nazilli sümerbank etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nazilli sümerbank etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2025 Salı

ESKİ NAZİLLİ 'DEN ANEKDOTLAR.

 

ESKİ NAZİLLİ 'DEN ANEKDOTLAR.

1965’ten önce buzdolabı henüz yaygın değildi. Yemekler pompalı gaz ocaklarında, kalaylı bakır tencerelerde pişer; tel dolaplarda saklanırdı. Bazı evlerde elektrik bile yoktu. Geceleri gaz lambası yanar, mangal hem odayı hem içimizi ısıtırdı.

İçme suyu serin kalsın diye toprak testi ve küplerde bekletilirdi. Evlerin çoğunda çeşme yoktu. Kullanma suyu bahçelerdeki tulumbalardan, sokaklara akan artezyenlerden taşınır; Şebeke suyu köşe başlarındaki sokak çeşmelerinden doldurulurdu.

Bahçeli evlerin en uzak köşesinde derme çatma, atıkları kuyuda biriken, tuvaletler olurdu. Bulaşık suları toprak yollarda küçük menderes gibi kıvrıla kıvrıla akardı. Açık bir pencereden yükselen
“Kızım seni Ali’ye vereyim mi?” türküsü sokağa çıkıp, mahalleye yayılırdı...

Biz şanslıydık…

Sümerbank lojmanlarının çağın ötesindeki beton yollarında koşar, oynardık. Elektriği, suyu, mutfağı, tuvaleti olan; bakır termosifonlu banyosuyla “kutu gibi minik saraylarda” yaşar, sularımızı fabrikanın verdiği buz kalıplarıyla soğuturduk.

Yani... Sümerbank’ı seviyorsak, sebebi var. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

24 Ekim 2025 Cuma

GERİ VERMEK YAKIŞIRDI.

 

ARAZİYİ VERENE GERİ VERMELİYDİNİZ.
Nazilli basma fabrikası yapılacağı zaman arsasını Nazilli belediyesi bedelsiz veriyor. Bu durumda fabrika alanının ADÜ. ye değil arsanın asıl sahibi olan Nazilli Belediyesine iadesi gerekmez miydi?
Üniversite üstelik daha iyi şartlarla yine orada olurdu.
Hem üniversite bu büyük alana bakmak, korumak zorunda kalmaz, eleman ve masraflar için para sıkıntısı çekmez. Projelerin hayata geçmesi daha kolay olurdu. Nazilli belediyesinin bedelsiz verdiği araziyi, 5 kuruş katkısı olmayan ADÜ'ye vermek niye? (Nisan 1935 Gazeteler) iLHAN öDEN

2 Temmuz 2025 Çarşamba

HOKKABAZ

 





HOKKABAZ

Geçen yıl 1948 Yılının 15 Şubat günü Nazilli Sümerbank Sinema salonunda oynanan Gave operasının fotoğrafını paylaşmıştım. Fotoğrafı fabrikamızın baş veznedarı rahmetli Ahmet Karataş'ın arşivinden kızı fabrikamız memurlarından mühendis Gülay Er vasıtasıyla almıştım. Fabrikada çekimleri yapılan fakat yayınlanmayan bir belgesel için müdüriyet binasında görüştüğüm Ahmet amcaya fotoğrafı sorduğumda o operada kendisinin de oynadığını, fotoğrafa tarihi kendisinin yazdığını teyit etmişti.

Ahmet Karataş, şiirleri Nazilli yerel gazetelerinde yayınlanan sanatsal yönü olan ve yıllarca Nazilli Sümerbanklılara maaşlarını dağıtmış, aklı başında güvenilir ve saygın bir Sümerbanklıydı. Kendisini yakından tanıdığım için fotoğrafı sayfamda paylaştım.
Nazilli Sümerbank çalışanlarının kendi çaba ve imkanlarıyla Nazilli'de bir opera sergilemiş olmaları küçümsenecek ,geçiştirilecek basit bir olay değildi. Nitekim öyle de oldu paylaşımım oldukça fazla ilgi gördü.
Böyle güzel bir paylaşıma yazılan güzel mesajları zevkle okurken, "Kendisinin Nazilli Sümerbank Halkevi konusunda araştırma yaptığını bu konuyu doğrulayan bir şey bulmadığını ve Böyle bir operanın hiç oynanmadığı" gibi şeyler yazan bir mesaj aldım.
Bende Ahmet amcanın el yazısıyla bana verdiği fotoğrafın güvenilir bir belge olduğunu yazdım.
Aksini iddia eden mesajlara devam edince de...
Ahmet Karataş amcanın verdiği fotoğrafın ve söylediklerinin "Onun araştırmasından, benim için daha muteber olduğunu " yazdım. Hala aynı düşüncedeyim.
Bunu yazınca bana ağır hakaretlerde bulundu,
Sümerbank sayfasında iki Sümerbanklılar derneği üyesinin böyle seviyesiz tartışmasının hoş karşılanmayacağını düşünerek. Karşılıklı mesajlarımızı sildim. Onu da sayfamdan engelledim, bir yıldır da kendisiyle konuşmuyorum. Bu yüzden dernekten de soğudum. Bundan sonra da üyelik dışında görev almayı düşünmüyorum. Böyle tartışmaların herkese açık sayfalarda da yapılmasının doğru olmadığı kanısındayım.
Bu sayfalarda bu güne kadar bir kaç "1 Nisan şakası" dışında gerçek olmayan hiç bir şey paylaşmadım. Bundan sonra da paylaşmayacağım.
Araştırmacılığı "İnternetten buldukları ve kişilerden duyduklarıyla sınırlı" kişilerin, Sümerbank konusunda bana öğretebilecekleri bir şey yok. Onlar bulamadılar diye Nazilli Sümerbank ve ülke tarihinde önemli yeri olan böyle etkinlikleri de olmamış sayamam.
Şimdi yeni bulduğum başka bir belgeyi paylaşacağım. 15 Şubat 1948 tarihinde sergilenen GAVE operasından bir yıl daha önce, fabrikamızın kuruluşunun 10. yılı olan 9 Ekim 1947 tarihinde fabrika salonunda başka bir opera daha sergilenmiş. Üstelik bu operayı İzmir Şehir Tiyatrosu sanatkarları da izlemişler. Oyunun adı HOKKABAZ. İstanbul Eminönü Halkevinden sonra Türkiye'de Opera sergilemeyi, üstelik iki opera ile başaran Nazilli Sümer Halkevi ve Kompozitörü Necmittin Rifat'a bilhassa takdirlerini sunuyorlar.
Ben de HOKKABAZ operasının bu belgesini Nazilli Sümer Halkevi konusunu araştırdığını iddia edip, Sümer Haklevi'nin en önemli iki etkinliğini ıskalayan HOKKABAZIN "gözüne" sokuyorum. İLHAN ÖDEN

3 Kasım 2020 Salı

BİR PROFESYONEL FUTBOLCUNUN GÖZÜYLE NAZİLLİ SÜMERBANK VE SÜMERSPOR.


    1950-55 yılları Nazilli Sümerspor ile maçımız var, fabrikanın önüne geldik devasa bir kapı, iki tarafında üniformalı muhafızlar. Büyük kapıdan içeri girerken tam karşımızda bir Atatürk büstü var. Gür kaşları çatık, bize bakıyor. İster istemez etkileniyor, yürüyüşümüz değişiyor, kıyafetlerimize hafiften çeki düzen veriyoruz.

    Fabrika futbol sahası iki yüz metre kadar içeride. Biraz yürüyeceğiz... Önümüzde adeta cam gibi düzgün beton bir yol. Böylesi büyük şehirlerde bile yok. Karşıda bir hastane, şaşırıyoruz. Gürültüyle çalışan makinelerin arasından geçeceğimizi zannederken, kendimizi her tarafı güller, çiçekler, yemyeşil yaban mersinleri ve büyük çam ağaçları arasında adeta minik bir cennette buluyoruz.

    Kafamız karışıyor. Sol tarafta büyük bir salon, acaba içeride neler var? Derken önümüze bir yazlık sinema çıkıyor. Biraz içeri giriyoruz, bir paten pisti yolumuzu kesiyor, sağ tarafa bakıyorum bir tenis kortu, basketbol, voleybol sahaları, hepsinin zemini kırmızı topraktan…  İleride Amerikan bar gibi bir yer var. Önünde masatenisi, bilardo, langırt masaları... Pikapta bir Zeki Müren şarkısı, yan tarafta şık bayanlar oturmuş, ortası kadın heykelli havuza karşı kahvelerini içiyorlar. İlerde bir Aslan başı var ağzından havuza su akıtıyor... 

    Maç yapmaya gelirken "Türkiye'nin en iyi zeminli futbol sahasında top oynayacağımızı biliyordum ama daha sahaya varmadan, kafamda buranın her köşesinin çok farklı ve benzersiz olduğu fikri oluştu. Yürüyoruz, karşıdaki istasyona üç vagonlu yeşil bir tren yanaşıyor. Saat on dört kırk beş… Trenden inen telaşlı kişiler işe yetişmek için hızlı adımlarla fabrikanın olduğu yöne doğru yürüyorlar, bazıları sol tarafta zincirle basitçe kapatılmış stadyum kapısından içeri giriyorlar. Sanırım, şehirden maçı izlemeye gelenler.

    Elimizde spor çantalarıyla içeri giriyoruz. Sümerspor'lu yöneticiler kapıya yakın kalenin arkasında bizi karşılıyorlar. Samimi ve güler yüzlü bir karşılama. Sonuçta bir dostluk maçı oynanacak... Saha kenarında büyük okaliptüs ağaçlarının gölgesinde, yine okaliptüs ağaçlarının sağlam kerestelerinden yapılma basit bir tahta tribün var. Stadyumda hiç boş yer yok, tribünün arkası bile tamamen dolmuş. Futbol alanı ile seyirciler arasında bir engel yok, önlerinden geçerek soyunma odalarının olduğu spor salonuna doğru yürüyoruz. Bizi alkışlayıp, sevgi gösterilerinde bulunuyorlar. Bazıları da "sizi yeneceğiz" gibi esprili laflar atıyorlar. Bir kaç delikanlı seyircilere fabrikanın gazoz imalathanesinde şişelere basılan gazozlardan satıyor. "Maç başlayınca bize bu şişelerden atarlar mı?" gibi bir korku aklımızın kenarından bile geçmiyor. 

    Spor salonun tüm duvarlarına Nazilli Sümerspor'un çeşitli müsabaka ve şampiyonalarda kazandığı kupalarla dolu vitrinler sıralanmış. "Bu kadar kupa bizim kulüpte bile yok" diyorum içimden. Soyunma odasının arkasındaki banyoda devasa bir termosifon var fabrikanın atık ağaç takozlarıyla yakılmış gürül gürül yanıyor. Belli ki bizi adam akıllı terletecekler. 

    Soyunduk, maçtan önce zemini kontrol etmek için dışarı çıktık. Futbol sahasının içinde bir itfaiye aracı su püskürterek fırıl fırıl dönüyor. Her yer çamur olacak diye ödümüz kopuyor. Meğer burada maçtan önce toz olmasın diye mutlaka sahayı sularlarmış. Futbol sahasının zemini geçirgen olarak yapıldığından asla çamur olmazmış. Bunu öğrenince seviniyoruz.

    Artık maç başlayacak yavaş yavaş, seremoniye hazırlanıyoruz. Sümerspor'lu sporcular  Lacivert, Beyaz formalarını giymişler. Formaları yeni, ayakkabıları boyalı… Sahaya çıkmak için birlikte sıra oluyoruz, sporcularla ara sıra göz göze geliyoruz hepsi canavar gibi belli ki idmanlılar, kolay maç olmayacak. Hakemler geliyor, koşarak sahaya çıkıyoruz. Dizilip seyircileri selamlıyoruz. O da ne? Fabrika bandosu İstiklal marşını çalıyor. Seyirciler hep birlikte istiklal marşını söylemeye başlıyor. Bizde onlara eşlik ediyoruz...

    Rakip en az bizim kadar güçlü seyirci ve maç boyunca susmayan bandonun desteğiyle maça asılıyorlar. Biz gol attıkça onlar karşılık veriyorlar. Maçta sertlik yok centilmence bir mücadele oluyor. İlk devreyi tamamladık.

    Devre arası itfaiye yine sahayı sulamaya başladı, bando da saha kenarında çalıp, seyircileri coşturmaya devam ediyor. Bize çay ve serin su ikram ettiler, meğer fabrikanın bir de buzhanesi varmış. Suları, satılan gazozları o buzlarla soğutuyorlarmış. 

    Biz ilk yarıda giydiğimiz terli formalarla, ikinci yarı için sahaya çıktık, Sümerspor'lu futbolculara yeni forma giydirmişler. Kıskanmadık desem yalan olur. Neyse ikinci yarı başladı rakip yine aynı disiplinle mücadele ediyor. Gözüme batan iki, üç genç oyuncu var ki onların ayarında oyuncu bizim takımda bile yok.

    Maç yine karşılıklı pozisyonlarla dengeli bir şekilde devam ediyor. Artık son dakikalar yaklaştı. Sümerspor tek farkla önde... Maç böyle bitecek diye düşünürken tartışmalı bir penaltı oldu. Gole çevirdik. Maç berabere bitti. Burada hakemler centilmenlik gereği, misafir takımlara biraz esneklik yaparlarmış.

    Sonuçtan iki takım da memnun bir şekilde ve seyircilerin alkışları arasında soyunma odasına gittik. Banyodaki dev termosifonun gövdesi kor gibi kıpkırmızı olmuş. İki takım değil, dört takım daha gelip yıkansa yetecek kadar sıcak su var.

    Duşumuzu aldık, giyindik bizi fabrikanın tabldotuna götürdüler, Sümerspor'lu yöneticiler ve sporcularla birlikte bir yemek yedik. Yemekleri fabrikanın aşçıları yapıyormuş, Menü de, mercimek çorbası, dalyan köfte ve künarlı, kuş üzümlü pilav var. Daha önce dalyan köfte hiç yememiştim, tadı damağımda kaldı.

    Sonra fabrikanın bahçesine geçtik, fabrikanın orkestrası, alçak beton bir sahnede caz parçaları çalıyordu. Dikkatimi çekti gündüz bizimle maç yapan Sümerspor'lu sporculardan biri orkestrada piyano çalıyordu, çok şaşırdım.

    Yöneticiler ve Sümerspor’lu sporcularla sohbet ettik. Fabrikada hafif işlerde çalıştıklarını, ortamdan ve ücretlerinden memnun olduklarını söylediler. Biz de çoğu profesyonel kulüpte böyle bir ortamın olmadığından bahsettik. Çay, kahve ve dondurma ikram ettiler. Gecenin sonunda terli formalarımızı, havlu ve çoraplarımızı yıkanmak üzere fabrika çamaşırhanesine bıraktık. Bizi fabrikanın karşısındaki misafirhaneye götürdüler. Demir somyalı, bembeyaz nevresimleri olan iki yataklı küçük odalara dağılıp yattık. Nazilli'ye gelirken hiç düşünmediğimiz, bir Avrupa ülkesinde bile göremeyeceğimiz şekilde ağırlanmıştık.

    Ertesi sabah fabrika müdürü takımımızı makamında kabul etti, bizleri onurlandıran  bir konuşma yapıp teşekkür etti. Müdür Bey’e memnuniyetimizi belirtik. Misafirperverlikleri için teşekkür ettik. Bize yine fabrika lokalinde kahvaltı ikram ettiler. Çamaşırhanede yıkanıp ütülenmiş malzemelerimizi teslim aldık.

    Otobüsümüze doğru ilerlerken, kafamızda getirdiğimiz "Küçük kasaba " imajından eser kalmamıştı. Nazilli'de beklemediğimiz kadar iyi ağırlanmış, beklemediğimiz kadar güçlü ve büyük bir kulüple maç yapmıştık. Daha sonra o gün bize karşı oynayan oyunculardan birkaçı Beşiktaş, Galatasaray, Altay, Göztepe, Fenerbahçe gibi büyük profesyonel takımlara transfer olup milli takım seviyesine kadar yükseldiler.

    Nazilli'den böyle olumlu izlenimlerle ayrılırken; Burada yaşadıklarımı başka birinden duysaydım kesinlikle inanmazdım. Anadolu'nun  ortasında bir Fabrika'nın neleri değiştirebileceğini görerek ve yaşayarak öğrenmiş oldum.

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

Not: Yukarıdaki yazımı, Sümerspor'lu sporcu ağabeylerimden, Sümerbank'lı büyüklerimden ve ailemden öğrendiklerimin üzerine, gözlemlerimden edindiğim izlenimleri ekleyerek yazdım. 



31 Mayıs 2020 Pazar

ÇÖPÇÜLER...



Küçükken,büyüyünce ne olacaksın? Diye sorduklarında "Çöpçü" olacağım derdim. İkide bir sorarlar. Ben çöpçü olacağım dedikçe , hoşlarına gider kahkahalarla gülerlerdi. Onlar öylesine söylediğimi zannediyorlardı ama ben gerçekten kafaya koymuştum çöpçü olmayı... 

Bu kararı verdiğimde 5 yaşlarındaydım. Lojmanlarda oturuyorduk. Arka sıra apartmanların kanala bakan tarafında sıra halinde dikilmiş büyük dut ağaçları vardı. Sokakları süpüren çöpçüler mola verdiklerinde o dut ağaçlarının gölgesine uzanır,sigara içer,sohbet ederlerdi.

Ya çok sık mola veriyorlardı ya da molaları çok uzun sürüyordu ki. Bende böyle bir izlenim bırakmışlar... 
O zaman kesin karar vermiştim. Çöpçü olacaktım. Biraz çalışıp sonra akşama kadar dut ağaçlarının altında yatacaktım.

Maalesef şartlar hayalimdeki mesleği yapmamı engelledi. 
Çöpçü olamadım,dut ağaçlarının altında doya doya yatamadım... 

İşte böyle...
Keşke lojmanlar yıkılmasa, ağaçları kesilmeseydi.Belki arada bir yine dutların altına oturup, gözlerimizi kapatıp, o mutlu,kaygısız çocukluk günlerimize kadar uzana bilirdik. 
Sevgiyle kalın. İlhan Öden.

19 Nisan 2020 Pazar

BİLİN İSTEDİM...

BİLİN İSTEDİM
Bu arkadaşın adı Hristodoulos Onguras 1941 yılında Yunanistanın Samos (Sisam) adasından Nazilli Basma fabrikasında çalışmaya gelmiş.

Bunun gibi kadın-erkek-çocuk çok sayıda farklı ülkelerden gelen başka yabancı işçiler de var. Şimdi bırakın elin yabancısının Nazilli'ye gelip çalışmasını, Nazilli'nin gençleri bile çalışmak için başka şehirlere gidiyor.

Hristodoulos Onguras 'ın fabrika sicil kaydı.

10 Aralık 2018 Pazartesi

LİYAKAT ÖNEMLİ


Atatürk,Nazilli Basma Fabrikasına çok önem veriyordu onun için 9 Ekim 1937 Cumartesi günü fabrikamızı açmak için Nazilli'ye gelirken,başbakan,bakanlar,genelkurmay başkanı ve komutanlar dahil pek çok kişiyi beraberinde getirmişti.

Genç cumhuriyetin en önemli eserlerinden biri olan Nazilli basma fabrikasının açılış töreni ve fabrikanın tanıtımının hem ülke çapında hem de dünyaya en iyi şekilde yansıtılması Atatürk için çok daha önemliydi.

Yanındakilerin çoğu fark etmese de Atatürk'ün yanında belki de diğerlerinden önemli iki kişi daha vardı. Türkiye'nin ilk foto muhabiri 1 numaralı basın kartı sahibi Ferit İbrahim ve Türk sinemasının önemli isimlerinden Kenan Erginsoy.

Yukarıdaki fotoğrafta Atatürk'ü fabrikamızın müdüriyet binası merdivenlerinde görülüyor. Yanda fesli olan kişi açılış törenini baştan sona filme alan Kenan Enginsoy (Reşid Kenan) , arkasında, fotoğrafları çeken Ferit İbrahim var. 

Ferit İbrahim işini en iyi şekilde yapmaya çalışan Atatürk'ün güvendiği ve pek çok özel fotoğrafını çektirdiği,çalışırken iki gözlüğü üst üste takacak kadar titiz çalışan iyi bir fotoğrafçıydı.

Kenan Erginsoy'ise ilk Türk filmcilerinden biridir. 1. Dünya savaşı sırasında Almanya'da çektiği filmlerle dikkati çekmiş, teknolojiyi yakından takip eden, Atatürk'ün bilgisine güvendiği yetenekli biriydi. Hatta Atatürk'ün bozulan bir radyo'yu "Yapsa yapsa bunu Kenan yapar" diyerek gönderdiği ve  radyosunun Erginsoy tarafından tamir edildiği hatıralarından bilinir.

Evet. Bugün açılış günü ile ilgili paylaştığımız fotoğraf ve video görüntüsü olarak elimizde ne varsa bunları en başta bu iki ustayı özellikle yanında getiren Atatürk'e,sonra, sanatlarını en iyi şekilde icra edip 1937 şartlarında başarılı çekimler yapan Ferit İbrahim ve Kenan Erginsoy ustalara borçluyuz. Ülkemiz ve dünya basınında bugün bile ilgiyle izlenen  mükemmel belgeler bırakmışlar.
Mekanları cennet olsun. İLHAN ÖDEN

10 Kasım 2018 Cumartesi

EKMEK KAPISI "SÜMERBANK"



Çocukluk günlerimizin önemli mekanlarından biri fabrikamızın Nizamiye kapısıydı. Fabrikanın büyüklüğü bu görkemli kapıda vurgulanarak sembolize edilmek istenmiş olmalıydı ki kapının azameti yaklaşanları farkında olmadan etkiler,kılık kıyafetlere çeki düzen verilir,yürüyüşler bile düzeltilirdi.

Bu kapı adeta bir sınır kapısı,özerk bölgeye açılan bir kapı gibiydi,içeri polis,jandarma bile giremezdi. Eğer aranan biri varsa fabrikanın bekçileri kişiyi getirip bu kapıda polise teslim ederdi.

Fabrikamızın Rus Mimarı İvan Nikolaev eserlerinde hep böyle görkemli kapılar kullanmış. Bunu bir yazımda Rusya'daki eserleriyle karşılaştırarak işlemiştim.

Ama bu fotoğraf kapının orijinal şeklini göstermiyor. Aslında pencerelerin olduğu yerlerde küçük kanatsız iki kapı varmış. Çalışanlar girişte bu küçük kapıları kullanırmış.Fabrika araçları ve pamuk getiren arabalar ortadan giriş yaparmış.Sonraki yıllarda araçların bu kapıyı kullanmalarına sınırlama getirildi. Fabrika araçları ve pamuk getiren araçlar diğer kapılardan içeri alınmaya başlandı.

1985 yıllarında yapılan elektrikli sürgülü kapıdan önce genellikle kapalı tutulan demir kapılar ortadaki büyük girişi kapatırdı.

1970 öncesi fabrika kart basma saatleri bu büyük kapının iç tarafındaydı. İşçiler işe giriş çıkışta kartlarını burada basarlardı. Saatler sonradan işletme içine alındı.

Sanırım giriş çıkışı daha kolay kontrol etmek için bu yan kapılar kapatılıp bir tarafına nizamiye nöbetçilerinin kulübesi karşısına da ziyaretçi kulübesi yapılmış. Eğer fabrikada aktif mesai halinde olan biriyle kısa süreli görüşme yapılacaksa bekçilerin karşısındaki küçük ofiste görüşülürdü. Orada bir de telefon vardı İçeriden biri aranacaksa o telefonla aranır ne söylenecekse kapıya gelmeden söylenirdi.

Mesai saatleri içinde çalışanların bu kapıya çağrılması olağan bir durum değildi. Çünkü geçerli bir neden ya da zorunluluk olmadan kimse buraya çağrılmazdı. Çağrı muhtemelen evde ya da ailede bir sorun olduğunun göstergesiydi.


Yine eskiden bu kapının bize göre sol tarafındaki ince uzun bölüm kreş,sağ tarafı da revirdi. Küçükken buralara gelir aşı olurduk. 1963-64 yıllarında içeriye yeni kreş binası yapılınca bu ince uzun bölümün solu personel servisi,sağ tarafı da Tahakkuk servisi oldu. Önceleri bu servisler İplik bölümünün üst katındaydı. O zaman tüm hesaplar Facit benzeri ekranı olmayan kağıt rulo takılan makinelerle yapılır. Kayıtlar el ile kocaman defterlere yazılarak tutulurdu. İşçi maaş bordroları 1 santim kalınlığında bant gibi kağıtlara zamanın kopya kalemleri dediğimiz silinmesi zor kalemlerle yazılırdı. İşçiler bunlara "Şerit" der. Herkes kaç para alacağını bu şeritlerden görür,hesap bilenler yanlışlık var mı? diye kontrol ederlerdi.

Nizamiye kapısı Sümerbank çocuklarının buluşma yeriydi. Birbirimize, örneğin "Saat 11.00 de fabrikanın önünde buluşalım" derdik.Herkes o saatte fabrika kapısı önünde olurdu.

1967-68 yıllarında burası böyle meydan gibi değildi. Kapının iki tarafında büyük çamlar altında park gibi ortası çimli yeşil alanlar vardı. Genellikle öğleden sonraları burası Sümerbank gençlerinin toplandığı uğrak bir yer olurdu. Fabrikamızdan malulen erken emekli olmuş Çekirdekçi Aydın amcanın mavi arabası burada durur işe gelip gidenler ondan alışveriş yaparlar,gençlerde yine o arabanın etrafında toplanırdı.O zamanki delikanlıların en popüler oyunu "Gazoz Çekişme" müsabakaları burada yapılırdı.Yaşımız küçük olduğundan bir çeşit kumar gibi olan büyüklerin bu oyununu sadece izlemekle yetinirdik.


Kapının tavanında elektrikle çalışan kocaman bir saat vardı.Herkes için en doğru saat o saatti herkes saatini fabrika saatine göre ayarlardı.

Sabahları kapının önünde ya da yakınında simit satıcıları olur fabrikaya çalışmak için gelenlere ve işten çıkacak olanlara satış yaparlardı.Sadece bu iş ile ailesini geçindiren kişiler bile vardı. Akşam saatlerine doğru burası pazar yeri gibi olurdu. Satıcılar işten çıkacak işçilere daha yakın olmak için kapıya en yakın noktaya tezgah açmak ister. Fabrika bekçileri de onları uzak tutmak için uğraşırlardı.

Balıkçılar,seyyar satıcılar hatta elektronik eşya satıcıları bile fabrika önünde satış yapar,iyi paralar kazanırlardı. 

İşten yorgun çıkan Sümerbank'lılarda çarşıya gitmek yerine ayaklarına kadar gelen  bu seyyar satıcılardan alış veriş etmeyi tercih ederlerdi.

O zamanlar fabrikada 3000 civarında çalışan olduğundan.Bu kapıdan sanki maç bitince  stadyumdan çıkan seyirciler gibi oluk,oluk insan akardı. Bisikletlilerden , Hürriyet caddesi boyunca bir ucu yukarı Nazilli'de bir ucu fabrika önünde , ince bir konvoy oluşurdu.

Belediye otobüsleri Nazilli'nin çeşitli bölgelerine gidecek çalışanları götürmek için sıra sıra dizilir,,dolmuş taksiciler fazladan bir sefer daha yapa bilmek için acele eder,mevsimine göre Şam tatlıcısı,dondurmacısı,birbiriyle yarış ederdi.

Nizamiye kapısının tam karşısındaki misafirhane yolunun iki kenarındaki çam ağaçlarında Nazilli yazlık sinemalarında oynayan yerli yabancı filmlerin afişlerinin asıldığı panolar vardı.Sinemacılar bile kilometrelerce uzaktan Sümerbank'tan nasiplerini almak için çaba sarf ederlerdi.

Hele dini bayram,okul başlangıcı,yeni yıl gibi özel zamanlarda,avans,maaş,ikramiye gibi işçilerin para aldığı günlerde bu kapının önü bayram yeri gibi olurdu.

2002 yılında fabrikamız kapatıldı. Fabrikamızın önündeki hareketlilikte sona erdi. Artık satıcılar uğramıyor. Üniversite öğrencileri de olmasa Nazilli şehir içi minibüsleri neredeyse sefer bile yapmayacak.

Kapıdan başladık nerelere geldik. Başka bir yazıda,başka konularda buluşmak üzere hoşça kalın. Sevgiyle kalın... İlhan Öden


8 Aralık 2016 Perşembe

Nazilli Manşet Gazetesi İLHAN ÖDEN röpörtajı.


Sümerbank Müze Olmalı!

Nazilli’nin tanınmış yüzleriyle yaptığımız röportaj serimize 1933 yılında kurulan Sümerbank’ın eski çalışanlarından 58 yaşındaki İlhan Öden ile devam ediyoruz.

Yağmur Aşık/ Aydın Haber Ajansı/ NAZİLLİ- İlhan Öden 58 yaşında bir Sümerbank emeklisi. Fabrikanın Yardım sandığı,dokuma makine bakım ve işletme muhasebe servislerinde toplam 25 yıl çalışan Öden, doğduğu günden beri Sümerbanklı. 1958 yılında Sümerbank lojmanlarında, Sümerbank çalışanı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözünü açan Öden, yine fabrikanın okullarında okumuş. Sümerbank’ın Nazilli’ye kazandırdığı bütün güzelliklerden yararlanmış.Çocuklarını da Sümerbanktan kazandığı parayla okutmuş.
“ŞEFİM BANA ÇAY GETİRİRDİ”
“Hep Sümerbank’ın çevresinde yaşadım. İyi ki de yaşamışım diyorum. Sümerbank, her türlü sosyal hakkının olduğu, emeğinin karşılığını aldığın, kimseden karşısında eğilip bükülmeden ekmeğini kazandığın, eğitim, sağlık imkanlarının sağlandığı bir yerdi” diyen İlhan Öden Sümerbank ile geçen yıllarını özlemle anıyor.
“Şu an bile başarılması mümkün olmayan şeyleri Sümerbank yaptı. Sümerbanklıların arasında özel bir hiyerarşi, saygı sevgi vardı. Amirim, müdürüm benim arkadaşım gibiydi. Şefim işlerin yoğun olduğu zamanlar yardımcı olmak için bana çay bile getirirdi, başka kurumlarda böyle örnekleri görmek imkansızdır. Biz de aynı şekilde amirlerimiz çalışırken elimizden geldiğince yardımcı olmaya  gayret ederdik. Böyle güzel bir çalışma ortamımız vardı. ağabey kardeş gibi bağlı ama disiplinle çalışırdık.
HERKESİN HAYALİ ‘SÜMERSPOR’
“O yıllarda en büyük hayalimiz bir gün Sümerspor forması giymekti” diyen İlhan Öden; Sümerspor’da voleybol oynadığı zamanları anlattı.
“Sürekli Nazilli Sümerspor'un antrenmanlarını takip ederdik.  Bir gün biz de orada top oynar mıyız diye geçerdi herkesin aklından. O yıllarda Sümerspor’da olmak, Fenerbahçe’de Beşiktaş’ta oynamak gibiydi. Sümersporda çok iyi futbolcular vardı.Bende Sümerspor'un futbol,voleybol ve basketbol takımlarında oynadım. Voleybolda çok başarılı oldum. Birçok kez de Aydın şampiyonu olduk”

CUMHURİYET’İN EN BÜYÜK PROJESİ
Sümerbank’ın Cumhuriyet’in en büyük projelerinden birisi olduğunu vurgulayan İlhan Öden, bunun unutulmaması için gönüllü olarak başlattığı ve bugün geniş kitlelere ulaşan Sümerbank tarihi ile ilgili çalışmalarıyla ilgili olarak şunları söylüyor:
“İlk başlarda işin bu denli takdir göreceğini ve geniş bir kitleye ulaşacağını pek fark edemedim. Zaman içerisinde işler daha güzelleşince, insanlardan takdir görmeye başlayınca bu alanda Türkiye’de yazılmış ne varsa onları topladım ve okudum. İnsanın kendini geliştirmesi çok önemli. Nazilli’de yaşayan yaşlı Sümerbanklılarla görüştüm. Daha sonra evlerden fotoğraf ve belgeleri toplamaya başladım. Sümerbank’ı araştırırken Nazilli’nin çok eski fotoğraflarına ve tarihine de ulaşmaya başladım. Nazilli Sümerbank’ta sosyal hayat nasıldı, eğitim sistemi nasıldı, çalışma hayatı nasıldı bunları anlattım.”
SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ ÇOK FAZLA
Sümerbank ile ilgili çalışmalarının Türkiye çapında bilimsel, akademik boyutta çalışma yapan insanların da ilgisini çektiğini belirten Sümerbank emeklisi İlhan Öden; eski müdürlerinin kendisini takip etmesinden ve hafızaları tazelemiş olmaktan gurur duyuyor.
İlhan Öden: “2008 yılında bu paylaşımları yapmaya başladım. İlk başlarda Sümerbank’la ilgili anılarımı paylaşmak için bir blog oluşturdum. Sosyal medyanın gücü çok fazla. Zaman içerisinde bu paylaşımlara çok fazla erişim oldu. Aileleri Sümerbank’ta çalışmış çocukların ilgilileri de çok fazla. Çünkü insanlar merak ediyor. İşin güzel tarafı, Nazilli Sümerbank’ta müdürlük yapmış, benim sayfamı takip eden birçok insan var.  Sümerbank’ta çalışmış vefat eden arkadaşlarımızın,yaşayan Sümerbank'lıların şu anki fotoğraflarını da paylaşıp hatırlatıyoruz. Böylece hafızaları tazelemiş oluyoruz.”

“DON KİŞOT”
Yaptığı işi ünlü roman kahramanı Don Kişot’un yaptığına benzetiyor İlhan Öden:
“Hiçbir zaman Sümerbank paylaşımları yaptığım sosyal medya hesaplarımda çok fazla takipçim olsun diye düşünmedim. Az olsun öz olsun kaliteli olsun diye düşündüm. Her gün bir basamak diye diye Nazilli ve Sümerbank’la ilgili en bilgili insanlardan biri oldum. Yaptığımız iş biraz da Don Kişot’luk gibi bir şey. Herkesin bir şeyleri unutturmaya çalıştığı bir dönemde biz biraz daha yaşatmaya çalıştık. Sümerbank’ı Atatürk’ü sevenler dışında da kimseden destek vermiyor. Günden güne de Sümerbank’ı bilen,Sümerbankta çalışan büyüklerimiz azalıyor. Zamana karşı bir yarış var. Sümerbank sayfalarında fotoğrafları görenler beni arayıp kendilerinde de fotoğraf olduğunu söylüyor. Gidip onlardan fotoğrafları alıyorum. Bir kısmı gerçekten çok kıymetli,Sümerbank’ın pek bilinmeyen yönlerini gösteren fotoğraflar. O yıllarda Sümerbank sağlığı bozulan çalışanlar için çeşitli yerlerde kamplar kurmuş ve  sağlıklarına kavuşmalarını sağlamış. Bu pek rastlanan bir şey değil. Bu tarz fotoğrafları kategorilere ayırıp arşivliyorum. Arşivimde yaklaşık 5 bin adet Nazilli Sümerbank ile ilgili fotoğraf var.”
“SÜMERBANK SAYESİNDE NAZİLLİ UZUN ÖMÜRLÜ”
İlhan Öden “Eğer Sümerbank olmasaydı bugün Nazilli 40-50 bin nüfuslu küçük bir kasaba olurdu” diyor ve ekliyor “Şu an insanlar bu memlekette uzun yaşıyorsa Sümerbank sayesinde.”
“Nazilli’yi Nazilli yapan Sümerbank’tır. O yılların nüfus kayıtlarına bakıldığında Sümerbank’ın kurulduğu yıllarda Nazilli şehir ve tesis olarak Denizli’den çok daha iyi durumda olduğu görülür.  Şu an insanlar bu memlekette uzun ömürlüyse Sümerbank sayesinde. 1937’de Nazilli’de hastane yokken ilk defa Sümerbank Nazilli’ye hastane yapmış. 10 adet doktoru ve 50 tane yatağı varmış. Diş ünitesi, doğumhanesi ve ameliyathanesi olan bir hastane… Bunlar hep kazanç.”
“1948’DE NAZİLLİ’DE OPERA”
Sümerbank sayesinde Nazilli’de sosyal hayatın son derece canlı olduğunu ifade eden İlhan Öden, o yıllarda Nazilli Basma Fabrikasından devlet tiyatrolarına yükselip gitmiş sanatçılar olduğunu da anlatıyor.
“1948’de Nazilli’de Sümerbank çalışanları opera sergilemiş. O yıllardan bu yana bir daha ne Aydın’da ne de Nazilli’de opera yok. İnsanlar o yıllarda bunları başlatmış fakat şimdi yapılmıyor. Haftada 2 3 kere sinemaya gönderiyorlardı. İnsanın ufku genişliyor. Sümerbank’ı kaybettikten sonra çok şey kaybettik…”

“SÜMERBANK MÜZESİ OLMALI”
Nazilli Basma fabrikasının kapatılmasının ardından Nazilli’de işsizlik sorunu ortaya çıktığını ifade eden Öden; “Fabrika ilk açıldığında 4 bin kişi çalışıyormuş. Fakat fabrikanın 4 bin kişiye ihtiyacı olduğu için değil. İstihdam sağlamak insanlara eğitim vermek için. Burada eğitilen insanlarla daha sonra açılacak olan yeni fabrikaların alt yapısı oluşturuldu. Benim çalıştığım dönemde yaklaşık 1800 kişi çalışıyordu. Ben emekli oluncaya kadar bin kişi kaldık. Sümerbank işçileri bugün bir öğretmenin aldığı maaş kadar ücret alıyordu. Bugünkü parayla ayda 5 milyon lira Sümerbank sayesinde Nazilli’ye giriyordu. Fakat Sümerbank’ın kapatılması kaçınılmazdı. Bugün bu teknoloji ile Sümerbank’ın bin kişi çalıştırıp para kazanması mümkün değil. Ama en azından Nazilliye 67 yıl katkı sağlamış bir fabrikanın Sümerbank Müzesi olarak yaşatılması.” gerekiyor.

26 Kasım 2014 Çarşamba

BİR NAZİLLİ SÜMERBANKLININ HİKAYESİ.

Bu ay, blog sayfamı yetenekli bir Nazilli Sümerbanklıya ayırdım. Adı Mehmet Tosun ,Nazilli Sümerbank bez boya ünitesinde posta ustası olarak çalışıp emekli olmuş. Ahmet Özsavran'ın kaleme aldığı hikayesi, hayyallerini bir türlü gerçekleştirme cesareti gösteremeyenlere örnek olsun.  İlhanÖden
FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN

GELİNİ KEŞFETTİ
Artık 07-15.00 postasının paydos vakti gelmişti Nazilli Sümerbank’ta. Sekiz saatlik yorucu bir çalışmanın ardından, huzurlu ve gönül rahatlılığıyla dinlenmeyi ve eğlenmeyi hak etmişlerdi. En büyük eğlenceleri, fabrikanın hemen başlangıcında olan kahvehanelerdi. Çıkış saati yaklaştıkça birbirleriyle şakalaşmaları, tuttukları spor kulübüne övgüler, rakiplerine takılıp kızdırmaları ve tabi ki “en iyi okeyi ben oynarım” muhabbetleri… İş iddia’ya binmişti. Yenilenler ziyafet vereceklerdi. Yazıcı ve hakem olmasını postabaşıları Mehmet Tosun ustadan rica ettiler, o da kabul etti. Çıkışta kimisi fabrikanın karşısında olan vazife evlerine uğrayıp kahveye gelmişler,kimisi doğrudan kahveya gelmişti.Mehmet usta eve uğrayanlardandı.. Okey partisi başlamıştı. Çaylar yudumlanıyor, bitenler hemen tazeleniyordu.oyun çekişmeliydi. Bu arada Mehmet ustanın başka bir şey dikkatini çekmişti.Tahsin Özsavran amcasının kahvesi boyanıyordu.Arkadaşlarından izin alıp yazıcılığı başka birine devrettikten sonra,elindeki çay bardağıyla duvara manzara resmi çizen ressamın yanına gitti.Selam verdikten sonra uzun uzun onları seyretti.Karar vermişti eve gidip hanımına çarşıya gideceğini söyledi. 

 -Hayrola bey ne yapacaksın
- Boya alacağım
- Ne yapacaksın boyayı
- Evi boyayacağım
- Allah,Allah hiç konuşmamıştık
- Artık bir temizlik yapma vakti geldi hanım,gidiyorum,var mı alınacak bir şey?
- Yok sağ olasın…

Mehmet usta gerekli malzemeleri aldıktan sonra, binlerce işçi ve memurun oturduğu vazife evlerine geri döndü. Lojmanın tüm duvarlarını manzara resimleriyle süslemeye karar vermişti. Her iş çıkışında yapabildiği kadarını yapıp, kalanına ertesi gün devam ederek bitirmişti. Zaman zaman ,eserini  eşinin yaptığı kahveyi yudumlayarak gururla seyrediyor,yorgunluğunu gideriyordu..

Artık emekli Mehmet ustanın çocukları büyümüş üniversiteli olmuş Cumhuriyet mahallesine taşınmıştı. Oğlu Murat beden eğitimi, kızı Şennur da sınıf öğretmeniydi. Evlatları gurur kaynağıydı. Oğlu Murat, anaokulu öğretmeni Pakize Dalfidan ile evlenmişti. Tatilde oğlu ile gelini ziyaretine geldiklerinde çaylar demlenip börekler pastalar yenirken fotoğraf albümlerine karıştırmaya başlamışlardı. Gelin Pakize’nin bir fotoğraf dikkatini çekmişti. O fotoğraf Nazilli Sümerbank vazife evlerinde otururken duvarlara çizdiği manzaraların fotoğrafıydı.

-Bu resimleri kim yaptı?
-Ben yaptım kızım,
-Babacığım niye devam etmiyorsun, çizgilerin renk uyumu çok güzel.
-Yok kızım ben öylesine yapmıştım,
-Ama olmaz ki, devam etmelisin.

Kısa bir süre sonra doğum gününde gelini palet, fırça, boya gibi resim yapma malzemeleri alıp güzelce paketledikten sonra Mehmet ustaya hediye eder.


Mehmet Tosun fırçasından zeybek oynayan Atatürk
Artık Mehmet ustanın torunları olmuştu.3-4 sene sonra oğlu Murat ile gelini Pakize’nin Tatvan’a tayinleri çıkar. Kızı Şennur ve damadı Karacabey’de görevini sürdürmektedir. Çocuklarının bakımı için annesinden yardım isterler.45-50 günlüğüne hanımı kızının yanına gider. Yalnızlığının 3.gününde gelininin hediye ettiği paket gözüne takılır ve karar verir. Çarşıya gidip yağlı boya aldıktan sonra başlar çalışmaya. ilk resmini gelinine, ikinci resmi kızına hediye eder. Üçüncü resmini yapıp çerçeveletmek için gittiğinde orada bulunan esnaflar çok beğenirler ve Nazilli Lütfi selek Kültür merkezinde açılacak kursa gitmesini resim yeteneğini geliştirmesini tavsiye ederler. Böyle bir kurstan habersizdi. Hemen kurs verecek olan hocalarla konuşur ve ertesi gün kursa başlar. Örnek çalışma için resim gösterip yapmasını isterler.15-20 cm yaptıktan sonra hocaları çok beğenirler devam etmesini isterler. Eğitimin yararını görmüştü. Resim artık onun her şeyiydi. Bir terapi gibi adeta ruhunun derinliklerinde geziniyordu.


Hızlı resim yaptığı için ikinci senenin sonunda öğretmenleri sergi açabileceğini söylediler. İlk sergisini 2010 yılında Lütfi Selek kültür merkezinde yaptı, Pamukören, Kuyucak ve doğum yeri olan Horsunlu sergileri bunu takip etti.Bu yılda karma bir sergiye katıldı.

Mehmet ustanın yeteneği, torunlarına da yansımış olacak ki kızı Şennur’un küçük kızı Tuğba Nur Meşe 2011 yılında çevremiz konulu resim yarışmasında birinci olur.

Yıllar sonra görüşmemizde muhabbet esnasında resim yaptığını söyleyince merak ettim. Efendi kişiliğiyle tanıyıp sevdiğim Mehmet ustanın gösterdiği resimlerden etkilemiştim.


Mehmet Tosun ustaya ilk siparişim olan Atatürk’ü zeybek oynarken tasvir eden  resmi, İstanbul’da oturan oğlumla gelinime hediye ettim. Fotoğrafta görülen  ikinci resim ise öğrenci yurdumuzun duvarını süslemekte.
 
Kahvehanede manzara resmi seyriyle başlayan ve gelinin teşvikiyle devam edip Mehmet Tosun ustanın yaşamına yeni ufuklar açan resim macerasının hikâyesi işte böyle.

Kelemin, fırçan hiç durmasın, Allah uzun ömürler versin Mehmet Tosun usta…

Ahmet ÖZSAVRAN.

4 Mart 2013 Pazartesi

TRT. Sanayi Kültürümüz.


TRT belgesel kanalı için hazırlanan,yapımcılığını Sayın Rıza Sezgin'in yaptığı, sumerbank.blogspot.com ve Nazilli Sümerbank facebook sayfası olarak içerik,fotoğraf ve başta eski müdürümüz Köksal Tandıroğlu  olmak üzere sayfalarımızı takip eden Bakırköy Sümerbank fabrikasından diğer  konuşmacı arkadaşları bulma konularında katkıda bulunduğum,yayın saatini facebook sayfamızda duyurmama rağmen pek çok arkadaşımızın izleyemediği "Sanayi Kültürümüz"  adlı  belgeselin tam videosunu yükledim.

VİDEO

Sağ  alt köşeye tıklayarak tam ekran izleye bilirsiniz.

15 Ocak 2013 Salı

Atatürk'ü Gıdıgıdı'ya bindirelim mi?


Bloğumun adını “Türkiye’yi ve Sümerbank’ı çok seviyorum” koydum. Bir zamanlar Sümerbank reklamlarında kullanılan bu sloganı internet sayfama isim olarak seçmem elbette ki tesadüf değil. Yaptığım çalışmalar, harcadığım karşılıksız emeğin kaynağında da Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüyüp, çocuklarımı beslediğim bu kuruluşa olan vefa borcum var.

Sümerbank sevgisinden başladı, lafı nereye getirecek? Diye düşünmeye başladığınızı tahmin ediyorum. Onun için fazla uzatmadan hemen konuya gireceğim. Bildiğiniz gibi bu site Sümerbank merkezli içeriğe sahip. Burada gelecek nesillere öncelikle Nazilli basma fabrikasını, tali olarak ta Sümerbank’ı anlatmaya çalışıyorum. Anlatırken de elimden geldiğince doğru anlatmaya çalışıyorum.

Tarihçilerin, akademisyenlerin, araştırmacıların, habercilerin, yazarların, belgeselcilerin ya da benim gibi amatörlerin amacları okurlarına, izleyicilerine ve özellikle gelecek nesillere doğruları anlatmak  değilmidir?


Son zamanlarda özellikle yazılı basında, Nazilli basma fabrikasının “Gıdıgıdı treni” sık sık yer almakta. Herkes bildiği kadarıyla Gıdıgıdı’yı anlatmaya çalışıyor, bazı yazarlar hayal güçlerini kullanıp Gıdıgıdı treni için hikayeler bile yazıyorlar.

Peki bunda ne var? Bırak yazsınlar . Dediğinizi duyuyorum ama yazılarında Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine bindiğini yazıyorlar…

Bir Nazilli Sümerbanklı olarak,Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmiş olmasını çok isterdim. Keşke binseydi… Ama Atatürk Gıdıgıdı’ya hiç binmedi. 

VİDEO
Atatürk'ün fabrikaya geliş videosu.

Yukarılarda gelecek nesillere “doğruları anlatmaktan” bahsetmiştim. Elimizdeki görüntülerden… O tarihte basılan gazetelerden ve yazılardan “gayet net” bir şekilde Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmediği, İzmir DDY’den kendisi için tahsis edilen iki adet TCDD 21-25 Railbus ile fabrikaya geldiği anlaşılıyor.

Atatürk'ün  fabrikaya gelişi.ile ilgili kupür.
Atatürk TCDD 21-25 Railbus içinde
Atatürk'ü fabrikaya getiren  TCDD 21-25 Railbus
 Atatürk'ün fabrikadan ayrılışı ile ilgili kupür.

 Zaten Gıdı gıdı insan taşımak amacıyla yapılmış bir tren değildi. Atatürk binmek istese bile binemezdi 1960 ve daha öncesi doğumlu olan ve Gıdı gıdı'yı kullanan Nazilli Sümerbanklılar bilir. O yıllarda Gıdı gıdı vagonlarında koltuk bile  yoktu. Vagonlar fabrika inşaatına malzeme ve makine taşımak için yapıldığından içleri bir traktör römorku gibi bomboştu. Gıdı gıdıya binen işçiler pencere kanarlarında dizilip tutunacak yer ararlardı. Kalkış ve duruş sırasında vagon içinde dalgalanmalar olur, düşmemek için annemizin, babamızın bacaklarına sarılırdık.

Atatürk ,Nazilli Basma fabrikasını açmak için Nazilli'ye geldiğinde hastalığı ilerlemişti. Türk devletinin kurucu cumhurbaşkanını, üstelik sağlığının bozuk olduğu sırada bu durumdaki bir trene bindirmek düşünülemezdi.

Yaklaşık 1965 yıllarında vagonlar yenilendi, koltuklar takıldı. Gıdı gıdı treni İnsan taşımaya uygun hale getirildi.


Durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken, Gıdı gıdı trenini vatandaşın gözünde yüceltmek için gerçek olmayan bir olguyu gerçekmiş gibi anlatmaya devam mı edelim? Yoksa gelecek nesillere doğruları mı anlatalım?

Ben, Sümerbank’ı ve Gıdı gıdıyı çok seven biri olmama rağmen, işime pek gelmese de doğruyu anlatmaktan yanayım. Gıdı gıdı treni, yolu, statüsü ve hatıralarıyla zaten başka örneği olmayan çok “özel bir tren” Atatürk’ün binmemiş olması içimizde burukluk yaratsa da bu özelliklerini kaybettirmez.

Peki Atatürk’ün Gıdı gıdı’ya binmiş gibi algılanmasına ve zamanla yanlış bilginin yerleşmesine sebep olan nedir? Onu da anlatayım. Bildiğiniz gibi fabrikamızın açık olduğu dönemlerde her yıl düzenlenen açılış törenlerinde Atatürk’ün fabrikamıza gelişi sembolize edilirken yukarı istasyondan Gıdı gıdı trenine bir Atatürk büstü ve bir bayrak konulur, büst ve bayrak fabrika içindeki istasyonda müdür ve çalışanlar tarafından karşılanırdı. Her yıl yapılan bu karşılama törenlari, Nazilli halkı ve çalışanlarda Atatürk’ün Gıdıgıdı treniyle geldiği izlenimini yaratmış. Pek çok Nazilli’li gibi ben de böyle biliyordum. İlk zamanlar yazdığım yazılarda da bu yanlışı paylaştım. Gıdıgıdı belgeseli için konuya iyice odaklandığımızda yanlışı fark ettik. Ulaşabildiğim eski yazılarımı düzelttim fakat eski yazılarımdan alıntı yapılan bazı sitelere ulaşamadığım için düzeltemediğim yazılarımda var.

Peki bunu şimdi paylaşmanın sebebi nedir? Diye bir soru aklınıza gelebilir.Uzun zamandır bu yazıyı yazmayı düşündüğüm halde yazmamamın sebebi halen çekimleri devam eden Gıdıgıdı belgeseline ilgi azalması gibi negatif bir etkisi olur mu? Düşüncesiydi.

On gün önce görüştüğümüzde endişemi paylaştığım belgeselin yönetmeni Yasin Ali Türkeri’inden
- Abi öyle şey olur mu? Bizim görevimiz olayı doğru şekilde anlatmak değil mi? Cevabını alınca yazıyı yazmaya karar vermiştim.

Bugün Gıdıgıdı'nın konuşulduğu bir ortamda, Nazilli Basma fabrikasını anlatan kitap yazmış akademisyen bir eğitimcinin “Atatürk Gıdıgıdıya bindi” sözüne itiraz ettiğim için “Çok biliyorsa o anlatsın” şeklinde tepkisine maruz kalınca,bu yazıyı paylaşma zamanının geldiğini anladım.

Orijinal görüntü ve o tarihte yayınlanan gazete kupürlerini ekleyerek yazımı paylaşıyorum. Atatürk Gıdıgıdı'ya binmiş mi? Binmemiş mi? İzleyin,okuyun siz karar verin.

Bu güne kadar Gıdıgıdı ile ilgili çok fotoğraf ve yazı paylaştım sanırım bir hatayı düzeltmek bakımından en önemli paylaşımım bu oldu. Sevgiyle kalın...

Nazilli Sümerbank'ı ve Gıdıgıdı’yı cok seviyorum.    İlhan ÖDEN

NOT:
Anladım ki ülkemizde  yazdıklarınızın,söylediklerinizin kabul görmesi için isminizin önünde mutlaka  bir akademik ünvan olması gerekiyor. Nazilli Sümerbankta geçen 55 yıllık bir ömrün,çalışma hayatının, anıların, en küçük bir ünvan kadar kıymeti yok.

GAZETELERİN ORJİNAL KÜPÜRLERİ ALTTA. (Büyütmek için fotoğraf üstüne tıklayın)


16 Ekim 2011 Pazar

Eğitim Şart !

Bu yazımda sizlere Sümerbank’ın yıllarca başarıyla uyguladığı kendine özgü eğitim sistemini, Nazilli Basma Fabrikasında gördüğüm şekliyle anlatmaya çalışacağım.

Nazilli Basma Fabrikasının temeli Celal Bayar tarafından 25 Ağustos 1935 tarihinde atılmış. Aşağıya koyduğum fotoğraf ise 21 Eylül 1935 tarihinde Kayseri de çekilmiş.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
21 EYLÜL 1935 KAYSERİ

Fotoğraftaki Abdurrahman isimli kravatlı kişi Nazilli’den, Kayseri Bez Fabrikasına stajyer olarak gönderilmiş. Fotoğrafta Rus nezaretçi ve bazı Kayseri Sümerbank çalışanları görülüyor.

FOTOĞRAFIN ARKASI

Henüz temeli atılalı 1 ay bile olmamış bir fabrika, inşaatı tamam olup çalışmaya başlama aşamasına gelmeden kadrolarını oluşturacak kişileri zorlu yarınlara hazırlama çalışmalarına girişmiş bile…

Aynı şekilde seçilmiş onlarca teknik eleman,yine mesleki bakımdan yetiştirilmek üzere Rusya’ya gönderilmiş. Orada işi öğrenen genç ustalar Nazilliye döndüklerinde fabrikanın önemli idari makamlarına oturmuşlar. Bildiklerini açılan kurslarla Nazilli’deki genç Sümerbanklılara öğretmişler…

Öğretim işi bu kadarla da sınırlı kalmamış. Yıllar sonra yurdun çeşitli yerlerinde kurulan başka Sümerbank fabrikalarından işçiler, teknisyenler Nazilli’ye gelip kurslara katılmışlar. Altı ay, bir yıl gibi uzun sürelerle Nazilli’de kalmışlar. Bu süreçte maaşlarını, harcırahlarıyla birlikte fazlasıyla alıp, Misafirhanede ücretsiz konaklayıp, fabrika yemekhanesinden yine ücretsiz karınlarını doyurmuşlar. Mesleklerinin inceliklerini çalışarak, görerek ve uygulayarak öğrenmişler.Sonra kendi fabrikalarına gidip yeni teknik elemanlar yetiştirmişler.

ESKİŞEHİR KURS EKİBİ 1964

Bu yetişmiş elemanlar daha fazla ücret ve imkân teklifleriyle ülkemizin çeşitli özel sektör fabrikalarının kadrolarına geçip oralarda çalışmaya ve eleman yetiştirmeye devam edip ülke ekonomisine katkıda bulunmuşlar.

Eskişehir ve Nazilli'li Sümerbank ustaları fabrika dışında da beraberler.

Bu ne güzel bir eğitim projesidir, nasıl bir uygulamadır, organizasyondur?

Ülkemizde hangi eğitim kurumu öğrencilerine fazlasıyla maaş verip,her türlü ihtiyacını karşılayıp,üstelik "ağır tazminatlarla" esir almadan,böyle uygulamalı eğitim sağlayabilir?

Sümerbank ve Nazilli basma fabrikası denilince çok iyi düşünmek, örnekler almak, dersler çıkarmak gerek, vesselam…

İlhan ÖDEN

Not: Yukarıdaki fotoğrafta Dokuma tezgahı aksamları arasına özenle fotoğrafları yerleştirilerek bir pano oluşturulan kişiler 6 Nisan 1964 günü Nazilli'ye gelip 15 Ekim 1964 tarihine kadar Nazilli Basma Fabrikasında "Dokuma Komple Ustalığı" eğitimi alan,Eskişehir Sümerbank çalışanlardır. Fotoğrafta en üstte görülen,dört kişilik Nazilli Basma Fabrikasının bu kurs için görevlendirilmiş eğitim kadrosu şöyledir,Dokuma şefi Mithat Bey (Rusya ya eğitim için gidenlerden) , İplik Şefi Cihat Piyancı, Dokuma teknisyeni Şerif Erçiçek ve Fabrika Eğitim Uzmanı Hikmet ARAT.

Bu kurslar sadece tekstil sektörüyle sınırlı kalmamış, başta Karabük Demir Çelik,Çimento ve Kağıt sektörüyle uygulama aynen devam edip,her sektör kendi ayakları üstünde duruncaya kadar kurum bünyesinde korunarak Türkiye Sanayiisi Sümerbank tarafından inşa edilmiştir.

11 Eylül 2011 Pazar

Çocuklar Yuva'ya, Anneler Çalışmaya...

Başka başlıklarda Nazilli Basma Fabrikasını anlatırken kreş konusuna da zaman zaman değinmiştim. Fakat kreş konusu Sümerbank’ anlatırken üç-beş kelimeyle geçiştirilecek kadar basit bir konu değil. Onun için elime de güzel fotoğraflar geçmişken bu yazımda sizlere Nazilli Sümerbank kreşini anlatmaya çalışacağım. (Fotoğraflar için Neşe İyigör Arslan hanıma çok teşekkür ederim)

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI ÇOCUK YUVASI

Annem ,evlendikten sonra fabrika da çalışmadığı için ben hiç kreşte kalmadım ama 1-2 günlüğüne de olsa kreşte kalmayı çok isterdim.”İlhan,kreşte kalmamış bize neyi anlatacak” dediğinizi duyar gibiyim.Ben kreşte kalmadım ama arkadaşlarımdan bazıları,amcam, ablamın, arkadaşlarımın çocukları yuvada kaldılar.Anneannem kreşte çalışmış.. Belki benden daha iyi anlatacak kişiler de vardır ama bu konuyu bilmeyenlere benim anlatacaklarım bile fazlasıyla yetecektir bundan eminim..

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI ÇOCUK YUVASI

Nazilli Sümerbanklılar kreş kelimesini pek kullanmazdı. Bizim için orası çocuk yuvası hatta sadece "yuva" idi. Annesi fabrikada çalışan çocuklar fabrikanın yuvasında kalırlardı. Sümerbank bünyesindeki başka fabrikalarda da benzer yuvalar vardı ama Sümerbank dışındaki işyerlerinde böyle yuvalar olduğunu sanmıyorum.

Büyüklerimden duyduğuma göre fabrikanın ilk çocuk yuvası, Sümer ilkokulunda açılmış, sonra, fabrika nizamiye kapısının sol tarafında, sonradan personel servisi olarak kullanılan uzun binaya geçilmiş daha sonra da fabrika içine Kreş binasının yapılmasıyla hizmete kendi binasında devam edilmiş. Bu binanın yapıldığı dönemi hatırlamıyorum fakat kreş çocuklarının oynadığı oyun parkındaki dönen zincirli salıncağın, Misafirhane önündeki boş alanda durduğu aklımda kalmış. Sonradan bu oyuncaklar yeni kreş binasının fabrika alanı içindeki bahçesine taşındı.Sanırım bu kadar yuva tarihi açıklaması yeterli ,şimdi birazda Sümerbank yuvalarının benzer kreşlerde olmayan asıl özellikleri anlatayım.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
YUVA ÇOCUKLARI BİR GÖSTERİDE
Neşe İyigör Arslan sahnede gösterisini yapıyor.

En önemli özelliklerden biri çocukların yuvaya kabul yaş sınırının olmamasıydı. Doğumdan sonraki yasal 3 aylık doğum iznini kullanan anne, işbaşı yaptığında bebeği hemen yuvaya kabul ediliyordu. 3 aylık bebekler okul çağına kadar yuvada kalabiliyor hatta bazı özel durumlarda okul çağındaki çocukların bile ailesi soruna çözüm buluncaya kadar yuvada kalmasına izin veriliyordu.

Bebeği yuvada kalan anneler mesai saatleri içinde 2 kere bebeklerini emzirmek için yuvaya geliyor bunun dışında çocukların her türlü bakımı Sümerbank'ın kadrolu çocuk bakıcıları tarafından yapılıyordu.

Emzirme dönemini geçmiş daha büyük çocuklara, yuvada kaldıkları saatlerde kahvaltı, süt, meyve suyu gibi gıdalar Sümerbank tarafından bedelsiz veriliyor ayrıca kreşte kalan çocuklara fabrika yemekhanesinden ücretsiz yemek de veriliyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
ÇOCUKLAR YUVA DOKTORU,HEMŞİRE VE BAKICILARLA BİRLİKTE

Yuvada herhangi bir sağlık problemini önlemek için sürekli kadrolu kreş doktoru ve hemşirelerden oluşan bir sağlık ekibi bulunuyordu. Kreş çocuklarına olanaklar ölçüsünde her türlü ilaç ve tedavi ücretsiz sağlanıyor. Gerekli durumlarda fabrika hastanesine sevk ediliyordu. Koruyucu aşılama yine Sümerbank tarafından kreşte ve lojmanlarda kalan tüm çocuklara ücretsiz uygulanıyordu.

Küçük çocukların altlarına bağlanan bezler,giydikleri pijamalar bile Sümerbank tarafından ücretsiz veriliyor, gerekli temizlik işleri kadrolu çocuk bakıcıları tarafından yapılıyor. Çocukların düzenli uyumaları yine bakıcılar tarafından sağlanıyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
YUVA ÇOCUKLARINDAN OLUŞTURULMUŞ KORO

Çocuklar yuva öğretmenleri gözetiminde oyun saatlerinde içeride veya bahçede düzenli oyun oynayabiliyor yine öğretmenler tarafından okul öncesi eğitim veriliyordu. 23 Nisan gibi resmi bayramlara Sümerbank çocuk yuvası olarak iştirak ediliyor. Öğretmenler nezaretinde çocuklar tarafından bu özel günlere yönelik şiir ve küçük piyesler gibi etkinlikler düzenleniyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
ÇOCUK YUVASININ HAZIRLADIĞI BİR TEMSİL

NAZİLLİ SÜMERBANK ÇOCUK YUVASI 23 NİSAN BAYRAMINDA

Bu hizmetler için çalışanlardan hiçbir ücret talep edilmiyor. Tüm giderler Sümerbank tarafından karşılanıp üretim maliyetine yansıtılıyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Günümüzde çalışan annelere ücretle bile olsa böyle hizmet veren özel çocuk yuvaları var mı? Bildiğim kadarıyla belli bir yaş sonrası çocuk kabul eden bünyesinde sağlık personeli, doktor bulundurmayan kreşler var.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
VİLDAN HEMŞİRE- DOKTOR FUAT KÖSEOĞLU VE EŞİ-ZEHRA HEMŞİRE

Verdikleri hizmet karşılığında annelerin neredeyse kazançlarının yarısından fazlasını bu kurumlar ya da özel bakıcılar alıyorlar. Üstelik annenin çocuğunu istediği zaman görebilme şansı da yok.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ SÜMERBANK MÜDÜRÜ REMZİ YÜCEBAŞ ÇOCUK YUVASINDA.

Sümerbank'ı çağdışı olmakla suçlayanlara soruyorum. Bundan 50 yıl önce anneler ve çocukları ayırmadan istedikleri zaman birbirlerini görebilecek şekilde hizmet veren böyle sosyal fabrikalar mı çağdışı?

Yoksa bunu idrak edemeyen ve her şeyi para olarak gören, çalışanları,köle veya makine gibi kullanan liboşlar mı çağdışı?

Sümerbank onların zihniyeti gibi "her şeyi paraya dönüştüren" bir kurum olsaydı şimdi Türkiye’nin en, dünyanın sayılı zengin şirketlerinden biri olurdu.

Ama herhalde kapandıktan 10 yıl sonra bile hakkında böyle güzel şeyler yazılan, kurucularına hayır duaları yapılan bir kurum olamazdı.

Sümerbankların bu yönlerini bilmeyip,Nazilli basma fabrikasını sadece "bez" dokuyan sıradan bir fabrika zanneden ve her şeyi babalar gibi satmayı meziyet belleyenler..

İzlemeye ve şaşırmaya devam edin.

İlhan ÖDEN