FİLENİN SULTANLARI
Asıl kolay olmayan ise henüz ülkemizde federasyonu kurulmamış bir sporu, federasyon kurulmadan 20 yıl önce ve neredeyse bugün kullanılan spor malzemelerinin aynılarını kullanarak oynamak...
FİLENİN SULTANLARI
Asıl kolay olmayan ise henüz ülkemizde federasyonu kurulmamış bir sporu, federasyon kurulmadan 20 yıl önce ve neredeyse bugün kullanılan spor malzemelerinin aynılarını kullanarak oynamak...
Fabrikamızın ilk yıllarında,Cumartesi günleri öğle saatlerinde İtfaiye Meydanı’nda fabrika bandosu tarafından çalınan İstiklal Marşı, işçi ve memurların hep birlikte söylemesiyle yankılanır, yapılan bayrak töreniyle haftalık mesai sembolik olarak sona erermiş.
Pazartesi sabahları yeni çalışma haftası, yine bayrak töreniyle başlar, vardiyalı çalışanlar bu törenlere katılmaz, resmî bayramlarda ve tatil günlerinde de bayrak törenleri mutlaka yapılırmış.
O yıllarda herkesin kolunda bir saat bulunmadığı için, çalışma düzeninin belirlenmesinde fabrikanın borusu önemli bir görev üstlenir, borunun sesi, vardiyanın başlayacağını veya sona erdiğini tüm Nazilli'ye duyururmuş.
Şehrin dört bir yanından duyulan bu güçlü ses, sabah işe başlama vaktini, vardiya değişimini ve mesainin sona erdiğini haber verirmiş.
O zamanlar, Nazilli Basma Fabrikası, Genç Cumhuriyet'in Nazilli'deki en önemli temsilcisiymiş. Fabrikada uygulanan bu törenler ve çalışma düzeni, Cumhuriyetin getirdiği disiplin, üretim ve birlik anlayışını çalışanlara ve Nazilli halkına hissettiriyormuş. İstiklal Marşı'nın hep birlikte söylenmesi, bayrağın göndere çekilmesi ve fabrikanın borusunun şehrin üzerinde yankılanması; milli duyguların güçlenmesine ve çalışma hayatının disiplinine uyum sağlanmasına önemli katkılar sunuyormuş.
1950li yıllarda borunun sesi kesilmiş, sadece 10 Kasımlarda 9.05 de Atatürk'ü anarken çalınır olmuş. Artık İtfaiye Meydanı'nda işçiler, memurlar da toplanmaz olmuş. Fabrika bandosu kaldırılıp, enstrumanları dağıtılmış...
Bana göre, fabrika borusu sıradan bir ses değilmiş. Nazilli'de sanayinin, üretimin, emeğin ve çalışma hayatının sembolüymüş. Bir zamanlar Nazilli'nin dört bir yanından işitilen o ses, binlerce insanın işe başladığı, ürettiği ve emeğiyle hayat kurduğu günler, Nazilli Sümerbank'ın şehrimize kazandırdığı disiplin, birlik, beraberlik ve Cumhuriyet ruhunun unutulmaz gelenekleriymiş.
Artık hepsi, annelerimizin, babalarımızın anlattıklarında kaldı. Bana da size aktarmak düştü... Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
GÜNDÖNDÜ
(Osman Kalfa ile lojmanlarda yan yana oturduk. Mehmet Yelkovan ise yengemin babası olurdu. Mehmet Bayraktar Lojmanlardan tanıyorum Öğretmen Ertürk Bayraktar'ın babası) Hepsi de yıllar önce rahmetli oldular.
Hüseyin Akçın yazılı savunmasını okur ve sözlü olarak da kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ifade eder.
Sanık lehine konuşan Muhlis Mete ise, Ali Şigay’ın sendikaya büyük emek verdiğini, onun kaybedilmesinin sendika için önemli bir eksiklik olacağını söyleyerek affedilmesi yönünde görüş bildirir.
Mahkeme kurulunda Ali Şigay’ın samimi olduğuna dair bir kanaat oluşsa da; çeşitli mazeretler ileri sürerek katılmayan sanık ve tanıkların da dinlenmesi gerektiği düşünülür ve duruşma, 26 Eylül 1948 Pazar günü saat 10.00’da yapılacak ikinci oturuma ertelenir.
Mahkemenin nasıl sonuçlandığını bilmiyorum.
Açıkçası sonucu benim için çok da önemli değil. Asıl önemli olan; insanların problemlerini kendi içlerinde, adil ve demokratik bir şekilde çözmeye çalışmaları.
Bu olay, NAZİLLİ SÜMERBANK tarihinin, başka bir özelliğini yansıttığı için paylaştım.
Nazilli Sümerbank'ın pek bilinmeyen, ilklerinden biri…
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
MİLLİ BAYRAMLAR
Eski Nazilli’de milli bayramlar, bu günlerdeki gibi sadece takvimdeki resmî tatil günü değildi. O gün geldi mi, şehir bir başka uyanır, sabahın erken saatlerinden itibaren sokaklar, caddeler, meydanlar kalabalıklarla dolardı. Bayram, izlenen bir tören değil; hep birlikte yaşanan bir şenlik, paylaşılan coşkuydu.
Şehir stadyumu daha tören başlamadan tıklım tıklım dolar, tribünlerde yer bulamayanlar ayakta beklerdi. Stadyumda yer bulamayan kalabalık, belediye meydanına doğru uzanır, stadyumla belediye meydanını bağlayan caddenin iki tarafında, Nazillililerden oluşan bir insan duvarı yükselirdi. Alkışlar, marşlar ve dalgalanan bayraklar eşliğinde kortej ilerlerken, şehrin tamamı tek yürek olur, atardı.
Bu kalabalığın içinde gönüllü çocuklar, boyunlarında asılı Türk Hava Kurumu kumbaralarıyla dolaşır, kuruma yardım toplarlardı. Kumbaraya para atanların yakasına küçük kâğıt rozetler iğnelenirdi. O rozet, yalnızca bir teşekkür işareti değil; dayanışmanın, katkı sunmanın ve cumhuriyet kurumlarına saygının ve bağlılığın simgesiydi.
Bayram yerinde başka çocuklar da olurdu. Onlar ellerinde zor taşıdıkları toprak testilerle kalabalığın arasında dolaşır, susayanlara soğuk su satarak kendi harçlıklarını çıkarırlardı.
İlkokullar, Cumhuriyet bayramı ve 23 Nisan için bir hafta,10 gün önceden provalara, ortaokul ve liseler 19 Mayıs için aylar öncesinden hazırlıklara başlarlardı. Liselerin ve özellikle öğretmen okulunun insan kuleleri, ateş çemberinden atlama gösterileri, şimdi yazarken bile gözlerimde canlanıyor.
Belediye bandosu eşiliğinde şehri dolaşan fener alayı, coşkuyu geceye taşır, bayram şenliği tüm şehri kucaklar, tanıdık, tanımadık herkes aynı coşkunun parçası olurdu.
Milli bayramlar; bayraklar da asılmasa, bayram olduğunun bile farkında olmayacağımız, sıradan günlere dönüştü. Umarim çok geç olmadan, yitirdiğimiz değerlerin farkına varırız.
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
🎭 SÜMER TİYATROSU & KEŞANLI ALİ DESTANI