NAZİLLİ SÜMERBANK ORKESTRASI
Birkaç ay önceki bir paylaşımımda Nazilli sokak düğünlerini anlatmıştım. O zaman bazı arkadaşlar "Salonlardaki düğünleri de anlat" yorumları yapmışlardı. Bende uygun bir zamanda "bildiğim kadarıyla yazarım" demiştim.
Bildiklerim, 1965 yıllarından sonraki ile 1980 yılları arasındaki düğünleri kapsıyor. Zira 1980 sonrası düğünlerle günümüzdeki düğünler arasında anlatmaya değer pek farklılık yok. Sayfalarımızı takip eden arkadaşlarımızın çoğu zaten biliyor. "Peki 1965-80 arasındaki düğünlerde anlatacak ne vardı?" diye sorarsanız, anlatayım...
Hatırladığım ilk düğünlerde bugün orkestralarda görmeye alıştığımız enstrümanlar henüz yoktu. Onların yerine, bando trampetlerinden biraz hallice bir davul, bir zil ve trampetten oluşan, basit bateriler. İspanyol gitarlar, sarı madenden trompetler, klavyeli olarak da akordeon kullanılıyordu. Bass gitar bile yoktu, bazı iyi orkestralarda kontrbas gördüğümü hayal meyal hatırlıyorum.
La Cumparsita (Komparsita) ile başlayan düğünler, takı merasimiyle duraklar, bu arada orkestra elemanları sigara molası verir, takı merasimi bitince, damadın, arkadaşlarının, arkadaşlarının... oynayacağı son oyun havasına kadar her notası orkestra elemanları tarafından çalınan Tango, Rumba ve Twistlerle devam ederdi.
Zamanla enstrümanlar değişmeye, orglar, elektro gitarlar, iyi bateriler, güçlü elektronik aletler, tek tip kıyafetler ve yetenekli elemanlarla albümlerdeki parçaları aynı kalitede çalabilen orkestralara dönüştü.
Takı merasimine kadar belli bir disiplin ve ciddiyetle süregelen düğün, takı merasiminden sonra hareketlenir adeta şimdiki televizyon eğlence programlarına dönüşürdü.
Önce çiftler dansa davet edilir, orkestra tangolarla devam ederken, ortaya bir karanfil çıkarılır, dans sırasında karanfil çiftler arasında elden ele dolaştırılır, orkestra olmadık yerde aniden durur, o sırada elinde çiçek kalan çift pistten ayrılır istemeye istemeye yerlerine oturur, müzik tekrar başlar, durur. Her duruşta bir çift pisti terk ederken , dans eden çiftler azaldıkça orkestra giderek daha kıvrak ve hızlı çalmaya başlar, dans edenler çiçeği almamak için pistin uzak köşelerine kaçar, sonuçta kan ter içinde kalan bir çift yarışmayı kazanır. Küçük bir hediye ile ödüllendirilirdi.
Bundan başka sandalye kapmaca, tuvalet kağıdına dans ederken dönerek dolanma yarışmaları ve "Evet-Hayır" yarışması gibi sonraları benzerlerini televizyonlarda göreceğimiz eğlenceli oyunlar oynanırdı.
Düğünün başından beri beklediğim, kaçırmak istemediğim en eğlenceli bölüm burasıydı.
Orhan Gencebay fırtınasının estiği günlerde, bu oyunlar arasına, yeni yeni kullanılmaya başlayan Elektro bağlamayla 3-4 parçalık minik bir arabesk performansının da eklediği olurdu.
Bunlardan sonra sıra damadın arkadaşlarının hazırladıkları sürpriz hediyenin konuklar önünde açılmasına gelir.
Deterjan kolisi büyüklüğünde kocman bir koli düğün masası önünde damat tarafından açılır, iç içe geçmiş onlarca paketin kağıtları yırtıldıkça içinden çıkan daha küçük kutularla devam eden sürpriz hediye açılışı, en küçük paketten çıkan kırmızı kordelalı bebek emziğinin damadın boynuna takılmasıyla sonuçlanırdı.
Önceki düğünlerde benzer şeyler yapıldığı için aslında herkes kutudan çıkacak şeyi az çok tahmin etse bile espri gülüşler ve alkışlarla taçlandırılırdı.
Postacılar kutlama telgraflarını düğün sırasında getirir, damattan bahşişini alır. Gelen telgraflar mikrofondan herkesin duyacağı şekilde okunurdu.
Düğünler, damat ve gelin hanımın harmandalı oyunuyla başlayıp, oğlan evi, kız evi, amca, dayı, kardeş, konu - komşu, bacanak... Oynamayan kimse kalmayıncaya, düğün sahiplerinin içlerinden "bir tatsızlık çıkmadan bitse bari" diye geçirdikleri. Orkestranın bol bol alatura topladığı, salon kapanıncaya kadar devam eden yöresel oyunlarla devam ederdi...
İşte böyle...
Özellikle televizyon yayınlarının henüz yaygınlaşmadığı o yıllarda, bugün TV. Showlarında izlediğimiz şeylerin öncülerini biz henüz 1970 yıllarında düğün salonlarında çoktan görmüştük.
Nazilli müzik geçmişinde iz bırakan müzisyenlerin, yaşayanlarına sağlık, aramızdan ayrılanlarına rahmetler diliyorum.
Mekanları Cennet olsun.
Beynimin kıvrımlarını yoklamaya, bulabildiklerimi, yazmaya değer bulduklarımı yazmaya devam edeceğim.
Belki, geçmişi merek eden ya da okumayı sevenlere birazcık yararı olur.
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder