atatürk nazilliye geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atatürk nazilliye geldi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2013 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERBANK yazın Mezar Taşıma...

Fabrikamız 2002 yılında kapatılıp,Aydın Adnan Menderes Üniversitesine devredildi.Yapılacak başka bir şey yokmuş gibi ilk iş olarak fabrikamızın giriş kapısındaki "Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası" yazısı sökülüp yerine ADÜ Sümer kampüsü yazısı yazıldı.Üniversitenin kendi adını kapıya yazmasına kimse karşı çıkmaz ama Atatürk'ün açmak için Nazilliye kadar geldiği,Nazilli ekonomisini yıllarca ayakta tutan,19000 Nazilli'linin ekmek parası kazandığı,şehrimizin güzelliği ve büyüklüğü ile pek çok vilayetten daha iyi durumda olmasına katkı sağlamış,Venezuella da bile örnek alınıp benzeri yapılmış fabrikamızın bir plaketlede olsa isminin kapıda yazması gerekmez mi?

 
Bir insan bile vefat ettiğinde gömülüp baş ucundaki mezar taşına ismi yazılırken , Nazilli Basma fabrikasının ambarları, tuvaletlerini bile SİT alanı ilan edip korumaya alınırken "ismini" korumak neden kimsenin aklına gelmez?

Nazilli geçmişinde önemli yeri olan "Nazilli Basmaları" markasıyla tüm yurtta hatta dünyada Nazilli ismini duyuran bu büyük kuruluşa hiç mi vefa borcumuz yok.


Sümerbank lojmanlarında doğmuş büyümüş,evine ekmek götürmüş bir Sümerbank mensubu Nazilli'li olarak Nazilli Basma Fabrikası isminin bu kadar kolay unutulmasını kabul etmiyorum.

Gönlüm nizamiye kapısına,uygun büyüklükte yazılmasından yana. Bu mümkün olmazsa Hürriyet caddesinin  fabrika müdüriyet binasının karşısına gelecek ve iki taraftan da yoldan geçenlerin rahatça okuyabilecekleri,trafik akışına zarar vermeyecek yükseklikte ve büyüklükte bir pano hazırlanıp yerleştirilmesinden yana.
FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Şekli  örnek olması için ve sığdırmak için basitçe çizdim.Eğer sesimi duyup çağrımı olumlu bulurlarsa Nazilli'mizi yönetenler nasıl yapılacağına karar verirler.

Umarım yazımı sayın belediye başkanımız Haluk Alıcık bir dilekçe olarak kabul eder. Nazilli şehitlerinin isimlerini, parklara,düğün salonlarına,pazar yerlerine vererek gösterdiği vefa örneğini Nazilliye yaptığı katkıların saymakla bitmeyecek bu tarihi kuruma da gösterir.Yazımı kendisine ulaştırmaya çalışacağım.Bu konuda kendisine benden daha , yakın boğazından Sümerbank ekmeği geçmiş , yüreğinde Sümerbank sevgisi taşıyan tüm duyarlı arkadaşlardan yardım bekliyorum.
 
Cumhuriyet döneminin en önemli projelerinden biri olan Tarihi değere ve öneme sahip Nazilli Basma fabrikası bu kadar kolay unutulmamalı. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

Not: Aşağıya fabrikamızla aynı dönemlerde yapılıp,aynı dönemlerde kapanan Kayseri Sümerbank fabrikasının nizamiye kapısının fotoğrafını koyuyorum.


Kayseri Sümerbank Fabrikası bugün AGÜ olarak (Abdullah Gül Üniversitesi) Türkiyenin en iyi üniversitesi olma yolunda ilerliyor. ve görüldüğü gibi hala Sümerbank logosu anahtarlar fabrika kapısı üzerinde duruyor.  Bizim adımız,logolarımız niye kaldırıldı ?

15 Ocak 2013 Salı

Atatürk'ü Gıdıgıdı'ya bindirelim mi?


Bloğumun adını “Türkiye’yi ve Sümerbank’ı çok seviyorum” koydum. Bir zamanlar Sümerbank reklamlarında kullanılan bu sloganı internet sayfama isim olarak seçmem elbette ki tesadüf değil. Yaptığım çalışmalar, harcadığım karşılıksız emeğin kaynağında da Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüyüp, çocuklarımı beslediğim bu kuruluşa olan vefa borcum var.

Sümerbank sevgisinden başladı, lafı nereye getirecek? Diye düşünmeye başladığınızı tahmin ediyorum. Onun için fazla uzatmadan hemen konuya gireceğim. Bildiğiniz gibi bu site Sümerbank merkezli içeriğe sahip. Burada gelecek nesillere öncelikle Nazilli basma fabrikasını, tali olarak ta Sümerbank’ı anlatmaya çalışıyorum. Anlatırken de elimden geldiğince doğru anlatmaya çalışıyorum.

Tarihçilerin, akademisyenlerin, araştırmacıların, habercilerin, yazarların, belgeselcilerin ya da benim gibi amatörlerin amacları okurlarına, izleyicilerine ve özellikle gelecek nesillere doğruları anlatmak  değilmidir?


Son zamanlarda özellikle yazılı basında, Nazilli basma fabrikasının “Gıdıgıdı treni” sık sık yer almakta. Herkes bildiği kadarıyla Gıdıgıdı’yı anlatmaya çalışıyor, bazı yazarlar hayal güçlerini kullanıp Gıdıgıdı treni için hikayeler bile yazıyorlar.

Peki bunda ne var? Bırak yazsınlar . Dediğinizi duyuyorum ama yazılarında Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine bindiğini yazıyorlar…

Bir Nazilli Sümerbanklı olarak,Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmiş olmasını çok isterdim. Keşke binseydi… Ama Atatürk Gıdıgıdı’ya hiç binmedi. 

VİDEO
Atatürk'ün fabrikaya geliş videosu.

Yukarılarda gelecek nesillere “doğruları anlatmaktan” bahsetmiştim. Elimizdeki görüntülerden… O tarihte basılan gazetelerden ve yazılardan “gayet net” bir şekilde Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmediği, İzmir DDY’den kendisi için tahsis edilen iki adet TCDD 21-25 Railbus ile fabrikaya geldiği anlaşılıyor.

Atatürk'ün  fabrikaya gelişi.ile ilgili kupür.
Atatürk TCDD 21-25 Railbus içinde
Atatürk'ü fabrikaya getiren  TCDD 21-25 Railbus
 Atatürk'ün fabrikadan ayrılışı ile ilgili kupür.

 Zaten Gıdı gıdı insan taşımak amacıyla yapılmış bir tren değildi. Atatürk binmek istese bile binemezdi 1960 ve daha öncesi doğumlu olan ve Gıdı gıdı'yı kullanan Nazilli Sümerbanklılar bilir. O yıllarda Gıdı gıdı vagonlarında koltuk bile  yoktu. Vagonlar fabrika inşaatına malzeme ve makine taşımak için yapıldığından içleri bir traktör römorku gibi bomboştu. Gıdı gıdıya binen işçiler pencere kanarlarında dizilip tutunacak yer ararlardı. Kalkış ve duruş sırasında vagon içinde dalgalanmalar olur, düşmemek için annemizin, babamızın bacaklarına sarılırdık.

Atatürk ,Nazilli Basma fabrikasını açmak için Nazilli'ye geldiğinde hastalığı ilerlemişti. Türk devletinin kurucu cumhurbaşkanını, üstelik sağlığının bozuk olduğu sırada bu durumdaki bir trene bindirmek düşünülemezdi.

Yaklaşık 1965 yıllarında vagonlar yenilendi, koltuklar takıldı. Gıdı gıdı treni İnsan taşımaya uygun hale getirildi.


Durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken, Gıdı gıdı trenini vatandaşın gözünde yüceltmek için gerçek olmayan bir olguyu gerçekmiş gibi anlatmaya devam mı edelim? Yoksa gelecek nesillere doğruları mı anlatalım?

Ben, Sümerbank’ı ve Gıdı gıdıyı çok seven biri olmama rağmen, işime pek gelmese de doğruyu anlatmaktan yanayım. Gıdı gıdı treni, yolu, statüsü ve hatıralarıyla zaten başka örneği olmayan çok “özel bir tren” Atatürk’ün binmemiş olması içimizde burukluk yaratsa da bu özelliklerini kaybettirmez.

Peki Atatürk’ün Gıdı gıdı’ya binmiş gibi algılanmasına ve zamanla yanlış bilginin yerleşmesine sebep olan nedir? Onu da anlatayım. Bildiğiniz gibi fabrikamızın açık olduğu dönemlerde her yıl düzenlenen açılış törenlerinde Atatürk’ün fabrikamıza gelişi sembolize edilirken yukarı istasyondan Gıdı gıdı trenine bir Atatürk büstü ve bir bayrak konulur, büst ve bayrak fabrika içindeki istasyonda müdür ve çalışanlar tarafından karşılanırdı. Her yıl yapılan bu karşılama törenlari, Nazilli halkı ve çalışanlarda Atatürk’ün Gıdıgıdı treniyle geldiği izlenimini yaratmış. Pek çok Nazilli’li gibi ben de böyle biliyordum. İlk zamanlar yazdığım yazılarda da bu yanlışı paylaştım. Gıdıgıdı belgeseli için konuya iyice odaklandığımızda yanlışı fark ettik. Ulaşabildiğim eski yazılarımı düzelttim fakat eski yazılarımdan alıntı yapılan bazı sitelere ulaşamadığım için düzeltemediğim yazılarımda var.

Peki bunu şimdi paylaşmanın sebebi nedir? Diye bir soru aklınıza gelebilir.Uzun zamandır bu yazıyı yazmayı düşündüğüm halde yazmamamın sebebi halen çekimleri devam eden Gıdıgıdı belgeseline ilgi azalması gibi negatif bir etkisi olur mu? Düşüncesiydi.

On gün önce görüştüğümüzde endişemi paylaştığım belgeselin yönetmeni Yasin Ali Türkeri’inden
- Abi öyle şey olur mu? Bizim görevimiz olayı doğru şekilde anlatmak değil mi? Cevabını alınca yazıyı yazmaya karar vermiştim.

Bugün Gıdıgıdı'nın konuşulduğu bir ortamda, Nazilli Basma fabrikasını anlatan kitap yazmış akademisyen bir eğitimcinin “Atatürk Gıdıgıdıya bindi” sözüne itiraz ettiğim için “Çok biliyorsa o anlatsın” şeklinde tepkisine maruz kalınca,bu yazıyı paylaşma zamanının geldiğini anladım.

Orijinal görüntü ve o tarihte yayınlanan gazete kupürlerini ekleyerek yazımı paylaşıyorum. Atatürk Gıdıgıdı'ya binmiş mi? Binmemiş mi? İzleyin,okuyun siz karar verin.

Bu güne kadar Gıdıgıdı ile ilgili çok fotoğraf ve yazı paylaştım sanırım bir hatayı düzeltmek bakımından en önemli paylaşımım bu oldu. Sevgiyle kalın...

Nazilli Sümerbank'ı ve Gıdıgıdı’yı cok seviyorum.    İlhan ÖDEN

NOT:
Anladım ki ülkemizde  yazdıklarınızın,söylediklerinizin kabul görmesi için isminizin önünde mutlaka  bir akademik ünvan olması gerekiyor. Nazilli Sümerbankta geçen 55 yıllık bir ömrün,çalışma hayatının, anıların, en küçük bir ünvan kadar kıymeti yok.

GAZETELERİN ORJİNAL KÜPÜRLERİ ALTTA. (Büyütmek için fotoğraf üstüne tıklayın)


25 Nisan 2011 Pazartesi

MERCİMEK ÇORBA,ANKARA TAVA,ÇOBAN SALATA..

9.Ekim 1937 Nazilli Basma fabrikasının doğum günü..
Fabrikamızın açılış hikayesini çoğunuz biliyorsunuz.Yeri geldikçe,Atatürk'ün,Nazilli Basma fabrikasının açılışını yapmak üzere Nazilli'ye gelişini bu sayfalarda yazılarla,fotoğraf ve videolarla süsleyerek defalarca anlattım.Bu gün sizlere fabrikamızın çalıştığı dönemlerde her yıl mutlaka kutlanılan.Bu özel günün canlandırılmaya çalışıldığı törenleri anlatacağım.


Törenin ilk bölümü,Nazilli protokolunun,duyarlı vatandaşların ve öğrencilerin katılımıyla Nazilli gar'ında,trenle geldiği varsayılan Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın sembolik olarak karşılanmasıyla başlar. Genellikle belediye başkanı,kaymakam veya garnizon komutanının, Atatürk'ü öven,Nazilli basma fabrikasının şehre ve ülkeye yaptığı katkıları anlatan konuşmalarından sonra,efe veya öğrencilerden oluşan folklor ekiplerinin gösterileriyle devam eder,İstasyon meydanındaki Atatürk büstüne çelek koyma işlemiyle sona ererdi.

Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın Nazilli belediye bandosu eşliğinde heyet tarafından taşınarak Nazilli Gar'ına çok yakın mesafedeki Gıdıgıdı istasyonuna götürülmesiyle törenin ikinci kısmı başlar,Nazilli protokolu ve törenin devamını izlemek isteyen vatandaşların Gıdıgıdı'ya binmesiyle,Atatürk resimleri,bayrak, flama ve renk renk basmalarla gelin gibi süslenmiş Gıdıgıdı hareket eder,sanki Atatürk'ün Nazilli'ye gelişini müjdelercesine yol böyunca meşhur düdüğünü coşkuyla defalarca çalarak Nazilli Basma Fabrikasına doğru ilerlerdi.

Raylarının karayoluyla kesiştiği noktada,trafiği durduran bariyerler kapandığında,yolun iki tarafında duran otobüs ve otomobillerde bekleyenler,başka yerde görmedikleri şekil ve güzellikteki Gıdıgıdı'ya bakar,bayram falan olmadığı halde böyle süslü bir trenle karşılaşmanın şaşkınlığıyla geçişini izlerlerdi.
Bu sırada fabrika çalışanları ve aileleri,benim yetişemediğim önceki törenlerde Sümersporlu sporcular ve yine öğrencilerden oluşan başka bir grup, fabrika içindeki minik istasyondan müdüriyet binasına doğru uzanan bayrak ve Sümerbank flamalarıyla süslenmiş dar yolun iki tarafına sıralanmış vaziyette Gıdıgıdının gelişini beklerdi.

Gıdıgıdıdan inen heyet ve işçilerin taşıdığı Atatürk'ü simgeleyen büst,bando eşliğinde müdüriyet binasına doğru ilerler,yol kenarında bekleyenlerde heyetin arkasından asıl törenin yapılacağı müdüriyet binası önündeki alana doğru yürürdü..

Fabrikanın Dokuma,Basmahane ve Atölye gibi büyük kısımlarının,Sümer ilkokulu ve Teksif sendikasının çelenklerinin süslediği Atatürk büstü önünde yapılan saygı duruşu sonrası,fabrika müdürü veya üst düzey yöneticilerinin Atatürk ve cumhuriyete Nazilli halkı adına şükranlarını sunduğu konuşmanın ardından fabrika memur veya işçilerinin konuşma ve şiirleriyle tören sona ererdi.
Rahmetli babamdan duyduğuma göre çok önceleri fabrikanın kendi bandosu bu törenlerde çalarmış, sonradan belediye bandosu kurulunca,fabrika bandosu lağv edilip enstrumanlar Nazilli Sanat okuluna verilmiş..

1984 yılı kutlamaları (Bursa Kılıç Kalkan Ekibi)


Bu törenlere,çok küçükken,öğrenciyken ve çalışırken defalarca katıldım,en görkemli tören Cumhuriyetin 50. yıl kutlamalarının olduğu yıl düzenlenmişti.O sırada ben Nazilli sanat okulunun öğrencisiydim ve bu tören için öğretmenlerimiz bize 50. yıl marşını ezberletmişti törende coşkuyla bu marşı söyleyerek yürümüş,törene katılanlardan büyük alkış almıştık.

Törenle ilgili anlatacaklarım bu kadar.Bundan sonra yazacaklarım bu törenden sonrasıyla ilgili.

Türkiyenin ilk basma fabrikası,genç cumhuriyetin Nazilli'ye uzanan eli,koskoca Nazilli basma fabrikası,doğum gününü kutlamaya gelen misafirlerine ikramda bulunup,ağırlamadan gönderecek değildi ya...

Her 9 ekimde basma fabrikası yemekhanesi,Nazilli halkına açılır,fabrikanın ustalıkları dillere destan,Bolu'lu aşçıları bu özel gün için geleneksel bir menü hazırlarlardı. "Mercimek Çorba,Ankara Tava ve Çoban salata".Neden bu menüde ısrar edilir,Atatürk'ün Fabrika ziyaretiyle bağlantısı varmıdır bilmiyorum ama her yıl 9 Ekim günü mutlaka bu geleneksel menü hazırlanır,bazen menüye kola,gazoz gibi meşrubat ikramlarıda ilave edilirdi.

Önce haşlanmış,sonra kızartılmış ve hayvanın en güzel yerlerinden kesilmiş irice bir et parçası bolca pilavın üstünde ikram edilirdi.Misafirler işçilerle birlikte aynı masalarda yemeklerini yer törene katılanların hepsi doyuncaya kadar yemek devam ederdi.Konuklardan yemeklerle ilgili övgü sözleri duydukça,onları sanki evimizde ağırlamışız gibi göğsümüz kabarırdı...
Fabrika aşçılarından herkes çok memnundu öyle ki aşçıbaşı Mehmet Ali ARSLAN ve kardeşi Mustafa ARSLAN (sonradan abisinin yerine aşçıbaşı oldu) yaz boyunca Kuşadasındaki Sümerbank kampına götürülür yurdun çeşitli yörelerinden tatile gelen Sümerbanklılara evlerinde bile yiyemeyecekleri,Dalyan köfte,Çiftlik kebabı,kadınbudu köfte gibi özel yemekler yaparlardı...

(Aşçılarımızdan,hakka kavuşanlara rahmet,yaşayanlara sağlıklı ömür dileriz..)

Yıllar,yılları kovaladı,Gıdıgıdı seferden kaldırıldı,törenlerin coşkusu giderek azalmaya başladı, eskisi gibi kalabalık olmuyor,yemeklere katılan misafir sayısı her yıl öncekine göre biraz daha azalıyordu. Eski aşçılar emekli olmuş,yerlerine yenilerinin alınması.özelleştirme nedeniyle durdurulmuştu. Ünlü ustaların yetiştirdiği usta aşçılara,dokumadan,iplikten gönderiler mesleği aşçılık olmayan arkadaşlarımız ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlardı...

Artık Ankara Tava artık eskisi gibi lezzetli değildi...
Etlerin kemikler daha kalınlaşmış,eskisi gibi lop değil,yağlı, kıkırdaklı,hatta pilavın üstünde kaburga bile görmeye başlamıştık.
Akla gelen her yönüyle dünyaya örnek olmuş,Nazilli basma fabrikası İMF dayatmalarıyla eli kolu bağlı,muhtaç hale getirilmişti..

Yine de Atasının onuruna, kapatılıncaya dek,yemekhane kapılarını misafirlerine açıp, Ankara tava ikram etmeye devam etti...

Merak edenlere söyleyeyim.
Atatürk'ün Nazilli'ye gelişi hala kutlanmaya devam ediliyor, Nazilli gar'ında başlayan tören, Nazilli gar'ında bitiyor.Protokoldan 3-5 kişi makam arabalarıyla fabrika müdüriyet binasındaki Atatürk müzesini ziyaret ediyor.

Nazilli Basma fabrikası kapalı..
Müzenin duvar boyaları kabarmış,tavanı akıyor,yerdeki halılar çürümekte.
Artık, Nazilli Basma Fabrikası mutfağında "Ankara Tava" pişmiyor.
Zaten,bana göre, fabrikasına yeterince sahip çıkmayan Nazilli halkı da Ankara Tava'yı,hak etmiyor. Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN

Renkli Fotolar için www.nazilliadalet.org teşekkür ederiz.

9 Ekim 2009 Cuma

NAZİLLİ SÜMERBANK AÇILIŞ TÖRENİ

VİDEO

NAZİLLİ BASMA FAB. AÇILIŞ TÖRENİ (9 .Ekim.1937)

VİDEO

NAZİLLİ SÜMERBANK TANITIM FİLMİ (1937)

Bugün 9 ekim 2009 ulu önder Atatürk’ün Nazilli’ye gelerek elleriyle açılışını yaptığı cumhuriyetin büyük eseri Sümerbank Basma Kombinasının 72 . açılış yıldönümü.

Atamızın bize emanet ettiği bu büyük kuruluşa ve diğer emanetlerine sahip çıkamadık.Birbirimize düşüp,bu günlerin gelmesini sabırla bekleyen Türkiye’yi mandacı ve dışa bağımlı hale getirecek liberal ekonomist siyasetçilere gereği gibi karşı duramadık.

Artık kaybettiğimiz değerlerin ötesinde cumhuriyetimizi, bağımsızlığımızı ve asıl önemlisi vatanımızı kaybetme noktasına doğru hızla ilerliyoruz.Maziye bakıp ağlama ve mazeret arama zamanı çoktan geçti.

Artık,ne zaman ?

Sistemli bir şekilde eserlerini yok ederek Atatürk’ü ve yeniliklerini unutturmaya çalışan zihniyetin oyunlarını seyretmekten vazgeçeceğiz.

Ne zaman ?

20 yıldır hiçbir siyaset üretmeden koltuk muhafaza memuru gibi çalışan politikacıların zincirlerinden kurtulacağız.Daha ne kadar sağcılık,solculuk morfiniyle uyuyup memleketimizin,demokratik kuruluşların,milli değerlerin uçup gidişini "öküz'ün trene baktığı" gibi seyredeceğiz?

Ne zaman ? Aklımız başımıza gelecek ?

İlhan ÖDEN

17 Şubat 2009 Salı

Siz GIDIGIDI'yı bilirmisiniz ?


GIDIGIDI

Gıdıgıdı Nazilli sümerbank Basma Fabrikası işçilerini fabrikaya,iş dönüşü de evlerine taşıyan servis aracına,Sümerbank personeli tarafından,çalışırken çıkardığı seslerden yapılan benzetmeyle takılmış isimdi. Başka varmıdır bilmem ama sanırım Türkiyenin TCDDY.na ait olmayan tek treniydi.

Gıdıgıdı görevini 1937 den 1980 li yıllara kadar başarıyla yerine getirdi.Fabrika işçi,memur ve mensuplarının hanımlarını, çocuklarını çarşıya , pazara, okula yorulmadan taşıdı durdu.

Seferden kaldırılalı pek çok seneler geçmesine rağmen,Atatürk'ü anmak için yılda birkez giyinip kuşanıp,oflaya poflaya da olsa onurlu seferine çıkıyor.Belki Atatürk ve onu götüreceği fabrika artık yok ama o inatla seferini sürdürmeye gayret ediyor.
(Son çalıştırılma tarihi 9 Ekim 2005)

Atatürk'ü ve Sümerbank'ı tarihten silmeyi misyon edinmiş zihniyetlerin öncelikli hedeflerinden sonra sıranın kendisine geleceği güne kadar Nazilli belediyesine ve Adnan Menderes Üniversitesine emanet son bir gayretle yaşamaya çalışıyor.



GIDIGIDI ANILARI

Gıdıgıdı bizim dönemin çocuklarının anılarının baş köşesinde yeralır.Merkezden yaklaşık 4 km kadar uzak olan fabrika ile sinemaların,çarşının,bayram yerlerinin olduğu Nazilli şehriyle olan bağlantımızı Gıdıgıdı sağlardı.Elbette belediye otobüsleride vardı ama onlar paralıydı.Gıdıgıdıyla gitmek hem eğlenceli,hem koca bir müessesenin parçası olmanın gururu hemde cepte harcamak için kalacak ekstra 25-50 kuruş harçlıktı.Gıdıgıdının hareket saatleri hepimiz tarafından ezbere bilinirdi,hatta yöre halkı doğrudürüst saat bile kullanmaz Gıdıgıdı düdüğüyle vaktin hesabını yapardı.Dolu olduğunda ağır ağır nazlı nazlı yukarı Nazilli'ye doğru gider yükünü boşaltınca uçarcasına aşağı Nazilli'ye fabrika kapısına doğru son sürat dönerdi.Fabrikaya 400-500 metre kala hiçbir aracın kornasına benzemeyen meşhur düdüğünü çalar,fabrika tren kapısı bekçisine "Kapıyı aç ben geliyorum" diye bağırırdı.




Sümerbank tren kapısı


Gıdıgıdı fabrika içi ana istasyonda (Fotoğraf Yeniasır Gazetesi)

Fabrika içerisindeki Ana istasyonda,bakım ünitesinin ve tamircilerin olduğu bir atölye vardı.Tamirciler TCDDY.dan diplomalı fakat sümerbank personeli makinistlerdi.Her zaman yedekte başka bir tren olması ve seferlerin aksamaması için gayret gösterirlerdi.Biz küçüklerin gözünde trenciler fabrika müdüründen bile önemli kişilerdi.

Fabrika nizamiye kapısıyla tren istasyonu arasında 100 metre kadar bir uzaklık vardı.Nizamiyeden girip 25-30 metre yürüyüp köşeyi dönünce tren karşıdan görünür gelenleri acele ettirmek için bazen sanki hareket ediyormuş gibi küçük bir kalkış hareketi yapan uyanık makinistler gelenleri treni kaçırma korkusuyla rekortmen koşucu gibi koştururlardı.Biz genelde erkenci olduğumuzdan tren penceresinden koşuşanların trene yetişip yetişemiyecekler heyecanını yaşardık.Gıdıgıdı nadiren kalanlar olsada genellikle kimseyi bırakmamaya çalışırdı.

Bazen Gıdıgıdı'yı başka amaçlar içinde kullanırdık.Bölgenin güçlü takımlarından Sümerspor'un büyük takımlarla maçı olduğunda fabrika alanı içindeki stadyuma biletsiz girebilmek için yenimahalle orta istasyonuna gider oradan Gıdıgıdı'ya binerek zahmetsizce fabrika tren istasyonu yanındaki futbol sahasına girerdik.


Bazen Gıdıgıdı'nın yavaş gitmesinden yararlanarak istasyon haricinde tren seferdeyken inmek veya trene binmek isteyenler olurdu,haliyle böyle durumlarda ölümlü kazalarda olabiliyordu.Bunu önlemek için trenin en önünde Tren personelinden nöbetçi olurdu ama tren istasyona yaklaşınca atlamalar yoğunlaşırdı.Atlamayı bilenler atlar atlamaz tren istikametinde koşarak hız azaltıp kolayca inerler,onlara heveslenen acemi atlayıcılar ise atlayıp durunca yüzü koyun düşerek sakatlanırlardı.



Hiç unutmam okumaya yeni başladığım yıllarda tren içinde,yukarıda bir tanesinin fotoğrafını paylaştığım uyarı tabelalarını okumaya çalışır fakat anlamını bir türlü çözemezdim. " KATARIN SEYRİ ESNASINDA PENCERELERDEN SARKMAK SAHANLIKLARDA DOLAŞMAK MEMNUDUR" yada "CIGARA İZMARİTLERİNİ PENCEREDEN DIŞARI ATMAK MEMNUDUR" Buradaki memnu kelimesini çocuk aklımla "memnuniyet" hoşnutluk anlamında yorumlar bu nasıl çelişki diye düşünürdüm.Yıllar sonra "memnu" kelimesinin eski türkçede yasak anlamına geldiğini öğrendiğimde kendi kendime çok gülmüştüm.



Gıdıgıdı yolu yakınında oturan ninemlere gittiğimizde,dayımın oğluyla fabrika demiryolunun okalüptüs ağaçları sıralı kenarında oynar,raylar arasından çıkan buğdaya benzer yaprakları kara otlardan birbirimize bıyık yapardık.Trenin geçeceği rayların üzerine küçük taşlar,bakır para veya çay kaşıkları koyar sonra sapını kıvırıp yüzük yapardık.Tren geçerken sanki devrilecekmiş gibi korkar suçlanırdık.Fakat Gıdıgıdının ön tekerleklerine yakın bir yere bağlı çalı süpürgeleri çoğu zaman tehlikeli taşları düşürür,çok küçük olanlarla para ve kaşıkları düşüremezdi taşlar ezilirken çıkan sesten makinist yaptığımız şeyleri anlar,bizi tanıdıkları için babalarımıza şikayet ederlerdi.

Trencilere özel toplu sözleşme maddeleri vardı.Giysi ve ayakkabıları özeldi.Şapkalarının ortasında sarı madenden çelenk içinde Sümerbank'ın meşhur anahtar şeklindeki arması yeralırdı,yazlık ve kışlık takımlar ayrıydı kumaşlar hatırladığım kadarıyla gri renkliydi.Tren personeli treni kullanan makinistler,durma ve kalkma işareti veren kontrolörler ve nöbetçilerden oluşurdu,nöbetçiler aynı zamanda trenin ve istasyonun temizliğinden sorumluydu.Yukarı istasyonda bir bekçi,Nazilli karayoluyla kesişen noktada bariyerleri indirip kaldıran bir nöbetçi olurdu.Karayolu Gıdıgıdı geçerken kapandığında bekleyen otobüslerdeki yabancılar önlerinden geçen belkide başka yerde hiç görmedikleri Gıdıgıdı'ya hayretle bakardı.


Çok eskiden Gıdıgıdı'ya daha çok kişi sığabilmesi için koltuklar sökülmüştü bayanlar erkekler ayrı vagonlarda olduğundan biz genelde babamızın bacağına sıkısıkı tutunarak ayakta yolculuk ederdik trenin kalkış ve duruşlarında vagonlarda insan dalgaları oluşur dört bir yana savrulurduk.Önceleri 3000 kişiden fazla olan personel zamanla 1500 lere kadar düşünce ahşap koltuklu amerikan filmlerinde kızılderililerin yetişmek için at koşturdukları trenlerin vagonlarına benzer vagonlar alındı.Artık güzel havalarda,hem biraz daha büyük olduğumuz için hemde demir parmaklıklarla güvenli hale getirilmiş yeni vagonların sahanlıklarında seyehat edebiliyorduk.

Sonra evlendik,Sümerbank'ta işe başladık.Bu sefer bizler servis aracı olarak Gıdıgıdı'yı kullanmaya başladık.Fakat Gıdıgıdı'nın bakımı zor masrafları ağırdı.Tasarruf ve küçülme politikası yüzünden işçi azaltımına giden kit'lerde,ülke genelinde yapılan toplu sözleşmeye konan bir maddeyle servis aracı olmayan yerlerde işçilere yol parası uygulaması başlayınca, fabrikada bir referandum yapıldı.Bilinçli olanlar karşı çıksada o gün için iyi para olan 10 lira zammın cazibesi gıdıgıdıyı mağlup etti.Üç beş yıl sonra enflasyonla çerez parasına dönen yol parasıyla birlikte.Gıdıgıdı boş yere tarih sayfalarına doğru son seferine çıkmış oldu.

VİDEO

(Tayfun TALİPOĞLU'na Teşekkürler)

Yorgun Gıdıgıdı Adnan Menderes üniversitesi Sümer kampüsü içindeki özel istasyonunda yeniden insanları taşıyabilme umuduyla bekliyor.Hem de öylesine sabırlı ve inatçı ki 20 yıldır bakımı ve tamiratı yapılmadığı halde akü bağlandığında tek marşla çalışacak kadar azimle bekliyor.

İlhan ÖDEN