.nazilli sümerbank. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
.nazilli sümerbank. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2020 Pazar

BİLİN İSTEDİM...

BİLİN İSTEDİM
Bu arkadaşın adı Hristodoulos Onguras 1941 yılında Yunanistanın Samos (Sisam) adasından Nazilli Basma fabrikasında çalışmaya gelmiş.

Bunun gibi kadın-erkek-çocuk çok sayıda farklı ülkelerden gelen başka yabancı işçiler de var. Şimdi bırakın elin yabancısının Nazilli'ye gelip çalışmasını, Nazilli'nin gençleri bile çalışmak için başka şehirlere gidiyor.

Hristodoulos Onguras 'ın fabrika sicil kaydı.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Sümerbank ve Sağlık


25 Ağustos 1935 günü Nazilli basma fabrikasının temelini atanlar "önce fabrikayı yapalım biraz para kazanalım" sonra gerekirse diğer ihtiyaç duyulan şeyleri yaparız dememişler. Fabrika binalarının inşaatıyla aynı anda,lojmanlar,sosyal tesisler,spor alanları,eğitim ve sağlık kuruluşlarının inşasına da başlamışlar.

İNŞAAT HALİNDEYKEN

Nazilli basma fabrikası,ham madde ve yakıt dışında dışarıya bağımlı olmadan ve çalışanlarının her türlü ihtiyacını karşılayacak yapı ve olanağa sahip olarak 9 Ekim 1937 günü Atatürk tarafından açıldı.

Nazilli basma fabrikası hastanesi şüphesiz saydığım olanakların en önemlilerinden biriydi. Bende bu ay blog yazımda daha önce kısaca anlattığım fabrika hastanesini ve Sümerbank'ın çalışanlarına, çalışanlarının  aile ve çocuklarının sağlıkları konusuna verdiği önemi detaylarıyla anlatacağım.

Nazilli basma fabrikası hastanesi Nazilli'ye açılmış ilk hastanedir. Yukarıda da belirttiğim gibi fabrika inşaatıyla aynı anda inşasına başlanmış 9 Ekim günü fabrikayla birlikte hizmete açılmıştır. Atatürk fabrika açılış törenini hastane binasının balkonundan izlemiş.aşağıda toplanan halkı buradan selamlamıştır.

HASTANE PERSONELİ

Hastane 40 yatak kapasiteli olup,ameliyathane,doğum,röntgen,diş ve eczane üniteleriyle komplike bir sağlık kuruluşu olarak açılmıştır. Öncelikle fabrika çalışanlarının sağlıklarını koruma ve sağlık sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapmış,acil durumlarda Nazilli ,yakın köyler ve çevredeki diğer ilçelerin vak'alarıyla da ilgilenmiştir.

En önemli başarılarından biri o yıllarda Nazilliyi kasıp kavuran Sıtma hastalığının kökünün kazınması ve Nazilli gündemine bir daha sokmamasıdır.

İş kazalarının yoğun olduğu bu dönemde fabrika içinde bu büyüklükte bir hastane olması çalışanlar açısından çok önemlidir.


Hastanenin en önemli hizmetlerinden biri aşılamadır.Periyodik aşılama uygulamalarıyla çalışanlarını hastalıklara karşı korumuş, uygulama içine çalışanların eş ve çocuklarını da katarak o günün şartlarında ülkenin diğer bölgelerine  göre sağlık standardını çok yukarılara taşımıştır.

DİŞ ÜNİTESİ

Fabrika hastanesi 1950 yıllarında çıkarılan Sosyal sigorta kanunuyla sağlık hizmetlerinin SSK. tarafından sağlanmaya başlandığı yıllara kadar görevini başarıyla sürdürmüş,1957 yılında sağlık personeli,araçları ve her türlü donanımıyla , lojman olarak kullanılan bir binanın boşaltılıp düzenlenmesiyle fabrika alanı dışına taşınarak SSK hastanesi olarak hizmete devam etmiştir.


Sümerbank,hastanesi SSK. ya devredildikten sonra da fabrika içerisinde revir açarak doktor ve sağlık personeli bulundurmaya ve personelini korumaya imkanlar ölçüsünde devam etmiştir.



Fabrika doktorları personel dışında ,fabrika kreşinde kalan çocukların sağlıklarını koruma ve sağlık sorunlarını çözmeye yönelik çalışmalar yapmış ayrıca fabrika içindeki atölye ve birimlerde çalışan personelin çalışma şartları ve sağlık koşullarının iyileştirilmesine yönelik inceleme ve düzenlemeler yapmışlardır.



BULDAN YAYLASINDA KAMP 1953

Ağır şartlarda çalışıp yıpranan personelin tekrar sağlığına kavuşmasına yardımcı olmak amacıyla yayla ve deniz kıyısında çadır kampları kurulmuş daha sonra yerleşik düzene geçilerek çalışanların ailelerine de hizmet verecek şekle dönüştürülmüştür. Arada kesintiler ve amaçtan uzaklaşma olsa da bu hizmete fabrikaların kapatıldığı 2000 li yıllara kadar devam edilmiştir.

AMELİYATHANE

1985 yıllarında fabrika revirinde sözleşmeli olarak iki hekim görevlendirildi. Hasta çalışanlar sabah ve öğleden sonra fabrika hekimleri tarafından muayene ediliyor tedavilerine yönelik ilaçlar yazılıyor, ilaçlar görevli personel tarafından alınıp hastalara iletiliyordu. Önemli hastalıkları olanlar hastanelere sevk ediliyor,rapor ve istirahat gerekenlerin işlemleri yapılıyordu. Böylelikle hem çalışanların maddi kayba uğraması hem de üretimin düşmesi engellendi. Artık Sümerbank'lı hastalar doktora değil doktorlar hastalara gelir oldu.

Ayrıca fabrika hekimleri fabrika yemekhanesinde hazırlanacak yemeklerin kalori hesaplamalarına, sağlıklık koşullarda hazırlanıp hazırlanmadığını kontrol etmekle görevliydiler. Bu denetim işçi sendikası ve fabrika müdürünün de katılımıyla 3 yönlü yapılıyordu.

Revirde enjeksiyon,pansuman,tansiyon ölçümü,dikiş gibi küçük müdahaleler yapılıyor,ayrıca erkek ve bayan personelin doğum kontrol araç ve ilaçları "ücretsiz" dağıtılıyordu.

Fabrika içindeki atölye ve birimlerde,ağrı kesici ilaç ,yara ve pansuman malzemeleri yine Sümerbank sağlık birimi tarafından temin edilip ecza dolaplarına konuluyor kullanıldıkça kontrol edilip eksikler tamamlanıyordu.

KADIN DOĞUM ÜNİTESİ

Anlattıklarım Sümerbank'ın her fabrikası ve iştiraklerinde aşağı yukarı aynı şekilde uygulanıyordu, eğer bu birimlerin yakınında Sümerbank mağaza ya da banka personeli varsa onlarda aynı olanaklardan yararlanıyorlardı.

HASTALAR YATAKTA

Bunlardan başka Sümerbank vakfına ait gezici hastane aracı  belirli aralıklarla fabrikaları gezip tüm Sümerbank personelinin akciğer röntgen filmlerini çekip kontrol ediyor,solunum sisteminde oluşabilecek problemleri erken tespit edip şüpheli görünen personelin hastane sevkini yapıyordu.

SÜMERBANK VAKFI GEZİCİ HASTANESİ

Biz Sümerbanklılar,personeline böyle değer veren bir kuruluşta çalıştığımız için çok şanslıydık. Şimdi bile yukarıda anlattığım hizmetlerin verilebildiği işletmelerin olduğunu sanmıyorum.

FABRİKADA SAĞLIK TATBİKATI

Sümerbank isteseydi yasaların getirdiği yükümlülükler dışında kalan hizmetleri vermeyip,daha çok para kazanabilir belki de büyük bir dünya markası olarak varlığını sürdürebilirdi.

O zaman kapatıldıktan 15 yıl sonra bunları yazamazdık. Başka ülkelerde örnek alınıp benzerleri yapılmaya çalışılmazdı. Farkı anlamak için Sümerbank'a liberal gözle değil,vatandaş gözüyle bakmak lazım.

 Liberal bakış açısına göre Sümerbank ve benzer kuruluşlar ortadan kaldırılması gereken kötü örneklerdi. Onlara göre işçi sendikasız olmalı,az para almalı,çok çalışmalı,sağlık problemleriyle de devlet ilgilenmeliydi.
HASTANE BİNAMIZ

Bir Sümerbank çocuğu ve çalışanı olarak yakından gözlemlediğim ve  yaşayarak gözlemlediğim , Sümerbank'ın "sağlık konusuna" bakış açısını elimden geldiğince anlatmaya çalıştım başka yazılarda,başka konuları anlatmak dileğiyle. Sevgiyle kalın  İlhan Öden.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Zor iştir “Dokuma Ustalığı”.

Northtrop dokuma tezgâhı, dakikada 180 devir ile çalışır. 950 kilo kadar ağırlığı vardır ve yaklaşık 940 adet, çeşitli büyüklükte makine parçasının birleşmesiyle oluşmuştur. Dokuma ustaları bu tezgâhları en küçük parçasına kadar söküp, birleştirip, ayarlayıp çalışır duruma getirecek şekilde yetiştirilmişlerdir.Her usta bu gibi 48 adet tezgahtan sorumludur. Yaklaşık bin kadar “gök gürültüsünden daha çok” ses çıkararak çalışan tezgâhın içinde, makinadan çıkan hatalı sesleri takip ederek arızayı bulup gereken tamiratı yaparlar. Bir yandan sıcak hava, nem , gürültü ve ağır çalışma koşulları, diğer yandan makinelerin performansına göre azalıp,çoğalan ücret baremi. Zamana karşı yarıştırır ustaları.

Rahmetli Hakkı Bilgenoğlu 
Sadece makineyi tanımak yetmez, dokuma teknolojisi de bilmek,hangi iplik alttan, hangisi üstten geçecek, tahar sıra mı? Amalgam mı? Bilmek gerek. Ayrıca kumaş üzerindeki hataları görecek, düzeltecek bir çift de keskin göz gerek. Bazen gece, bazen gündüz çalışırsın. Dışarıda gece mi,gündüz mü, kar mı, yağmur mu var? Hava sıcak mı, soğuk mu bilemezsin, çalıştığın ortam hep “ekvator” gibidir.Etraf en küçük kıvılcımda alev almaya hazır pamuk tozlarıyla çevrilidir, bazen yemeğini bile makinelerin arasında yemek zorunda kalırsın. Mızrak gibi fırlayan mekiklerden, bir aşağı bir yukarı inip kalkan, dönen makine aksamlarından, her vuruşu bin balyozdan güçlü vurucu kollardan,kendini ve iş arkadaşlarını koruyacaksın. Ufak-tefek hastalıklardan etkilenmeyecek, devamsızlık yapmayacaksın. Herkesten önce işbaşı yapıp, herkesten sonra iş yerini terk edeceksin.
Rahmetli Aliriza Karabulut
 Elini-kolunu, vücudunun bir parçasını kıstırmadan, kesmeden, kanatmadan,sakatlamadan evine dönebilmeye sevinmektir dokuma ustalığı.Yorgun,bitkin eve gelip yattıktan birkaç saat sonra uyanıp, işe geç kaldım telaşıyla giyinirken işten yeni geldiğini fark edip tekrar yatmaktır dokuma ustalığı Kulakları feda etmektir,Alın teridir.Ekmeği taştan çıkarmaktır.Her kuruşu helal kazanmaktır.48 azgın canavarla tek başına boğuşmaktır. Kısacası zor iştir “Dokuma Ustalığı”. Oğlu olmakla gurur duyduğum,rahmetli babam Faik Öden, bu zorlu görevi tam 33 yıl aralıksız yerine getirdi.Onun ve mesai arkadaşlarının yaşamlarının her kesitinde meslekleri daima ön plandaydı.Aile toplantılarında,sohbetlerde bile söz döner dolaşır "dokuma salonuna" gelirdi. Onsuz geçen bir babalar günü sonrasının duygu yoğunluğu içinde sayfama yansıyanlar böyle. Başta babam olmak üzere,tüm Sümerbank'lı dokumacıların hayatta olanlarını hürmetle,ahirete intikal edenleri rahmetle anıyorum. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

15 Mart 2015 Pazar

SÜMERSPORDAN DÜNYA ŞAMPİYONLUĞUNA




 SEYFİ TALAY
 Sümerspordan, Dünya şampiyonluğuna uzanan eldivenler.
 23 Ocak1934’te İstanbul da dünyaya geldi.ilkokulu bitirdiği tarihlerde ailesi İstanbul’dan İzmir’e taşındı. Semt takımlarından Altıntaş’a katıldı.Genç Seyfi bir süre sonra eğitimini yarım bırakarak ağabeyi Selahattin Talay ile birlikte Nazilli’nin yolunu tuttu. Ağabeyi basma fabrikasında kendisine verilen iş karşılığında Nazilli Sümerspor’a transfer olmuş, giderken kardeşini de yanına almıştı.

Nazilli Sümerspor da  üstün kalecilik meziyetleri öne çıkan Seyfi Talay’ın başarısı İzmir takımlarının dikkatini çekti ve 1952-53 sezonundan İzmirspor’a transfer oldu. Ardından önce İzmir genç karmasına, ardından genç milli takıma seçilme başarısı izledi.
FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Türkiye ordu milli takımı 27 Mart 1955 günü Roma Olimpiyat Stadında ordular arası dünya şampiyonasının finalinde İtalya ile karşılaşıyordu. Dünya şampiyonu olabilmek için İtalya’yla oynanan son maçı mutlaka kazanmaları gerekiyordu. İlk golü millilerimiz atmasına karşın Olimpiyat Stadını dolduran seyircilerin desteğiyle İtalya 2-1 öne geçmişti. Fakat ikinci yarıda Canavar Burhan’ın iki dakika arayla attığı iki gol durumu 3-2 lehimize çevirdi. Maçın bitmesine on altı dakika kalmış, artık İtalyanlar sürekli bastırıyordu. İşte o dakikalarda sahneye genç kaleci Seyfi Talay çıktı ve mutlak denecek golleri kurtardı.

Genç Milli Takım

Maç bu sonuçla bitince Türkiye 1955 yılı dünya ordular futbol şampiyonu oldu. Yurda dönen milli takım Ankara’da büyük bir halk kitlesi tarafından omuzlarda karşılandı. Şampiyonadan sonra İtalyan basınında  milli takımımızı ve özellikle cesur kalecisi Seyfi Talay’ı öven yazılar yer aldı.

 İzmirspor
 İzmirspor’a gönülden bağlıydı. Beşiktaş başta olmak üzere İstanbul takımlarından teklif aldığı halde hiçbirine itibar etmedi. 1963-64 sezonu sonunda, yani aralıksız on iki yıl İzmirspor’da oynadıktan sonra Göztepe’ye geçti. Göztepe’ye geldiği yıl Ali Artuner yirmi yaşındaydı ve henüz tecrübesizdi. Bu sebeple ilk iki sezon maçların büyük bir kısmında kaleyi Seyfi Talay korumuştu. Dört senelik ayrılıktan sonra İzmirspor’un 1. Ligde (yani şimdiki Süper Ligde) yer aldığı son sezon olan 1968-69 sezonunda eski takımına döndü ve 1971-72 sezonuna kadar oynadı. Artık sahada daha çok genç takım arkadaşları yer alıyordu ama kendisine ihtiyaç duyulduğu zaman kaleye geçip gençlere taş çıkartırcasına oynuyordu.

A Milli Takım
Futbolu bıraktıktan sonra İzmirspordan takım arkadaşı Turgay Meto’nun çalıştırdığı profesyonel takımlarda Kaleci antrenörü olarak çalıştı. Kuşadasısporda çalışırken henüz 51 yaşında kalp krizi sonucunda hayata veda etti. Mekanı cennet olsun.

NOT : Bu yazıda büyük ölçüde aşağıdaki blog sayfasından kaynak olarak yararlanılmıştır.
http://dinyakoskrampon.blogspot.com.tr/2014/12/seyfi-talay-buyuk-kaleci-buyuk-insan.html

30 Ocak 2015 Cuma

"Su nerede,fabrika orada" (Orlof heyeti)

Bu yazımda sizlere İzmir İktisat kongresinde alınan kararlar doğrultusunda Türk-Sovyet ortaklığıyla  kurulacak fabrikaların nerelere yapılacağı konusunda  araştırmalar yapmak üzere  Profosör Orlof başkanlığında kurulan heyeti anlatacağım.

Proje,tüm kaynaklarını Balkan ve Cihan savaşlarında yitiren genç cumhuriyetin diriliş projesidir.Bu konuda en yakın desteği ,8 milyon dolar faizsiz kredi ,her türlü ekipman ve teknik yardımla Sovyetler birliği verir.

1932 yılında Sovyet Proje Tröst Müdürü Prof. Orlof Başkanlığı’nda bir heyet Türkiye’ye gelir ve Türk uzmanlarla birlikte hangi fabrikanın hangi şehirde kurulacağı kararlarının verilmesi için tüm ülkeyi dolaşır. Orlof heyeti raporunu tamamlar ve Türkiye birinci beş yıllık kalkınma planını uygulamaya koyar.
FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNE TIKLAYIP BÜYÜTEBİLİRSİNİZ.

Genç Türkiye cumhuriyeti, Sovyetlerden alınan kredi ve teknik destekle sanayisinin çekirdeğini oluşturacak fabrikaları kurar, yaralarını sarma ve yeniden diriliş için önemli adımlar atar.


Heyet,raporu hazırlamak için çıktığı yurt gezisinde ,önerilen Nazilli'ye de uğrar.Su kaynakları, çevredeki kömür yatakları, arazi yapısının pamuk üretimine uygunluğu,demiryolu ulaşımı gibi faktörleri değerlendirir,fabrikanın şehir merkezine yapılması için yapılan politik baskılara rağmen  "Su nerede,fabrika orada" diyerek . Nazilli basma fabrikasının bugün olduğu yerde yapılmasına karar verir.

YUKARIDA SOVYET MÜHENDİSLERİN ÇİZDİĞİ 1933 NAZİLLİ KROKİSİ

Ne yazık ki Atatürkle başlayan Milli Sanayiyi kurma ve kendi ayakları üzerinde durma hamlesi , planlı ve devletci politikalar daha sonraki hükümetlerin  Amerikan merkezli liberal ekonomik sistemi benimsemesi sonucunda terkedilir.
Tamamlansa ülkemizi düyanın güçlü ülkeleri arasına sokacak bu hamle ilk yıllardaki hedef ve heyecanı yitirince,uygulanan popülist ve günü kurtarma politikaları sonucu işlevini kaybeder.

Cumhuriyetin gözde kuruluşları, siyasi kararlarla giderek amacından uzaklaştırılarak sıradan fabrikalar haline dönüştürülür. 1990 sonrası dünyada esen özelleştirme rüzgarları sonrasında,
İMF baskısıyla,kazanımları ve kayıplar gözetilmeksizin birer birer kapatılıp arazilerine üretimden  yoksun farklı amaçlı okul,park,AVM gibi merkezler açılır..

Böylece Türkiye yakaladığı dünya ekonomisi ve politikalarında elini güçlü tutacak tam bağımsızlık fırsatını yeterince değerlendiremeden kaçırmış olur.  İlhan ÖDEN.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

ADAMLAR YAPMIŞ ABİ...



Nazilli basma fabrikası kapandıktan yıllar sonra “Atatürk’ün çılgın projesi”  olarak Türkiye gündeminde yer almaya devam ediyor. Önceleri gazeteci Banu Avar ve tarihçi Sinan Meydan tarafından birçok görsel ve yazılı yayın organında Nazilli basma fabrikası izleyenleri ve okuyanları hayretler içinde bırakarak anlatıldı. Son olarak gazeteci Yılmaz Özdil, 23 Nisan özel yazısıyla Nazilli Basma fabrikasını tekrar ülke gündemine taşıdı. Sosyal paylaşım sitelerinde rekor sayıda paylaşım yapıldı. Herkes bir kez daha Nazilli basma fabrikasının pek çok kuruluşta şimdi bile olmayan özelliklerini öğrenerek şaşırdı.


2008 yılından beri blog sayfamda, fırsat buldukça basılı yayın organlarında, söyleşilerde Nazilli basma fabrikasını anlatıyorum. Aslında anlattıklarım ünlü yazarların bilmedikleri şimdiye kadar yayın organlarında yer almamış, daha önce anlatılanlardan çok daha önemli konular ama doğal olarak onların yazıları kadar etki yaratamıyor.

Örneğin Nazilli plus dergisinin geçen sayısında anlattığım “Nazilli Basma Fabrikası Silahlı Kuvvetleri” daha önce hiç gündeme gelmemiş önemli bir konuydu.. Fabrikamızın sineması, ekmek fırını, treni, hastanesi, piyanosu, futbol sahasının zemini bile izleyicileri, dinleyenleri, okurları şaşkınlık içerisinde bırakırken bir fabrikada böyle kapsamlı bir silahlı savunma gücü, eğitimli ilkyardım ve sivil savunma teşkilatının olması daha önemli bir özellik değil miydi?

Bu ayki yazımda yine Nazilli basma fabrikasının bilinmeyen önemli bir özelliğini anlatacağım.

 FOTOYU BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
 Fotoğraf için İbrahim Uluyunçay'a teşekkür ederiz.

Tarih 15 Şubat 1948
Fabrika salonunda Atatürk’ün isteğiyle Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenen ,Cumhuriyet döneminin ilk Türk operası, Üç
perdelik, dramatik bir opera olan  “ÖZSOY” operası sergileniyor.

 “Fabrika salonunda sinema, tiyatro, konser gibi etkinlikler sık sık düzenleniyordu, bunda şaşıracak ne var? ” diyenler olabilir.

Peki, operayı sergileyen oyuncular Nazilli Basma fabrikasının işçileri, memurları desem?  Tepkiniz yine aynı mı olur? Opera bu ! Sıradan bir tiyatro oyunu değil. Oyuncular tek tek oynayacak, oynarken arya söyleyecek, koro var, kostümler var, dekor var en önemlisi canlı orkestra var…

Merak ediyorum 1948 yılından bu yana Nazilli’de, Aydın’da, hiç opera sergilenmiş mi?

Merak ediyorum. Kapatılan Nazilli Basma fabrikasının yerinde
şimdi üniversite var, bir kaç yüksek okulda yüzlerce kültürlü öğrenci var. En önemlisi kampüste müzik eğitimi veren bir konservatuar var. Böyle bir opera günümüzün 1948 yılına göre kat kat gelişmiş şartlarında Nazilli de tekrar sergilene bilir mi? Nazilli ve Aydın birlikte yapabilir mi?  

Maddi, sportif, sağlık, eğitim vb. katkılarını bir yana bırakalım. Basma üreten ticari bir kuruluş olan basma fabrikasının Nazilli ve çevresine yaptığı kültürel katkıyla, bir yüksek eğitim kurumu olan Üniversitenin Nazilliye katkısı kıyaslanabilir mi? Zannetmiyorum.

Üniversite 10 yılı aşkın bir süredir Nazillide. Konservatuar hoca ve öğrencilerinin yılda iki kez belediye salonunda verdikleri minik konserler dışında üniversitenin hiçbir kültür etkinliği yok.  

Fabrikamız kapatıldı. Başkaları ne der bilmem ana biz Sümerbanklılara göre Nazilli’nin kaybı çok büyük, Nereden baksak bakalım, hangi teraziyle tartarsak tartalım fabrikamızın boşluğu bir türlü doldurulamıyor. Nazilli her gün, her bakımdan biraz daha geriye gidiyor.  Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN.

23 Ocak 2014 Perşembe

UYUYAN DEV GIDI GIDI


Kapatılması üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası,tarihi özellikleri, hikayeleri, yapısı ve çalışanlarıyla,görsel ve yazılı basının ilgi odağı olmaya devam ediyor.

Yayın hayatına yeni başlayan Nazilli Plus dergisi de başta ekonomik olmak üzere sağlık, kültürel, eğitim, spor ve sosyal manada Nazilli'mize unutulmaz katkılar yapan,fabrikamıza sayfalarını açtı.

Nazilli plus dergisi bundan sonraki sayılarında da Nazilli basma fabrikasının farklı yönlerini anlatmaya devam edecek. Bizde fabrikamızın doğru ve iyi anlatılması için yazı,fotoğraf ve belgelerle elimizden geldiğince destek olmaya devam edeceğiz.

1920 yıllarının Pazarköy kasabasını Türkiye'nin en güzel,en sağlıklı ve en gelişmiş ilçelerinden biri olan Nazilli şehri haline gelmesinde çok payı olan Atatürk'ün emaneti fabrikamızın unutulmaması için sayfalarını sonuna kadar açarak vefa ve sorumluluk yönünden teşekkürü hak eden Nazilli plus dergisi Genel yayın yönetmeni. Yazı işleri müdürü Şenol Babacan'a tüm Nazilli Sümerbank camiası olarak teşekkür ederiz.Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN.

 FOTOĞRAFLARA TIKLAYARAK BÜYÜTÜP DERGİYİ  OKUYABİLİRSİNİZ.

29 Aralık 2013 Pazar

Yeni yılda,yeni umutlar.

Nazilli Sümerbank adına vaatlerle  başlayan ama olumlu hiçbir şey yapılmayan koca bir yılı daha bitti.

Nazilli Sümerbank müzesi projesi  beklemede.


Nazilli Basma fabrikası adının tekrar yazılmasıyla ilgili paylaşımlarımızı görüp "ilgileneceğim" sözünü veren belediye başkanımız Haluk Alıcık'dan henüz olumlu bir haber alamadık.
 

Aydın İl genel meclisinin karar alıp  bütçe ayırdığı "Gıdı gıdı trenini kurtarma" projesi "fos çıktı".

Fabrikamızın tüm binaları çürüyor,dökülüyor daha önceki yıllarda yapılan ufak tefek tamiratlar da artık yapılmaz oldu.

Atatürk'ün Nazilli'ye gelişi ve Nazilli basma fabrikasını açma yıldönümü törenlerine her yıl katılan "çok güvendiğimiz  politikacılar" bu yıl başka ziyaretlere katılmayı tercih ettiler.

Özellikle yerel basının yazacak bir şeyler bulamadığında ortaya salladığı "Nazilli basma fabrikası yeniden açılacak" ,"Gıdı gıdı treni tekrar çalışacak" haberleri bile artık görülmez oldu.
 
2013 yılı Nazilli Sümerbank "hatırasını koruma" adına kötü bir yıldı.

Öyle ki, yetkililerin ilgisizliği karşısında , tasarladığım Nazilli Sümerbankla ilgili bazı güzel projeleri bile sizlerle paylaşma arzum kalmadı.

Nazilli nüfusunun yarısının boğazından  Sümerbank ekmeği geçmiştir. Bu insanların "anılara sahip çıkılması ve Atanın mirasının unutulmaması" dışında hiç bir beklentileri yok.


İnşallah 2014 bu yıl kadar kötü olmaz.
Umarım yeni yıl yeni umutlar,Nazilli Sümerbanklıların istekleriyle  ilgilenecek duyarlı kişiler ve şartlar getirir. 

Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

26 Kasım 2013 Salı

SÜMER YARDIMSEVERLER DERNEĞİ.

Nazilli Sümerbank basma fabrikasının aslında bir buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu, fabrikalar kapatılırken gözardı edilen sosyal katkının  neredeyse fabrika üretiminden daha önemli olduğunu bu sayfalarda defalarca anlattım.

Aşağı Nazilli'de çürümeye terkedilenin sadece  eski  bir basma fabrikası olmadığını, her yönüyle örnek alınması gereken  ve  %100 hayata aktarımı başarılmış muhteşem bir sosyal proje olduğunu  elime belge geçtikçe  paylaşıp gelecek nesillere anlatmaya devam edeceğim.

Daha önceki yazılarımda fabrikamızın diğer sosyal birimlerini, üretim dışı hizmetlerini,katkılarını anlattım. 

Bu yazımda size fakir ve ihtiyacı olan vatandaşlara yardım amacıyla fabrika önderliğinde kurulan Nazilli Sümer Yardımseverler derneğini anlatacağım. 

 FOTOLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Dernek başkanı fabrika müd. H. Toker'in eşi Fütuat hanımdır.

Derneğin 1949 yılı faaliyetlerinin dağılımı şöyledir.
YAPILAN YARDIMLAR.
126 aileye yakacak (kömür) yardımı.
80 aileye gıda yardımı (Un.vs.)
30 öğrencinin giyim ve okul masraflarının karşılanması.
Önceki yıllardan devam eden "Daimi yardımlar"
38 kişiye bir defaya mahsus nakit para yardımı.
10 hastaya tedavi ve ilaç yardımı.
İhtiyacı olanlara yemek yardımı.
155 bayana dikiş kursu hizmetinin finansmanı.


Dernek faaliyetlerinde toplam. 4527.23 lira harcanmış ayrıca dikiş kursunu bitirenlerden 55 bayana dikiş temin ederek sürekli gelir sağlayacak iş bulunmuştur.

Nazilli Basma fabrikası ve diğer Sümerbank fabrikaları kaliteli ucuz sanayi malları üretiminin yanısıra,İnsana ve bulunduğu bölgeye hizmete öncelik vermiş, çok para kazanmak hedefinde hiç bir zaman olmamıştır.


Fabrikaların "Para kazanmadığı , devletin sırtına kambur olduğu" gerekçesi ve karalama kampanyalarıyla kapatıldığını düşününce aslında bu kurumlara ne kadar büyük haksızlık yapıldığı bu örneklerle daha iyi anlaşılmıyor mu?

Nazilli Basma fabrikası 10 yıldan fazla bir süre ülkenin tek basma fabrikası olarak çalıştı. Adeta "Altın yumurtlayan tavuk" gibiydi. Kazandığı paralarla fabrikaya yatırım yapılsaydı Nazilli basma fabrikası avrupanın en büyük tekstil fabrikalarından biri olmaz mıydı? Sevgiyle kalın İlhan ÖDEN

Kaynak : L'ILLUSTRATION de L'ORİENT dergisinin 1950 yılında yayınlanan  "özel sayısı"

7 Ekim 2013 Pazartesi

Kahveci Bilal ağa'ya var da bize yoh mu?


Bir 9 ekim daha geliyor.Yine 9 Ekim sabahı Nazilli protokolu istasyon meydanında toplanıp,her kutlanışında heyecanından biraz daha kaybeden,Atatürk'ün Nazilli'ye gelişinin 76. yılı ve Sümerbank Basma Fabrikasının hizmete açılışı kutlayacak.

Atatürk heykeline konulan çelenkten sonra istasyon binası yanında protokolden birilerinin 'adet yerini bulsun' misali günün anlam ve önemine binaen yapacağı konuşma ve öğrencilerin folklor gösterileriyle bitecek törenden sonra protokol 76. kez  incelemelerinde bulunmak üzeren eski Sümerbank Nazilli Basma fabrikasındaki Atatürk müzesini ziyaret edecek...

Sonra herkes görevini yapmanın huzuruyla işlerinin başına dönecek.Gelecek  9 Ekim gününe kadar Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası  kimsenin aklına bile gelmeyecek.

Belki de bir kaç yıl sonra 'şimdilik yapılan' bu minik tören bile angaryadan sayılıp yapılmaz olacak.

65 yıl Nazilli yi doyurmuş,bugün Türkiye'nin pekçok vilayetinden daha gelişmiş bir kent olmasına katkı yapmış, Nazilli Basma fabrikasının böyle kolayca unutulması biz Sümerbanklılar ve yüreğinde Sümerbank sevgisi taşıyan Nazilliler dışında kimseyi rahatsız etmiyor.

Sık sık misyonunu başarıyla tamamladığı ve artık bayrağı özel sektöre devretmesi gerektiği için kapatıldığı söylenen ,ülke sanayisinin temelini oluşturmuş bu fabrikalar madem misyonunu başarıyla tamamladı neden  bu kadar vefasızca unutuluyor?

Nazilli Basma fabrikası kapatıldı.Bir daha açılması ve çalışması mümkün değil.Makinaları çalındı, kalanlar çürümede,binalar bakımsızlıktan viran olmakta. Bunları bu sayfalarda defalarca yazdım.

Devlet veya belediye yardımı olmadan Adnan Menderes üniversitesinin fabrikayı koruma imkanı yok.
 

Bunca yıl fabrika için hiçbir şey yapılamamasından bunu kolayca anlayabiliyoruz fakat Nazilli halkı olarak bu fabrikaya vefa borcumuz var.

Çok şey istemiyoruz Fabrikanın sosyal alanlarının düzenlenmesi ve biz Sümerbanklıların zaman zaman ziyeretine izin verilmesi. (Gıdı gıdı treninin bakımı için il genel meclisinin girişimlerinin sonuçlanmasını merakla bekliyoruz)

Fabrika salonunun restore edilip kültür merkezi olarak Nazillinin hizmetine açılması...

En önemlisi 2 yıldır rafa kaldırılan NAZİLLİ  BASMA FABRİKASI TEKSTİL MÜZESİ projesinin tamamlanması.

Bu konuda Nazilli Ticaret odası başkanlığı sırasında özellikle komisyon çalışanlarının yemek problemini çözen,komisyonu ziyaret ederek çalışmaları yakından ilzleyen ve Nazilli Basmasının marka haline getirilmesi gerektiğini sık sık gündeme getiren  Nazilli Sümerbank ekmeğiyle büyümüs Aydın milletvekili Ali Gültekin Kılınç olmak üzere...

Yine Komisyon üyelerinin soğukta ve olumsuz şartlarda çalışmalarına gönlü razı gelmeyip elektirikli ısıtıcılar göndererek komisyon üyelerinin problemlerini çözen,morallerin en bozuk olduğu günlerde yanlarında olduğunu hissettirerek destek olan Nazilli belediye başkanı sayın Haluk Alıcık ve...

Geçen yıl fabrika alanında düzenlediğimiz toplantıya davetimizi kırmayıp teşrif ederek yaptığı konuşmada Fabrikamızın çalıştığı dönemlerdeki hizmetlerini ve önemini vurgulayan,emektar Sümerbanklılarla yakından ilgilenen Nazilli Kaymakamı Sayın Mehmet Okur'un yardımlarını bekliyoruz.

Aşağıya Aydın Ticaret Odası tarafından Kültür Evi haline getirilen Kahveci Bilal ağa konağı 'nda Nazilli Sümerbank basma ve ekipmanlarının sergilendiği bölümün fotoğraflarını koyuyorum.



Gördüğünüz gibi Nazilli Sümerbank basma fabrikasının ürünlerinden birkaç parçayla bile ne kadar güzel bir köşe oluşturulmuş.


Nazilli Basma fabrikasından götürülüp sergilenen bir kaç desen kartelası ve gravür malzemesiyle bile böyle güzel bir sergi oluşturuyorsa,fabrikada atılı duran tarihi makina ,techizat ve zengin desen arşiviyle ortaya çıkacak Nazilli Basma fabrikası Tekstil müzesinin muhteşem güzelliğini ve Nazilliye kazandıracağı kültür zenginliğini düşüne biliyor musunuz?

Başka yerlerde kıytırık objelerle açılan dandik müzelerin yanında Nazillinin elindeki bu zenginliği kullanamaması ne kadar büyük bir kayıp,ne kadar büyük ayıp.

Bu eserleri üreten Sümerbank çalışanlarının ve sergilemeye hazırlayan ADÜ. Sanat Tarihi hocalarından Mükerrem Kürüm ve ekibinin emeklerinin paylaşılma zamanı gelmedi mi?

ADÜ. iki yıl binlerce lira ödenek ayırıp gerçekleştirdiği projeyi hayata geçirmek için ne bekliyor?
Sorun her zaman olduğu gibi para ise Nazillide,Aydın da olduğu gibi projeyi gerçekleştiren ticaret odası  ya da başka kuruluşlar yok mu? Nazilli Belediyesi ,kaymakamlık bu zenginliğe sahip çıkmayacak mı?

Başta Aydın  milletvekili sayın Ali Gültekin Kılınç,Nazilli Belediye başkanı sayın Haluk Alıcık ve Nazilli Kaymakamı sayın Mehmet Okur olmak üzere Nazilli'yi temsil eden ve yöneten tüm yetkililerden bu konuda yardım bekliyoruz.

Umarım bir daha ki 9 Ekim günü Nazilli protokolunun Basma fabrikası ziyaret ve inceleme programında Nazilli Basma fabrikası Tekstil müzesi de olur. Sevgiyle kalın.  İlhan ÖDEN


16 Mayıs 2013 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERBANK yazın Mezar Taşıma...

Fabrikamız 2002 yılında kapatılıp,Aydın Adnan Menderes Üniversitesine devredildi.Yapılacak başka bir şey yokmuş gibi ilk iş olarak fabrikamızın giriş kapısındaki "Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası" yazısı sökülüp yerine ADÜ Sümer kampüsü yazısı yazıldı.Üniversitenin kendi adını kapıya yazmasına kimse karşı çıkmaz ama Atatürk'ün açmak için Nazilliye kadar geldiği,Nazilli ekonomisini yıllarca ayakta tutan,19000 Nazilli'linin ekmek parası kazandığı,şehrimizin güzelliği ve büyüklüğü ile pek çok vilayetten daha iyi durumda olmasına katkı sağlamış,Venezuella da bile örnek alınıp benzeri yapılmış fabrikamızın bir plaketlede olsa isminin kapıda yazması gerekmez mi?

 
Bir insan bile vefat ettiğinde gömülüp baş ucundaki mezar taşına ismi yazılırken , Nazilli Basma fabrikasının ambarları, tuvaletlerini bile SİT alanı ilan edip korumaya alınırken "ismini" korumak neden kimsenin aklına gelmez?

Nazilli geçmişinde önemli yeri olan "Nazilli Basmaları" markasıyla tüm yurtta hatta dünyada Nazilli ismini duyuran bu büyük kuruluşa hiç mi vefa borcumuz yok.


Sümerbank lojmanlarında doğmuş büyümüş,evine ekmek götürmüş bir Sümerbank mensubu Nazilli'li olarak Nazilli Basma Fabrikası isminin bu kadar kolay unutulmasını kabul etmiyorum.

Gönlüm nizamiye kapısına,uygun büyüklükte yazılmasından yana. Bu mümkün olmazsa Hürriyet caddesinin  fabrika müdüriyet binasının karşısına gelecek ve iki taraftan da yoldan geçenlerin rahatça okuyabilecekleri,trafik akışına zarar vermeyecek yükseklikte ve büyüklükte bir pano hazırlanıp yerleştirilmesinden yana.
FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Şekli  örnek olması için ve sığdırmak için basitçe çizdim.Eğer sesimi duyup çağrımı olumlu bulurlarsa Nazilli'mizi yönetenler nasıl yapılacağına karar verirler.

Umarım yazımı sayın belediye başkanımız Haluk Alıcık bir dilekçe olarak kabul eder. Nazilli şehitlerinin isimlerini, parklara,düğün salonlarına,pazar yerlerine vererek gösterdiği vefa örneğini Nazilliye yaptığı katkıların saymakla bitmeyecek bu tarihi kuruma da gösterir.Yazımı kendisine ulaştırmaya çalışacağım.Bu konuda kendisine benden daha , yakın boğazından Sümerbank ekmeği geçmiş , yüreğinde Sümerbank sevgisi taşıyan tüm duyarlı arkadaşlardan yardım bekliyorum.
 
Cumhuriyet döneminin en önemli projelerinden biri olan Tarihi değere ve öneme sahip Nazilli Basma fabrikası bu kadar kolay unutulmamalı. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

Not: Aşağıya fabrikamızla aynı dönemlerde yapılıp,aynı dönemlerde kapanan Kayseri Sümerbank fabrikasının nizamiye kapısının fotoğrafını koyuyorum.


Kayseri Sümerbank Fabrikası bugün AGÜ olarak (Abdullah Gül Üniversitesi) Türkiyenin en iyi üniversitesi olma yolunda ilerliyor. ve görüldüğü gibi hala Sümerbank logosu anahtarlar fabrika kapısı üzerinde duruyor.  Bizim adımız,logolarımız niye kaldırıldı ?