3 Nisan 2020 Cuma

MASKE'den SÜMERBANK'a



Fotoğraftaki ürün Sümerbank üretimi Polis kıyafetidir. 1990 ve öncesinde devlet kurumlarının,ordunun,belediyelerin,memurların bu gibi tüm ihtiyaçları devlet adına Sümerbank tarafından üretiliyordu."Devlet ihtiyaçlarını kendi belirlediği fiyattan ve kaliteden kendi fabrikalarından alıyordu" ihale yok,aracı yok,hile yok,tüm yurtta herkese aynı fiyattan satılıyordu.


Fabrikalar kapatılıp üretim durduruldu. Bu gibi ürünlerin ihaleleri özel şirketlere verildi. Şimdi bu işlerden kimler,ne kazanıyor,devlet karlı mı? Zararlı mı çıktı? O konulara hiç girmek istemiyorum.

Lafı şuraya getireceğim;
Bugün Sümerbank fabrikaları açık olsaydı bulmakta sıkıntı çektiğimiz,en kaliteli ve en ucuz tıbbi maskeleri ve diğer ihtiyaç maddelerini üretir.Hem ülkemizin hem de dünyanın ihtiyacını karşılardı. Biz de "Talep arttı,fiyatı 10 katına çıkarıyorlar" diye fırsatçılardan şikayet etmezdik. İlhan Öden

27 Ocak 2020 Pazartesi

Babamla sohbet...

Rahmetli babam Nazilli basma fabrikasında dokuma ustasıydı. İşini seven ve kendini geliştirmeye çalışan biriydi. Çalıştığı yıllarda Northrop dokuma tezgahlarının batarya ve roper cihazları üzerinde yaptığı değişikliklerle,üretime katkı sağladığı için iki kere ikramiye ile ödüllendirilmişti.

Aile toplantılarında bile fabrikadaki çalışmalarından, o gün yaşanan olaylardan ve tezgah arızalarından konuşur,çözümler konusunda arkadaşlarıyla fikir alışverişlerinde bulunurlardı. Günlük yaşantılarının her diliminin merkezinde fabrika ve dokuma salonu vardı.Yaş haddinden zorunlu emekli edilinceye kadar, tam 33 yıl Nazilli Sümerbank'a hizmet etti.
Askerlik dönüşü Dokuma makina bakımda işe başladığımda birkaç yıl bende babamın çalıştığı Northrop dokuma tezgahlarının tamir ve bakımında çalıştım. Beraber olduğumuzda ne yapar eder sözü hep dokuma salonuna,dokuma tezgahlarına getirir,eski günlerde yaşadıklarından bahseder, sohbet ederdik. Bana tezgah arızalarıyla ilgili bildiklerini,deneyimlerini adeta o anları tekrar yaşar gibi heyecanla anlatırdı...

1985-86 yıllarında Northrop tezgahlar üretimden kaldırılıp yerine  Dornier dokuma tezgahları getirildi. Artık yeni tezgahlarda çalışmaya başlamıştık. Babamla dokuma salonu sohbetlerimiz devam ediyordu ama şekli değişmişti. Artık  eski tezgahlar ile yeni tezgahlar arasındaki benzerlikleri ya da  farklılıkları konuşuyorduk.
 Eskiden o anlatıyor,ben dinliyordum,artık ben anlatıyordum o merakla dinliyordu.
Yeni tezgahlarda teknolojik bakımdan eski tezgahlara göre önemli değişiklikler vardı. Her gidişimde bir yolunu bulup sözü yine dokuma tezgahlarına getiriyor, sorular sorup yeni tezgahlardaki teknolojik gelişmeleri öğrenmeye anlamaya çalışıyordu.
Eski tezgahlarda friksiyon dişlisi, yeni tezgahlarda kavrama sistemi var diye başlar, kavrama sisteminin,friksiyon dişlisine göre üstünlüklerinden bahseder,atkı ipliği koptuğunda mekiğin yuvada kaldığını,çözgü ipliği koptuğunda tezgahın iplik geçirme pozisyonunda durduğunu anlatırdım. Hayretle dinlerdi.
Başka bir gün atkı çatalını sorar, masuranın üzerinde metalden yüzük olduğunu,atkı ipi azalınca elektrikli sistemin bu yüzük vasıtasıyla devreyi tamamlayıp masura değiştirdiğini anlatırdım.

Bu gelişmeleri anlattıkça sanki hala çalışıyormuş da işi kolaylaşmış gibi mutlu olurdu.

Ara sıra futboldan,siyasetten bahsetsek de...
Babamı en mutlu eden sohbetler bunlardı. Bende onu mutlu etmek için bıkmadan, sıkılmadan  anlatırdım.
Sağlık durumu izin verse kesinlikle yeni tezgahları görmeye giderdi. 

Mesleğini seven,işini gerektiği gibi yapmaya çalışan ve bunun için yarışan örnek bir nesil... 
Bir daha asla o salonda çalışamayacağını bildiği halde hala öğrenme çabasındaki bir nesil...

Nazilli Basma fabrikası 20 Mayıs 2002 tarihinde kapatıldı.
Babam fabrika kapatıldıktan 15 gün sonra,6 Haziran 2002 tarihinde vefat etti...
Sanırım artık konuşulacak bir şey kalmamıştı... İlhan ÖDEN










11 Kasım 2019 Pazartesi

HER ŞEYİ DÜŞÜNMÜŞLER....



Köşe yazılarında Nazilli Basma fabrikasını anlatan yazarlar,fabrikamızın açılış yıllarında örneklerine az rastlanan özelliklerini  sayarken fabrika salonundaki piyanodan da hayretle bahsederler. 

Bugünkü yazımızın konusu da işte bu piyano. Piyano hala fabrikada, eski müdür lokalinde duruyor. Uzmanlarının değerlendirmesine göre durumu pek iyi değil,tekrar kullanılması zor görünüyor. 

Bizim jenerasyon Sümerbank çocukları fabrika orkestrasına yetişemedik,aklımız ermeye başladığı günlerde orkestra ve fabrika bandosu çoktan dağıtılmıştı. Piyano hala balo salonunun köşesinde vişne rengi bir yünlü kumaşla örtülü duruyordu. Bazen örtüyü kaldırır tuşlarına basardık, öğrendiğimiz basit okul şarkılarını piyano ile çalmaya çalışırdık.

Bugün elime geçen bir belge yetişemediğimiz dönemlerde fabrika piyanosundan Ankara konservatuvarına uzanan bir yolculuğu anlatıyor.Nazilli Sümerbank çalışanlarından baş ressam Hamdi Berdi'nin kızı Betigül Berdi yazmış.


Dilekçe, 1944 yılının Nisan ayında yazılmış...
Öykünün sonunu bilmiyorum ama 1944 şartlarında Nazilli'den küçük bir kızın konservatuvar   piyano bölümüne gidebilmesinin yolunu açan bir fabrika piyanosunu vurgulamak istiyorum.


Ve tabi ki o piyanoyu Nazilli'ye getirme vizyonuna sahip aklı da vurgulamak...
Bazı dar kafalar için bunlar önemsiz şeyler olabilir ama benim gibi düşünenlere göre "Adamlar her şeyi düşünmüş abi..." Sağlıcakla kalın.... 
İlhan Öden

16 Ekim 2019 Çarşamba

GİZLİ KAHRAMANLAR- Abbas Aytuğ (Abbas Çapraz)


Abbas amcanın lakabı "Çapraz" idi. O kadar benimsenmişti ki herkes soy adını Çapraz zanneder, ondan bahsederken Abbas Çapraz derlerdi.Abbas amca müzisyendi, iyi keman çalardı. Yaz gecelerinde oturdukları lojmanın arka tarafındaki "Antre" dediğimiz alçak balkonda geç vakitlere kadar keman çalardı. Biz Sümerbank çocukları bahçe çitinin kenarından, sessizce onu dinlerdik.

Abbas amca aynı zamanda karikatürist ve ressamdı. Basma desenlerinin çizilip,hazırlandığı Gravür dairesinde çalışır,basma balolarında basılan Gıdı gıdı adlı fabrika gazetesinde karikatürleri yayınlanırdı.


Sümerspor tiyatro grubunun fabrika salonundaki oyunlarının sahne dekorlarını yapardı, dekoratörlüğü bu kadarla sınırlı değildi,milli bayramlara katılacak Sümerbank araçlarını basmalarla süslemek de onun işiydi.


Abbas Aytuğ, sportmendi,Sümerspor Boks takımının antrenörlüğünü yapardı.Alttaki fotoğrafta fabrika spor salonunda çalıştırdığı Sümersporlu boksörlerle görülüyor.


Abbas Rahmi Aytuğ 1948 yılında MİHRAK gazetesinde tefrika halinde yayınlanan HATIRLADIĞIM KADIN isminde bir de roman yazmış,bunu da yeni öğrendim.Belki henüz ulaşıp öğrenemediğim başka yetenekleri de vardır.



Rahmetli "10 parmakta 10 marifet" diye tabir edilen çok yönlü bir insandı. Nazilli Basma fabrikası çalışmaya başladığında işte böyle seçkin ve yetenekli ama "isimsiz kahramanlar" yurdun dört bir yanından gelip, Nazilli'yi sporun ve sanatın her dalıyla tanıştırıp,vizyonunu genişletmişler...Nazilli bu Sümerbank'lı isimsiz kahramanlara çok şey borçlu, değil mi? Sevgiyle kalın... İlhan ÖDEN

8 Ekim 2019 Salı

Tablolarda gördüklerim.


Fabrika bahçesinin havuzunu süsleyen bu güzel kadın heykeli,fabrikamız çalışanlarından heykeltıraş Hüseyin Can tarafından yapılmış,fabrika dökümhanesinde bronz olarak dökülmüş, temizleme, parlatma gibi diğer işlemler yine fabrikamız atölyesinde yapılmıştır. Heykel içerisinde bulunan boru sistemi kadın heykelinin yukarıda tuttuğu elindeki tepsiye bağlantılıdır. Sular açıldığında heykelin üzerine dökülen sular heykele ayrı bir güzellik katar. 
Hüseyin Can çok yönlü bir sanatçıdır,müzisyen kimliği de vardır. Nazilli Sümerbank bandosunun kuruculuğunu ve şefliğini yapmıştır.
Kadın heykelinin yanındaki çocuk heykelleri aslında bu kompozisyonun parçası değildir. Fabrika bahçesindeki diğer havuzdan 1967-68 yıllarında alınıp kadın heykelinin yanına monte edilmişlerdir. Çocuk heykelleri de Hüseyin Can tarafından yapılmıştır ama kadın heykeli gibi bronza döküm değildir. Çocuk heykelleri betondan imal edilmiştir.

 "KOCAOĞLAN"
Atölyede çalışanların bu dev tornaya koyduğu isimdir. Atölyenin göz bebeğiydi.Fabrikamızın montajı sırasında Rusya'dan gelen orijinal makinelerden biridir.
Fabrikamızın kapatıldığı 2002 yılına kadar "bölgedeki en büyük torna"  olma özelliğini korumuştur. 6 Metre uzunluğundaki bu tezgahta atölyemizin en bilgili,en tecrübeli tornacıları çalışırdı. Dev tornada çalışmak her ustanın harcı değildi. Bu büyüklükteki tezgaha iş bağlamak,iş sökmek bile deneyim gerektirirdi. İş bağlama ve sökme sırasında özel güvenlik önlemleri ve aparatlar kullanılır,parçalar, tezgahın hemen yakınındaki dik ve yatay yürüyebilen  elektrikli caraskal yardımıyla bağlanırdı. Staja başladığım 1974 yılından kapanma sürecine kadar farklı dönemlerde birbirinden değerli dört değişik ustanın çalıştığını hatırlıyorum. Sanırım önceki ustalar hakkın rahmetine kavuştular. Son ustası Coşkun Cömert ağabey ve bu atölyenin ustabaşısı Veysel Özmen'dir. Umarım "Kocaoğlanı" özlemişlerdir ve bu muhteşem makinenin görüntüsünü yansıtan bu güzel tabloyu görmeye gelirler.  İLHAN ÖDEN
BU TABLODA GÖRDÜKLERİM.
Fabrikamızın kalbi Enerji santraline doğru uzanıp giden demir yolları...
Yüzlerce odayı aydınlatan, binlerce makineyi çalıştıran, yetmezmiş gibi Nazilli'ye gücünden pay veren, kış aylarında günde 150 ton toz kömürün, elektriğe ve basınç altında 360 C dereceye kadar kızdırılmış buhara dönüştüğü, bataklığın ortasında "Cumhuriyet Mucizesine can veren" güç kaynağı...
 Arkada görülen emektar vinç de fabrikanın henüz inşaatının bile başlamadığı günlerde, Gıdıgıdı treniyle birlikte ilk işbaşı yapanlardan. Tren inşaat malzemelerini, makineleri ve diğer malzemeleri getirmiş, buharlı vinç indirmiş.Fabrika üretime geçince de, doymak bilmeyen canavar,Enerli santralını besleme görevi bu buharlı vinç’e verilmiş. Vinç 3 vardiya, 24 saat çalışır, vagonetlere kömür doldururdu.  Enerji kesintisi olmaması için en önemli görev  bu emektara düşüyordu. 
Vinçte çalışmak  zordu,bir yanda yanan kazanın sıcaklığı,kömür tozu ve gürültü…Operatörleri, soy adını hatırlayamadığım  rahmetli “Deli Hamdi” ve yine rahmetli Rüştü Dinçer bu emektarın kahrını çekip evine en helalinden ekmek götürenler…Mekanları cennet olsun.  İLHAN ÖDEN

YA BU MESAJLAR OLMASA...


17 Eylül 2019 Salı

PATLAK AMPULLERİN HİKAYESİ

Sümerbank çocukları, Nazilli Basma Fabrikasına, Sümerbank çalışanlarından farklı gözle bakarlar. Çalışanlar için iş yeri, ekmek teknesidir Sümerbank... Sümerbank çocukları için ise gözlerini açtıkları, her türlü güzelliği içinde barındıran, adeta onları mutlu etmek için yaratılmış ayrı bir dünyadır ve bu dünyanın her köşesinde ayrı hikayeler, anılar vardır. Fırsat buldukça hikayelerimi yazıyorum. Bugün gözüme takılan şu patlak ampullerin hikayesini yazacağım.


Ampullerin en son ne zaman  yandıklarını hatırlamıyorum. Ben sizi fabrikada üretimin ve disiplinin en yüksek olduğu 1970 öncesi yıllara götüreceğim.  Nazilli'de milli bayramların coşkusunun en çok görselliğe dönüştüğü kurum kuşkusuz Sümerbank Basma fabrikasıydı. Süslemelerin en yoğun olduğu yer de Nizamiye kapısı ve çevresiydi.


Fabrikanın önü adeta bayram yeri gibi olurdu.
İlk süslenen yer fabrika İdare binasının önünden Hürriyet caddesine açılan Kamyon giriş kapısının birkaç metre yukarısındaki iskeleti borulardan yapılmış üzerinde HOŞGELDİNİZ yazılı "Zafer Takı" olurdu. Sonraki yıllarda Hürriyet caddesi genişletilip çift yönlü olunca bu tak üzerinde SÜMERBANK yazan daha büyük ve gösterişli yeni bir tak ile değiştirildi. Tak ayakları mersin dallarıyla kaplanıp, bayraklarla süslenirdi.

Nizamiye kapısına neredeyse kapıyı tamamen kapatacak büyüklükte koca bir Türk bayrağı asılır, kapının sağında ve solundaki personel ve tahakkuk servislerinin olduğu bölümlere yaklaşık 1 metre boyunda daha küçük ipe geçirilmiş çok sayıda bayrak sıra halinde dizilirdi. Ayrıca nizamiye kapısı ile tam karşısındaki elektrik direkleri arasına da Hürriyet caddesini üzerinden enlemesine geçen iki sıra ipe geçirilmiş aynı büyüklükteki bayraklar ve altından geçen araçlara değecek kadar büyük Atatürk portresi asılırdı.

Yüze yakın bayrakla süslenmiş nizamiye kapısı, "Kırmızı gelinlik giymiş Anadolu gelini" gibi gündüzü süsler, gece olunca da şimdi patlak kalıntıları kalan sıralı ampuller Anadolu gelininin alnında ve göğsünde dizili altınları gibi ışıl, ışıl parlardı...

Bu görkemli görüntüyü görüp etkisinde kalmamak mümkün değildi.
Parlak ışıkların, bayrakların ardında Cumhuriyetin gücü ve Sanayide devleti temsil eden Sümerbank'ı görüyor, yıkılmaz kale gibi görünen dev kuruluşun bir parçası olarak göğsümüz kabarıyordu.

1990 lara doğru, milli bayramları bir kaç bayrakla geçiştirmeye başladık. Nizamiye kapısını eskisi gibi görkemli süslemez, ampulleri yakmaz olduk..."Önce milli coşkuyu, sonra da Sümerbank'ı kaybettik". Kaybetmeye devam ediyoruz. Sevgiyle kalın. İlhan Öden