GÜNDÖNDÜ
GÜNDÖNDÜ
(Osman Kalfa ile lojmanlarda yan yana oturduk. Mehmet Yelkovan ise yengemin babası olurdu. Mehmet Bayraktar Lojmanlardan tanıyorum Öğretmen Ertürk Bayraktar'ın babası) Hepsi de yıllar önce rahmetli oldular.
Hüseyin Akçın yazılı savunmasını okur ve sözlü olarak da kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ifade eder.
Sanık lehine konuşan Muhlis Mete ise, Ali Şigay’ın sendikaya büyük emek verdiğini, onun kaybedilmesinin sendika için önemli bir eksiklik olacağını söyleyerek affedilmesi yönünde görüş bildirir.
Mahkeme kurulunda Ali Şigay’ın samimi olduğuna dair bir kanaat oluşsa da; çeşitli mazeretler ileri sürerek katılmayan sanık ve tanıkların da dinlenmesi gerektiği düşünülür ve duruşma, 26 Eylül 1948 Pazar günü saat 10.00’da yapılacak ikinci oturuma ertelenir.
Mahkemenin nasıl sonuçlandığını bilmiyorum.
Açıkçası sonucu benim için çok da önemli değil. Asıl önemli olan; insanların problemlerini kendi içlerinde, adil ve demokratik bir şekilde çözmeye çalışmaları.
Bu olay, NAZİLLİ SÜMERBANK tarihinin, başka bir özelliğini yansıttığı için paylaştım.
Nazilli Sümerbank'ın pek bilinmeyen, ilklerinden biri…
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
MİLLİ BAYRAMLAR
Eski Nazilli’de milli bayramlar, bu günlerdeki gibi sadece takvimdeki resmî tatil günü değildi. O gün geldi mi, şehir bir başka uyanır, sabahın erken saatlerinden itibaren sokaklar, caddeler, meydanlar kalabalıklarla dolardı. Bayram, izlenen bir tören değil; hep birlikte yaşanan bir şenlik, paylaşılan coşkuydu.
Şehir stadyumu daha tören başlamadan tıklım tıklım dolar, tribünlerde yer bulamayanlar ayakta beklerdi. Stadyumda yer bulamayan kalabalık, belediye meydanına doğru uzanır, stadyumla belediye meydanını bağlayan caddenin iki tarafında, Nazillililerden oluşan bir insan duvarı yükselirdi. Alkışlar, marşlar ve dalgalanan bayraklar eşliğinde kortej ilerlerken, şehrin tamamı tek yürek olur, atardı.
Bu kalabalığın içinde gönüllü çocuklar, boyunlarında asılı Türk Hava Kurumu kumbaralarıyla dolaşır, kuruma yardım toplarlardı. Kumbaraya para atanların yakasına küçük kâğıt rozetler iğnelenirdi. O rozet, yalnızca bir teşekkür işareti değil; dayanışmanın, katkı sunmanın ve cumhuriyet kurumlarına saygının ve bağlılığın simgesiydi.
Bayram yerinde başka çocuklar da olurdu. Onlar ellerinde zor taşıdıkları toprak testilerle kalabalığın arasında dolaşır, susayanlara soğuk su satarak kendi harçlıklarını çıkarırlardı.
İlkokullar, Cumhuriyet bayramı ve 23 Nisan için bir hafta,10 gün önceden provalara, ortaokul ve liseler 19 Mayıs için aylar öncesinden hazırlıklara başlarlardı. Liselerin ve özellikle öğretmen okulunun insan kuleleri, ateş çemberinden atlama gösterileri, şimdi yazarken bile gözlerimde canlanıyor.
Belediye bandosu eşiliğinde şehri dolaşan fener alayı, coşkuyu geceye taşır, bayram şenliği tüm şehri kucaklar, tanıdık, tanımadık herkes aynı coşkunun parçası olurdu.
Milli bayramlar; bayraklar da asılmasa, bayram olduğunun bile farkında olmayacağımız, sıradan günlere dönüştü. Umarim çok geç olmadan, yitirdiğimiz değerlerin farkına varırız.
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
🎭 SÜMER TİYATROSU & KEŞANLI ALİ DESTANI
LOJMANLARDA BAHAR TEMİZLİĞİ
Yaz günleri yaklaşıp, havalar ısındığında… Nazilli’deki Sümerbank lojmanlarında gözle görülür bir hareketlilik başlardı. Kış boyunca ertelenen işler birer birer gün yüzüne çıkar; badana, boya ve kapsamlı temizlik hazırlıkları başlardı.SEYYAR SALATALIKÇILAR
SÜMERBANK KARACASU İŞÇİ KAMPI
(Orijinal fotolar bende, Bunlar paylaşım için çözünürlüğü arttırılmış ve renklendirilmiş yapayzeka ürünü fotoğraflar)
Sümerbank, henüz Nazilli Basma Fabrikası’nın açılışı bile yapılmadan; içinde eczanesi, ameliyathanesi, doğum ve diş ünitesi bulunan 50 yataklı tam teşekküllü hastanesini hizmete sokarak çalışanlarına ne kadar değer verdiğini göstermişti. Daha ilk günden, çalışanlarının sağlığını korumak için imkânlarını sonuna kadar kullanacağını ortaya koymuştu.
Birimlerde bulunan ecza dolapları belirli aralıklarla kontrol edilip eksikleri tamamlanır, büyük birimlerde yaralı ya da hasta taşımak için duvara monte edilmiş sedye bulundurulurdu.
Sümerbank Vakfı’nın gezici hastane aracı, fabrikaları dolaşır; tüm çalışanların akciğer filmleri çekilir ve kontrol edilirdi. Sorun görülenler hastaneye sevk edilirdi.
Kış şartlarında açık alanda çalışanlara fabrika terzilerinin diktiği, “pamuklu” denilen, yorgan tekniğiyle hazırlanmış kalın kabanlar verilirdi. Ağır parçaların kaldırılıp taşındığı birimlerde çalışanlara çelik burunlu botlar, göze zarar verme tehlikesi bulunan makinelerin yanında ise koruyucu gözlükler bulundurulurdu.
Tozlu, dumanlı ve gürültülü ortamlarda çalışanlara maske ve kulaklık, kimyasal madde kullanılan birimlerde çalışanlara ise destekleyici olarak ayran ve süt verilirdi.
Sümerbank’ın pek bilinmeyen en önemli sağlık hizmetlerinden biri de İşçi Kampları idi.
Yukarıda saydığım tüm önlemlere rağmen sağlığı bozulan işçiler, Buldan ve Karacasu yaylalarında kurulan çadır kamplarına götürülürmüş.
“Götürülürmüş” diyorum çünkü bu kamplar 1970 öncesinde kuruluyormuş. Bizim çalıştığımız dönemde bu uygulama kaldırılmıştı. Ama lojman komşularımız arasında bu kamplara katılanların olduğunu biliyorum.
Yayla kamplarına sadece işçiler götürülmezmiş. Kamp hayatında onlara yardımcı olacak sağlık ve emniyet personeli, ulaşım için arazi araçları, yemek pişirecek aşçılar ve yeterli erzak da götürülürmüş.
15 günlük devreler halinde kamplarda temiz hava, spor ve sağlıklı beslenme ile çalışanların sağlıklarına kavuşmaları sağlanırmış. İyileşenler fabrikaya döner, bir süre daha kalması gerekenler kampta kalmaya devam eder, dönenlerin yerine başka çalışanlar gelirmiş. Kampta kalanlara üretimden gelen primler dışında maaşları eksiksiz ödenirmiş.
Önceleri sadece erkek çalışanlar için açılan kamplar, daha sonra Çamlık ve Kuşadası kamplarında kadın çalışanlara da açılmış.
Fabrika müdürleri arada bir habersizce, kampları ziyeret eder, çalışmaların amaca uygun yapılıp yapılmadığını denetler, işçilerin varsa şikayetlerini dinler, ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlarmış.
Üstteki fotoğrafta fabrikamızın 1952-53 yıllarındaki müessese müdürü Emin Giray önde oturan siyah ceketli işçinin arkasında görülüyor.
Kuşadası’ndaki seyyar kamplardan sonra Sümerbank yerleşik düzene geçme kararı almış.
“Karaova” mevkisinde satın alınan bataklık arazi kurutulup düzenlenmiş. Birkaç dönem daha işçi kampı olarak kullanılsa da, Nazilli Sümerbank’ın becerikli bahçıvanları ve personelinin gayretleriyle; derme çatma kulübeler zamanla binalara dönüşmüş ve burası bir tatil köyü haline gelmiş.
Sağlık kampları devri de böylece sona ermiş. Kuşadası kampının hikayesini sonraki yazımda anlatacağım. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN