şampiyonluk yaşadıktan sonra, daha yetenekli olduğumu düşündüğüm voleybola yöneldim. On bir yıl takım kaptanlığı yaptım. Arkadaşlarımla birlikte Sümerspor’la pek çok başarıya imza attık.

Aydın ve bölge şampiyonalarında Nazilli Sümerspor formasını şerefle taşıdık. Peş peşe 12 kez Aydın şampiyonu olduk ve Türkiye Voleybol Federasyonu Kupası’nda yarı finale kadar yükseldik.

Belki de bu başarıların da etkisiyle, yıllar sonra Sümerspor yeniden Nazilli Basma Fabrikası ile resmi bağlarını kurdu ve tekrar “fabrika takımı” hüviyetini kazandı.

İşte bu yıllarda il dışı bir şampiyonaya katılmak için yolumuz Manisa’ya düştü. Böyle turnuvalarda genellikle en yakın Sümerbank tesislerinde konaklardık. Bu nedenle Manisa Mensucat Fabrikası’nın misafiri olduk.

Turnuvalar genellikle çevre illerin şampiyonları arasında tek devreli lig usulüyle oynanır, dört gün kadar sürerdi.

Manisa’da bizi alışık olmadığımız güzel bir sürpriz bekliyordu. Manisa Mensucat’ın genel müdürü Sunar Akkan, bizi makamında kabul edecekti.

Daha önce bazı turnuvalarda Nazilli’de görev yapmış Sümerbanklılarla karşılaşmıştık ama ilk kez bir fabrika müdürü seviyesinde resmi bir kabul gerçekleşecekti.

Tüm sporcular ve yöneticilerle birlikte Sunar Akkan’ın makamına gittik.

Bizi sıcak bir şekilde karşıladı. İkramlarda bulundu. Nazilli fabrikasının kendisinde özel bir yeri olduğunu, Nazilli’de güzel günler yaşadığını ama bazı konularda yanlış anlaşıldığını anlatan samimi bir sohbet yaptı.

Bir saatten fazla yanında kaldık.

Ben de takım kaptanı olarak hem bu kabul için hem de sosyal tesislerde bizi misafir ettikleri için kendisine teşekkür ettim. Bizi tek tek tokalaşarak uğurladı.

Yanından ayrılırken yıllardır içimde büyüyen o çelişki de ortadan kalkmıştı. Çünkü Nazilli’yi ve Sümerspor’u sevmeyen birinin böyle bir yakınlık göstermesi mümkün değildi. Bize böyle bir jest yapma mecburiyeti de yoktu.

Güler yüzünden ve tavırlarından samimiyeti açıkça anlaşılıyordu.

Aradan yıllar geçti.

Sunar Akkan, Sümerbank Genel Müdür Yardımcısı oldu.

O yıllarda Nazilli Basma Fabrikası’nda yeni bir uygulama başlatılmıştı. İşçilerin çalıştıkları bölümlerde bulunan soyunma dolapları ve odaları işletme dışındaki yeni bir binaya taşınmış, binanın çevresi ise insan boyunun iki katı yüksekliğinde kalın kafes tellerle çevrilmişti.

Fabrika yeni haliyle adeta bir “Nazi kampını” andırıyordu.

İşe biraz geç kalan işçiler bekçiler tarafından içeri alınmıyor, mesai içinde acil izin almak zorunda kalanlar banyo yapamadan gitmek zorunda kalıyor, kadın işçiler ise gerektiğinde dolaplarına ulaşamıyordu.

Bu sıkıntı yaklaşık iki yıl sürdü.

Bir gün Sümerbank Genel Müdür Yardımcısı Sunar Akkan’ın Nazilli Basma Fabrikası’na geleceğini duyduk.

Karşılama hazırlıkları yapıldı. Yıllar sonra yeniden Nazilli’ye geldi. Fabrikayı gezdi ve gitti.

Görünürde pek önemli bir gelişme olmamıştı.

Ama…

 Ertesi gün fabrikanın işletme bölümünü çevreleyen tel örgülerin son günüydü.

Stadyum tel örgülerinin iki katı yüksekliğindeki direkler, kapılar ve dikenli teller canavar makineleriyle dilim dilim doğranıp, kamyonlara yüklendi ve hurdalığa gönderildi. Fabrikadaki “Nazi kampı" bir günde ortadan kalkmıştı...

Hikaye böyle…

Sunar Akkan’ı daha yakından tanıyanlar, elbette onun hakkında çok daha güzel şeyler yazacaktır.

Benim hayat çizgim onunla yalnızca birkaç noktada kesişti. Ama çevresinde olup bitenleri dikkatle izleyen, gözlemci  biri olarak şunu söyleyebilirim:

Sunar Bey, iyi adamdı.

Bilirsiniz,“Adam” olabilmek kolay değildir.

Meşhur hikâyede anlatıldığı gibi "Hem vezir hem adam" olabilmek ise çok daha zordur.

Bana göre Sunar Akkan,bunu başarabilen nadir insanlardan biriydi.

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun...

Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

2 yorum:

  1. adnan menderes üniversitesi nazilli meslek yüksek okulunda okudum yani malesef eski sümerbankda ve tekstil bolumunu bitirdim.Bu okulda ozellikle de bu binada okumak benim için büyük onur verici oldu.eski fabrika binalarına girdiğinizde hala boya kokularını hissede bilirsiniz.Okadar güzel yerler var kı ama malesef ülkemiz güzel olan hiç birseye sahip cıkmadığımız gibi bunada sahip cıkmadan bu defteri kapatıyor.keşke elimizbu bişeyler gelsede Buyuklerimizin bize bırakılan emekleri çope atmasak.Umarım ki müze acılır ve gecmişde calışanların emekleri boşa gitmez...

    YanıtlaSil
  2. İnşallah öyle olur ama benim pek umudum yok. Fabrikanın açık olduğu dönemler olsa hiçbir şey bu kadar belirsiz olmazdı.Maalesef şimdi kararlar rüzgarın esiş yönüne görebir günde değişiyor.

    YanıtlaSil