28 Aralık 2025 Pazar

İP ATTIM UCU KALDI.

 

İP ATMAK ÜZERE POZİSYON ALMIŞ BİR DOKUMACI

İP ATTIM UCU KALDI DA...
TARAKTA GÜCÜ KALDI.
BEN SEVDİM ELLER ALDI DA...
YÜREKTE ACI KALDI...


Bu Kırıkkale türküsünü çok dinlemiş, belki de dinlerken oynamışsınızdır.
Bu adam ipi nereye atmış?
Tarak ne?
Gücü ne?
Hiç merak ettiniz mi?
Dokumacı arkadaşlarım bilir de ben size kısaca anlatayım.
Dokuma tezgahı çalışırken , çeşitli sebeplerden çözgü ipi kopar.
İpliğin kalitesi, sağlamlaştırmak için ipe kaplanan haşıl maddesinin gerektiği gibi olmaması, tezgah çalışırken çözgü üzerine düşen pamuk, iplik parçası gibi maddeler, lameller arasında karışıklık, boncuk dediğimiz düğümcükler, makina arızasından kaynaklanan başka sebepler çözgü ipinin kopmasına neden olabilir.
Bu sebeplerden kopan iplik genelde tezgahın arka tarafında olur.
Tezgah otomatik olarak durur.
Dokumacı gelir sorunu giderir, kopan ipliğin ucuna dokumacı düğümü dediğimiz özel bir düğümle ilave iplik parçası bağlar.
İpliği geçmesi gereken yerlerden geçirebilmesi için tezgahın arka tarafından, ön tarafına doğru atar.
Türküdeki "İp atma" olayı bu işte...
Sonra tezgahın ön tarafına geçer...
Türküde geçen tarak ve gücü sözleri , dokuma tezgahının parçalarının adıdır.
TARAK
Dokuma işlemi sırasında, atkı ipliklerini, sert ve düzgün bir şekilde iterek kumaşa yerleştiren parçadır.
GÜCÜ
Dokuma sırasında ortasındaki delikten geçen çözgü ipliklerini belli bir düzen içinde kaldırıp, aradan mekiğin geçmesi için ağızlık açan tellerin adıdır.
Kısacası.
İpi atıp, tutarken, sevgilisini ellere kaptıran arkadaşın bir dokumacı olduğunu buradan anlıyoruz.
Artık anladığınıza göre...
Bundan sonra, bu türkü çaldığında "bu adam ne diyor" demeden rahat rahat oynayabilirsiniz.
Oynarken, ben de gözlerinizin önüne gelirsem kusuruma bakmayın artık... İLHAN ÖDEN

21 Aralık 2025 Pazar

OTOBÜS


Nazilli Sümerbank nizamiye kapısının karşısında Nazilli Belediyesi otobüslerinin, Aşağı Nazilli'deki son durağı vardı. Otobüs durağı deyince aklınıza bugünkü duraklar gibi küçük bir durak gelmesin. O zamanlar fabrikada 3000' e yakın çalışan olduğu için 3-4 otobüsün sıralandığı, kasaba garajı kadar büyük bir duraktı. Belediye otobüsü büyüklere 25, öğrencilere 15 kuruştu.

İşçi çıkışlarında otobüsler tıklım tıklım dolardı. O zaman önden motorlu "Burunlu" tabir edilen otobüsler kullanılırdı. Şoför koltuğunun hemen sağında motor bölümünün sandık büyüklüğünde üzeri baklava dilimli yorgan gibi dikilmiş muşamba kaplı bir çıkıntısı olurdu. Otobüste oturulacak yer kalmadığında motorun üzerine de oturulurdu. Oraya oturanlar otobüsün davul tokmağı kadar büyük, sürekli titreyen vites kolunun vites değiştikçe, arada bir vücuduna dokunmasını da kabullenmiş olurdu.
Otobüste "Kaptan pilot kadar havalı" şoförden başka bir de biletçi olurdu. O da kabin amiri gibi hem bilet keser hem de otobüste yolcuların düzenini sağlardı.O zamanlar otobüslere arkadan binilir, önden inilirdi. Biletçi arada bir "Ön tarafa ilerleyelim" diye bağırıp, yolcuları uyarır, "İnecek var" diyerek şoföre seslenirdi.

Biz de fabrika lojmanlarının düzgün yollarında kendi yaptığımız dikiş makarası tekerlekli, telden direksiyonlu, kargıdan arabalarımızı sürerken, ağzımızla otobüs sesi çıkarıp, şoför gibi vites değiştirip, arada biletçiden duyup, öğrendiğimiz komutları bağırırdık. İLHAN ÖDEN

HADİ 1970 'e GİDELİM.

 



1970 yıllarında Hürriyet caddesinin fabrikamızın önündeki bölümü böyleydi.Caddenin sağında boyları 25 metreyi bulan kocaman demir ağaçları, kamyon giriş kapısına kadar sıralanırdı. Ağaçlar ile o zamanlar daha alçak olan fabrika duvarları arasında toprak bir yol vardı. Cadde ise, paket taşı dediğimiz doğal granit taşların yontulup, düzenli bir sırayla yerleştirildiği, üzerinde araçların hoplaya, titreye, sekerek ilerlediği, iki aracın ancak geçebileceği genişlikteydi. Demir ağaçları yola o kadar yakındı ki, araç penceresinden sarkan bir gencin başının ağaç gövdesine çarpmasıyla sonuçlanan bir trafik kazası bile yaşanmıştı.

O yıllarda Nizamiye kapısının iki tarafında büyük çamlar altında park gibi ortası çimli yeşil alanlar vardı. Genellikle öğleden sonraları burası Sümerbank gençlerinin toplandığı uğrak bir yer olurdu. Fabrikamız enerji santralından malulen erken emekli olmuş Çekirdekçi Aydın amcanın mavi arabası burada durur işe gelip gidenler ondan alışveriş yaparlar, gençlerde yine o arabanın etrafında toplanırdı. O zamanki delikanlıların en popüler oyunu "Gazoz Çekişme" müsabakaları burada yapılırdı.Yaşımız küçük olduğundan büyüklerin bu oyununu sadece izlemekle yetinirdik.

Demir ağaçları ve nizamiye kapısı önündeki ağaçlar kesilip genişletilen yol, Bisiklet çıkış kapısının önündeki çınar ağaçlarının olduğu yerde tekrar daralıyordu. Geceleri yukarı Nazilli'den Bozdoğan tarafına doğru yolculuk eden uykulu, dalgın ya da alkollü soförler yolun daraldığını ancak sıranın başındaki Ulu Meşe ağacının kalın gövdesine çarptıklarında fark ederlerdi. Sabah işe giderken Böyle birkaç kazanın yaşandığını görmüşlüğümüz vardır. Yol genişletildi Çınar ağaçları şimdilik hala varlıklarını koruyorlar ama ileride Otogar yapılıp, bağlantı yolları genişletilirken ne olur bilinmez.

Fabrika ve çevresi çok sayıda ağaç kaybına rağmen hala Nazilli'nin en yeşil yeri olma özelliğini koruyor. Çam ağaçları kökleri fazla derine inmeyen gövdeleri büyük,dalları geniş ağaçlar. Üniversitenin yeterli personeli yok, belediye personelide pek umursamıyor. Fabrikanın kapatılması ve lojmanların yıkılması çok sayıda çam ağacı kaybına yol açtı. Sümerbank zamanında fabrika bahçivanları, çamların korunmasına özellikle dikkat ediyorlardı. Sağa-sola yatmaya başlayan ağaçlar ya başka sağlam ağaçlara çelik halatlarla bağlanıyor ya da ağacın yattığı taraftaki dallar kesilip, ters tarafındaki dallar bırakılıp ağaçların kendi ağırlığıyla düzelip, dengelenmesi sağlanıyordu. Birkaç senede bir ihaleyle ağaç dalları budanıp yükleri azaltılıyor, satıştan kazanılan para, Fabrikanın kulübü Sümerspor'a verilip gelir sağlanıyordu...Yıllardır bunlar yapılmayınca bazı ağaçlar devrildi. Fabrikanın her yerine su taşıyan yangın muslukları da çalışamaz hale gelince susuz kalan bölgelerdeki çamlar, meyve ağaçları ve diğer ağaçlar da kurudu.

Kahvede otururken, gözüme çarpan Sümer ilkokulunun bahçesinde kuruyup kalmış "ölü" çam ağaclarını görünce buraların 1970 lerdeki yemyeşil halleri aklıma geldi. Yazmak istedim. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

18 Aralık 2025 Perşembe

FABRİKA DEĞİL ADETA BİR OKUL


 Hep "Fabrika değil adeta bir okul" diye yazıyor, anlatıyorduk. Bugün bunu tescilleyen bir belgeye ulaştım. Diplomanın okul adı bölümünde " Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası" yazıyor.

Diplomanın sahibi Bedriye Yenipazarlı, evlenince soyadı Adülhalim olmuş. Bu değerli belgeyi oğlu gönderdi. Arşivimize katkısından dolayı çok teşekkür ederiz.

12 Aralık 2025 Cuma

GÖZÜMDE CANLANDI ANILARLAR...

 


Fabrikamızın kalbi Enerji santraline doğru uzanıp giden demir yolları...
Yüzlerce odayı aydınlatan, binlerce makineyi çalıştıran, yetmezmiş gibi Nazilli'ye gücünden pay veren, kış aylarında günde 150 ton toz kömürün, elektriğe ve basınç altında 360 C dereceye kadar kızdırılmış buhara dönüştüğü, bataklığın ortasında "Cumhuriyet Mucizesine can veren" güç kaynağı...

Resimde görülen emektar vinç de fabrikanın henüz inşaatının bile başlamadığı günlerde, Gıdı gıdı treniyle birlikte ilk işbaşı yapanlardan. Tren inşaat malzemelerini, makineleri ve diğer malzemeleri getirmiş, buharlı vinç indirmiş. Fabrika üretime geçince de, doymak bilmeyen canavar, enerli santralını besleme görevi bu buharlı vinç’e verilmiş. Vinç 3 vardiya, 24 saat çalışır, vagonetlere kömür doldururdu.  Enerji kesintisi olmaması için en önemli görev  bu emektara düşüyordu. 

Vinçte çalışmak  zordu, bir yanda yanan kazanın sıcaklığı, kömür tozu ve gürültü…Operatörlerinden, hatırladıklarım rahmetli Hamdi Demir ve yine rahmetli Rüştü Dinçer bu emektarın kahrını çekip evine en helalinden ekmek götürenler…

Rahmetli Rüştü Dinçer aynı zamanda fabrika sinemasının da makinistlerinden biriydi. 
Fabrikamızın renkli simalarından rahmetli Hamdi Demir koyu Adalet partiliydi.
Müşterililerini Nazilli Sümerbanklıların oluşturduğu Tahsin amcanın kahvehanesinin müdavimlerindendi. Okey, tavla oynamaz daha çok, espriyle karışık Halk partililere bulaşmayı sever aralarında kahvedeki herkesi güldüren diyaloglar yaşanırdı.
İkisi de anılarımızda güzel izler bırakan büyüklerimizdi. Yukarıda paylaştığım canlandırma resim beni onlara kadar götürdü. Rahmetleri,duaları eksik olmasın.  İLHAN ÖDEN

10 Aralık 2025 Çarşamba

MARSHALL YARDIMI

 


KABUS GİBİ.
lkokula başladığım yıllarda ülkemizdeki tüm ilkokullarda sabah 1. ders sonrası ilk teneffüslerde, hademelerin hazırladıkları, Marshall yardımı süt tozu karışımı dağıtılırdı. Sınıflar okul bahçesinde sıra olur, sürekli çantalarımızda taşıdığımız bardaklara doldurdukları ne olduğunu tam bilmediğimiz süt benzeri kokusu ve tadı hoş olmayan sıcak karışımı zorunlu olarak içerdik. Kabus gibi bir şeydi yıllarca zorla içtik "Sütten nefret etmiştik"
Genelde kırılmaması için naylon bardak taşıdığımızdan, bardağın kokusuyla etkileşime giren sıcak sıvı iyice iğrenç hale gelirdi.
Faydalı mıydı, zararlı mı? Belli değildi. Bende pek hoş olmayan izler bıraktı. O yıllardan sonra sıcak süt içemez olmuştum, içmem gerekirse kokusu az olduğu için mutlaka soğuk süt içerdim. İLHAN ÖDEN





2 Aralık 2025 Salı

BENİMLE GÜREŞECEK VAR MI?

 
Bugün sizlere yaşanmış bir hikayeyi anlatacağım.

Fabrikanın yapıldığı arazi, tarıma elverişsiz,bataklık bir alanmış. Sadece göçebelerin oturdukları derme çatma evler, çadırlar ve kerpiçten yapılmış bir kahvehane varmış. "Eğrek" denilen bu yeri onlar kullanır, hayvanlarını otlatır ve orada yaşarlarmış. Yabancıların girmeye çekindiği tekin olmayan bir yermiş...

Sümerbank Basma Kombinasının yapılacağı arazinin etüd çalışmaları için Nazilli'ye gelen Profesör Orlof başkanlığında Rus ve Türk uzmanlardan oluşan heyet bu alanda incelemelerde bulunurken, arazinin bataklık ve sivrisinek yuvası olması heyettekileri endişelendirmiş, zaten fabrikanın buraya yapılmasına karşı içlerinde sakladıkları muhalefet fikrini ,o sırada Nazilli'de sıtma hastalığının yaygın görülmesine bağlayıp, Atatürk'ü fabrikanın Nazilli'ye yapılması düşüncesinden caydırma konusunu aralarında konuşurken. Heyetin ziyareti esnasında arazide hayvanlarını otlatan ve olayı başından beri takip eden, bir göçebe delikanlısı heyettekilere seslenir.



Beyler !
-Ben burada doğdum,burada büyüdüm .
-Madem burası sıtma yuvası, yaşamak için uygun bir yer değil.
-İçinizde benimle güreşecek kendine güvenen biri varmı
?

Heyetteki takım elbiseli uzmanlar,beklemedikleri çıkış karşısında,üstü başı yırtık zayıf göçebe delikanlısına cevap veremeden birbirlerine bakar kalırlar.

Komisyondakiler Nazilli'ye güreşmek için gelmemişti. İşi gücü bırakıp baldırı çıplak delikanlıyla güreşmeleri beklenmezdi ama delikanlının cesur çıkışından da  herkes etkilenmişti..
Heyet Nazilli'den ayrılır, raporları olumludur, f
abrika Nazilli'ye yapılır.

Rahmetli dedem ve babamdan bir kaç kez dinlediğim, minik hikaye böyle..

Nazilli Basma Kombinası açıldıktan 66 yıl sonra kapatıldı ama.....
Fabrikanın şimdiki bulunduğu alana yapılmasında küçücük de olsa katkıları olan bu vatandaşlarımız, fabrika alanına yakın mahallelerinde geçmişe göre daha az sayıda da olsa hala varlıklarını sürdürüyorlar ve hala eski fabrika alanı etrafında hayvanlarını otlatmaya devam ediyorlar.
İşin asıl tuhaf tarafı, Yurtdışından gelip çalışan yabancı uyruklu kişilere bile ekmek kapısı olan Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası'nın yıllarca o topraklarda yaşamış bu vatandaşlarımıza ekmek vermemiş olması... Sevgiyle kalın.  İlhan ÖDEN