4 Temmuz 2018 Çarşamba

Rahmetli "Öğle Uykusunu Çok Severdi" :)

Fabrikamızda daimi gündüz çalışanlar için öğle yemeği arası 1 saatti. Bu 1 saatlik uzunca arayı bazı arkadaşlar işçi lokalinde çay,kahve içip sohbet ederek,bazıları lojmanlardaki evine giderek,fabrika içindeki voleybol sahalarında voleybol oynayarak ya da onları izleyerek bazı arkadaşlar da kuytu bir yerde öğle uykusu ile şekerleme yaparak değerlendirirdi. 



Anlatacağım hikaye sıcak bir yaz günü fabrikamızın koyu gölgeli büyük çam ağaçlarının altındaki bankta uyuyan arkadaşımıza yapılan bir şakanın gerçek hikayesidir.

Dokumada çalışan bir arkadaşımız fabrikamızın lezzeti meşhur öğle yemeğini yemiş,fabrika bahçesinde çok sayıda bulunan dayanak yerinde büyük harflerle "SÜMERBANK" yazan banklardan birine uzanmış.Sabah erken kalkmanın verdiği rehavetle hemencecik derin bir uykuya dalıvermiş.

Muzip Nazilli Sümerbank çalışanları bu fırsatı kaçırır mı? Hemen dokuma salonunun her yerinde kolayca bulunan ıskarta ham bezlerden bol miktarda getirip derin uykudaki arkadaşı uyandırmadan yüzü dahil tüm vücudunu bembeyaz bezlerle yavaşça örtmüşler.


10-15 kişi toplanıp,bank'ın önünde sıra olmuşlar. Sesi gür bir arkadaş da bankın baş tarafında yerini almış. Biraz arapçaya benzer şeyler mırıldandıktan sonra uyuyan arkadaşı uyandıracak kadar yüksek sesle. Sanki cenaze namazı kılınmışda imam sorar gibi "MERHUMU  NASIL BİLİRDİNİZ"diye bağırmış. 

Sözde cemaat'de hep birlikte "İYİ BİLİRDİK", Sözde İmam tekrar "HAKKINIZI HELAL ETTİNİZ Mİ...",cemaat "HELAL OLSUN" diye hep beraber bağırmışlar.


Derin uykusundan bu seslerle,uyanıp gözünü açtığında kendini beyaz kefenler içinde bulan,korkudan  kireç gibi bembeyaz ve şaşkın bir suratla,dili tutulmuş bir vaziyette yerinden doğrulan uykucu şakazede,arkadaşlarının kahkahaları ile kendine geldiğinde bir daha fabrikada öğle uykusu uyumamaya yemin etmiştir herhalde...

İşte böyle olur Sümerbanklının şakası,temkinli olmak gerek vesselam...

İleride başka efsane fabrika şakalarıyla buluşmak dileğiyle,sevgiyle kalın. İlhan Öden

13 Mayıs 2018 Pazar

Eski dostum Okaliptüs.

Okaliptüs Ağacı.

Ağaçtan dost,arkadaş olur mu?
Sizi bilmem ama benim için fabrika alanındaki her ağaç kadim bir dost gibidir. Bugün size eski dostum Okaliptüs ağacının,Nazilli Sümerbank hikayesini anlatacağım.

Daha önceki  yazılarımda bahsetmiştim. Fabrikanın yapıldığı alan sulak,bataklık bir alan imiş. O yıllarda Sıtma hastalığı Nazilli'ye kabus gibi çökmüş, Basma fabrikası hastane hekimleri seferber olmuş hastalıkla mücadele ediyor ama bir türlü hastalığın üstesinden gelemiyorlarmış.

Su fabrika için çok gerekli ama derin su kaynaklarına zarar vermeden yüzeydeki  fazla suyu da bir şekilde yok etmek gerek.

Düşünmüşler taşınmışlar...
Kökleri çok derine inmeyen,zemindeki suyu çabucak emecek ve kullanacak bir ağaç türü olan Okaliptüs ağaçları dikmeye karar vermişler.

Dikilen Okaliptüsler kısa zamanda büyümüş,boyları 30-40 metreyi aşmış. Fabrika alanındaki yüzey suyu çekilmiş,sivri sineklerin yumurtladıkları göletler kaybolmuş. Ayrıca Okoliptüs ağaçlarının yaprak kokusunun da sivri sinekleri kaçırma özelliği varmış...

Bir yandan fabrika hastanesinin personelinin gayretleri,diğer taraftan Okaliptüsler sıtma hastalığını Nazilli gündeminden çıkarmışlar.

Çocukluğumuzda Sümerbank Camisi çevresinde,fabrika içindeki futbol sahasının Gıdıgıdı istasyonu tarafında, U apartmanların önünde, Barakalar ile U apartmanlar arasında, şimdiki Sümer futbol sahası çevresinde,önceden ön ve arka sıra apartmanların arasındaki yolda (sonradan kesilip Çam dikildi) ve Gıdı gıdı treni demiryolunun her iki tarafında dev Okaliptüsler vardı. Öyle ki,Gıdı gıdı treni  fabrikadaki istasyondan ,yukarı istasyona kadar sanki ağaç dallarından yapılmış yeşil bir tünel içinde gider,yukarıdan bakıldığında hiç görünmeden ilerlerdi.

Ağaçlar aynı zamanda Türkiye'nin o zamanki en önemli sanayii tesislerinden biri olan fabrikamızın ve demiryolu bağlantısının kamuflajı görevi de yapıyordu.

Fabrika bahçivanları belirli aralıklarla Okoliptüs ağaçlarının aşırı büyüyen dallarını keserdi. Dallar kesilmediği zaman şiddetli fırtınalarda kırılır düşen dallar fabrika dışında yaşayan vatandaşlar tarafından kapışılırdı. Böyle bir zamanda düşen büyük bir dal altında kalan bir kız çocuğunun hayatını kaybettiğini hatırlıyorum.

Fabrika kapanma sürecine girince, önce demiryolu çevresindeki yüzlerce Okaliptüs dipten kesildi,kökleri vatandaşlar tarafından yakacak yapmak için çıkarılarak yok edildi. Arkasından Sümer camisi çevresindeki dev okaliptüsler de kesildi. Sümerpark alanında birkaç ağaç ve futbol sahası çevresindeki Okaliptüsler hala kalanlardan. Sanırım fabrika içinde de 10 kadar Okaliptüs yaşamaya devam ediyor.

Bugün size eski dostlarımdan Okaliptüslerin hikayesini anlattım. Başka bir zaman,Bahçedeki Hurmaların, İtfaiyenin yanındaki kırmızı ekşi Eriklerin,Temerküz Atölyesinin önündeki Yumuşak Ekmek Ayvalarının,Elektrik bakımın yıkılmış çardağından yere düşmüş asmanın üzümlerinin,Banyo binasının arkasındaki küçük Can Eriğinin ve Kaynakhanenin önündeki Karadutların, Fıstıklarını yere döküp bize tek tek toplatan Koca Çam ağaçlarının hikayelerini anlatırım. Bu günlük bu kadar. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

4 Nisan 2018 Çarşamba

Kayseri Sümerbank Açılış töreni,İşçilerin resmi geçit ve spor gösterileri.1935

Sümerbank Kayseri bez fabrikası açılış töreni videosunu daha önce paylaşmıştım. O video açılış törenine  katılan Türk ve Sovyet yetkililerin,protokol üyelerinin görüntüleri ve açılış töreninde yapılan konuşmaları içeriyordu. Bu belgesel videoda ise çalışanların  resmi geçiti ve Sümersporlu sporcuların gösterileri yer alıyor.

2 Mart 2018 Cuma

ÖZLEDİK,HEM DE ÇOK ÖZLEDİK.






ÖZLEDİK
Fabrikanın her bölümünün kendine özgü bir kokusu ya da sesi vardı.

Basmahane asit ve boya, santral kömür, beyazlatma klor ve arap sabunu, haşıl nişasta, katlama kumaş kokardı.

Kaynakhanede asetilen ve yanan elektrotlardan çıkan duman, marangozhanede mis gibi çam havası, temerküz atölyesinde gürgen kokardı.

Mekanik atölyenin kapısından girince ahşap zemini kurtlardan korumak için dökülen mazot ve yağların kokusuna karışan, makinelerin kesici aletlerini soğutan sıvıların kokusuyla karşılaşırdık.

Bazı yerler güzel, bazı yerlerde de "Bu adamlar burada nasıl çalışıyor" dedirtecek kadar, rahatsız edici ağır kokular vardı...

İnanırmısınız. o kokular hala burnumuzda, o sesler hala kulaklarımızda...

Ama, biz kokunun iyisini de kötüsünü de, tozunu, gürültüsünü de, her şeyini...

Özledik hem de çok özledik. İLHAN ÖDEN






5 Ocak 2018 Cuma

NAZİLLİ SÜMERBANK'TAN PROFESÖRLÜĞE.


NURETTİN YELKEN
SÜMERBANK'TAN PROFESÖRLÜĞE



Nurettin Yelken 1918’de Denizli’nin Çal Kazasında doğmuştur. Esnaf bir ailenin çocuğu olduğu biliniyor.  İlk ve orta okulu bitirdikten sonra,babasını küçük yaşta kaybettiği için önce devlet demir yollarında çalışıyor. Sonra da uzun süre görev yapacağı Nazilli Sümerbank’ta muhasebeci olarak çalışmaya başlıyor.


Nurettin Yelken Nazilli Sümerbank Salonunda

Nazilli Basma Fabrikası’nda 1939 – 1952 yılları arasında muhasebeci olarak çalıştıktan sonra,tahsilini tamamlamak arzusunu belirterek İzmir Basma Fabrikası muhasebeciliğine tayin ediliyor.

Bu arada Serazer hanım ile evlenmiş ve çocukları Çiçek (1940), İpek (1944),Bülent (1947) dünyaya gelmiştir (Mimar Bülent Yelken 2000 yılında vefat etmiştir) . Onların da tahsili söz konusudur. İzmir’deki basma fabrikası Sümerbank’ın büyük sanayi kuruluşlarından birisidir. Bu fabrikanın bulunduğu yer bugün İzmir’de Basmane olarak anılmaktadır.

Ailesiyle

Sümerbank tekdüzen bir hesap planı uygulamaktadır, maliyet muhasebesine önem vermektedir. Nurettin Yelken bu büyük fabrikanın muhasebe sorumluluğunu yürütürken, 1954 yılında İzmir Ticaret Lisesi’ni dışardan bitirir. Ve İzmir Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu’na 1954-55 ders yılında kaydını yaptırır, 1957 yılında okulu bitirir.     

Bir ara Sümerbank İzmir Şubesi müdürlüğünü yapar. Prof. Yelken için 1962 yılı dönüm noktasıdır. Çünkü hocaları Prof.Şükrü Erlaçin ve Prof. Ali Haydar Erişkin kendisine öğretim görevliliği teklif ederler.
Gazete Kupürleri
Ve öğretim görevliliğine başladıktan bir süre sonra doktorasını verir (1967), iki yıl sonra da doçent olur (1969). Dr. Nurettin Yelken İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde 1973 yılında profesörlüğe yükseltilir. Prof. Yelken, 1930’larda Atatürk’ün başlattığı sanayileşme hamlesindeki İktisadi Devlet Teşekkülleri içinde muhasebe ve özellikle maliyet muhasebesi açısından özel bir yeri olan Sümerbank’ın tekstil tesislerinde 1939’dan emekli olduğu -1967 yılına kadar 28 yıl sorumlu muhasebeci olarak çalışanlardan akademik yaşantıya geçen az sayıda akademisyenden birisidir.

Cumhuriyetin kendi muhasebe düşüncesini yaratma çabalarını yaşamıştır. Akademik yaşantıya geçince ilk kitaplarının maliyet muhasebesi, yönetim muhasebesi olması tesadüf değildir. Akademisyenlikten emekli olduğu 1985 yılına kadar binlerce öğrencisi olmuştur. Prof. Dr. Nurettin Yelken, 2002’de İzmir’de vefat etmiştir.

Bu bilgiler İzmir Yeniasır gazetesinin 23 Mart 1969 tarihli Bu Hafta adını taşıyan ekinden ve Kızı İpek Eraltay’ın evinde 26 Mayıs 2016 tarihinde İpek hanım ile yapılan söyleşide alınmıştır.

40 yaşından sonra eğitime devam edip profesör olmak kolay değil. Bunu başarmış bir Nazilli Sümerbank'lının olduğunu biliyordum. Sayfa arkadaşımız Serpil Özen dayısının bu özelliğinden bahsetmişti. İki hafta önce yine sayfa arkadaşlarımdan Nurettin Yelken'in öğrencisi olmuş Levent Ersoy ağabeyden detayları öğrenince yeni yılın ilk blog yazısını. Neredeyse  imkansızı başaran bu büyük Sümerbanklıya ayırdım. Mekanın cennet olsun Prof. Nurettin Yelken. 

8 Aralık 2017 Cuma

KULAKTAN,KULAĞA BİLGİ KİRLİLİĞİ.

Sosyal medyada ve basılı yayınlarda fabrikamızla ilgili yazılar sık sık yer almaya devam ediyor. Fabrikamızdan övgüyle bahis edilmesi Sümerbank'lılar olarak bizleri mutlu etmekte. Lakin paylaşımlar giderek saçma sapan boyutlara doğru gitmeye başladı . Yazıları hazırlayanlar çocukken oynadığımız "Kulaktan,kulağa oyunu" gibi okuduklarını,duyduklarını yarım yamalak anlatırken kafalarına göre ilaveler yapıyor,olmayan şeyleri varmış gibi yazıyor,anlatıyorlar. Onlar saçmaladıkça yazdıkları yanlış bilgiler çığ gibi yeni yanlışlar üzerinde yuvarlanıp büyüyerek fabrikamızın gerçeklerinden ve İnandırıcılıktan uzaklaşarak yanlış boyutlara doğru gidiyor.

Onlarca İnternet sitesinde aynen paylaşılan saçmalıklardan biri aşağıda görülen "fabrika korosu" konusunun anlatıldığı bölüm.


Evet fabrika korosu var ama  "Yemek arasında dünya klasiklerinden okumak"  Koro elemanları işini gücünü bırakıp toplanıyor,yemek yiyen işçilere dünya klasiklerinden eserler okuyor.böyle saçma bir şey olabilir mi?

Peki doğrusu ne?
Sorunun cevabı.Fabrikanın korosu var.Zaman zaman fabrika çalışanlarına, çevredeki il ve ilçelere gidip konserler veriyor. 

Peki  "Dünya klasikleri" konusu ne?
Fabrikanın içinde kütüphane var. Kütüphanede dünya klasikleri ve güncel kitaplar, mesleki literatürden yayınlar var, çalışanlar yemek istirahatlerinde, kütüphaneden istedikleri eserleri alıp okuyorlar.

Bir başka konu fabrikanın futbol sahasının "Türkiye'nin ilk alttan ısıtmalı futbol sahası" olduğu.

Bu da yanlış. Nazilli Sümerbank futbol sahası hiçbir zaman alttan,üstten,sağdan,soldan "Isıtmalı" olmadı.

Peki doğrusu ne?
Doğrusu futbol sahamızın zeminin altında 70 santim kalınlığında fabrika santralında yakılan kömürlerin "Cüruf" dediğimiz küllerinden geçirgen bir tabaka oluşturulmuş. Böylelikle ne kadar yağmur yağarsa yağsın zeminde su birikmesi ve çamurlaşma olması önlenmiş. (Aynı sistemi fabrika içindeki voleybol sahamızı yaparken biz de uyguladık.Gayet iyi sonuçlar aldık.)

Başka bir yanlış da  "Atatürk'ün Gıdı Gıdı trenine bindiği" konusu.
Bu da doğru değil,Atatürk'ün fabrikamıza gelişini gösteren o gün çekilmiş film kayıtları var. Atatürk'ü getiren tren "Otoray" tabir edilen ve Atatürk için İzmir'den gönderilen özel bir tren. Bu konuyu o gün çekilen görüntü ve yazılan gazete haberleriyle belgeleriyle açıkladığım müstakil bir yazım var. Atatürk'ü Gıdı gıdı'ya bindirelim mi? İsteyenler soldaki mavi yazıya tıklayarak oradan detaylarıyla görerek okuyabilir. 

Peki bunu kimler yapıyor?
Hemen herkes yapıyor,aralarında güvenilir yazarlar,yayın kuruluşları,hatta  akademisyenler bile var. Belgeleri önlerine koyduğumuz halde yazdıklarında israr edenler de var.

Peki bu hataları nasıl yapıyorlar?
Araştırmacı,sorgulayıcı olmadıklarından,İnternet'ten sağdan soldan buldukları yazıları,bilgileri doğruluğunu kontrol gereği duymadan kesip yapıştırarak adeta bir birini deviren domino taşları gibi  yanlış bilgileri yayıyor,hurafeler oluşturuyorlar. Üstelik iyi bir iş yaptıklarını zannederek yıllarca temizlenmeyecek bilgi kirliliği oluşturuyorlar.

Tabi ki işlerini hakkıyla yapan değerli hocalarımız da var yazımı onları ayrı tutarak paylaşıyorum. Belki onlar yukarıdaki bilgi kirliliğini yayanlar kadar ünvanlı ve popüler değiller ama onların biz Nazilli Sümerbank'ı yaşayarak öğrenenlerin gönlündeki yerleri çok farklı. Onları sevgiyle,saygıyla selamlıyorum. İlhan ÖDEN