11 Eylül 2011 Pazar

Çocuklar Yuva'ya, Anneler Çalışmaya...

Başka başlıklarda Nazilli Basma Fabrikasını anlatırken kreş konusuna da zaman zaman değinmiştim. Fakat kreş konusu Sümerbank’ anlatırken üç-beş kelimeyle geçiştirilecek kadar basit bir konu değil. Onun için elime de güzel fotoğraflar geçmişken bu yazımda sizlere Nazilli Sümerbank kreşini anlatmaya çalışacağım. (Fotoğraflar için Neşe İyigör Arslan hanıma çok teşekkür ederim)

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI ÇOCUK YUVASI

Annem ,evlendikten sonra fabrika da çalışmadığı için ben hiç kreşte kalmadım ama 1-2 günlüğüne de olsa kreşte kalmayı çok isterdim.”İlhan,kreşte kalmamış bize neyi anlatacak” dediğinizi duyar gibiyim.Ben kreşte kalmadım ama arkadaşlarımdan bazıları,amcam, ablamın, arkadaşlarımın çocukları yuvada kaldılar.Anneannem kreşte çalışmış.. Belki benden daha iyi anlatacak kişiler de vardır ama bu konuyu bilmeyenlere benim anlatacaklarım bile fazlasıyla yetecektir bundan eminim..

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI ÇOCUK YUVASI

Nazilli Sümerbanklılar kreş kelimesini pek kullanmazdı. Bizim için orası çocuk yuvası hatta sadece "yuva" idi. Annesi fabrikada çalışan çocuklar fabrikanın yuvasında kalırlardı. Sümerbank bünyesindeki başka fabrikalarda da benzer yuvalar vardı ama Sümerbank dışındaki işyerlerinde böyle yuvalar olduğunu sanmıyorum.

Büyüklerimden duyduğuma göre fabrikanın ilk çocuk yuvası, Sümer ilkokulunda açılmış, sonra, fabrika nizamiye kapısının sol tarafında, sonradan personel servisi olarak kullanılan uzun binaya geçilmiş daha sonra da fabrika içine Kreş binasının yapılmasıyla hizmete kendi binasında devam edilmiş. Bu binanın yapıldığı dönemi hatırlamıyorum fakat kreş çocuklarının oynadığı oyun parkındaki dönen zincirli salıncağın, Misafirhane önündeki boş alanda durduğu aklımda kalmış. Sonradan bu oyuncaklar yeni kreş binasının fabrika alanı içindeki bahçesine taşındı.Sanırım bu kadar yuva tarihi açıklaması yeterli ,şimdi birazda Sümerbank yuvalarının benzer kreşlerde olmayan asıl özellikleri anlatayım.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
YUVA ÇOCUKLARI BİR GÖSTERİDE
Neşe İyigör Arslan sahnede gösterisini yapıyor.

En önemli özelliklerden biri çocukların yuvaya kabul yaş sınırının olmamasıydı. Doğumdan sonraki yasal 3 aylık doğum iznini kullanan anne, işbaşı yaptığında bebeği hemen yuvaya kabul ediliyordu. 3 aylık bebekler okul çağına kadar yuvada kalabiliyor hatta bazı özel durumlarda okul çağındaki çocukların bile ailesi soruna çözüm buluncaya kadar yuvada kalmasına izin veriliyordu.

Bebeği yuvada kalan anneler mesai saatleri içinde 2 kere bebeklerini emzirmek için yuvaya geliyor bunun dışında çocukların her türlü bakımı Sümerbank'ın kadrolu çocuk bakıcıları tarafından yapılıyordu.

Emzirme dönemini geçmiş daha büyük çocuklara, yuvada kaldıkları saatlerde kahvaltı, süt, meyve suyu gibi gıdalar Sümerbank tarafından bedelsiz veriliyor ayrıca kreşte kalan çocuklara fabrika yemekhanesinden ücretsiz yemek de veriliyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
ÇOCUKLAR YUVA DOKTORU,HEMŞİRE VE BAKICILARLA BİRLİKTE

Yuvada herhangi bir sağlık problemini önlemek için sürekli kadrolu kreş doktoru ve hemşirelerden oluşan bir sağlık ekibi bulunuyordu. Kreş çocuklarına olanaklar ölçüsünde her türlü ilaç ve tedavi ücretsiz sağlanıyor. Gerekli durumlarda fabrika hastanesine sevk ediliyordu. Koruyucu aşılama yine Sümerbank tarafından kreşte ve lojmanlarda kalan tüm çocuklara ücretsiz uygulanıyordu.

Küçük çocukların altlarına bağlanan bezler,giydikleri pijamalar bile Sümerbank tarafından ücretsiz veriliyor, gerekli temizlik işleri kadrolu çocuk bakıcıları tarafından yapılıyor. Çocukların düzenli uyumaları yine bakıcılar tarafından sağlanıyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
YUVA ÇOCUKLARINDAN OLUŞTURULMUŞ KORO

Çocuklar yuva öğretmenleri gözetiminde oyun saatlerinde içeride veya bahçede düzenli oyun oynayabiliyor yine öğretmenler tarafından okul öncesi eğitim veriliyordu. 23 Nisan gibi resmi bayramlara Sümerbank çocuk yuvası olarak iştirak ediliyor. Öğretmenler nezaretinde çocuklar tarafından bu özel günlere yönelik şiir ve küçük piyesler gibi etkinlikler düzenleniyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
ÇOCUK YUVASININ HAZIRLADIĞI BİR TEMSİL

NAZİLLİ SÜMERBANK ÇOCUK YUVASI 23 NİSAN BAYRAMINDA

Bu hizmetler için çalışanlardan hiçbir ücret talep edilmiyor. Tüm giderler Sümerbank tarafından karşılanıp üretim maliyetine yansıtılıyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Günümüzde çalışan annelere ücretle bile olsa böyle hizmet veren özel çocuk yuvaları var mı? Bildiğim kadarıyla belli bir yaş sonrası çocuk kabul eden bünyesinde sağlık personeli, doktor bulundurmayan kreşler var.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
VİLDAN HEMŞİRE- DOKTOR FUAT KÖSEOĞLU VE EŞİ-ZEHRA HEMŞİRE

Verdikleri hizmet karşılığında annelerin neredeyse kazançlarının yarısından fazlasını bu kurumlar ya da özel bakıcılar alıyorlar. Üstelik annenin çocuğunu istediği zaman görebilme şansı da yok.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ SÜMERBANK MÜDÜRÜ REMZİ YÜCEBAŞ ÇOCUK YUVASINDA.

Sümerbank'ı çağdışı olmakla suçlayanlara soruyorum. Bundan 50 yıl önce anneler ve çocukları ayırmadan istedikleri zaman birbirlerini görebilecek şekilde hizmet veren böyle sosyal fabrikalar mı çağdışı?

Yoksa bunu idrak edemeyen ve her şeyi para olarak gören, çalışanları,köle veya makine gibi kullanan liboşlar mı çağdışı?

Sümerbank onların zihniyeti gibi "her şeyi paraya dönüştüren" bir kurum olsaydı şimdi Türkiye’nin en, dünyanın sayılı zengin şirketlerinden biri olurdu.

Ama herhalde kapandıktan 10 yıl sonra bile hakkında böyle güzel şeyler yazılan, kurucularına hayır duaları yapılan bir kurum olamazdı.

Sümerbankların bu yönlerini bilmeyip,Nazilli basma fabrikasını sadece "bez" dokuyan sıradan bir fabrika zanneden ve her şeyi babalar gibi satmayı meziyet belleyenler..

İzlemeye ve şaşırmaya devam edin.

İlhan ÖDEN

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Sümerspor Aydın Cezaevinde.

Hemen endişelenmeyin, Nazilli Sümerspor kulübünün "şike" soruşturması ile ilgili bir bağlantısı yok.Başlık daha ilginç olsun diye öyle yazdım.

Nazilli Basma Fabrikasını, sadece pamuklu bez dokuyan basit bir fabrika olarak görmemek gerektiğini,fabrikanın bölgeye ilk başta ekonomik olmak üzere, sosyal, kültürel ve sağlık yönünden büyük katkılar yaptığını başka yazılarla defalarca anlatmaya çalıştım.

Bu yazımda fabrikanın spor kulübü Nazilli Sümerspor’un da sıradan bir spor kulübü olarak görülmemesi gerektiğini eski bir fotoğraftan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Yukarıdaki fotoğraf 1985–86 yıllarında Aydın eski cezaevinde çekildi, aralarında benimde olduğum Nazilli Sümerspor voleybol takımını, mahkûmlar ve gardiyanlarla birlikte cezaevi içerisinde gösteriyor.

O yıllarda Nazilli Sümerspor voleybol takımı Aydın voleybol camiasının gözbebeğiydi, namaglûp hatta rakiplerine set bile vermeden Aydın şampiyonu oluyor. Aydın ilini bölge şampiyonalarında temsil ediyordu.

Aydın cezaevi ise o zamanlar henüz şehir merkezindeki eski binasında,çevresi 10 metreye ulaşan duvarlarla çevrili,12 Eylül sonrası ağır suçlarla yargılanan siyasi mahkûmların özellikle toplandığı namlı bir cezaeviydi.

İşte böyle karışık,herkesin birbirinden çekindiği bir dönemde Nazilli Sümerspor üslendiği sosyal misyon gereği, Aydın cezaevindeki mahkûmlarla voleybol oynamak için Aydın cezaevindeydi.

Soyunma odamızdan maçın yapılacağı alana kadar abartısız 4–5 kilitli demir kapıdan geçtik. Cezaevi avlusunda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Dostluk havası içinde güzel bir maç oldu.
Bizim için sonuç hiç önemli değildi mahkûm kardeşlerimizde gördüğümüz oyun disiplini ve fedakârca kurtarışlar yapmak için gösterdikleri insanüstü gayret dikkatimizi çekmişti.

O gün, Aydın cezaevindeki mahkûm kardeşlerimiz için özel bir gün oldu. Bizim için de güzel bir gündü. Çeşitli sebeplerle cezaevine düşmüş mahkûm kardeşlerimizin çaylarını içip misafirleri olmuştuk.

Yeri geldiğinde hep yazıyorum Sümerspor bizim için Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi büyük bir kulüptü bütün Sümerbank çocuklarının gönlünde bir gün Sümerspor da forma giymek yatar diye. İşte Aydın cezaevinden ayrılırken mahkum kardeşlerimizin gönlünde,Nazilli Sümerspor'un yukarıda isimlerini saydığım kulüpler kadar büyüdüğünü hissettim.

Nazilli Sümerspor kulübünün hapishane ziyaretleri anlattığım bu maçla sınırlı değil, oynadığım ve atmosferi yaşadığım için o maçı yazdım.

Sporcu büyüklerimizden duyduğuma göre Nazilli Sümerspor tarihinde böyle cezaevi ziyaretleri birkaç defa daha olmuş. Bu maçlarda oynayan ağabeylerimiz var.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Defalarca Aydın Şampiyonu olmuş Nazilli Sümerspor voleybol takımı olarak davet edildiğimiz her yere gittik. "Biz spor salonlarının cilalı parke zeminlerinde oynarız" demedik, bazen beton, bazen toprak, bazen taşlı, eğri büğrü zeminli köy sahalarında bile oynadık. Bazı rakiplerimiz tarla sulamaktan geldi, bazıları pamuk toplamaktan. Nazilli çevresinde voleybol oynanan her ilçeye, kasabaya, her köye gittik. Maçlarımızı yaptık, çaylarımızı içtik misafirleri olduk, gönüllerine Sümerbank sevgisinden minik bir parça koyduk.

Bunları anlatıyorum ki. "Devlet bez dokumaz" diyen işgüzarlar bu fabrikalarda sadece bez dokunmadığını bilsin,öğrensin.

Sevgiyle kalın..

İlhan ÖDEN

14 Ağustos 2011 Pazar

Bu " BAHÇE " başka bahçe..

Nazilli Sümerbank'ın güzelliklerinden bahsedildiğinde ilk akla gelen mekan,fabrika bahçesidir. Bilmeyenler için kısaca yazayım,"bahçe" terimi, fabrika alanı dışındaki ağaçlık bölümleri değil, fabrikanın en gözde açık mekanı fabrika içindeki çaybahçesi yada açık kafeterya niteliğindeki sosyal tesisleri ifade eden ve Nazilli basma fabrikası çalışanlarınca kullanılan kısa isimdi..

Bahçe,sadece Sümerbank mensupları ve misafirlerinin kullanımına açıktı. Nazillinin ileri gelenleri ve ailelerinin de bahçeye girmelerine izin verilirdi. Yabancı bekarların,alkollü yada kıyafeti düzgün olmayan fabrika mensuplarının bile bahçeye girmesi imkansızdı.

Daha önce bahçede uygunsuz davranışlarda bulunmuş kişilerin listesi fabrika ana kapısında asılı durur bahçeye girişleri Nizamiye bekçileri tarafından engellenirdi.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

Fabrika kapalı kışlık sosyal tesisleri ne kadar temiz ve güzel olsa da,Fabrika bahçesinin havası ve özgürlüğü ile kıyaslanamaz olduğundan herkes havaların ısınmasıyla birlikte bahçenin açılmasını sabırsızlıkla beklerdi.

Fabrika bahçesi görünürde Çay bahçesi havasında olsada,özel günlerde değişik şekilde kullanılırdı. Hatırladığım kadarıyla 1965-1970 yılları arasında Defile,Toplu sünnet törenleri ve Öğretmen Emin Altınöz yönetiminde çoğunluğu sanat okulu öğrencilerinden oluşan halk müziği topluluğunun solisti Ertan Şancı'nın güzel sesinden türküler dinlediğimiz konserler olurdu.

Bahçenin bir köşesinde bizim yetişemediğimiz dönemlerden kalma betondan yapılmış bir "paten pisti" vardı .Babamdan duyduğuma göre o zamanlar sümerbank çocukları burada patenle kayarlarmış,özellikle rahmetli Zekiye halamın bu konuda çok yetenekli olduğunu anlatırdı. Patenin Türkiye'de bile zor bulunduğu günlerde Nazilli'de patenle kaymak bana uçuk bir düşünce gibi gelsede evimizde eski eşyalarının saklandığı sepette bulduğum bir tekerleği kaybolmuş eski paten babamın sözlerini doğruluyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
Nazilli Sümerbank Kız voleybol takımı erkeklere karşı. 1945-50
Fotoğraf için Atakan AKBAY'a teşekkür ederim.


Bu pist aynı zamanda kız ve erkeklerin modern spor kıyafetleri giyerek karşılıklı zorlu maçlar yaptığı voleybol sahası olarak da kullanılıyormuş.Hatta fabrika kısımları arasında düzenlenen voleybol turnuvalarında maçlar bu alanda oynanıyormuş. Paylaştığım fotoğraflarda nizami kıyafetli hakem ve seyircilerin çokluğu maçlara ne kadar önem verildiğini açıkça gösteriyor.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
Nazilli Sümerbank kız voleybol takımı,erkeklere karşı. 1945-50
Fotoğraf için Atakan AKBAY'a teşekkür ederim.


Türkiye Voleybol federasyonunun 1948 de uluslararası federasyona üye olduğu düşünülürse, 1945-50 yıllarında Nazilli'de bayan voleybol takımının olması sanırım sizleride benim gibi şaşırtmıştır.

Fabrika kısımları arasında düzenlenen turnuvadan iki takım.
Fotoğraf için Atakan AKBAY'a teşekkür ederim.


Yine bu alana branda perde takıp,sandalye dizilerek ,yazlık sinema olarak da kullanılıyordu. Ayrıca bahçenin ambarlara yakın bölümünde toprak zeminli çevresi tel örgüyle çevrili basketbol ve voleybol sahaları vardı.Yazlık sinemanın yeni yapılan alana taşınması , spor alanlarının kaldırılması ve 197o yıllarında televizyonun hayatımıza girmesiyle,bahçeye Tv. izleme bölümü ilave edilerek düzenlenip, fabrika kapanmadan önceki haline getirildi.

Sümerbank yenilikleri yakından takip eden ve mensuplarını yeniliklerle biran önce tanıştırmaya gayret eden bir kurumdu.Henüz evlerde televizyon yokken açık ve kapalı sosyal alanlarda mensuplarına tv. izleme imkanı sunmuştu.Aynı şekilde dünyada uydu yayınları ilk izlenmeye başlandığı dönemde fabrika kantin binası çatısına kurulan, üçbuçuk metrelik dev çanak antenle bu hizmeti de sunmuştu.

Fabrika bahçesi,tavla,okey,briç gibi oyunların oynandığı, masatenisi,bilardo gibi o zamanlar için pek bilinmeyen sporların yapıldığı cevre düzenlemesi ve bakımıyla gözde bir mekandı.

1975 yıllarında bahçe giriş kapısının sol tarafındaki alana bir mini golf sahası bile yapıldı.

Bunlar önemli imkanlardı ama bizim için asıl önemli olan 1970-1980 arası anarşi ve siyasi çatışmaların yoğun olduğu ve hergün bir kaç kişinin hayatını kaybettiği dönemde her türlü tehlikeden uzak güvenle oturabileceğimiz bir mekan olmasıydı.

Fabrika bahçesinde efendi gibi oturulduğu sürece kimseye bir şey denmez ama kavga vs. gibi olaylara kesinlikle müsade edilmezdi. Böyle olaylara yeltenenler fabrika çalışanı bile olsa bir daha bahçeye kesinlikle giremezdi.


Bahçe fabrikanın,büyük havuz da bahçenin en güzel yeriydi. Havuzun ortasında yukarıdaki fotoğrafta görülen heykel grubu vardı.Fotoğrafta yanyana görülseler bile çocuklar ve kadın heykelleri birbiriyle bağlantılı bir kompozisyon değildi. 1965-68 yıllarına kadar bu heykeller ayrı havuzlardaydı ve heykeller arasında ilk akla gelen "anne ile çocukları" gibi bir bağlantı yoktu.

Amcamın bu Fotoğrafında heykellerin eski konumu görülüyor.

Kadın heykelinin hikayesi Sümerbanklılarca biliniyor.Fabrikada çalışan Hüseyin CAN isimli heykeltraş bir gencin, platonik aşkla bağlandığı bir kadın için yaptığı kayıtlarda geçiyor.

Heykeltraş Hüseyin Can hakkında yaptığım araştırmada, Denizli'deki Gazi İlköğretim okulu binası önündeki "Atatürk ve çocukları" adlı heykeli 8.000 lira karşılığında yaptığına ve Aydın Belediye bandosunda bir süre şeflik yaptığı bilgilerine ulaştım.

Denizli Gazi ilkokulu önündeki H. CAN tarafından yapılan heykel.

Çocuk heykelleri için yazılı bir kayıt yok ama onların ve bahçenin bir köşesinde ağzından su akacak şekilde yapılmış ,aslan başı şeklindeki heykelin de heykeltraş Hüseyin CAN tarafından yapılmış olma olasılığı yüksek.

İşte böyle..


Bahçemiz fabrikanın çalışma temposu düştükçe aynı oranda bakımından güzelliğiden ve öneminden kaybederek fabrikanın kapandığı son dönemlere kadar geldi.

Kapanıştan sonra bildiğim kadarıyla hiçbir şey yapılmadı. Üniversitenin geniş alanına bakabilecek sayıda bahçivanı yok.Çalışanlar güçleri yettiği oranda her işe yetişmeye gayret ediyorlar.

Bu kadar yazıyı yazıp fabrika bahçesini bilmeyenlere ve gelecek nesillere anlatmaya çalıştım. Artık asıl yazmak istediğim konuya geleyim.

Son ziyaretimde Adu. Sümer Kampüs Müdürü Ertuğrul ACARTÜRK ,bahçeyi tekrar açmak, Sümerbanklıların ve vatandaşların hizmetine sunmak,hatta düğün yada özel toplantılar için kullandırmak istediğini bana söyledi .Ama bu seneye yetiştiremedi.

Bahçe şu anda maalesef bakımsız ve üniversitenin bu bakımı yapacak parası ve yeterli elemanı yok. Çiçekler kaybolmakta, ağaçlar kurumakta.En önemlisi havuzlardaki bizim için tarihi ve manevi öneme sahip heykellerde kırıklar,çatlaklar oluşmakta. Bunların mutlaka "yerinde" bakıma alınıp tamir edilmesi gerek.



Neden yerinde tamir edilmesi gerektiğine gelince..
İçimde korku var,eğer bu heykeller bakım veya koruma altına alma bahanesiyle sökülürse bir daha eski yerlerine konmaz. Alakasız yerlerde veya depolarda kaybolur gider.

Bunları da özellikle yazıyorum ki.

Fabrikanın bacaları gibi aniden uçup gitmesin,kaybolmasın çünkü giden bir daha geri gelmiyor.

Korkuyorum, şimdiki sanata bakış açısı bu heykeller için pek uygun değil.Yarın aklıma gelmişti keşke yazsaymışım dememek için bu günden yazıyorum.

İnşallah korkularım gerçekleşmez ve endişelerim yersiz çıkar. Bundan en çok ben mutlu olurum.Sevgiyle kalın...

İlhan ÖDEN


Fabrika bahçesiyle ilgili diğer fotoğraflara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

NAZİLLİ SÜMERBANK FABRİKASI BAHÇE FOTOĞRAFLARI


17 Haziran 2011 Cuma

HAKİKİ DARA , PEŞİN PARA.

Sümer İlköğretim okulunun, Hürriyet caddesine bakan demir kapısının birkaç metre ötesinde Sümerbank’a ait büyükçe bir demir tabela dikiliydi. İlk bakışta karayolları kenarlarında sıkça rastlanan reklâm panolarına benzeyen bu tabelada iri harflerle “HAKİKİ DARA, PEŞİN PARA” yazar, hemen altındaki kocaman ok’la da okulun tam karşısındaki fabrikanın pamuk alımları için kullandığı büyük demir kapıyı işaret ederdi.


O zamanlar sabah ve öğle tedrisatlı 1000 ‘e yakın mevcudu olan Sümer ilkokulu öğrencilerinin lojmanlardan gelen büyük bölümü yollarını kesen bu büyük tabela ile açıkta akan beton kanalın arasındaki dar geçitten dikkatlice geçerek okullarına giderlerdi.

1980 öncesinde,Sümer ilköğretim okulunda öğrenci olan arkadaşlarım, üzerinde bir kefesinde pamuk, diğer kefesi kâğıt paralar dolu bir el terazisi resmi olan bu büyük demir tabelayı hatırlarlar.

Ama,önce Sarı üstüne Siyah, daha sonra Mavi – Beyaz boyanarak yenilenen bu levhayı öğrencilerden daha iyi hatırlayan başka kişilerde vardı.

Nazilli ovasına pamuk eken çiftçiler, Menderes nehrinin ötesinden, Bozdoğan ve Yenipazar ilçelerinin köylerinde yaşayan köylüler..

Hatırladığım kadarıyla bu tabelanın bir köşesinde kara tahta gibi kullanılan siyah bir bölüm vardı. Buraya Nazilli Basma Fabrikasının pamuk için tespit ettiği kilo fiyatı tebeşirle yazılır, üreticiler geçerli pamuk fiyatı konusunda bilgilendirilirdi.

PAMUK YÜKLÜ TRAKTÖRLERİN GİRİŞ KAPISI

“HAKİKİ DARA, PEŞİN PARA” bu sloganın benden önceki sürecini bilmiyorum ama hatırladığım kadarıyla,yaşadığım dönemin 30 yıllık dilimine damgasını vuran Nazilli Basma Fabrikasının değişmez sloganıydı.

Slogan; çiftçiye kazıklanma, aldatılma korkusu olmadan ürününü güvenle Nazilli basma fabrikasına satabileceğini ve parasını anında nakit olarak cebine koyacağını anlatıyordu.

O dönemler fabrikanın tam kapasiteyle çalıştığı, en karlı dönemlerdi. Nazilli basma fabrikasının bir yıllık pamuk ihtiyacını yakın çevresindeki üreticilerden aldığı yıllardı.

Fabrikanın sadece pamuk depolamakta kullandığı her biri spor salonu büyüklüğünde 35 adet ambarı vardı. Fabrika çevre duvarı etrafında pamuğunu satmak için sıra sıra dizilmiş yüzlerce traktör, köylünün Nazilli Sümerbank fabrikasına ve sloganına ne kadar güvendiğinin göstergesiydi. Fabrika da, üretici de fabrika çevresindeki küçük esnaf da kısaca herkes kazanıyordu.

BU YOL TRAKTÖRLERLE DOLAR,SIRA BAZEN DIŞARI TAŞARDI.

Kaybedenler,çiftçinin sırtından geçinen üçkağıtçılar, pamuk tüccarları, simsar ve aracılardı. Kantar oyunlarıyla üreticiyi kazıklayamıyor, paralarını türlü bahanelerle geciktiremiyor, para ödemeden ürünü çalıp kaçamıyorlardı.

Fabrikaya traktör üzerine yüklü olarak giren pamuk, uzmanlar gözetiminde fabrika kantarına çıkıyor, traktörle birlikte tartılıyor. Pamuk balyaları indirilip boş traktör tekrar tartılıyor. Tespit edilen ağırlık üzerinden balya ağırlıkları ve modern aletlerle ölçümü yapılan kilodaki nem miktarı gibi çıktılar düşülerek,bedeli ödenecek net miktar belirleniyor,üretici fabrika ticaret servisine yönlendirilip birkaç işlemle ürününün karşılığını vezneden alarak memnun bir şekilde evine dönüyordu.

Pamuk tarladan,doğrudan fabrika ambarına girince,arada tefeciler olmadığı için üretilen basma da vatandaşa daha ucuza satılıyordu.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI PAMUK AMBARLARI

Zaten Sümerbank’ın en büyük suçu da bu değimliydi?

Üreticiden ürünü alıyor, fabrikasında işliyor, mağazasında satıyor, finans ihtiyacı olduğunda bankasından sağlıyor. Üretici kazanıyor, Sümerbank vasıtasıyla devlet kazanıyor, Sümerbank çalışanı kazanıyor. Sonuçta ucuza kaliteli mal alan vatandaş kazanıyor.

İşte bu durum hortumcuların, vurguncuların istedikleri gibi “at oynatıp, çalışmadan parayla, para kazandıkları” adına kibarca “Liberal ekonomi” diyerek vatandaşı uyuttukları,kapitalist sistemin işine gelmiyordu. Kökleri 12 Eylül öncesine dayanan infaz planları 1990 yıllarında uygulanmaya başlandı. Önce pamuk alımları durduruldu, Kazakistan’dan kalitesiz pamuk ithal edildi, tüccar kanalıyla başka bölgelerin kısa lifli pamukları sanki Ege pamuğu gibi Sümerbank fabrikalarına satılmaya başlandı, olay anlaşılıp yakalanan suçlular salıverildi. Sözde "tasarruf tedbiri" numaralarıyla yedek parça alımı durduruldu. Mağazalar ve Bankalarımız elimizden alınıp,yandaşlara peşkeş çekildi…

Ve nihayet 2002 yılında infaz gerçekleşti.
2005-2006 yıllarında da mezarımız açılıp “hırsızlar tarafından” altın dişlerimiz söküldü.. (fabrikanın makinelerinin çalınması)

Neyse, sözü yine uzattım üstüme vazife olmayan işlere karışıp, boyumdan büyük laflar etmeye başladım. En iyisi başıma iş açmadan yazıyı bitireyim. Sevgiyle kalın.

İlhan ÖDEN

16 Haziran 2011 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERSPOR – 2 GALATASARAY-3


NAZİLLİ SÜMERSPOR – GALATASARAY

Yer: Nazilli Basma Fabrikası Futbol sahası.

Tarih: 24 Eylül 1953 - Öğleden sonra


Maç günü fabrika’nın 1000 kişi kapasiteli futbol sahası, maçı izlemek için çevreden gelen kadınlı erkekli seyircilerle tıklım tıklım doludur. Maç başlar ve ilk yarı Galatasaray’ın 2 – 1 üstünlüğüyle sona erer. İkinci yarıya İyi başlayan Nazilli Sümerspor, beraberliği sağlar fakat Galatasaray bir gol daha atarak maçı 2- 3 kazanır.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Fotoğraf : Atakan AKBAY

Maçta Galatasaray’ın gollerini Suat MAMAT, Kadri AYTAÇ ve Reha EKEN atar. Sümerspor’un gollerini ise, Cahit GÖKALP ve Süleyman ÇALİŞKAN atar.

Bu maçta Nazilli Sümerspor’un oynadığı futbolu beğenen Galatasaraylı yöneticiler, Sümerspor teknik direktörü, eski Galatasaraylı futbolcu Musa SEZER ‘e transfer teklif ederler. 1953-1954 sezonunda Galatasaray futbol takımına Musa SEZER teknik direktörlük yapar.

Musa SEZER ve Sümersporlu futbolcular
sumerspor.blog spot. com

3 Haziran 2011 Cuma

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ.

Nazilli basma fabrikası için çok şey yazıldı.
Çılgın projelerin gündeme oturduğu günlerde “Atatürk’ün çılgın projesi” olarak, televizyon programlarında, dergilerde, gazete haberlerinde boy gösterdi.
75 yıl önce yapılmış fabrikanın, yeni yapılan fabrikalarda bile olmayan özellikleri anlatıldı, şaşkınlık içinde izlendi,okundu..
Doğru, yanlış çok şey anlatıldı ama bu yazıda anlatacaklarımı şimdiye kadar kimse anlatmadı.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ
Hemen “O da bir şey mi? Her fabrikanın silahlı bekçileri var” dediğinizi duyar gibiyim. Acele etmeyin benim bahsettiğim kişiler tabancalı güvenlikçiler değil. Elbette, fabrika çevresindeki kulübelerde, nizamiye kapısında ve diğer güvenlik gerektiren yerlerde kullanılan önceleri fabrika personeli olup, 1990 yılları sonrası kurs alıp özel güvenlik statüsünde çalışan arkadaşlarımız vardı. Bahsettiklerim onlar değil.

Anlatacağım silahlı birlik, periyodik olarak askeri eğitim alan piyade tüfekli,techizatlı kişilerden oluşan Nazilli basma fabrikası avcı birliği.

Çok şaşırdığınızı tahmin ediyorum. “Devletin ordusu yok mu?” diyenleri de duyar gibiyim. Ama vaktiyle fabrika ile ilgili en ince detayları düşünenler bunu da düşünmüşler ve gerekli görmüşler.

Nazilli basma fabrikasını yapanlar, laf olsun diye “Kombina” dememişler. Mademki her ihtiyacını karşılayacak şekilde yapılacak o zaman güvenliğini de kendi sağlayabilmeli demişler.
Sivil savunma uzmanlarımızdan Tamer Oraltay

Birliğin başında, Sümerbank’tan maaş alan fakat doğrudan içişleri bakanlığına bağlı “ sivil savunma uzmanlığı” kadrosunda çalışan bir uzman vardı. Bu uzman aynı zamanda fabrika çevresinde güvenliği sağlayan bekçilerden ve fabrika İtfaiye grubundan da sorumluydu. Yetkileri oldukça yüksekti öyle ki eğer o izin vermezse polis bile fabrika içine giremez, herhangi bir işlem yapamazdı. Ayrıca il ve ilçe sivil savunma amirlikleriyle de bağlantıları vardı. Sivil savunma uzmanı fabrika içinden uygun işçilerden seçilmiş bir itfaiye birliği (Kadrolu İtfaiyecilerden ayrı) ve Avcı birliğine de komuta ederdi. Seçilen kişilerin listesi ilçe sivil savunma amirliğine bildirilir, oralarda görev almamaları sağlanırdı. Uzman, düzenli aralıklarla,fabrika içinde mesai saatleri dâhilinde,bu ekiplere ilk yardım ve yangın söndürme eğitimi verir. Savaş veya saldırı tehdidine karşı sığınakları hazırlar. Kimyasal ve Nükleer saldırılarda yapılması gerekenler konusunda personeli eğitirdi.

Bunları kısaca anlattıktan sonra asıl konumuz olan Avcı birliğine dönelim.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİM ALANINDA

Askerliğini yapmış işçi ve memurlardan oluşan, Avcı birliğinin eğitimi, Aydın garnizonundan gelen usta askerler tarafından verilirdi. Seçilen kişiler 10 gün kadar fabrika çevresindeki uygun alanlarda "piyade" eğitiminden geçirilir, eğitim sonucunda poligona götürülüp piyade tüfekleriyle atış yaparlardı.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİMİ (1993)
SİLAHLI KUVVETLERDE DOKUMA MAKİNA BAKIMCILAR MANGASI (1993)
Bu eğitim esnasında personelden yaralananlar bile olurdu. Birliğin silah ve cephaneleri, Gıdıgıdı treninin fabrikaya giriş yaptığı kapının yanındaki büyük bekçi kulübesinin altındaki depoda muhafaza edilir, bakımları Nazilli jandarma birliğinden düzenli olarak getirtilen askerler tarafından yapılırdı.
12 yaşlarındayken "kömürlük" denilen, fabrikaya ait ama fabrika dışındaki alanda Avcı birliğinin eğitimlerini izlemeye gitmiştim. Çalışırken itfaiye birliğinde olduğum için itfaiyecilik ve ilk yardım eğitimi aldım. Avcı birliğine katılmadım ama birlikte çalıştığım arkadaşlardan avcı birliği kadrosunda olup, eğitim ve atışlara katılanlar oldu.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Son avcı birliği eğitimi ve atışlar körfez savaşı sırasında 1993 yılında yapıldı. Ondan sonraki dönemlerde Sümerbank gündemine oturan özelleştirme, satış, sözleşmeli personel yasası ve tayinler, fabrikanın tıkır tıkır işleyen düzenini bozdu. Her şey gibi avcı birliği de masal oldu gitti…

Şimdi..
“Fabrika yapmışlar, yanında, kreş, sinema, fırın, market, hamam, okul, posta hane, spor kulübü, halkevi, hastane, sosyal tesisler de yapmışlar. İçine bir de “Silahlı Birlik” koymuşlar.” Desem.
"Hayal kurma, dalga geçme " derler..
Birileri 80 yıl önce bugün bile hayal edilemeyenleri gerçekleştirmişler.

Başkaları ise, gerçekleri tekrar hayale dönüştürmeye çalışıyorlar..

Ama ben üstüme düşeni yapayım, bu güzel masalları ” Doğru” anlatmaya, bilmeyenleri “Şaşırtmaya” devam edeyim. Gerisi Allah kerim. Muhabbetle kalın. İlhan ÖDEN

20 Mayıs 2011 Cuma

SIRASI MI ŞİMDİ BU FOTOĞRAFLARIN?

VİDEO'yu TAM EKRAN izleyiniz.

Yukarıda 1930-1937 yılları arasında çekilmiş Nazilli ve Nazilli’deki sosyal hayatı gösteren fotoğraflardan derlediğim bir videoyu paylaşıyorum,eminim görünce sizde benim gibi şaşıracaksınız.

Fotoğraflarda, o dönemdeki Nazilli halkının kıyafetlerinin, bugünkü Nazilli halkının kıyafetlerinden daha modern olduğu görülüyor.

Aynı şekilde Halkevi Tiyatrosunun çalışmalarının da, günümüz Nazillisinden çok ileride olduğu görüyoruz. Yine aynı fotoğraflarda Halkevi bandosu ve Nazilli Musiki heyetini de görünce şaşkınlık daha da artıyor.

Hele 1933 yılı Cumhuriyet bayramı fotoğrafında Halkevi flamaları önünde kramponlu Nazillili futbolcuları görünce sınırlar zorlanmaya başlıyor.

80 yılda, ileri mi yoksa geri mi gittiğimizi ben tam anlayamadım. Özellikle her çalışmanın merkezinde gördüğüm Nazilli Halkevinin, Nazilli de gerçekleştirdiği aktivitelere benzer faaliyetlerin başka yerleşim merkezlerinde de yine Halkevlerince yapıldığını düşünürsek..

İnsanın aklına..

Keşke Halkevi ve Köy enstitüleri yok edilmesi gereken siyası hedefler olarak görülmeyip , vatandaşı kucaklayan bir yapıda günümüze kadar çalışmalarını sürdürebilseydi, ülkemiz bu günkünden daha iyi durumda olurdu demek geliyor.

Aslında,geldiğimiz noktada bunları anlamak ve söylemek için çok geç kaldığımız da açıkça görülüyor.

Şimdi,patronuna sadık,az ile yetinen,şükreden,düşünmeyen formatta elemanlar yetişirken, Halkevini nereden çıkardın diyenleri duyar gibiyim.

Haklısınız,aslında hazır internet yasaklanırken "eski fotoğraflara bakma" yasağını da aradan çıkarmak lazım.

Baksanıza ,durup dururken insanın aklına kötü,kötü şeyler getiriyorlar.

Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN