24 Nisan 2026 Cuma

KAHVE KAVURMA (Geçmiş zaman notları)


KAHVE KAVURMA

Şimdiki gençler bilmezler. 1965’li yıllarda kahveyi, satıcılardan çekirdek halinde alırdık. O zamanlar hazır kavrulmuş kahve yoktu. Aldığımız çekirdekleri yukarıdaki canlandırmadakine benzer kavurma aletleriyle kendimiz kavururduk.

Mahallede bir evin önünde ateş yakılır, herkes kahvesini getirir, çekirdekler minik soba şeklindeki aletin içine dökülür, kapağı kapatılırdı. Minik sobanın, sapı çevrilerek kendi ekseni etrafında döndürülür; kahve çekirdekleri, ateşin üzerinde, istenilen kıvama gelene kadar sabırla, kavrulurdu.

Kahvesi kavrulan sıcacık hâliyle hemen yandaki taş dibekte döver, kullanıma hazır hale getirirdi. Zamanla taş dibeğin yerini, elle çevrilen sarı madenden yapılmış kahve değirmenleri aldı...

Biz çocuklar kavrulma olayını merakla izler, annelerimiz verirse, o sıcak kahve çekirdeklerden birer tane ağzımıza atar, çiğneyerek yerdik. Kahve şimdi de değerli ama o zaman daha da değerliydi. Büyüklerimiz anlatırdı. Bir ara kahve sıkıntısı olmuş, kahve bulamayan tiryakiler nohut kavurup, kahve niyetine içmişler.

Kahve kavanozları mutfakta baş köşede dururdu, kavanozun kapağını açık unutmak azarlanma sebebiydi. Kokusu kaçmaması için, kahveyi cezveye koyar koymaz, kavanozun kapağı kapatılırdı. Kahve mutlaka soğuk sudan yapılır, kahvenin suyu biraz ısınınca, köpürme öncesinde kaşık cezveden çıkarılırdı. Kaşığı cezvede unutmak, çıkarırken bir miktar köpük kaşığa yapışacağı için ikinci azarlanma sebebiydi.

Önce sade kahve içenlerin kahveleri pişirilir, yanında mutlaka su ile servis edilir, edilirken de önce yaşça en büyük kişilerden ve misafirlerden başlanırdı.

Tiryakiler kahvesi bol “Okkalı” sade kahve içerler, az şekerli ya da orta şekerliye pek ses çıkarmazlar ama şekerli kahve içenleri ve kahvenin son yudumundan sonra üstüne su içenleri hor görürlerdi. Hatta öyle yapanlara “ağzının tadını bilmeyene kız bile vermezler” diye dalga bile geçerlerdi.

Kahve olgun kişilerin içeceğiydi, ergenler ve çocuklar kahve içmezlerdi. Çocuklar illa içmek isterlerse anneleri ya azıcık kahve tabağına döker yalatırlar ya da “büyüyünce bıyıkların yamuk çıkar” gibi saçma bahanelerle çocukları savuştururlardı.

Şimdi marketlerde çeşit, çeşit kahveler var, gençler yeni nesil kafelerde kapiçino gibi çeşit, çeşit sütlü, kremalı, pahalı kahveler içiyorlar, bu kahveleri pişirmek için eğitimli “barista” denilen elemanlar çalıştırıyorlar.

Pek gitmediğim için oralarda da yukarıda "bildiğim kadarıyla anlattığım" bizim kahve kültürümüze benzer, ritüeller, kurallar var mı? Bilmiyorum.

Burnumda hala çocukluk günlerimde kavrulan kahvenin mis gibi kokusu tüter. Hala rahmetli annemin “bunu yiyen çocuk akıllı olur” diye ağzıma koyduğu taze kavrulmuş birkaç kahve çekirdeğinin tadını ararım…

Eskiden “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var” derlerdi.

Kahve hala var, eskiye göre çok da kolay bulunuyor…

Ama toplum olarak bizi, sımsıkı birbirimize bağlayan değerlerimizi, asla geri dönmeyecek şekilde yitirdik.

Her şey çıkara ve paraya endekslendi.

Sanırım şimdilerde yoğun “Hatır” sıkıntısı var. Onun da çaresi yok.

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder