ÇALIŞKAN ADAMIN MASALI
Bir zamanlar çalışkan bir adam vardı.
1933 yılında, dedesinden kalan dört inekle hayvancılığa başladı.
Bahçesindeki portakalları satıp borçlanarak iki inek daha aldı.
Ağılını kendi emeğiyle kurdu,
hayvanlarının bütün ihtiyaçlarını kendi elleriyle karşıladı.
Zamanla emeğinin karşılığını fazlasıyla aldı.
Sütünü, etini, yumurtasını satıyor;
mutlu, huzurlu ve bereketli bir yaşam sürüyordu.
Onun sayesinde yıllardır kaderine terk edilmiş köyde bir hareket başladı.
Yeni evler yapıldı, iş yerleri açıldı, köy gelişti, kalabalıklaştı.
Ama bu durum,
uzak diyarlarda yaşayan ve dünyadaki bütün ineklere, koyunlara, tavuklara sahip olmak isteyen
hırslı ve kötü niyetli adamların hoşuna gitmedi…
Bir süre sonra çalışkan adam hastalandı ve öldü.
Ölene kadar büyüttüğü işleri çocukları devraldı.
Çocuklar işleri daha da geliştirdi:
inekler kırk bire, koyunlar kırk üçe, tavuklar dört yüz altmış sekize ulaştı.
Her şeye sahip olmak isteyen adamlar,
çiftliğin düzenini bozmak ve et, süt, yumurta piyasasını ele geçirmek için
köyü yönetenleri kullanmaya karar verdiler.
Köye güvendikleri bir adam gönderdiler.
Adam köylüleri ikna etti:
“O dönem devri bitti artık, serbest piyasa var şimdi.
Herkes kendi ürününü üretsin, istediği fiyattan satsın.
Köy sizin ama kaymağını yiyorlar, onları aradan çıkaralım.” dedi.
Vaadler cazipti.
Bugünü düşünen, yarını göremeyen köylülerin aklı çelindi.
İtiraz edenler oldu ama çoğunluk vaatlere inandı.
Önce çalışkan adamın çocuklarını itibarsızlaştırdılar.
“Zarar ediyorlar” dediler.
“Kapanırsa,kapansın. Biz size daha iyisini daha ucuza veririz” diye kandırdılar.
Köyde ürün satmalarını engellediler.
Çocuklar çaresiz kaldı.
Bir süre birikimleriyle ayakta durmaya çalıştılar.
Direndiler.
Ama sonunda tavukları satmak zorunda kaldılar.
Tavukları almak isteyenleri engelleyip,
Çaresiz kalan çocukların bütün tavukları yok pahasına, kendileri aldılar.
Para kısa sürede bitti.
Bu kez koyunlar karşılığında yem önerdiler.
Çocuklar düşündü:
“Belki koyunları verirsek inekleri kurtarırız.”
Koyunları verdiler.
Yem birkaç ay ancak yetti.
İnekler yaşlanmıştı, artık doğurmaz olmuşlardı.
Borçlar büyüdü.
Sonunda inekleri de aldılar.
En yaşlı ineklerden birini,
Sanki iyilik yapıyormuş gibi köy okuluna bağışladılar.
En semiz ve genç olanları ise kendileri paylaştı.
Acıktıkça kesip, kesip yediler…
Böylece,
dünyadaki bütün ineklere, koyunlara, tavuklara sahip olmak isteyen adamlar
amaçlarına ulaştı.
Köylüler önce fark etmedi.
Fark edenlerin sesine de kimse kulak vermedi.
Hatta sevinenler bile oldu.
Ama zamanla köyün düzeni bozuldu.
Para bir gün ona, bir gün başkasına gidiyor, dolaşıp duruyordu.
Ama dışarıdan yeni para gelmiyordu.
O zaman hata yaptıklarını anladılar.
Artık çok geçti…
Masal burada bitti...
Ben bu masaldan bir şey anlamadım diyenler...
İneklerin yerine fabrikaları,
koyunların yerine banka şubelerini,
tavukların yerine satış mağazalarını koyun…
Belki o zaman anlarsınız.
Yok hâlâ anlamadıysanız,
magazin programlarını izlemeye devam edin.
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN







