20 Mayıs 2011 Cuma

SIRASI MI ŞİMDİ BU FOTOĞRAFLARIN?

VİDEO'yu TAM EKRAN izleyiniz.

Yukarıda 1930-1937 yılları arasında çekilmiş Nazilli ve Nazilli’deki sosyal hayatı gösteren fotoğraflardan derlediğim bir videoyu paylaşıyorum,eminim görünce sizde benim gibi şaşıracaksınız.

Fotoğraflarda, o dönemdeki Nazilli halkının kıyafetlerinin, bugünkü Nazilli halkının kıyafetlerinden daha modern olduğu görülüyor.

Aynı şekilde Halkevi Tiyatrosunun çalışmalarının da, günümüz Nazillisinden çok ileride olduğu görüyoruz. Yine aynı fotoğraflarda Halkevi bandosu ve Nazilli Musiki heyetini de görünce şaşkınlık daha da artıyor.

Hele 1933 yılı Cumhuriyet bayramı fotoğrafında Halkevi flamaları önünde kramponlu Nazillili futbolcuları görünce sınırlar zorlanmaya başlıyor.

80 yılda, ileri mi yoksa geri mi gittiğimizi ben tam anlayamadım. Özellikle her çalışmanın merkezinde gördüğüm Nazilli Halkevinin, Nazilli de gerçekleştirdiği aktivitelere benzer faaliyetlerin başka yerleşim merkezlerinde de yine Halkevlerince yapıldığını düşünürsek..

İnsanın aklına..

Keşke Halkevi ve Köy enstitüleri yok edilmesi gereken siyası hedefler olarak görülmeyip , vatandaşı kucaklayan bir yapıda günümüze kadar çalışmalarını sürdürebilseydi, ülkemiz bu günkünden daha iyi durumda olurdu demek geliyor.

Aslında,geldiğimiz noktada bunları anlamak ve söylemek için çok geç kaldığımız da açıkça görülüyor.

Şimdi,patronuna sadık,az ile yetinen,şükreden,düşünmeyen formatta elemanlar yetişirken, Halkevini nereden çıkardın diyenleri duyar gibiyim.

Haklısınız,aslında hazır internet yasaklanırken "eski fotoğraflara bakma" yasağını da aradan çıkarmak lazım.

Baksanıza ,durup dururken insanın aklına kötü,kötü şeyler getiriyorlar.

Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN



25 Nisan 2011 Pazartesi

MERCİMEK ÇORBA,ANKARA TAVA,ÇOBAN SALATA..

9.Ekim 1937 Nazilli Basma fabrikasının doğum günü..
Fabrikamızın açılış hikayesini çoğunuz biliyorsunuz.Yeri geldikçe,Atatürk'ün,Nazilli Basma fabrikasının açılışını yapmak üzere Nazilli'ye gelişini bu sayfalarda yazılarla,fotoğraf ve videolarla süsleyerek defalarca anlattım.Bu gün sizlere fabrikamızın çalıştığı dönemlerde her yıl mutlaka kutlanılan.Bu özel günün canlandırılmaya çalışıldığı törenleri anlatacağım.


Törenin ilk bölümü,Nazilli protokolunun,duyarlı vatandaşların ve öğrencilerin katılımıyla Nazilli gar'ında,trenle geldiği varsayılan Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın sembolik olarak karşılanmasıyla başlar. Genellikle belediye başkanı,kaymakam veya garnizon komutanının, Atatürk'ü öven,Nazilli basma fabrikasının şehre ve ülkeye yaptığı katkıları anlatan konuşmalarından sonra,efe veya öğrencilerden oluşan folklor ekiplerinin gösterileriyle devam eder,İstasyon meydanındaki Atatürk büstüne çelek koyma işlemiyle sona ererdi.

Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın Nazilli belediye bandosu eşliğinde heyet tarafından taşınarak Nazilli Gar'ına çok yakın mesafedeki Gıdıgıdı istasyonuna götürülmesiyle törenin ikinci kısmı başlar,Nazilli protokolu ve törenin devamını izlemek isteyen vatandaşların Gıdıgıdı'ya binmesiyle,Atatürk resimleri,bayrak, flama ve renk renk basmalarla gelin gibi süslenmiş Gıdıgıdı hareket eder,sanki Atatürk'ün Nazilli'ye gelişini müjdelercesine yol böyunca meşhur düdüğünü coşkuyla defalarca çalarak Nazilli Basma Fabrikasına doğru ilerlerdi.

Raylarının karayoluyla kesiştiği noktada,trafiği durduran bariyerler kapandığında,yolun iki tarafında duran otobüs ve otomobillerde bekleyenler,başka yerde görmedikleri şekil ve güzellikteki Gıdıgıdı'ya bakar,bayram falan olmadığı halde böyle süslü bir trenle karşılaşmanın şaşkınlığıyla geçişini izlerlerdi.
Bu sırada fabrika çalışanları ve aileleri,benim yetişemediğim önceki törenlerde Sümersporlu sporcular ve yine öğrencilerden oluşan başka bir grup, fabrika içindeki minik istasyondan müdüriyet binasına doğru uzanan bayrak ve Sümerbank flamalarıyla süslenmiş dar yolun iki tarafına sıralanmış vaziyette Gıdıgıdının gelişini beklerdi.

Gıdıgıdıdan inen heyet ve işçilerin taşıdığı Atatürk'ü simgeleyen büst,bando eşliğinde müdüriyet binasına doğru ilerler,yol kenarında bekleyenlerde heyetin arkasından asıl törenin yapılacağı müdüriyet binası önündeki alana doğru yürürdü..

Fabrikanın Dokuma,Basmahane ve Atölye gibi büyük kısımlarının,Sümer ilkokulu ve Teksif sendikasının çelenklerinin süslediği Atatürk büstü önünde yapılan saygı duruşu sonrası,fabrika müdürü veya üst düzey yöneticilerinin Atatürk ve cumhuriyete Nazilli halkı adına şükranlarını sunduğu konuşmanın ardından fabrika memur veya işçilerinin konuşma ve şiirleriyle tören sona ererdi.
Rahmetli babamdan duyduğuma göre çok önceleri fabrikanın kendi bandosu bu törenlerde çalarmış, sonradan belediye bandosu kurulunca,fabrika bandosu lağv edilip enstrumanlar Nazilli Sanat okuluna verilmiş..

1984 yılı kutlamaları (Bursa Kılıç Kalkan Ekibi)


Bu törenlere,çok küçükken,öğrenciyken ve çalışırken defalarca katıldım,en görkemli tören Cumhuriyetin 50. yıl kutlamalarının olduğu yıl düzenlenmişti.O sırada ben Nazilli sanat okulunun öğrencisiydim ve bu tören için öğretmenlerimiz bize 50. yıl marşını ezberletmişti törende coşkuyla bu marşı söyleyerek yürümüş,törene katılanlardan büyük alkış almıştık.

Törenle ilgili anlatacaklarım bu kadar.Bundan sonra yazacaklarım bu törenden sonrasıyla ilgili.

Türkiyenin ilk basma fabrikası,genç cumhuriyetin Nazilli'ye uzanan eli,koskoca Nazilli basma fabrikası,doğum gününü kutlamaya gelen misafirlerine ikramda bulunup,ağırlamadan gönderecek değildi ya...

Her 9 ekimde basma fabrikası yemekhanesi,Nazilli halkına açılır,fabrikanın ustalıkları dillere destan,Bolu'lu aşçıları bu özel gün için geleneksel bir menü hazırlarlardı. "Mercimek Çorba,Ankara Tava ve Çoban salata".Neden bu menüde ısrar edilir,Atatürk'ün Fabrika ziyaretiyle bağlantısı varmıdır bilmiyorum ama her yıl 9 Ekim günü mutlaka bu geleneksel menü hazırlanır,bazen menüye kola,gazoz gibi meşrubat ikramlarıda ilave edilirdi.

Önce haşlanmış,sonra kızartılmış ve hayvanın en güzel yerlerinden kesilmiş irice bir et parçası bolca pilavın üstünde ikram edilirdi.Misafirler işçilerle birlikte aynı masalarda yemeklerini yer törene katılanların hepsi doyuncaya kadar yemek devam ederdi.Konuklardan yemeklerle ilgili övgü sözleri duydukça,onları sanki evimizde ağırlamışız gibi göğsümüz kabarırdı...
Fabrika aşçılarından herkes çok memnundu öyle ki aşçıbaşı Mehmet Ali ARSLAN ve kardeşi Mustafa ARSLAN (sonradan abisinin yerine aşçıbaşı oldu) yaz boyunca Kuşadasındaki Sümerbank kampına götürülür yurdun çeşitli yörelerinden tatile gelen Sümerbanklılara evlerinde bile yiyemeyecekleri,Dalyan köfte,Çiftlik kebabı,kadınbudu köfte gibi özel yemekler yaparlardı...

(Aşçılarımızdan,hakka kavuşanlara rahmet,yaşayanlara sağlıklı ömür dileriz..)

Yıllar,yılları kovaladı,Gıdıgıdı seferden kaldırıldı,törenlerin coşkusu giderek azalmaya başladı, eskisi gibi kalabalık olmuyor,yemeklere katılan misafir sayısı her yıl öncekine göre biraz daha azalıyordu. Eski aşçılar emekli olmuş,yerlerine yenilerinin alınması.özelleştirme nedeniyle durdurulmuştu. Ünlü ustaların yetiştirdiği usta aşçılara,dokumadan,iplikten gönderiler mesleği aşçılık olmayan arkadaşlarımız ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlardı...

Artık Ankara Tava artık eskisi gibi lezzetli değildi...
Etlerin kemikler daha kalınlaşmış,eskisi gibi lop değil,yağlı, kıkırdaklı,hatta pilavın üstünde kaburga bile görmeye başlamıştık.
Akla gelen her yönüyle dünyaya örnek olmuş,Nazilli basma fabrikası İMF dayatmalarıyla eli kolu bağlı,muhtaç hale getirilmişti..

Yine de Atasının onuruna, kapatılıncaya dek,yemekhane kapılarını misafirlerine açıp, Ankara tava ikram etmeye devam etti...

Merak edenlere söyleyeyim.
Atatürk'ün Nazilli'ye gelişi hala kutlanmaya devam ediliyor, Nazilli gar'ında başlayan tören, Nazilli gar'ında bitiyor.Protokoldan 3-5 kişi makam arabalarıyla fabrika müdüriyet binasındaki Atatürk müzesini ziyaret ediyor.

Nazilli Basma fabrikası kapalı..
Müzenin duvar boyaları kabarmış,tavanı akıyor,yerdeki halılar çürümekte.
Artık, Nazilli Basma Fabrikası mutfağında "Ankara Tava" pişmiyor.
Zaten,bana göre, fabrikasına yeterince sahip çıkmayan Nazilli halkı da Ankara Tava'yı,hak etmiyor. Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN

Renkli Fotolar için www.nazilliadalet.org teşekkür ederiz.

10 Şubat 2011 Perşembe

İnci BERAN çizgisiyle NAZİLLİ BASMALARI




Ablam İnci BERAN'ın Nazilli Basma Fabrikası desen bürosunda çalışırken tasarlayıp,çizdiği orjinal Nazilli Basması desen çizimlerinden tarayıcıyla fotoğraf haline getirerek hazırladığım videoyu paylaşıyorum.

Çizimler guaj boya ile bir bütünü tamamlayacak şekilde ve genişletilmeye uygun teknikle,el emeği göz nuru ile,amirlerinin talimat ve istekleri doğrultusunda ablam İnci BERAN tarafından tasarlanıp,çizilmiş yine amirlerinin onayıyla satışa sunulan kumaşlara basılmış desenlerdir.


Ablamın desenlerinden bazıları halk tarafından sürekli talep edilen klasik Nazilli basması desenleri arasına girmeyi başarmış seçkin desenlerdir.

1980 YILLARI DESEN BÜROSU ÇALIŞANLARI

Bu çizimler fabrika gravür dairesinde önce "molet" denilen küçük metal silindirlere aktarılır, sonra desenler 90 cm eninde kumaşı kaplayacak şekilde daha büyük nikelajlı metal "val" silindirler üzerine sülfürik asit kullanılarak işlenirdi.

Desen üzerindeki renk sayısı kadar "val" hazırlanır.Bu valler basma makinasında sürekli dönerek,boyahanede hazırlanan tekstil boyalarını üstlerine çizilen küçük kanallara alıp, altından akarak geçen kumaş üzerine basarak deseni oluştururlardı.(Günümüzde artık bu teknoloji kullanılmıyor.)

Basılan kumaşlar çeşitli kimyasal ve fiziksel işlemlerle daha parlak ve canlı hale getirilip, ambalaj işleminden sonra satışa sunulurdu.

FOTOĞRAFLARI ÜZERİNE TIKLAYARAK BÜYÜTEBİLİRSİNİZ.

1938 YILI KALİTE KONTROL-KATLAMA DAİRESİ ÇALIŞANLARI.


Tasarlanıp çizilen desenin baskılı kumaş haline gelinceye kadar geçirdiği evrelerde yüzlerce işçinin emeği ve özverili çalışması vardı.En küçük bir hatanın yüzlerce metre hatalı baskıya sebep olacağı bu işlemlerde sürekli dikkat gerekiyordu.Ayrıca istemeden mağruz kalınan kimyasal maddeler nedeniyle bu birimlerde çalışan işçilere devamlı süt ve ayran veriliyordu.

İlhan ÖDEN

1 Şubat 2011 Salı

Nazilli Tekstil Müzesine Kavuşuyor.

Gıdı gıdı belgeseli çekimleri sırasında hummalı çalışmalarına yakından şahit olduğumuz,fakat o sırada tanışma ve sohbet için yeterli zaman bulamadığımız, 1 Mart 2010 tarihinden beri çalışmalarını sürdüren, Adü.Nazilli Sümerbank Desen Komisyonu üyeleriyle görüşmeyi uzun süredir planlıyorduk.
FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

Cuma günü (28.01.2011) uzun zamandır düşündüğümüz ama çeşitli nedenlerle ertelemek zorunda kaldığımız Adü. Nazilli Sümerbank Desen Komisyonu ziyaretimizi gerçekleştirdik.

Sümerbank konusuyla yakından ilgilenen emekli öğretmen Nihal ERBAKAN hanım ile birlikte (yazıda kullandığım fotoğrafların büyük bölümünü Nihal hanım çekti) çalışmaların yapıldığı, Nazilli Basma Fabrikasının Ham kontrol dairesine gittiğimizde komisyon üyelerinin güleryüzlü ve sıcak karşılamaları,soğuk hava ve yağmurun üstümüzdeki gerginliğini hemen yok etti.

Kısa bir tanışma sonrası sohbetimize başladık.Komisyon Başkanı Mükerrem KÜRÜM komisyonun oluşturulması ve çalışmaları hakkında bizi kısaca bilgilendirdi.Yaşadıkları zorlukları, problemleri ve çalışmalarının ne şekilde devam edip sonuçlanacağını anlattı. Ben de birbirinden değerli komisyon üyelerinden başlayarak,gördüklerimi,duyduklarımı sizlere aktarmaya çalışayım.

Komisyonun başında yukarıda da bahsettiğim gibi A.Menderes Üniversitesi Öğretim görevlisi Mükerrem KÜRÜM hanım var. Haftada 3 gün Nazilli'ye gelerek çalışmalarını sürdürüyor. Yine, Adü.Karacasu Meslek Yük.Ok. Öğretim görevlilerinden desen hocası Silvana KASAP,haftanın 2 günü Nazilli'ye gelerek destek veriyor. Komisyonda hocalardan başka , Nazilli Basma Fabrikası Gravür dairesi ustası Arif ÖZTEMİZ var.Arif abi genç yaşta (Askerlik öncesi) Gravür dairesinde işe başlayıp, bu kısmın her görev basamağında 25 yıl çalışarak Daire Ustalığı konumuna kadar yükselmeyi başarmış, Aydın ili ve çevresinin,eski ve yeni kumaş baskı teknikleri konusunda en bilgili kişisi olarak komisyonda görev yapıyor.

Bana göre Arif ÖZTEMİZ , işe hakimiyet bakımından çok isabetli seçim olmuş.Komisyonun en genç üyesi Ayşe BAYTOK desen kataloglarını ve kumaşları tek tek fotoğraflayıp digital verilerini bilgisayarlara ve disklere kaydediyor. Nilüfer TURAN ve iç mimar Tüzel KÜNKÇÜ komisyonun diğer değerli üyeleri.

Komisyonda hocalar ve diğer elemanlar hiçbir ayrım olmadan maskelerini,eldivenlerini takıp, oksitli metal parçaları mazotla yıkayıp parlatıyor,yıllardır rutubet,pislik içinde kalmış kumaş parçalarını temizleyip,dezenfekte edip,kurutup, pudralıyorlar.

Ham kontrol dairesini,eski Nazilli Sümerbanklılar bilir. Bilmeyenler için kısaca anlatayım da yapılan işin boyutları ve çalışma şartları gözlerinde canlansın.

Yaklaşık spor salonu büyüklüğünde bir salon ve salonunun her tarafı kartela şeklinde desen kataloglarının asıldığı askılar,insan boyunda çekmeceli dolaplar ve kalın deri kapaklı kataloglarla çevrelenmiş,duvarlardaki raflarda eski sipariş dosyaları ve yeni basma makinasının desen filmlerinin ruloları var. Ortada ancak birkaç masa konulabilecek kadar alan,bu alanda lokal aydınlatma,kış şartlarında 4 elektirikli ısıtıcıyla ısınıp, mikrop ve bakterilerle mücadele ederek özveriyle görevlerini yapmaya çalışan idealist, insanlar...

İnanın yapılan görevin manevi ağırlığı,ortaya çıkarılmaya çalışılan eserin azameti olmasa, bu soğuk,bakteri ve mikrop yuvası ortamda çalışmak imkansız.

Bir de bunca sıkıntı yetmezmiş gibi çalışanların motivasyonun çeşitli engellemelere bozulmaya çalışılması işin cabası.

Nazilli belediye başkanı Sayın Haluk ALICIK 'a, sağladığı ısıtıcı ve öğle yemeği gibi imkanlar için teşekkür ediyorlar.Hele morallerinin en bozuk olduğu anlarda belediye başkanımızın güç veren manevi desteğini özellikle vurguluyorlar.

Bende,Nazilli Sümerbank'a gönül ve emeğini veren biri olarak belediye başkanımıza,maddi ve manevi destekleri için teşekkür edip,proje sonuna kadar,özverili,çalışkan arkadaşlarımızdan desteğini esirgememesini rica ediyorum. Birazda komisyon çalışmalarının sonuçlarından bahsederek yazıma devam edeyim. Komisyon kumaşları ve diğer teknik baskı araçlarını sergilenmeye hazır hale getirdiğinde. İçlerinden sergilenmeye uygun görülüp seçilenler,tadilatla yenilenip müze haline getirilecek eski Fabrika müdüriyet binasında sergilenecek. Bu bina Türkiyenin ilk ve tek Tekstil Müzesi olacak,binanın diğer bölümlerinde Atatürk'ün Fabrika ziyaretinde kullandığı eşyalardan oluşan bir Atatürk odası ve yine Fabrikamızın depolarında korunan kitaplardan oluşan bir Kütüphane bölümü olacak.Umarım yıllarca emek verip formasını terle ıslattığımız Nazilli Sümerspor'un kupa,fotoğraf ve hatıra eşyaları için de bir köşe oluşturulur.İşte Desen Komisyonu,ortaya çıkacak bu büyük esere katkı için zorluklara rağmen fedakarca çalışmaya devam ediyor. Söylediklerine göre çalışmaya başladıkları ilk günlerde hepsi tek tek rüyalarında Atatürk'ü görmüşler.Belki işin manevi ağırlığından etkilenerek, belki de Atatürk manevi destek vermek için özellikle rüyalarına girmiştir,bunu bilemem... Ama Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası Tekstil Müzesi projesi gerçekleşirse en büyük emeğin zor ve negatif şartlarda özveriyle çalışan bu komisyon üyelerinin olacağını şimdiden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Bu projeyle koruma altına alınacak,Nazilli Basması desenleri, belki de ileride tescil edilip, markalaştırılıp,özel tekstil firmalarının kullanımına açılacak. Böylelikle hem Nazilli Basmaları tekrar varlığını sürdürecek hem de üniversitemize katkı yapacak bir gelir kapısı olacak.Bu konuda kendiside bir Sümerbank çocuğu olan Nazilli Ticaret Odası Başkanı sayın Ali Gültekin KILIÇ destek sözü vermiş.Umarım herşey yolunda gider Nazilli Basma Fabrikası müze olarak bile olsa hayata geçer.

Komisyon üstlendiği görevde çok yol almış ama görevin tamamlanması için biraz daha zamana ihtiyaçları var. Böyle bir komisyonun tekrar kurulması çok zor.Bu aşamada işin yarım kalması yeniden en başa dönmek demek. Çünkü sadece sergilenecek kumaş ve diğer baskı malzemelerini hazırlamakla görev bitmiyor. Fabrikanın sergilenecek eserler dışında da koruması gereken 74 yıllık desen örnekleri ve diğer materyal var. Onun için bu projenin mutlaka tamamlanması gerek.

Son olarak,duyduğuma göre Anıtlar Yüksek Kurulundan onay çıkmış, yakında müdüriyet binası aslına sadık kalınarak restore edilecek,arka pencereler demir parmaklıklar ile daha güvenli hale getirilip,odalar eserlerin sergilenmesine uygun şekilde düzenlenecek. ADÜ. bu konuda çalışmalarını tamamlamak üzere.

İşte duyduklarım,gördüklerim böyle..

Şimdiye kadar pek olumlu haberler veremiyordum ama fabrikamızda güzel şeyler oluyor bu güzelliklere vesile olan, devamı için çaba sarf eden ve bundan sonraki güzellikler için proje tasarlayan herkese,Atatürk ve Nazilli Basma Fabrikası çalışanları adına şükranlarımı sunarak sözlerimi bitireyim.

Muhabbet ve sevgiyle kalın..

İlhan ÖDEN


1 Ocak 2011 Cumartesi

Üniversite Tez'inde SÜMERBANK

Kurban bayramı tatilinde,bir arkadaşımın,Antalya'da okuyan üniversite öğrencisi kızının bitirme tezi ile ilgili sorularını cevapladım.Sümerbank hakkında pek bilinmeyen konuları içerdiği ve bu konuları araştıran,merak eden başka kişilerinde işine yarayabileceğini düşünerek paylaşıyorum.

1)Yaş.
53 yaşındayım.

2)Cinsiyet.
Erkek.

3)Medeni durumunuz.
Evliyim.

4)Eğitim durumunuz.
Endüstri meslek lisesi. (İ.D.M.M.A Işık Müh. Yük. Ok.Makina Bölümü terk)

5)Kaç yıl çalıştınız?
5 yıl Yardım Sandığı (Ekonoma) + 15 yıl Makina Bakım + 5 yıl İşletme Muhasebesi

6)Hangi statüde çalıştınız?
İşçi statüsünde.

7)Günde kaç saat çalışıyordunuz? Vardiya söz konusu muydu?
Normalde günde 8 saat çalışmamız gerekirken, cumartesi günü çalışmamak için her gün bir saat fazla çalışıp haftalık 45 saat standart çalışmayı tamamlayıp,2 gün hafta sonu tatili yapıyorduk. Ben vardiya yapmadım ama başka çalışanlarla 8 saatlik 3 vardiya yaparak fabrikanın tam gün, 24 saat çalışması sağlanıyordu.

8)İşte ön planda tutulan kıstas işçinin vasıflı mı vasıfsız mı oluşudur?
Yapılan işe göre işçi seçiminde vasıf ve vasıfsız olma özelliği aranıyordu, ben meslek lisesi mezunu olarak açılan kadroya müracaat edip sınavı kazanarak giriş yaptım. Ama fabrikada vasıfsız işçiler çoğunluktaydı. Gerektiğinde vasıfsız işçileri fabrika içinde meslek kurslarıyla sonradan da vasıflı işçi haline getirecek, Milli eğitim bakanlığı onaylı sertifika verilen kurslar açılıyordu. Bu yolla vasıfsız işçilerden, ehliyetli elektrikçi, dokuma ustası, buhar kazanı ustası, tren makinisti gibi sonradan meslek sertifikası almayı hak eden arkadaşlarımız vardı.
FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNE TIKLAYARAK DAHA GÖREBİLİRSİNİZ.

SÜMERBANK MESLEK EĞİTİM YAYINLARINDAN BİR KİTAP


(ATATÜRK'e ve vefat etmiş Sümerbanklılara saygı duruşunda.)

KATILDIĞIM İŞYERİ EĞİTİM SEMİNERLERİNDEN BİRİ

Fabrika içinde, sivil savunma, ilk yardım, yangın söndürme, iş kanunları gibi konularda düzenli eğitim veriliyordu. Ayrıca fabrikanın ilk dönemlerinde çalışanların eğitim seviyesini yükseltmek için okuma-yazma, biçki-dikiş kursları verilen Sümer halkevi vardı. Bazı başarılı kişiler o zamanlar Nazilli 'de meslek okulu olmadığından Aydın sanat okuluna tahsil için gönderilmişler. Okulu bitirip diploma alanlar sonra uygun kadrolara yerleştirilmiş, Bu yolla fabrikaya işçi olarak girip sonradan memur statüsüne geçenler olmuş. Ayrıca fabrikada yetişmiş ustaları başka şehirlerde yeni açılacak Sümerbank fabrikalarına gönderilmek için teşvik edici (yüksek ücret artışı gibi) yöntemlerle yeni fabrikalarda usta öğretici ihtiyacı karşılanmıştır. Kısaca fabrikaya aynı zamanda eğitim kurumu işlevi kazandırılmış. Bu iş için Milli eğitimden fabrika kadrosuna alınan ve özellikle öğretmenlerden seçilen "Eğitim Uzmanı" kadrosu ve eğitmen usta işçilerden seçilen bizim "monitör" dediğimiz fabrika içi eğitim kadroları oluşturulmuştu. Böylelikle fabrikaya deneyimsiz olarak giren elemanlar bile sonradan ihtiyaca göre eğitiliyordu.


Babam Faik ÖDEN Fabrikaya vasıfsız işçi olarak girmiş,amirleri tarafından yetenekleri farkedilince işyeri eğitim kurslarına alınmış,meslek edindirme kursu sonucunda "Dokuma Komple Ustalık" belgesi almaya hak kazanmış. Belgede,Kaymakam,Çalışma il Müd.İlçe Eğitim Müd. ve Fab.Müd. imzaları var.

9)Çalışan işçilerde vasıflı olanlarında iş deneyimi olduğunu kanıtlayan çıraklık, kalfalık v.b sertifikalar aranıyor muydu? Bu soruya yukarıda ayrıntılı cevap verdim sanırım. Tekrarlamak gerekirse ihtiyaca göre vasıflı veya vasıfsız işçi alınıyor.Vasıflı işçi olarak alınanların,meslek lisesi mezunu olması tercih ediliyor,işe girişte diploma ibrazı isteniyordu.İhtiyaca göre, vasıfsız işçilerden yetenekli olanlara sonradan vasıf kazandırılıyor.

10)İşçiler aldıkları maaştan memnunlar mıydı?
Bizim çalıştığımız dönemde işçiler yeterli diyebileceğimiz düzeyde maaş, ayrıca yılda 2 devlet ikramiyesi ve buna ilaveten 4 e bölünerek ödenen 2 maaş tutarında "kardan pay" dediğimiz toplu sözleşmeden kaynaklanan ikramiye ve üretim oranında prim tabir ettiğimiz çok çalışmayı teşvik edici ücretler alıyorlardı. Fazla mesai ve gece çalışma tazminatlarıyla işçi maaşları bu günkü öğretmen maaşı düzeyinde gibiydi. Ayrıca lojman, ulaşım giderleri, çocuk zammı gibi toplu sözleşme ile kayıt altına alınmış ilave haklarda vardı. İşçilerin temizlikte kullandıkları sabun ve havlu gibi ihtiyaçları bile Sümerbank tarafından karşılanıyordu.





NAZİLLİ SÜMERBANK KREŞİ (video)

Bayan çalışanlara kreş gibi çocuklarından ayrılmadan çalışmalarını sağlayacak imkânlar düşünülmüş, emziren annelere günde üç kere çocuklarıyla ilgilenme hakkı verilmiş. Yuvada kalan çocukların yemek, pijama ve bebek bezi gibi masrafları bile Sümerbank tarafından karşılanmıştır. Ayrıca emeklilikte neredeyse ev alacak miktarda kıdem tazminatı, ölüm, doğum, evlilik yardımları, kıdemli işçiliği benimsetmek amacıyla 10-15-20-25 yıllık olunca ödenen teşvik ikramiyeleri gibi ilave ödeneklerde vardı.

Bunlardan başka, çalışanlara yılda bir kez Sümerbank satış mağazalarından istedikleri malı alabilecekleri "çek" veriliyordu.Yine "ordino" denilen Sümerbank mağazalarından özel indirim sağlayan not defteri benzeri indirim araçları Sümerbank çalışanlarının kullanımına sunulmuştu.

11)Fabrikadaki üretimde standardizasyona yönelik bir iş hayatına mı yoksa çalışanların emeğine mi ihtiyaç vardı?
Soruyu tam anlayamadım ama fabrikada gerek üretim, işçi hakları ve çalışma hayatıyla ilgili yasalara harfiyle uyulan tartışılmaz bir düzen vardı.




Üretime yönelik standartları sağlamak için normal standartlardan başka AQUAP denilen NATO askeri ihalelerini alabilmek için özel standart bile sağlanmıştı. Bu durumdan çıkacak sonuç, bana göre siparişe göre değişen oranda hem standart hem de işçi emeği olmalıdır. Sümerbank’ın bu konudaki sloganı "Önce Kalite" olmuştur.

12)Çalışanlar arasında yaptıkları işten dolayı bir yabacılaşma söz konusu muydu?
Çalışanlar arasında zaman zaman siyasi görüş ayrılıkları, usta işçilere bariz olarak verilen ücret farkları, işçi ve memur statüsünde çalışanların konumlarından kaynaklanan küçük şikâyetler olsa da, genel manada bir kutuplaşma asla olmamıştır. Sümerbanklılar arasında bugün bile varlığı devam eden gizli bir bağ vardır.(Bu bağ başka yerleşim yerlerinde çalışan Sümerbanklılara sempati duyma bağlamında ülke sathında bile hala devam etmektedir.)

13)Çalışan işçilerin fonlardan ve gerekli sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için sosyal güvenceleri var mıydı ve nasıl karşılanıyordu?
Yukarıda da belirttiğim gibi Sümerbank işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından yasal gerekleri yerine getirdiği gibi toplu sözleşmeden kaynaklanan, kötü şartlarda çalışanlara düzenli süt ve ayran verilmesi, hasta işçilerin yararlanması için denize yakın dinlenme kampları gibi aslında yapmak zorunda olmadığı yükümlülükleri bile yerine getirmeye çalışmıştır.

Sümerbank’ta çalışan herkesin sigorta primleri eksiksiz ödenir ve mutlaka sendika üyesi olması gerekirdi. Ayrıca İki fabrika doktoru, 1 hemşire,1 sağlık personeli çalıştırılır. Her kısımda Ecza dolabı ve sedye gibi sağlık araçlarının bulundurulması sağlanırdı.

Ayrıca Sümerbank genel müdürlüğünün gezici röntgen aracı her yıl tüm Sümerbank fabrikalarında akciğer taraması yapar, bulguya rastlanan kişiler tedavi edilmek üzere hastanelere sevk edilirdi.

Fabrika mensuplarının kurduğu,"ölüm yardımlaşma" ve "yardım sandığı" gibi üye kaydı ile bağlanılıp aidat sistemiyle çalışan özel fonlar vardı.Ölüm yardımlaşma,adındanda belli olduğu gibi ani ölümlerde yada bir felaket halinde üyelere maddi yardım yapan bir dernekti.


SÜMERBANK YARDIM SANDIĞI (EKONOMA) PERSONELİ

Yardım sandığı ise düğün sünnet yada başka ihtiyaç halinde üyelerine çok düşük faiz ile kredi veren,banka benzeri bir dernekti.Bu dernek "Ekonoma" adı verilen bir "kooperatif mağaza" işleterek, aidatlardan toplanan parayı çalıştırıp kazanç elde etme esasına göre çalışır,kazancını yıl sonunda yine üyelerine geri dağıtırdı.Aynı zamanda ucuz ve kaliteli malları üyelerine çok düşük taksitlerle kazandırmak bakımından yararlı hizmetler yaparlardı.Satış yelpazesi bugünkü süpermarketler kadar genişti.(Gıda,kırtasiye,dayanıklı tüketim malları,temizlik malzemeleri, giyim,av tüfeği,yakacak..Vb.)

Ayrıca eğer çalışan aniden ölür ise,çocuklarından biri yada eşi yaşına (eğer 30 yaş üstünde ise) bakılmaksızın işe alınır,lojman imkanı sağlanır,ailenin ayakta kalması için her türlü yardım yapılırdı.

14)Çalışanlar oturdukları vazife evlerinden memnun muydu?
Fabrika lojmanlarından yararlanmada öncelik acil durumlarda çağrılabilecek personeldeydi, sonra kısımlara paylaştırılan oranda, kıdem, çocuk sayısı gibi faktörlerin dikkate alınarak değerlendirildiği bir puanlama sistemiyle diğer personel lojmanlardan yararlanırdı. Lojmanlarda oturanlar nispeten daha düşük elektrik, su parası öderlerdi. Lojmanların badana-boya ve arızalar gibi bakımları 1970 yılına kadar Sümerbank tarafından yapılırdı. Hastane, okul, kütüphane, fırın, Ekonama dediğimiz alışveriş merkezleri, sinema, spor alanlarıyla, kasap, berber, gazete bayii, postahane gibi detaylar bile düşünülecek şekilde tasarlanmış olduğundan çalışanların memnun olmaması söz konusu olamazdı.

Son zamanlarda daha geniş evler kullanılmaya başlandığından ancak bu konuda bir şikâyet olabilse de, lojmanda oturma diye bir zorunluluk olmadığı için. Oturanları şikâyetçi olmaları söz konusu olmamıştır.

15)Nazilli Sümerbank fabrikasının şehre kattığı sosyo-ekonomik yapı nasıldı?
Fabrika Nazilli'ye neler kattı diye bir soru sorulduğunda tek cevap vardır. Fabrika 1930 yıllarının Pazar köy’ünü Nazilli yapmıştır. Yani tabir caiz ise Basma Fabrikası, Nazilli’yi yaratmıştır.
Cumhuriyetin Nazilli'deki eli olmuş. Şehre en başta ekonomik olarak çok şey kazandırmış, yıllarca hem işçilerini hem de dolaylı olarak Nazilli halkını beslemiş daha sonra çevresindeki ilçe ve köylerin pamuklarını satın alarak para kazanmalarını sağlamıştır. Kayıtlara bakarsak 1960 lı yıllarda Nazilli’nin, bağlı olduğu Aydın'dan ve yakınındaki Denizli'den hem, şehir imkânları hem de nüfus olarak daha büyük olduğunu görürüz. Nazilli fabrikasının işçi alımını durdurup küçülme politikası izlemeye başladığı 1980 li yıllara kadar durum aşağı yukarı bu doğrultuda devam ederken, bu tarihten sonra Nazilli'nin giderek gerilemesi bu saptamanın doğruluğunu açıkça gösteriyor.


Sosyal boyuta gelince öncelikle fabrika Nazilli'ye 50 yataklı, ameliyathaneli, eczaneli, diş ve aşı üniteli hastane getirmiş, Nazilli’yi baş belası "sıtma" derdinden kurtarmıştır. Hastane hem işçilere, hem Nazilli'ye hatta çevredeki yerleşim merkezlerinden gelen hastalara bile hizmet vermiştir.

SÜMER HALKEVİ

Okuma yazma kursları, okulları, kütüphaneleri, düzenlediği kursları, defile, tiyatro, sinema, halkevi ve özel radyosu ile Nazilli'yi kültür, sanat ve modern dünya ile tanıştırmıştır.


BASMA BALOSU 'na hazırlanan genç kızlar


SÜMERSPOR'da sporla tanışan Nazilli gençleri

Spor alanları, Spor kulübü ile bu alanda da devrim yapmış, Nazilli ve çevresinde boks, güreş, futbol, voleybol, basketbol, paten gibi henüz Türkiye'de bilinmeyen spor türlerinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Nazilli Sümerspor kulübü olarak ülke sporunda isim yapıp, katkıda bulunup, başarılı sporcular yetiştirmiştir.


İşçi ve memurlardan oluşturulan koro ve tiyatro gruplarıyla kültürel etkinlikler yapılması sağlanmıştır.


Nazilli'yle elektrik vermiş, Nazilli elektrik sistemini kuruncaya kadar şehrin aydınlatılmasına katkı yapmış, ayrıca yıllar boyu çevresindeki okul, hastane, karakol, cami gibi kurumların, inşaat, tamirat ve bakımlarına karşılıksız destek olmuş, İtfaiye ve sosyal tesislerini Nazilli’nin hizmetine sunmuştur.

16)Toplu iş sözleşmeleri ile verilen parayla ilgili konularda ücret verim ilişkisi etkili bir biçimde kurulmuş muydu?
1980 li yıllara kadar işçi-işveren ilişkisi içinde toplu sözleşmelerde belli oranda denge vardı, işçi de Sümerbank'ta kazanıyordu. Fakat 1990 sonrasında uygulanan yanlış siyasi kararlar sonucunda ülke genelinde tüm kamu işyerlerin tek toplu sözleşme çatısı altında toplanmasıyla denge çalışanlar lehinde bozulmuştur. İstanbul da yaşayan çalışanlara yetmeyen para, Nazilli şartlarında büyük bir paraydı. Bence en büyük yanlış burada yapıldı. Madende çalışan işçiyle, büroda çalışan işçi aynı ücreti almamalıydı.

Bir çalışan olarak bunu samimiyetle kabul ediyorum. Ama bize verilen parayı almama gibi bir durum söz konusu olamazdı zaten politikacılar Sümerbank'ın kapanma aşamasında bunu kötü niyetle çok kullandılar. Belki de bu karalama çalışmaları sonucunda halkın Sümerbankların kapanmasına tepkisiz kalmaları hedeflenmişti.

17) 66 yıl boyunca çalışan fabrika Nazilli’nin çehresini ne şekilde etkilemiştir?
Yukarda bu konudan biraz bahsetmiştim. Özetlersek Nazilli'de her konuda fabrikanın olumlu katkılarını görebiliriz. Fabrikanın açılmasıyla, şehirde bayramlar bile değişik şekilde kutlanmaya başlamış, fabrika bandosu ile bayramlar daha bir güzel kutlanır olmuş,23 Nisan çocukları basma kıyafetleriyle cumhuriyet çiçekleri gibi açmış. Şehir nüfusu 10 binlerden 100 binlere ulaşmış, iki ayrı parça halindeki Nazilli yeni yapılarla birbirine kavuşmuş, Emekli olup Nazilli'ye yerleşenlerle ülkenin her tarafından insanların kucaklaştığı, modern ve medeni bir şehir olmuştur. Bu gün Nazilli'den büyük şehirlere gidip, yıllardır yaşıyormuş gibi kolayca adapte olan gençlerde bile Sümerbank kültürünün izlerini bulabiliriz.

Fabrikada çalışmak için 1937 yıllarında büyük şehirlerden gelen eğitimli, bilgili, görgülü kişiler Nazilli halkının kıyafetlerini, konuşmalarını bile değiştirmişlerdir. Okullarda İngilizce ve meslek dersleri gibi derslerde bu yetişmiş personelden öğretmen olarak bile yararlanılmıştır. Fabrika Nazilli'ye cumhuriyetin tüm imkânlarını getirmiş bazı illerin yıllar sonra kavuştukları olanakları onlardan yıllar önce Nazilli halkına sunmuştur.

Bu sebeple Nazilli halkı hangi siyasi görüşten olursa olsun, cumhuriyetçi ve Atatürkçüdür.

18)Fabrikanın sizce kapatılma nedenleri nelerdir?
Çeşitli raporlarda, zamanında yenilenmeme, zarar etme gibi faktörlere dayandırılmaya çalışılsa da ülke genelinde tüm kamu kuruluşlarının kapatılması ya da özelleştirme bahanesiyle elden çıkarılmasının tek sebebi "yeni dünya düzeni" olarak ifade edebileceğimiz liberal ekonomik sistemdir. Rekabetin öne çıktığı bu düzende Sümerbank gibi sosyal fabrikaların olması, ucuz işçi arayan patronların işine gelmez.

Onlara asgari ücretle çalışacak, sendikasız, sigortasız, fazla talebi olmayan, iş bulduğuna şükredip çalışacak ucuz işçi köleler lazımdır.

İMF, dünya bankası gibi dış ekonomik baskılar ve liberal ekonomik sisteme uyumsuzluk nedeniyle siyasetçilerin isteği doğrultusunda KİT’ler bilerek zarara zorlanıp, devredışı bırakıldılar.

Yoksa bankası, satış mağazaları (finans, pazarlama, üretim),yedek parçalarını bile kendi üreten fabrikaları ile sistemini oturtmuş Sümerbank gibi güçlü kuruluşları kapatmak pek kolay değildi.

Önce devletin üzerine yükmüş gibi karalama, gözden düşürme propagandası yapıldı arkasından fabrikalar “ticaret odası kaydı yok” gibi bahanelerle kamu ihalelerine sokulmadı. İşçi alımı durduruldu, güya tasarruf politikası tedbirleriyle eli kolu bağlanıp önce özelleştirme, sonra kapatma yoluna gidildi. Kısaca yeni dünya düzeninde böyle kurumlara yer yoktu.

19)Fabrikanın kapatılmasından dolayı neler hissettiniz?
Babası, Bulgaristan’dan, annesi Yunanistan'ın İstanköy adasından kaçarak,fabrikada çalışmak için Nazilli’ye göç etmiş bir ailenin, Sümerbank lojmanlarında doğmuş çocuğu olarak..

İlk başta varlığımı “Nazilli Basma fabrikasına” borçluyum.


Annem Mediha Zühre ÖDEN ve babam Dokuma Ustası Faik ÖDEN

Dedelerimden başlayarak ailemin neredeyse tüm fertleri Sümerbank ekmeği yemiştir. Okuduğum okullarda bile Sümerbank'ın imkânlarını kullandım. Bugün bir fert olarak maddi ve manevi bazı şeylere, kişi olarak ta belli bir olgunluğa, dünya görüşüne sahipsem, hepsini Sümerbank, Cumhuriyet ve Atatürk'e borçluyum.

Bu yüzden fabrikanın kapanmasına herkesten daha çok üzülüyorum. Nazilli Atatürk'ün emanetine sahip çıkamadı, bu yüzden üzülüyorum. Nazilli ekonomisini canlı tutacak kaynağı kaybetti bu yüzden üzülüyorum. Nazilli insanları ekmeğini kazanmak için başka yerlere çalışmaya gidiyor bu yüzden üzülüyorum. Gençlerimizin geleceği bakımından üzülüyorum. Nazilli esnafı ekonomik sıkıntı içinde bu yüzden üzülüyorum. Her şeyden çok doğduğum ev, mahallem yıkıldı, çocukluk, gençlik anılarım yok oldu bu sebeple üzülüyorum.

En çok da..
Ömrümün neredeyse tamamını verdiğim, her odasını, ağacını, taşını, makinelerini, gıdıgıdıyı, bahçesini ezbere bildiğim fabrikamızı görebilmek için yabancı kişilerden izin almak zorunda bırakıldığım için üzülüyorum.

İçimdeki Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüdüğüm, çocuklarımı beslediğim kuruma olan vefa borcumu ödemek için,Atatürk ve Sümerbank eksenli bilgi ve anılarımı paylaştığım bir blog sayfası hazırlıyorum.
(sumerbank.blogspot.com)

Umarım sorularına yeterli cevaplar verip, tezine katkıda bulunabilmişimdir.

Babanla, çocukluk anılarımız var, ayrıca müzik ortak ilgi alanımız. Sizin aileden de tanıdığım Sümerbanklılar var. Sana okulunda ve yaşamında başarılar dilerim.

Selamlar, sevgiler.
İlhan ÖDEN



15 Aralık 2010 Çarşamba

NAZİLLİ BASMALARI NAZİLLİ'DE DOKUNUR


Bazı yazılı kaynaklarda böyle bir türkünün varlığından bahsediliyor.Nazilli'de söylenen,halk tarafından yakılmış böyle bir türkü yoktur.Söylenen ezgiyi Nazilli Öğretmen Okulu'nun çok değerli müzik öğretmeni Ahmet KAYA "mendilimin ucuna sakız bağladım sakız" isimli İzmir (Urla) türküsünü değiştirip ,aranje ederek hazırlamıştır. (Kaynak kişi :İrfan TONKUL)




O sıralar Nazilli de yeteri kadar müzik öğretmeni olmadığı için Ahmet hoca Nazilli Sümer ortaokulunun müzik derslerine de giriyordu.Bu ezgiyi yıl sonu müsameresi için düzenlemiş,koro ve mandolin grubumuzla seslendirmiştik.




Ben o sırada orta okul 2. sınıf öğrencisi idim ve okulun mandolin grubunda yer alıyordum.Bu konuyu böylece açıklığa kavuşturup,Nazilli Basmalarıyla ilgili diğer şiir ve türkülerin ulaşabildiğimiz kadarını paylaşalım.





TÜRKÜ'DE NAZİLLİ BASMASI







Zekeriya IŞIKLI













Ulaşabildiklerimden izinlerini alarak,ulaşamadıklarımdan özür diliyerek şiir'lerini paylaştığım,tüm değerli şair dostlarımıza sonsuz teşekkürler.







İlhan ÖDEN