5 Mart 2026 Perşembe

SEFER TASI, FABRİKA ve RAMAZAN

BEN ve ABLAM

1970’li yıllardan önce, Ramazan aylarında Nazilli Basma Fabrikası’nda güzel bir uygulama vardı. Oruç tutan çalışanlara iki seçenek sunulurdu.

İsteyenler, öğleyin yiyemedikleri yemeğin ücretini maaşlarına ek olarak alırlardı. Buna halk arasında “çiğden ödeme” denirdi. İsteyenler ise iftar vakti fabrikaya gelip öğleyin yiyemedikleri yemekleri sefer taslarına koydurup evlerine götürebilirlerdi.

Lojmanlarda oturan çalışanların çoğu ikinci seçeneği tercih ederdi. Çünkü evde yapılan yemeklerin yanına, fabrikanın Bolulu aşçılarının yaptığı o nefis yemekleri ekleyip ailece yemek bambaşka bir mutluluktu.

Her gün çalışanlara bir yemek fişi ve bir de ekmek fişi verilirdi. Yemekhaneden yemek alma işi ise genellikle çocuklara düşerdi.
Bizim evde bu görev ablamla bana aitti.
İftardan yarım saat kadar önce fabrikaya gider, yemeklerimizi sefer tasına koydurur, sonra koşarak eve getirirdik.

Ben çocukken biraz huysuz sayılırdım. Annemden başkasının yaptığı yemekleri kolay kolay yemezdim. Ama fabrikanın o muhteşem yemekleriyle tanışmam işte böyle oldu.
Bir süre sonra fark ettim ki o yemekler gerçekten başkaydı.

Dalyan köfte…
Yanında püreli dana rosto…
Tas kebabı…
Kadınbudu köfte…
Ankara tava…
İzmir köfte…
Çiftlik kebabı…
Macar kebabı…
Dana Güveç...
Adını daha önce hiç duymadığım yemeklerdi bunlar.

Bir de bildiğimiz yemekler vardı elbette:
Etli kuru fasulye, çoban kavurma, soğanlı yahni, etli nohut, kıymalı yumurta, etli bezelye, pirinç ve barbunya pilaki,bulgur pilavı,etli bezelye,havuç kızartma…
Ama inanın, evde yediğimiz aynı yemekler bile orada pişince sanki ilk defa yiyormuşuz gibi gelirdi.

Tatlılar ve diğer lezzetler de cabasıydı:
Peynirli ve kıymalı börekler…
Çeşit çeşit çorbalar…
Üzüm hoşafı…
Tulumba tatlısı…
Revani…
Tel Kadayıf...
Keşkül...
Peynir tatlısı…
Tahin helvası…
Kayısı kompostosu…
Baklava…
Ve yaz kış ayda en az iki kez yapılan, üstü kavrulmuş susam ve cevizlerle süslü o kocaman kazanlarda pişen aşureler…

Şimdi biri çıkıp
Amma da abarttın İlhan!” diyebilir.
Ama bizim kuşak ve öncesi…
Sümerbank çocukları buna şahittir.
Fabrika sinema salonunun altındaki eski yemekhaneye doğru inen merdivenlerden daha ilk adımı attığımızda, o yemeklerin kokusu bizi sarar, iştahımız kabarırdı.

1970’lerden sonra bu uygulama kaldırıldı. Ramazan ayında oruç tutan çalışanların yemek ücretleri doğrudan maaşlarına eklenmeye başlandı.

Bizim gibi lojmanlarda büyüyen ve sonra fabrikada çalışmaya başlayanlar ise emekli olana kadar, hatta fabrikanın kapanışına kadar o yemekleri yemeye devam etti.

Emekli olduktan sonra, özlediğim bazı yemekleri evde yapmayı denedim. Mesela "kadınbudu köfte"
Ama ne yaptıysam o eski lezzeti yakalayamadım.

Acaba aşçıların eli mi lezzetliydi?
Kullanılan malzemeler mi başkaydı?
Yoksa o dev kazanlar, o büyük ocaklar mı veriyordu o tadı?
Bilemedim…

Şunu söyleyebilirim:
Fabrika yemeklerinden en az sevdiğim yemek olan bulgur pilavını bile bugün özlüyorum.
Demek ki bazı tatlar sadece mutfakta değil, hatıralarda pişiyor.

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder