4 Mart 2013 Pazartesi

TRT. Sanayi Kültürümüz.


TRT belgesel kanalı için hazırlanan,yapımcılığını Sayın Rıza Sezgin'in yaptığı, sumerbank.blogspot.com ve Nazilli Sümerbank facebook sayfası olarak içerik,fotoğraf ve başta eski müdürümüz Köksal Tandıroğlu  olmak üzere sayfalarımızı takip eden Bakırköy Sümerbank fabrikasından diğer  konuşmacı arkadaşları bulma konularında katkıda bulunduğum,yayın saatini facebook sayfamızda duyurmama rağmen pek çok arkadaşımızın izleyemediği "Sanayi Kültürümüz"  adlı  belgeselin tam videosunu yükledim.

VİDEO

Sağ  alt köşeye tıklayarak tam ekran izleye bilirsiniz.

9 Şubat 2013 Cumartesi

Nazilli Basmaları Nazilli'de Dokunur.

Ahmet KAYA (Müzik Öğretmeni)


Bu sözlerle başlayan türküyü Nazilli'liler bilir, Bu türkü 1960-70 yılları arasında Nazilli de görev yapan yukarıda fotoğrafını paylaştığım müzik öğretmenimiz  Ahmet Kaya tarafından "Mendilimin ucuna sakız bağladım" adlı, Urla türküsünün ezgisi üzerine yukardaki sözler yazılarak uyarlanmıştır.

Türkü uzun yıllar okul gecelerinde ,öğrenci korolarının değişmez eseri olarak söylendi.Bende Sümer İlkokul ve ortaokulunda okurken iki kere okul gecesinde bu şekliyle türküyü seslendiren mandolin gruplarında yer aldım. Sümer ilkokulu ve Nazilli Sümerbank basma fabrikası sahnesinde bu türküyü çaldım , söyledim.O zamanlar koro Nazilli basmaları türküsüne başladığında bütün salon türküye eşlik eder,türkünün yarattığı coşkuyla koro çok büyük alkış alırdı.Bu sebeple genellikle final parçası olarak seçilir , istek olurca tekrarlanırdı.

Ahmet Kaya,hizmetleri ve "Nazilli Basmaları Nazilli'de dokunur" türküsüyle Nazilli Sümerbanklıların gönlünde özel bir yer edinmişti.Nazilli Sümerbank salonunda düzenlenen gecelere onur konuğu olarak camiadan biri gibi davet edilirdi.
BÜYÜTMEK İÇİN FOTOĞRAFA TIKLAYINIZ
   Ahmet KAYA    (Ok ile gösterilen kişi)

O yıllarda Ahmet Kaya,Nazilli'nin en gözde müzik öğretmeniydi. Aslında Nazilli Öğretmen okulunun kadrolu öğretmeni olmasına rağmen, değişik okulların mandolin kurslarında ve başka okulların müzik derslerine de girerdi.Nazillide pek çok çocuğa müziği sevdirmesi,müziği meslek olarak seçmelerine öncülük etmesi en önemli özelliğiydi.Başta Dokuz Eylül Üniversitesi hocalarından. Kontrabas virtiözü  Prof. Tahir Sümer olmak üzere,pekçok Nazilli 'li müzik öğretmeni ve müzisyende Ahmet Kaya'nın emeği vardır.

Aradan yıllar geçti türkü Nazilli türküsü gibi benimsendi.Beni yakından tanıyanlar bilir bloğumu hazırlamaya başladığım ilk günlerden beri bu türkünün peşindeyim .Nazilli Sümerbank grubundaki tüm öğretmenlerimize, müzikle ilgilenen Sümerbanklıların neredeyse hepsine mesajlar yazdım.Dün'e kadar istediğimi gerçekleştirememiştim.

Nihayet dün İbrahim Bilgenoğlu hocamın kaydını dinleyince, hemen kendisine mesaj yazdım.Sağ olsun isteğimi kırmadı bu video kaydını arşivimize kazandırdı.

Bu güne kadar aldığım "Nazilli Basmaları türküsü var mı?" benzeri pek çok mesaja hep olumsuz yanıtlar veriyordum. İbrahim Bilgenoğlu hocam ve eşi Yüksel hanım sayesinde bundan sonra  türküyü merak eden blog takipçilerimize olumsuz yanıtlar vermek yerine videomuzu sunacağız.

İbrahim Bilgenoğlu hocamızın babası.
Beni asıl sevindiren arşivimizde mutlaka olması gereken  bu video kaydını bir  Nazilli Sümerbank çocuğu ve eşinin yorumlamış olması., Sümerbanklılara da böylesi yakışırdı.

VİDEO
Yüksel & İbrahim BİLGENOĞLU

İbrahim Bilgenoğlu hocamız ve eşine "Nazilli Basmaları Nazilli de dokunur" türküsünü samimi , başarılı yorumları ve özellikle bu kaydı arşivimize kazandırdıkları için Nazilli Sümerbank camiası adına çok  teşekkür ederim. Sevgiyle kalın.  İlhan ÖDEN

15 Ocak 2013 Salı

Atatürk'ü Gıdıgıdı'ya bindirelim mi?


Bloğumun adını “Türkiye’yi ve Sümerbank’ı çok seviyorum” koydum. Bir zamanlar Sümerbank reklamlarında kullanılan bu sloganı internet sayfama isim olarak seçmem elbette ki tesadüf değil. Yaptığım çalışmalar, harcadığım karşılıksız emeğin kaynağında da Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüyüp, çocuklarımı beslediğim bu kuruluşa olan vefa borcum var.

Sümerbank sevgisinden başladı, lafı nereye getirecek? Diye düşünmeye başladığınızı tahmin ediyorum. Onun için fazla uzatmadan hemen konuya gireceğim. Bildiğiniz gibi bu site Sümerbank merkezli içeriğe sahip. Burada gelecek nesillere öncelikle Nazilli basma fabrikasını, tali olarak ta Sümerbank’ı anlatmaya çalışıyorum. Anlatırken de elimden geldiğince doğru anlatmaya çalışıyorum.

Tarihçilerin, akademisyenlerin, araştırmacıların, habercilerin, yazarların, belgeselcilerin ya da benim gibi amatörlerin amacları okurlarına, izleyicilerine ve özellikle gelecek nesillere doğruları anlatmak  değilmidir?


Son zamanlarda özellikle yazılı basında, Nazilli basma fabrikasının “Gıdıgıdı treni” sık sık yer almakta. Herkes bildiği kadarıyla Gıdıgıdı’yı anlatmaya çalışıyor, bazı yazarlar hayal güçlerini kullanıp Gıdıgıdı treni için hikayeler bile yazıyorlar.

Peki bunda ne var? Bırak yazsınlar . Dediğinizi duyuyorum ama yazılarında Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine bindiğini yazıyorlar…

Bir Nazilli Sümerbanklı olarak,Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmiş olmasını çok isterdim. Keşke binseydi… Ama Atatürk Gıdıgıdı’ya hiç binmedi. 

VİDEO
Atatürk'ün fabrikaya geliş videosu.

Yukarılarda gelecek nesillere “doğruları anlatmaktan” bahsetmiştim. Elimizdeki görüntülerden… O tarihte basılan gazetelerden ve yazılardan “gayet net” bir şekilde Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmediği, İzmir DDY’den kendisi için tahsis edilen iki adet TCDD 21-25 Railbus ile fabrikaya geldiği anlaşılıyor.

Atatürk'ün  fabrikaya gelişi.ile ilgili kupür.
Atatürk TCDD 21-25 Railbus içinde
Atatürk'ü fabrikaya getiren  TCDD 21-25 Railbus
 Atatürk'ün fabrikadan ayrılışı ile ilgili kupür.

 Zaten Gıdı gıdı insan taşımak amacıyla yapılmış bir tren değildi. Atatürk binmek istese bile binemezdi 1960 ve daha öncesi doğumlu olan ve Gıdı gıdı'yı kullanan Nazilli Sümerbanklılar bilir. O yıllarda Gıdı gıdı vagonlarında koltuk bile  yoktu. Vagonlar fabrika inşaatına malzeme ve makine taşımak için yapıldığından içleri bir traktör römorku gibi bomboştu. Gıdı gıdıya binen işçiler pencere kanarlarında dizilip tutunacak yer ararlardı. Kalkış ve duruş sırasında vagon içinde dalgalanmalar olur, düşmemek için annemizin, babamızın bacaklarına sarılırdık.

Atatürk ,Nazilli Basma fabrikasını açmak için Nazilli'ye geldiğinde hastalığı ilerlemişti. Türk devletinin kurucu cumhurbaşkanını, üstelik sağlığının bozuk olduğu sırada bu durumdaki bir trene bindirmek düşünülemezdi.

Yaklaşık 1965 yıllarında vagonlar yenilendi, koltuklar takıldı. Gıdı gıdı treni İnsan taşımaya uygun hale getirildi.


Durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken, Gıdı gıdı trenini vatandaşın gözünde yüceltmek için gerçek olmayan bir olguyu gerçekmiş gibi anlatmaya devam mı edelim? Yoksa gelecek nesillere doğruları mı anlatalım?

Ben, Sümerbank’ı ve Gıdı gıdıyı çok seven biri olmama rağmen, işime pek gelmese de doğruyu anlatmaktan yanayım. Gıdı gıdı treni, yolu, statüsü ve hatıralarıyla zaten başka örneği olmayan çok “özel bir tren” Atatürk’ün binmemiş olması içimizde burukluk yaratsa da bu özelliklerini kaybettirmez.

Peki Atatürk’ün Gıdı gıdı’ya binmiş gibi algılanmasına ve zamanla yanlış bilginin yerleşmesine sebep olan nedir? Onu da anlatayım. Bildiğiniz gibi fabrikamızın açık olduğu dönemlerde her yıl düzenlenen açılış törenlerinde Atatürk’ün fabrikamıza gelişi sembolize edilirken yukarı istasyondan Gıdı gıdı trenine bir Atatürk büstü ve bir bayrak konulur, büst ve bayrak fabrika içindeki istasyonda müdür ve çalışanlar tarafından karşılanırdı. Her yıl yapılan bu karşılama törenlari, Nazilli halkı ve çalışanlarda Atatürk’ün Gıdıgıdı treniyle geldiği izlenimini yaratmış. Pek çok Nazilli’li gibi ben de böyle biliyordum. İlk zamanlar yazdığım yazılarda da bu yanlışı paylaştım. Gıdıgıdı belgeseli için konuya iyice odaklandığımızda yanlışı fark ettik. Ulaşabildiğim eski yazılarımı düzelttim fakat eski yazılarımdan alıntı yapılan bazı sitelere ulaşamadığım için düzeltemediğim yazılarımda var.

Peki bunu şimdi paylaşmanın sebebi nedir? Diye bir soru aklınıza gelebilir.Uzun zamandır bu yazıyı yazmayı düşündüğüm halde yazmamamın sebebi halen çekimleri devam eden Gıdıgıdı belgeseline ilgi azalması gibi negatif bir etkisi olur mu? Düşüncesiydi.

On gün önce görüştüğümüzde endişemi paylaştığım belgeselin yönetmeni Yasin Ali Türkeri’inden
- Abi öyle şey olur mu? Bizim görevimiz olayı doğru şekilde anlatmak değil mi? Cevabını alınca yazıyı yazmaya karar vermiştim.

Bugün Gıdıgıdı'nın konuşulduğu bir ortamda, Nazilli Basma fabrikasını anlatan kitap yazmış akademisyen bir eğitimcinin “Atatürk Gıdıgıdıya bindi” sözüne itiraz ettiğim için “Çok biliyorsa o anlatsın” şeklinde tepkisine maruz kalınca,bu yazıyı paylaşma zamanının geldiğini anladım.

Orijinal görüntü ve o tarihte yayınlanan gazete kupürlerini ekleyerek yazımı paylaşıyorum. Atatürk Gıdıgıdı'ya binmiş mi? Binmemiş mi? İzleyin,okuyun siz karar verin.

Bu güne kadar Gıdıgıdı ile ilgili çok fotoğraf ve yazı paylaştım sanırım bir hatayı düzeltmek bakımından en önemli paylaşımım bu oldu. Sevgiyle kalın...

Nazilli Sümerbank'ı ve Gıdıgıdı’yı cok seviyorum.    İlhan ÖDEN

NOT:
Anladım ki ülkemizde  yazdıklarınızın,söylediklerinizin kabul görmesi için isminizin önünde mutlaka  bir akademik ünvan olması gerekiyor. Nazilli Sümerbankta geçen 55 yıllık bir ömrün,çalışma hayatının, anıların, en küçük bir ünvan kadar kıymeti yok.

GAZETELERİN ORJİNAL KÜPÜRLERİ ALTTA. (Büyütmek için fotoğraf üstüne tıklayın)


2 Aralık 2012 Pazar

EN ÇOK ATEŞTEN KORKTUK !



Biz en çok ateşten korktuk!
Ta… 1937’de yaptık erken uyarı sistemini.
Fabrikanın her yerini donattık.
“Kır camı, bas düğmeye!”
Yansın itfaiye panosundaki ampullerden biri,
Yetişsin hemen itfaiyeciler.
Biz en çok ateşten korktuk!
Yerin altına döşediğimiz borulardan daha çok,
Tavanlara döşedik fıskiyeli yangın hatlarını.
Her makinenin yanına yangın söndürme tüpü koyduk.
Kazmalar, kancalı mızraklar astık duvarlara.
Bronz püskürteçli bez hortumlar…
Üzerinde YANGIN yazan kovalar dizdik koridorlara.
Biz en çok ateşten korktuk!
Ders gördük, eğitim aldık.
Dev gibi yangınları söndürdük
Tatbikatlarda…
Biz en çok ateşten korktuk!
Düşman nereden, ne zaman saldırır bilinmezdi.
Etraf bez, iplik, pamuk tozu…
Elektrik kabloları, makine yağı…
Kıvılcımlı kaynak makineleri,
Ateş kusan canavar aletler…
Biz en çok ateşten korktuk!
Yer altına sığınaklar yaptık.
Kum torbalarıyla kapattık pencereleri.
Karartma nasıl yapılır, öğrendik.
Kimyasal, nükleer, biyolojik saldırıya karşı ne yapılır,
Atel, suni teneffüs, kalp masajı…
Her şeyi öğrendik zannettik.
Yanılmışız…
Gün oldu, devran döndü.
“Yeni dünya düzeninde size yer yok” dediler.
Şaşırdık.
Anlayamadık.
Meğer asıl korkmamız gereken yangın değilmiş,
Gafil avlandık.
Biz hep ateşten korkmuştuk!
Buna karşı hazırlıklı değildik...
Ne yapılır, ne edilir bilemedik.
“Yoktan var edeni” şükranla andık ama…
“Varı yok edeni” sevmedik, sevemedik. İLHAN ÖDEN





13 Kasım 2012 Salı

KAYSERİ'nin GÜL'ü var,NAZİLLİ'nin neyi var?

İnternette ve yazılı basında gördüğümüze göre Kayseri'de güzel şeyler oluyor.Cumhuriyetin ilk yıllarında Sovyetler Birliği ile yapılan ikili anlaşmalar ile Nazilli Basma Fabrikasıyla birlikte Turkstroy firması tarafından yapılan Kayseri Bez Fabrikası uzun bir bekleme süreci sonrasında uluslararası mimarlık festivalinde ödül kazanan bir proje ile Abdullah Gül Üniversitesine dönüştürülüyor.

Kayseri'nin il olması,Cumhurbaşkanının Kayserili olması üstelik yeni üniversiteye cumhurbaşkanının adının verilmiş olması sayın Abdullah Gül'ün şimdiki iktidara yakın bir siyasi geçmişten gelmesi üniversitenin önünü açıyor.Bir zamanlar babasının çalıştığı fabrikanın, adını taşıyan bir üniversiteye dönüşmesiyle ilgili çalışmaları cumhurbaşkanı yakından takip ediyor.

Bizim fabrikamızda,fabrikanın kapandığı dönemden beri Nazilli Belediyesi tarafından yapılan birkaç derslik, tarihi önemi olmayan eski ambarların anfiye dönüştürülmesi ve Pamuk depolarından yapılan öğrenci kafeteryası dışında pek bir yatırım yapılmadığı gibi zaman zaman  ziyaretine gittiğim Kampüs Müdürü Ertuğrul Acartürk 'ten öğrendiğim kadarıyla mevcut binaların bakımı ve akan çatı onarımları bile yapılamıyor.

Yıllardır Nazilli fabrikasında böyle bir çalışmanın yapılmasını engelleyen " SİT " yasası Kayseri de nasıl aşıldı bilmiyorum.

Nazilli Basma Fabrikası işletme binaları bu onarımların yapılmaması nedeniyle hergün biraz daha çürürken, Kayseri Fabrikasının tarihi binalarının böyle güzel bir proje ile yeniden kullanıma kazandırılması eski bir Nazilli Sümerbanklı olarak içimi burkuyor.

Kulağıma gelen söylentilere göre Aydın'ın "Büyükşehir" olmasıyla Nazilli'nin tamamen bitecek olan il olma hayalleri " SÜMER ÜNİVERSİTESİ " hediyesiyle tamir edilmeye çalışılacakmış. ADÜ tarafından "Nasıl olsa Nazilli bizden ayrılacak" diye Nazilli'ye yatırım yapılmadığı söyleniyor.

Önceki öğretim yılında eski çocuk yuvası binasına yapılan öğretim görevlilerinin odalarına takılan klimalar yerlerinden sökülüp, İsabeyli de ki fakülteye götürülmüş.

Her gün fabrika çevresinde yürüyüş yapan bir Sümerbanklı olarak fabrikanın açık olduğu dönemlerde görmediğim bu küçük hesaplar gözümden kaçmıyor.

Aydın'a tirilyonlar harcayıp modern bir üniversite kampüsü yapan ADÜ. Nazilli'ye neden 10-15 klima almıyor?

Desen arşivini hazırlayan komisyonun çalışmaları sonuçsuz kaldı. Nazilli Basma Fabrikası Tekstil Müzesi projesi bir yıldır neden bekliyor?

Nazilli Sümer kampüsünde geçen 10 yıla yakın süre içerisinde neden herhangi bir 4 yıllık fakülte ve yüksek okul açılmıyor?

Bu sorular söylentileri doğruluyor.

Sümer Üniversitesi,Nazilli'nin kırılacak il olma hayallerine ilaç olur mu bilmem ama Nazilli'yi yöneten mülki amirlerimizi,Nazilli siyasetçilerini , Bursa Merinos Müzesi , Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi örneklerini dikkate alarak,Nazilli Basma Fabrikasının her geçen gün biraz daha yıpranan binalarını kurtaracak projeler üretmeye davet ediyorum.

Şimdi tam zamanı önümüzde yerel seçimler var.Bu fırsatı iyi değerlendirmek gerek.Madem İl olma hayallerimiz tamamen sona erecek bunun bedelini sadece Sümer Üniversitesi değil her konuda istemek Nazilli'nin en doğal hakkıdır.Nazilli halkı da bu hakkına mutlaka sahip çıkmalıdır.   İlhan ÖDEN

KAYSERİ HABER GAZETESİNİN HABERİ

Kayseri'deki Sümerbank Fabrikası'nı Abdullah Gül Üniversitesi Yerleşkesi'ne dönüştürecek proje, Dünya Mimarlık Festivali'nde birincilik ödülü aldı 

Cumhuriyet döneminin en büyük sanayi tesisleri arasında yer alan Kayseri'deki Sümerbank Fabrikası'nı Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) Yerleşkesi'ne dönüştürecek proje, Dünya Mimarlık Festivali'nde ''eğitim yapıları'' kategorisinde birincilik ödülü aldı.
Projeyi hazırlayan mimarlık firması EAA-Emre Arolat Architects'ten yapılan açıklamaya göre, Singapur'da beşincisi düzenlenen Dünya Mimarlık Festivali, dünyanın dört bir yanından binlerce mimar ve projeyi bir araya getirdi. Dünyanın en önemli mimarlık etkinliklerinden biri olarak kabul edilen festivalde, Abdullah Gül Üniversitesi Yerleşkesi Projesi de ''eğitim yapıları'' kategorisinde yarıştı.
Projede, eski yapıların yeni bir mastır plan çerçevesinde, mimari özelliklere uygun ve uyum içerisinde değerlendirilmesini göz önünde bulunduran jüri, projede kullanılan grafik ve planların ''çok zarif mimari bir dili ortaya çıkardığı''na karar verdi. Jüri, ''eğitim yapıları'' kategorisinde fabrikanın atıl tesislerini üniversiteye dönüştürecek projeyi birinciliğe layık gördü.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, haziran ayında gittiği Kayseri'de, adını taşıyan üniversitenin Sümer Kampüsü'ndeki bilgilendirme toplantısına katılmış ve dönüşüm projesi kapsamındaki binaları gezmişti.
Toplantıda dönüşüm projesine ilişkin bilgi veren mimar Emre Arolat, Kayseri'deki kentsel, kültürel ve tarihsel verileri, ekonomik ve sosyolojik çevreyi göz önünde tutarak bir proje hazırladıklarını, eskime ve yaşanmışlık değeri olan binaları, değerlerini yok etmeden bugünkü hayatın içine katabilmeyi amaçladıklarını anlatmıştı.
Dönüşüm projesi tamamlandığında, AGÜ Sümer Kampüsü toplam 320 bin metrekare alan içinde 85 bin metrekarelik kapalı kullanım mekanına sahip olacak.Üniversitenin ilk öğrencilerinin, 2013-2014 akademik yılında fabrikanın eski depolarından dönüştürülen dersliklerde ders başı yapması planlanıyor.

Kayseri Haber sitesinden 14 Kasım,2012

7 Ekim 2012 Pazar

ATATÜRK, NAZİLLİ BASMA FABRİKASINI AÇIYOR.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI AÇILIŞ TÖRENİ 


9 Ekim 1937 Pazar günü,Ulu önder Atatürk'ün, Nazilli'ye gelerek açılışını yaptığı,Nazilli Basma Fabrikasının açılış töreninde çekilen orjinal fotoğraflardan yaptığım özel bir video.

23 Eylül 2012 Pazar

Ayakkabıları parçalanan mühendis. İvan KOMZİN

Nazilli Basma Fabrikası.,Atatürk ve genç cumhuriyetin en önem verdiği projelerden biriydi. Atatürk bu proje ile en başından beri bizzat ilgilenmiş, konuyu yakından ve gerektiğinde müdahaleler ederek takip etmiştir. Yine bu projeler için devletin tüm imkânları seferber edilmiş ülkenin en iyi mühendisleri, bilim adamları görevlendirilmiş, en başarılı gençler, öğrenciler, projelerin başarısı için Rusya ve Türkiye de açılan okullara, kurslara gönderilmiştir. Başarıda payı olan kişiler devlet yönetimi içerisinde daha üst düzey görevlerle ödüllendirilmişlerdir.

 Örnek vermek gerekirse o dönemin Sümerbank genel müdürü Nurullah Esat Sümer. Daha sonra İMF de Türkiye temsilciliği, milletvekilliği, senatör, daha sonra devlet ve maliye bakanlığı yapmıştır.

 Ortak projenin SCCP. tarafı da Türkiye gibi projenin başarısına çok önem vermiş ülkenin en değerli, bilgili, istikbal vaat eden teknisyenlerini, bilim adamlarını, mühendislerini ve eğitmenlerini Türkiye’ye göndermiş fabrika binalarının inşasını, makina parklarının kurulmasını, çalışacak elemanların yetiştirilmesini fabrika arazi seçiminden başlayan fabrikaların verimli çalışması sağlanıncaya kadarki dönemde fabrika alanlarında kalarak yakından takip etmişlerdir.

Bu uzmanlardan Kayseri ve Nazilli fabrikası projelerini çizen o dönemin en başarılı Rus mimarı İvan Sergeyeviç Nikolaev ile ilgili paylaşımımı eserlerinden örnek vererek bu sayfalarda daha önce yapmıştım.O yazım, şimdiye kadar Türkiye’de konuyla ilgili yazılmış ilk yazıydı.
http://sumerbank.blogspot.com/2010/10/fabrika-yapan-adam.html

Bu yazımda da Kayseri ve Nazilli Fabrikalarının mekanik sistemlerinin ve fabrikaların üretime geçme çalışmalarının başındaki Rus uzman İvan Komzin ‘den bahsedeceğim.

İvan KOMZİN

Komzin ile ilgili ilk paylaşım, 12 Mayıs 2012 tarihinde Aydınlık gazetesinde sayın Mehmet Perinçek tarafından, ülkesine gönderdiği mektuplar üzerinden yapıldı. O mektuplarda Komzin,Atatürk ile  diyaloglarını anlatılıyor. Sayın Perinçek'in yazısını bu paylaşımımın sonuna ekleyeceğim. Dilerseniz  oradan okuyabilirsiniz.

 Ben bugün sizlere İvan Komzin’i kısaca tanıtıp, fabrikamızın açılış töreni ve açılış balosu sırasında çekilen fotoğraflara giren (bu güne kadar kimsenin fark edemediği) İvan Komzin’i göstereceğim. 

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Açılış balosunda fabrika müdürü Fazlı Turga ve İvan Komzin


İvan Komzin 29 Haziran 1905 tarihinde Rusya’nın Vasilyevo köyünde doğmuş bir halk çocuğudur. 1926 yılında mühendislik eğitimini tamamladı ,Almanya'ya yüksek eğitime gönderildi. Türkiye de görevlendirildiğinde görevi büyük bir sevinçle kabul etti,Projelerin başarılı olmasında çok büyük pay sahibi olması sebebiyle Rusya ya dönüşünde “Ağır inşaat makineleri halk komiserliğine atandı (1938). Daha sonra ülkesinde Volga hidroelektrik santralı inşaatında görevlendirildi. 1941 yılında askeri mühendis olarak orduya katıldı.Tümgeneral rütbesine kadar yükseldi. 1959 yılında Mısır da Nil nehri üzerine yapılan Asuhan barajını inşa eden organizasyonun başına getirilmesi Komzin‘in ne kadar önemli bir uzman mühendis, Nazilli ve Kayseri fabrikalarının ne kadar önemli projeler olduğunu gösteren başka bir örnektir.





FOTOĞRAFLARDA ATATÜRK ve İVAN KOMZİN


Görevini masa başından değil bizzat araziye giderek yapmayı tercih eden ve çok yürümesi sebebiyle 47 numara ayakkabılarını iki haftada parçalanacak derecede eskiten Komzin için mahkûmların özel ayakkabı hazırlamaları onun çalışkanlığını gösteren en güzel örnektir.

Mısır'dan "Mavi Nil", Rusya’dan en yüksek nişanları alan, İvan Komzin 1983 yılında Moskova da hayata veda etti. Rusya da bir parka heykeli dikildi.

 Ivan Komzin  Togliatti-Russia

 Bu büyük uzman mühendis ve örnek insanı saygıyla anıyoruz. Sayın Mehmet Perinçek‘in İvan Komzin’in mektuplarını ve Atatürk ile ilgili anılarını anlattığı yazısını aşağıdan okuyabilirsiniz. Muhabbetle kalın.      lhan ÖDEN 
  
----------------------------------------------------------------------------------------
 Sovyet mühendisin anılarında Atatürk!

Bayrağını kendi fabrikanda dikmek! 23 Nisan’la 19 Mayıs’ın ortasındayız. Bu günlerin simgelediği ulusal egemenlik ve bağımsızlığın olmazsa olmazı milli bir ekonomi inşa etmekti. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, bu hedefin en önemli adımı oldu. Sümerbank Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikaları, bu plan çerçevesinde SSCB’den alınan krediyle ve Sovyet uzmanlarının içinde bulunduğu çalışma sonucunda kuruldu. Bu çalışmada yer alan önemli isimlerden biri de Rus mühendis İ. V. Komzin’di. Sovyet devleti adına yurtdışında birçok projede görev yapan Komzin’in anıları 1973 yılında Moskova’da basılır. (İ. V. Komzin, Ya Veryu V Meçtu, İzdatelstvo Politiçeskoy Literatur ı, Moskva, 1973) Komzin, anılarında Türkiye günlerine ve fotoğraflarına da yer verir. Komzin, Türkiye’ye görevlendirilmesini sevinçle karşılamıştır. Artık masa başında çok oturmayacaktır. Rus mühendis, kendine has bu ülkede birçok ilginç şey gördüğünü ifade eder.

“Büyük devlet bilgeliği gösteren Atatürk!”

Ama aklında en fazla kalan anısı, Almanya’da Hitler’in iktidara geldiği, Japonya ve İtalya’da faşistlerin Naziler gibi Sovyet karşıtlığını ateşlediği gergin uluslararası ortamda büyük devlet bilgeliği gösteren Mustafa Kemal Atatürk’le buluşmasıdır. Rus uzmanın ifadesiyle Atatürk, o zor günlerde SSCB’yle dostluk ilişkilerini ısrarla desteklemiştir.

İvan Komzin fabrika inşaatında.

Ankara’ya geldiğinin ertesi günü Atatürk, Sovyet Büyükelçiliği aracılığıyla tanışmak ve görüşmek için Komzin’i Çankaya’ya davet eder. Komzin, karşısında düşünceli ve dikkatli bakışları olan ellili yaşlarda bir adam bulur. Atatürk’ün ilk sözleri şöyle olur: “Bu fabrikaların yapımına büyük önem veriyoruz. Kayseri ve Nazilli’de inşa edileceklerin Türkiye ekonomisine iyi tesir edeceğine ve kendi milli kadrolarımızı yaratacağına inanmak istiyorum.” Sovyet uzman da buna benzer bir bakış açısını dile getirir ve sözlerini rakamlarla destekler. Bütün meseleleri görüştükten sonra Atatürk, Komzin’i elini sıkarak uğurlar, bütün inşaatçılara en iyi dileklerini iletmesini rica eder ve ekler:





“İnşaatla ilgili iyi haberleri bekleyeceğim...” “Hiçbir teknik sırrımız yoktu!”
Komzin, anılarında Rus ve Türklerin ortak çalışmasının başından son güne kadar çok dostça geçtiğini, ilişkilerin ise en samimi şekle dönüştüğünü ifade eder: “Türk meslektaşlarımızdan sakladığımız hiçbir teknik sırrımız yoktu. Her birinin başarısına bütün içtenliğimizle sevinerek açık kalplilikle onlara bilgi ve tecrübelerimizi aktardık.” Çalışmalar sırasında karşılaşılan en önemli engel dil sorunu olmuştur. Sovyet uzmanların, monte edilirken makinelerin nasıl kullanılacağı ve tamir edileceği hakkında bilgiler vermesinde tercümanlar yeterli olmaz. Bunun üzerine özellikle teknik terimleri kapsayan bir Türkçe-Rusça sözlük hazırlarlar. Komzin, bu sözlüğün kendilerine çok zaman kazandırdığını belirtir. Ruslar ve Türkler, bu sözlüğü hemen benimsemişlerdir. Komzin’in ifadesiyle inşaat ilerledikçe binlerce Türk, artık kalifiye işçi, usta ve tekniker olmuştur. Türk uzmanları yetiştiren Rus mühendis, onları gayretle ve inatla öğrenen, sade ve çok çalışkan insanlar olarak hatırlamaktadır.

 “İzmir’i bırakıp geldim!”
Komzin, buna dair bir anısını da aktarır. Nazilli’deki fabrikanın üretime geçmesinden kısa bir süre önce atölyelerden birini teftiş ederken birden yanına kısa boylu, zayıf biri gelir. “- Basit bir işçiye bir iki dakika ayırabilir misiniz, beyefendi (son kelimeyi kiril harfleriyle Türkçe yazmıştır.-MP)? - Lütfen, buyurun... Bir ricanız veya sorunuz mu var? - Hayır, hayır beyefendi. Sadece mutluluğumu dile getirmek istedim. Ne de olsa yakında fabrika çal ışmaya başlıyor. Biz Türkler için bu, gerçek bir bayram! Ve birçokları için yeni, ilginç bir yaşam. Benim için de. Nazilli’de tekstil fabrikasının yapıldığını öğrenir öğrenmez düşünmeden postacılığı ve dedelerimin, atalarımın yaşadığı İzmir’i bıraktım. Başlarda kazı işçisi, hamal olarak çalıştım. Geçti gitti. Çok daha önemli olan şimdi kendimi nasıl hissettiğim...” Bu sözlerinin ardından işçinin gözleri neşeyle parlar ve gururla elindeki kâğıdı Komzin’e gösterir. Kâğıt, Selim Cevat’ın tesviyeci uzmanlığını aldığına dair sertifikadır. Sonra şöyle devam eder: “Bunun için her şeyden önce siz Ruslara teşekkür etmem lazım. Öğretmenim iyiydi. Yoldaş (kiril harfleriyle Türkçe yazılmıştır-MP) Kurilov bana kardeşi gibi davrandı.” Selim Cevat, sohbet esnasında tercümana sözlerini eksiksiz bire bir çevirmesini ister edasıyla bakmıştır. İşçinin son sorusu ise Kemal Paşa’nın açılışa geleceğinin doğru olup olmadığıdır. Komzin, Atatürk’ün davet edildiğini ama gelmesinin kesinlik kazanmadığını bildiğinden yuvarlak bir cevap verir: “Umuyoruz. Ama her halükarda bu söylenti temelsiz değil.” İşçinin esmer yüzü, gülümsemeyle kaplanır.

Atatürk’e verilen albüm!
Açılıştan birkaç gün önce Atatürk’ün geleceği haberi ulaşır. Fabrikanın müdürü Fazlı Bey, aralarında Komzin’in de olduğu mühendis grubuna karşılama töreniyle ilgili fikirlerini sorar. Birçok öneri yapılır. Ancak bir tanesi herkes tarafından benimsenir. Fabrikanın üreteceği ve üretmeye başladığı kumaşlardan bir albüm hazırlanacaktır. Kumaşlar, müdürün masasının üzerinde durmaktadır. Mühendislerden biri, “Cumhurreisin bu gökkuşağına bakmak hoşuna gidecektir” der. Bunun üzerine sanatçılara danışılarak 17 çeşit kumaştan oluşan maroken ciltli milli motiflerle süslenmiş Türkçe ve Rusça hitap yazısıyla bir albüm hazırlanır. Atatürk’e verilecek bu hediye bir gecede yetiştirilir.

Atatürk’ün sessiz konuşması!
Tören günü (9 Ekim 1937) binlerce kişi toplanır. Komzin’in anlatımıyla kalabalık hep bir ağızdan “Atatürk” diye slogan atmaktadır. Fabrikanın stadında yapılan törendeki ilk konuşmayı Fazlı Bey yapar. Albümü Celal Bayar’ ın eliyle Atatürk’e verirler. Atatürk, yavaş yavaş sayfalarını çevirmiş ve kumaşları dikkatlice incelemiştir. Beğendiği yüz ifadesinden anlaşılmaktadır. Daha sonra Atatürk, ayağa kalkar ve sayfalar ı teker teker kalabalığa gösterir. Kalabal ık, coşkuyla Atatürk’ün her hareketini izlemektedir. Atatürk, son sayfaya geldiğinde bayrak rengi kumaşı dudaklarına götürür. Bunun üzerine büyük bir alkış kopmuş ve bağırışlar duyulmuştur. Komzin, Atatürk’ün böylece tek kelime söylemeden kalabalığı coşturan parlak bir konuşma yaptığını ifade eder. Komzin’e göre Atatürk, sanki bu hareketiyle Türkiye’nin artık kendi bayrağını kendi toprağında yetişen pamuğuyla kendi fabrikasında kendi dikeceğini ifade etmiştir.
Not: Komzin, yaklaşık 40 sene sonra kitabında bu anısını aktarırken karıştırarak Nazilli yerine Kayseri yazmıştır. Atatürk’ün katıldığı açılış Nazilli fabrikasındaki törendir. Komzin’in anılarını bu hatayı düzelterek aktardık.

Atatürk’ü şaşırtan dokuma tezgâhı!
Nazilli fabrikasının açılışı, Sovyetler’in resmi yazışmalarına da yansımıştır. Tekstil fabrikalarının inşaatı için kurulan “Turkstroy” isimli Sovyet kuruluşunun başmühendis yardımcısı, SSCB’nin Türkiye’deki maslahatgüzarına konuyla ilgili 14 Ekim 1937 tarihli bir mektup göndermiştir. Nazilli’den yazılan mektubun aslı, Dışişleri Bakanlığı’nın arşivi olan Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi’nde (AVPRF) fond 194, liste 16, klasör 9, dosya 20, yaprak 15-17 numaralarıyla saklanmaktadır. Mektupta anlatıldığına göre Komzin’in bahsettiği mitingden ve işçilerin geçit töreninden sonra Sovyet yetkililer Atatürk’e takdim edilmiştir. Atatürk, hepsinin elini sıkarak Sovyet kolektifine teşekkürlerini iletmelerini ister. Daha sonra işbaşına çağıran uzun bir siren sesi duyulur. Atatürk, bakanlarıyla birlikte altın bir anahtarla fabrikayı açar. Sovyet yetkilinin ifadesiyle Atatürk ve bakanlar, memnun bir şekilde fabrikadaki makinelerin nasıl çalıştığının ayrıntılarıyla ilgilenirler. İsmet İnönü ise SSCB’de bu makineleri üreten fabrikaları ve daha önceden gördüğü Kayseri fabrikasındaki makinelerle Nazilli’dekilerin farkını sormuştur. Atatürk de fabrikayı gezdikten sonra birçok soru yöneltmiş, coşkusunu ve şaşkınlığını dile getirmiştir. Atatürk’ü ve bakanları özellikle otomatik dokuma tezgâhı hayrete düşürmüştür. Atatürk, fabrikadan çıkarken İsmet İnönü’yü durdurup kulağına doğru “Mükemmel. Büyük fabrika. Mükemmel makineler. Kayseri’deki de böyle mi?” diye sorar. İnönü, “Evet. Gidip Kayseri fabrikasını da görelim” cevabını verir. Atatürk, fabrikanın farklı bölümlerini de gezdikten sonra Sovyet yetkililere tekrar teşekkür eder. Yorulduğu gözlenen Atatürk, ardından arabasına binip trenine gider. Sovyet mühendis, fabrikanın Atatürk ve bakanlar üzerinde çok büyük etki yarattığını belirterek mektubuna son verir. Mehmet PERİNÇEK - 12 Mayıs 2012 - Aydınlık