"Şahsi bir düşünce ve inat ile Türk ve Rus uzmanların "Bu tesisat burada kurulamaz" raporlarına rağmen, Basma Fabrikasının Nazilli'de yapılmasına karar verebilecek tek otorite kimdi? Çok zeki olmaya ve düşünmeye gerek yok. Cevap tabi ki Atatürk.
10 Ekim 2021 Pazar
ATATÜRK'ÜN HEDİYESİYDİ,KORUYAMADIK.
18 Eylül 2021 Cumartesi
SÜMERBANK LOGOMUZU ÇALMIŞLAR.
ÜZÜLSEK Mİ YOKSA SEVİNSEK Mİ BİLEMEDİM?
Rahmetli Mehmet Ali Kağıtçı tarafından tasarlanıp çizilen Sümerbank'ın anahtar şeklindeki logosunu almış kullanıyorlar. Fabrikalarımız, banka şubelerimiz, mağazalarımız, gayrimenkullerimiz gitti. Çalınmadık bir logomuz kalmıştı onu da çalmışlar.Maliye bakanı Kemal Unakıtan böbürlene, böbürlene 'Sümerbank'ı bitirdik, yakında tarihten siliniyor. Elinde bir şey kalmadığı gibi ismini de kaldırıyoruz' demişti...Logomuzu hesaba katmamış anlaşılan .Biz kullanamasak da birileri hala kullanmaya devam ediyor.
İşte böyle, Kemal Bey, sen çoktan tarihten silindin gittin, biz olmasak adını anan yok. Gerçi biz de seni pek hayırla anmıyoruz ama yine de haberin olsun.
29 Aralık 2020 Salı
HEY GİDİ KOCA ÇINAR.
HEY GİDİ KOCA ÇINAR
Yardım Sandığı’nın arkasındaki tek katlı memur lojmanlarının, misafirhaneye yakın ilk lojmanın bahçesinde yaşardı.
Tanışıklığımız elli beş yıl öncesine dayanırdı.
Postaneye, Yardım Sandığı’na ya da Kaptan Amca’ya gazete almaya giderken önünden geçerdim.
O zamanlar güçlüydü… heybetliydi…
Bana tepeden bakardı.
Son gördüğümde ise perişan haldeydi; sanki ölümü bekler gibiydi...
Önce insanların, sonra böceklerin saldırısına uğramış; çürüyen bedeninden çıkan incecik dallarla hayata tutunmaya çalışıyordu.
Bir zamanlar on beş yirmi metreyi bulan görkemli gövdesinden geriye ancak kırk santimlik bir parça kalmıştı.
Sümerbank lojmanları yıkıldıktan sonra kim bilir kaç saldırı gördü, kaç balta yedi…
Oysa o, seksen yaşlarında bir çınardı.
Bunca zulüm görmese kolay kolay bu hallere düşmezdi.
Yeryüzünde iki bin beş yüz yaşında soydaşları yaşarken, bir çınar için seksen yaş neydi ki?
Geçen gün Sümer Park’ta gezerken eski dostum tekrar aklıma geldi,
“Hava kararmadan kestirmeden geçeyim, son halini göreyim, hatırını sorayım” dedim.
Keşke geçmeseydim, onu öyle görmeseydim.
Maalesef, Koca Çınar tamamen kurumuş, görevliler tarafından zemin hizasından kesilmişti.
Akşam vakti onu öyle görmek, Sümerbank’ın güzel günlerine şahitlik etmiş eski bir dostu kaybetmiş kadar hüzünlendirdi beni. İLHAN ÖDEN
9 Aralık 2020 Çarşamba
SANAYİNİN MUSİKİSİ.
Fabrikamızı açışlış töreninden
bahsederken, Atatürk salona girince fabrika müdürümüz Fazlı Turga'nın el
işaretiyle hazırda bekleyen dokumacıların aynı anda bütün tezgâhları
çalıştırmasıyla ortaya çıkan gök gürültüsü gibi sese, Atatürk'ün
"İşte bu sanayinin musikisi" yanıtı hep anlatılır. Bugün sizlere işte
bu musikiyi oluşturan orkestrayı kısaca anlatmak istiyorum.
Belgeler, kayıtlar fabrikaya ilk girişte dokumada başlayıp fırsatını bulup
başka kısımlara geçenleri, zor şartlara dayanamayıp çıkış yapanları yazıyor,
gösteriyor.
Bende bu salonda birkaç yıl çalıştım. Rahmetli babam 33 yıl çalışmış. Bizden
önceki nesil usta, dokumacı ve masuracıların çoğu çalışma hayatlarının hemen
hepsini bu salonda geçirmiş. Bu vesileyle aramızdan ayrılan postabaşı, komple, ekip ve ayar ustası, dokumacı, masuracı, revizyoncu, çözgücü, nakliyeci, silici, patlakçı, yağcı tüm dokuma çalışanı vefat etmiş büyüklerimizi saygıyla yâd edelim. Yattıkları yerler nur, mekânları
cennet olsun...
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
9 Kasım 2020 Pazartesi
Nazilli SÜMERBANK'a minnetle...
Babam ve ailesi Bulgaristan’ın Eski Zağra’sından,
Annem ve ailesi Yunanistan’ın İstanköy’ünden
1940’lı yıllarda gizlice sınırı geçip
Türkiye’ye sığınmışlar.
Yollar uzun, hikâyeler ağır…
Korkular, açlıklar, belirsizlikler yaşamışlar.
Sonunda yolları Nazilli’ye,
Sümerbank Basma Fabrikası’na düşmüş.
Fabrika onlara, kollarını açmış.
İş vermiş, aş vermiş.
Lojman vermiş.
Yetmemiş…
Karyola vermiş, yatak vermiş, battaniye vermiş.
Sadece benim aileme değil…
Balkanlardan, On İki Adalardan gelen,
Tüm göçmenlere vermiş.
Lojmanlar yetmemiş.
Sümerbank “Basmamı basar satar,işime bakarım” dememiş.
Kısa zamanda, tahtadan barakalar yapmış.
Muhtacı, açıkta bırakmamış.
Göçmenler bakımlı, birkaç dil bilen,
Eğitimli ve görgülü insanlarmış.
Bazıları onları,hor görüp dışlamışlar...
Onlar dışladıkça...
Sümerbank daha sıkı sarılmış.
Sümerbank sarıldıkça,
Ustalar da işe sarılmış...
Atölyelerde, demire şekil,
Basmaya renk vermişler.
Tezgahta kumaş dokuyup,
Yararlı vatandaş olmuşlar.
Sümerbank onlara, sadece para değil...
Yepyeni bir dünya, onurlu bir yaşam vermiş.
Sümerbank’ı seviyoruz.
Çünkü; Neyimiz varsa hepsini ona borçluyuz.
Sümerbank, çok insan yetiştirdi,
Çok hayat verdi,
Herkese yuva oldu...
Kocaman bir şehir kurdu...
Yanında, birazcık ta...
Basma bastı, kumaş dokudu.
Bu yüzden biz sonradan gelenler...
Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Sümerbank’a
Başkalarından daha borçluyuz.
Borcumuzu, ödemeye çalışıyoruz. İlhan ÖDEN
3 Kasım 2020 Salı
BİR PROFESYONEL FUTBOLCUNUN GÖZÜYLE NAZİLLİ SÜMERBANK VE SÜMERSPOR.
Fabrika futbol sahası iki
yüz metre kadar içeride. Biraz yürüyeceğiz... Önümüzde adeta cam gibi
düzgün beton bir yol. Böylesi büyük şehirlerde bile yok. Karşıda bir hastane,
şaşırıyoruz. Gürültüyle çalışan makinelerin arasından geçeceğimizi zannederken,
kendimizi her tarafı güller, çiçekler, yemyeşil yaban mersinleri ve büyük çam
ağaçları arasında adeta minik bir cennette buluyoruz.
Maç yine karşılıklı pozisyonlarla
dengeli bir şekilde devam ediyor. Artık son dakikalar yaklaştı. Sümerspor tek
farkla önde... Maç böyle bitecek diye düşünürken tartışmalı bir penaltı oldu.
Gole çevirdik. Maç berabere bitti. Burada hakemler centilmenlik gereği, misafir
takımlara biraz esneklik yaparlarmış.
Sonuçtan iki takım da memnun bir şekilde ve seyircilerin alkışları
arasında soyunma odasına gittik. Banyodaki dev termosifonun gövdesi kor gibi
kıpkırmızı olmuş. İki takım değil, dört takım daha gelip yıkansa yetecek kadar
sıcak su var.
Duşumuzu aldık, giyindik bizi fabrikanın
tabldotuna götürdüler, Sümerspor'lu yöneticiler ve sporcularla birlikte bir
yemek yedik. Yemekleri fabrikanın aşçıları yapıyormuş, Menü de, mercimek
çorbası, dalyan köfte ve künarlı, kuş üzümlü pilav var. Daha önce dalyan köfte
hiç yememiştim, tadı damağımda kaldı.
Sonra fabrikanın bahçesine geçtik,
fabrikanın orkestrası, alçak beton bir sahnede caz parçaları çalıyordu.
Dikkatimi çekti gündüz bizimle maç yapan Sümerspor'lu sporculardan biri
orkestrada piyano çalıyordu, çok şaşırdım.
Yöneticiler ve Sümerspor’lu sporcularla
sohbet ettik. Fabrikada hafif işlerde çalıştıklarını, ortamdan ve ücretlerinden
memnun olduklarını söylediler. Biz de çoğu profesyonel kulüpte böyle bir
ortamın olmadığından bahsettik. Çay, kahve ve dondurma ikram ettiler. Gecenin
sonunda terli formalarımızı, havlu ve çoraplarımızı yıkanmak üzere fabrika
çamaşırhanesine bıraktık. Bizi fabrikanın karşısındaki misafirhaneye
götürdüler. Demir somyalı, bembeyaz nevresimleri olan iki yataklı küçük odalara
dağılıp yattık. Nazilli'ye gelirken hiç düşünmediğimiz, bir Avrupa ülkesinde
bile göremeyeceğimiz şekilde ağırlanmıştık.
Ertesi sabah fabrika müdürü takımımızı
makamında kabul etti, bizleri onurlandıran bir konuşma yapıp
teşekkür etti. Müdür Bey’e memnuniyetimizi belirtik.
Misafirperverlikleri için teşekkür ettik. Bize yine fabrika lokalinde kahvaltı
ikram ettiler. Çamaşırhanede yıkanıp ütülenmiş malzemelerimizi teslim aldık.
Otobüsümüze doğru ilerlerken, kafamızda
getirdiğimiz "Küçük kasaba " imajından eser kalmamıştı. Nazilli'de
beklemediğimiz kadar iyi ağırlanmış, beklemediğimiz kadar güçlü ve büyük bir
kulüple maç yapmıştık. Daha sonra o gün bize karşı oynayan oyunculardan
birkaçı Beşiktaş, Galatasaray, Altay, Göztepe, Fenerbahçe gibi büyük profesyonel
takımlara transfer olup milli takım seviyesine kadar yükseldiler.
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN










