atatürkün çılgın projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atatürkün çılgın projesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2020 Pazar

BİLİN İSTEDİM...

BİLİN İSTEDİM
Bu arkadaşın adı Hristodoulos Onguras 1941 yılında Yunanistanın Samos (Sisam) adasından Nazilli Basma fabrikasında çalışmaya gelmiş.

Bunun gibi kadın-erkek-çocuk çok sayıda farklı ülkelerden gelen başka yabancı işçiler de var. Şimdi bırakın elin yabancısının Nazilli'ye gelip çalışmasını, Nazilli'nin gençleri bile çalışmak için başka şehirlere gidiyor.

Hristodoulos Onguras 'ın fabrika sicil kaydı.

8 Aralık 2017 Cuma

KULAKTAN,KULAĞA BİLGİ KİRLİLİĞİ.

Sosyal medyada ve basılı yayınlarda fabrikamızla ilgili yazılar sık sık yer almaya devam ediyor. Fabrikamızdan övgüyle bahis edilmesi Sümerbank'lılar olarak bizleri mutlu etmekte. Lakin paylaşımlar giderek saçma sapan boyutlara doğru gitmeye başladı . Yazıları hazırlayanlar çocukken oynadığımız "Kulaktan,kulağa oyunu" gibi okuduklarını,duyduklarını yarım yamalak anlatırken kafalarına göre ilaveler yapıyor,olmayan şeyleri varmış gibi yazıyor,anlatıyorlar. Onlar saçmaladıkça yazdıkları yanlış bilgiler çığ gibi yeni yanlışlar üzerinde yuvarlanıp büyüyerek fabrikamızın gerçeklerinden ve İnandırıcılıktan uzaklaşarak yanlış boyutlara doğru gidiyor.

Onlarca İnternet sitesinde aynen paylaşılan saçmalıklardan biri aşağıda görülen "fabrika korosu" konusunun anlatıldığı bölüm.


Evet fabrika korosu var ama  "Yemek arasında dünya klasiklerinden okumak"  Koro elemanları işini gücünü bırakıp toplanıyor,yemek yiyen işçilere dünya klasiklerinden eserler okuyor.böyle saçma bir şey olabilir mi?

Peki doğrusu ne?
Sorunun cevabı.Fabrikanın korosu var.Zaman zaman fabrika çalışanlarına, çevredeki il ve ilçelere gidip konserler veriyor. 

Peki  "Dünya klasikleri" konusu ne?
Fabrikanın içinde kütüphane var. Kütüphanede dünya klasikleri ve güncel kitaplar, mesleki literatürden yayınlar var, çalışanlar yemek istirahatlerinde, kütüphaneden istedikleri eserleri alıp okuyorlar.

Bir başka konu fabrikanın futbol sahasının "Türkiye'nin ilk alttan ısıtmalı futbol sahası" olduğu.

Bu da yanlış. Nazilli Sümerbank futbol sahası hiçbir zaman alttan,üstten,sağdan,soldan "Isıtmalı" olmadı.

Peki doğrusu ne?
Doğrusu futbol sahamızın zeminin altında 70 santim kalınlığında fabrika santralında yakılan kömürlerin "Cüruf" dediğimiz küllerinden geçirgen bir tabaka oluşturulmuş. Böylelikle ne kadar yağmur yağarsa yağsın zeminde su birikmesi ve çamurlaşma olması önlenmiş. (Aynı sistemi fabrika içindeki voleybol sahamızı yaparken biz de uyguladık.Gayet iyi sonuçlar aldık.)

Başka bir yanlış da  "Atatürk'ün Gıdı Gıdı trenine bindiği" konusu.
Bu da doğru değil,Atatürk'ün fabrikamıza gelişini gösteren o gün çekilmiş film kayıtları var. Atatürk'ü getiren tren "Otoray" tabir edilen ve Atatürk için İzmir'den gönderilen özel bir tren. Bu konuyu o gün çekilen görüntü ve yazılan gazete haberleriyle belgeleriyle açıkladığım müstakil bir yazım var. Atatürk'ü Gıdı gıdı'ya bindirelim mi? İsteyenler soldaki mavi yazıya tıklayarak oradan detaylarıyla görerek okuyabilir. 

Peki bunu kimler yapıyor?
Hemen herkes yapıyor,aralarında güvenilir yazarlar,yayın kuruluşları,hatta  akademisyenler bile var. Belgeleri önlerine koyduğumuz halde yazdıklarında israr edenler de var.

Peki bu hataları nasıl yapıyorlar?
Araştırmacı,sorgulayıcı olmadıklarından,İnternet'ten sağdan soldan buldukları yazıları,bilgileri doğruluğunu kontrol gereği duymadan kesip yapıştırarak adeta bir birini deviren domino taşları gibi  yanlış bilgileri yayıyor,hurafeler oluşturuyorlar. Üstelik iyi bir iş yaptıklarını zannederek yıllarca temizlenmeyecek bilgi kirliliği oluşturuyorlar.

Tabi ki işlerini hakkıyla yapan değerli hocalarımız da var yazımı onları ayrı tutarak paylaşıyorum. Belki onlar yukarıdaki bilgi kirliliğini yayanlar kadar ünvanlı ve popüler değiller ama onların biz Nazilli Sümerbank'ı yaşayarak öğrenenlerin gönlündeki yerleri çok farklı. Onları sevgiyle,saygıyla selamlıyorum. İlhan ÖDEN

30 Ocak 2015 Cuma

"Su nerede,fabrika orada" (Orlof heyeti)

Bu yazımda sizlere İzmir İktisat kongresinde alınan kararlar doğrultusunda Türk-Sovyet ortaklığıyla  kurulacak fabrikaların nerelere yapılacağı konusunda  araştırmalar yapmak üzere  Profosör Orlof başkanlığında kurulan heyeti anlatacağım.

Proje,tüm kaynaklarını Balkan ve Cihan savaşlarında yitiren genç cumhuriyetin diriliş projesidir.Bu konuda en yakın desteği ,8 milyon dolar faizsiz kredi ,her türlü ekipman ve teknik yardımla Sovyetler birliği verir.

1932 yılında Sovyet Proje Tröst Müdürü Prof. Orlof Başkanlığı’nda bir heyet Türkiye’ye gelir ve Türk uzmanlarla birlikte hangi fabrikanın hangi şehirde kurulacağı kararlarının verilmesi için tüm ülkeyi dolaşır. Orlof heyeti raporunu tamamlar ve Türkiye birinci beş yıllık kalkınma planını uygulamaya koyar.
FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNE TIKLAYIP BÜYÜTEBİLİRSİNİZ.

Genç Türkiye cumhuriyeti, Sovyetlerden alınan kredi ve teknik destekle sanayisinin çekirdeğini oluşturacak fabrikaları kurar, yaralarını sarma ve yeniden diriliş için önemli adımlar atar.


Heyet,raporu hazırlamak için çıktığı yurt gezisinde ,önerilen Nazilli'ye de uğrar.Su kaynakları, çevredeki kömür yatakları, arazi yapısının pamuk üretimine uygunluğu,demiryolu ulaşımı gibi faktörleri değerlendirir,fabrikanın şehir merkezine yapılması için yapılan politik baskılara rağmen  "Su nerede,fabrika orada" diyerek . Nazilli basma fabrikasının bugün olduğu yerde yapılmasına karar verir.

YUKARIDA SOVYET MÜHENDİSLERİN ÇİZDİĞİ 1933 NAZİLLİ KROKİSİ

Ne yazık ki Atatürkle başlayan Milli Sanayiyi kurma ve kendi ayakları üzerinde durma hamlesi , planlı ve devletci politikalar daha sonraki hükümetlerin  Amerikan merkezli liberal ekonomik sistemi benimsemesi sonucunda terkedilir.
Tamamlansa ülkemizi düyanın güçlü ülkeleri arasına sokacak bu hamle ilk yıllardaki hedef ve heyecanı yitirince,uygulanan popülist ve günü kurtarma politikaları sonucu işlevini kaybeder.

Cumhuriyetin gözde kuruluşları, siyasi kararlarla giderek amacından uzaklaştırılarak sıradan fabrikalar haline dönüştürülür. 1990 sonrası dünyada esen özelleştirme rüzgarları sonrasında,
İMF baskısıyla,kazanımları ve kayıplar gözetilmeksizin birer birer kapatılıp arazilerine üretimden  yoksun farklı amaçlı okul,park,AVM gibi merkezler açılır..

Böylece Türkiye yakaladığı dünya ekonomisi ve politikalarında elini güçlü tutacak tam bağımsızlık fırsatını yeterince değerlendiremeden kaçırmış olur.  İlhan ÖDEN.

26 Kasım 2013 Salı

SÜMER YARDIMSEVERLER DERNEĞİ.

Nazilli Sümerbank basma fabrikasının aslında bir buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu, fabrikalar kapatılırken gözardı edilen sosyal katkının  neredeyse fabrika üretiminden daha önemli olduğunu bu sayfalarda defalarca anlattım.

Aşağı Nazilli'de çürümeye terkedilenin sadece  eski  bir basma fabrikası olmadığını, her yönüyle örnek alınması gereken  ve  %100 hayata aktarımı başarılmış muhteşem bir sosyal proje olduğunu  elime belge geçtikçe  paylaşıp gelecek nesillere anlatmaya devam edeceğim.

Daha önceki yazılarımda fabrikamızın diğer sosyal birimlerini, üretim dışı hizmetlerini,katkılarını anlattım. 

Bu yazımda size fakir ve ihtiyacı olan vatandaşlara yardım amacıyla fabrika önderliğinde kurulan Nazilli Sümer Yardımseverler derneğini anlatacağım. 

 FOTOLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Dernek başkanı fabrika müd. H. Toker'in eşi Fütuat hanımdır.

Derneğin 1949 yılı faaliyetlerinin dağılımı şöyledir.
YAPILAN YARDIMLAR.
126 aileye yakacak (kömür) yardımı.
80 aileye gıda yardımı (Un.vs.)
30 öğrencinin giyim ve okul masraflarının karşılanması.
Önceki yıllardan devam eden "Daimi yardımlar"
38 kişiye bir defaya mahsus nakit para yardımı.
10 hastaya tedavi ve ilaç yardımı.
İhtiyacı olanlara yemek yardımı.
155 bayana dikiş kursu hizmetinin finansmanı.


Dernek faaliyetlerinde toplam. 4527.23 lira harcanmış ayrıca dikiş kursunu bitirenlerden 55 bayana dikiş temin ederek sürekli gelir sağlayacak iş bulunmuştur.

Nazilli Basma fabrikası ve diğer Sümerbank fabrikaları kaliteli ucuz sanayi malları üretiminin yanısıra,İnsana ve bulunduğu bölgeye hizmete öncelik vermiş, çok para kazanmak hedefinde hiç bir zaman olmamıştır.


Fabrikaların "Para kazanmadığı , devletin sırtına kambur olduğu" gerekçesi ve karalama kampanyalarıyla kapatıldığını düşününce aslında bu kurumlara ne kadar büyük haksızlık yapıldığı bu örneklerle daha iyi anlaşılmıyor mu?

Nazilli Basma fabrikası 10 yıldan fazla bir süre ülkenin tek basma fabrikası olarak çalıştı. Adeta "Altın yumurtlayan tavuk" gibiydi. Kazandığı paralarla fabrikaya yatırım yapılsaydı Nazilli basma fabrikası avrupanın en büyük tekstil fabrikalarından biri olmaz mıydı? Sevgiyle kalın İlhan ÖDEN

Kaynak : L'ILLUSTRATION de L'ORİENT dergisinin 1950 yılında yayınlanan  "özel sayısı"

16 Mayıs 2013 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERBANK yazın Mezar Taşıma...

Fabrikamız 2002 yılında kapatılıp,Aydın Adnan Menderes Üniversitesine devredildi.Yapılacak başka bir şey yokmuş gibi ilk iş olarak fabrikamızın giriş kapısındaki "Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası" yazısı sökülüp yerine ADÜ Sümer kampüsü yazısı yazıldı.Üniversitenin kendi adını kapıya yazmasına kimse karşı çıkmaz ama Atatürk'ün açmak için Nazilliye kadar geldiği,Nazilli ekonomisini yıllarca ayakta tutan,19000 Nazilli'linin ekmek parası kazandığı,şehrimizin güzelliği ve büyüklüğü ile pek çok vilayetten daha iyi durumda olmasına katkı sağlamış,Venezuella da bile örnek alınıp benzeri yapılmış fabrikamızın bir plaketlede olsa isminin kapıda yazması gerekmez mi?

 
Bir insan bile vefat ettiğinde gömülüp baş ucundaki mezar taşına ismi yazılırken , Nazilli Basma fabrikasının ambarları, tuvaletlerini bile SİT alanı ilan edip korumaya alınırken "ismini" korumak neden kimsenin aklına gelmez?

Nazilli geçmişinde önemli yeri olan "Nazilli Basmaları" markasıyla tüm yurtta hatta dünyada Nazilli ismini duyuran bu büyük kuruluşa hiç mi vefa borcumuz yok.


Sümerbank lojmanlarında doğmuş büyümüş,evine ekmek götürmüş bir Sümerbank mensubu Nazilli'li olarak Nazilli Basma Fabrikası isminin bu kadar kolay unutulmasını kabul etmiyorum.

Gönlüm nizamiye kapısına,uygun büyüklükte yazılmasından yana. Bu mümkün olmazsa Hürriyet caddesinin  fabrika müdüriyet binasının karşısına gelecek ve iki taraftan da yoldan geçenlerin rahatça okuyabilecekleri,trafik akışına zarar vermeyecek yükseklikte ve büyüklükte bir pano hazırlanıp yerleştirilmesinden yana.
FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Şekli  örnek olması için ve sığdırmak için basitçe çizdim.Eğer sesimi duyup çağrımı olumlu bulurlarsa Nazilli'mizi yönetenler nasıl yapılacağına karar verirler.

Umarım yazımı sayın belediye başkanımız Haluk Alıcık bir dilekçe olarak kabul eder. Nazilli şehitlerinin isimlerini, parklara,düğün salonlarına,pazar yerlerine vererek gösterdiği vefa örneğini Nazilliye yaptığı katkıların saymakla bitmeyecek bu tarihi kuruma da gösterir.Yazımı kendisine ulaştırmaya çalışacağım.Bu konuda kendisine benden daha , yakın boğazından Sümerbank ekmeği geçmiş , yüreğinde Sümerbank sevgisi taşıyan tüm duyarlı arkadaşlardan yardım bekliyorum.
 
Cumhuriyet döneminin en önemli projelerinden biri olan Tarihi değere ve öneme sahip Nazilli Basma fabrikası bu kadar kolay unutulmamalı. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

Not: Aşağıya fabrikamızla aynı dönemlerde yapılıp,aynı dönemlerde kapanan Kayseri Sümerbank fabrikasının nizamiye kapısının fotoğrafını koyuyorum.


Kayseri Sümerbank Fabrikası bugün AGÜ olarak (Abdullah Gül Üniversitesi) Türkiyenin en iyi üniversitesi olma yolunda ilerliyor. ve görüldüğü gibi hala Sümerbank logosu anahtarlar fabrika kapısı üzerinde duruyor.  Bizim adımız,logolarımız niye kaldırıldı ?

3 Haziran 2011 Cuma

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ.

Nazilli basma fabrikası için çok şey yazıldı.
Çılgın projelerin gündeme oturduğu günlerde “Atatürk’ün çılgın projesi” olarak, televizyon programlarında, dergilerde, gazete haberlerinde boy gösterdi.
75 yıl önce yapılmış fabrikanın, yeni yapılan fabrikalarda bile olmayan özellikleri anlatıldı, şaşkınlık içinde izlendi,okundu..
Doğru, yanlış çok şey anlatıldı ama bu yazıda anlatacaklarımı şimdiye kadar kimse anlatmadı.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ
Hemen “O da bir şey mi? Her fabrikanın silahlı bekçileri var” dediğinizi duyar gibiyim. Acele etmeyin benim bahsettiğim kişiler tabancalı güvenlikçiler değil. Elbette, fabrika çevresindeki kulübelerde, nizamiye kapısında ve diğer güvenlik gerektiren yerlerde kullanılan önceleri fabrika personeli olup, 1990 yılları sonrası kurs alıp özel güvenlik statüsünde çalışan arkadaşlarımız vardı. Bahsettiklerim onlar değil.

Anlatacağım silahlı birlik, periyodik olarak askeri eğitim alan piyade tüfekli,techizatlı kişilerden oluşan Nazilli basma fabrikası avcı birliği.

Çok şaşırdığınızı tahmin ediyorum. “Devletin ordusu yok mu?” diyenleri de duyar gibiyim. Ama vaktiyle fabrika ile ilgili en ince detayları düşünenler bunu da düşünmüşler ve gerekli görmüşler.

Nazilli basma fabrikasını yapanlar, laf olsun diye “Kombina” dememişler. Mademki her ihtiyacını karşılayacak şekilde yapılacak o zaman güvenliğini de kendi sağlayabilmeli demişler.
Sivil savunma uzmanlarımızdan Tamer Oraltay

Birliğin başında, Sümerbank’tan maaş alan fakat doğrudan içişleri bakanlığına bağlı “ sivil savunma uzmanlığı” kadrosunda çalışan bir uzman vardı. Bu uzman aynı zamanda fabrika çevresinde güvenliği sağlayan bekçilerden ve fabrika İtfaiye grubundan da sorumluydu. Yetkileri oldukça yüksekti öyle ki eğer o izin vermezse polis bile fabrika içine giremez, herhangi bir işlem yapamazdı. Ayrıca il ve ilçe sivil savunma amirlikleriyle de bağlantıları vardı. Sivil savunma uzmanı fabrika içinden uygun işçilerden seçilmiş bir itfaiye birliği (Kadrolu İtfaiyecilerden ayrı) ve Avcı birliğine de komuta ederdi. Seçilen kişilerin listesi ilçe sivil savunma amirliğine bildirilir, oralarda görev almamaları sağlanırdı. Uzman, düzenli aralıklarla,fabrika içinde mesai saatleri dâhilinde,bu ekiplere ilk yardım ve yangın söndürme eğitimi verir. Savaş veya saldırı tehdidine karşı sığınakları hazırlar. Kimyasal ve Nükleer saldırılarda yapılması gerekenler konusunda personeli eğitirdi.

Bunları kısaca anlattıktan sonra asıl konumuz olan Avcı birliğine dönelim.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİM ALANINDA

Askerliğini yapmış işçi ve memurlardan oluşan, Avcı birliğinin eğitimi, Aydın garnizonundan gelen usta askerler tarafından verilirdi. Seçilen kişiler 10 gün kadar fabrika çevresindeki uygun alanlarda "piyade" eğitiminden geçirilir, eğitim sonucunda poligona götürülüp piyade tüfekleriyle atış yaparlardı.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİMİ (1993)
SİLAHLI KUVVETLERDE DOKUMA MAKİNA BAKIMCILAR MANGASI (1993)
Bu eğitim esnasında personelden yaralananlar bile olurdu. Birliğin silah ve cephaneleri, Gıdıgıdı treninin fabrikaya giriş yaptığı kapının yanındaki büyük bekçi kulübesinin altındaki depoda muhafaza edilir, bakımları Nazilli jandarma birliğinden düzenli olarak getirtilen askerler tarafından yapılırdı.
12 yaşlarındayken "kömürlük" denilen, fabrikaya ait ama fabrika dışındaki alanda Avcı birliğinin eğitimlerini izlemeye gitmiştim. Çalışırken itfaiye birliğinde olduğum için itfaiyecilik ve ilk yardım eğitimi aldım. Avcı birliğine katılmadım ama birlikte çalıştığım arkadaşlardan avcı birliği kadrosunda olup, eğitim ve atışlara katılanlar oldu.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Son avcı birliği eğitimi ve atışlar körfez savaşı sırasında 1993 yılında yapıldı. Ondan sonraki dönemlerde Sümerbank gündemine oturan özelleştirme, satış, sözleşmeli personel yasası ve tayinler, fabrikanın tıkır tıkır işleyen düzenini bozdu. Her şey gibi avcı birliği de masal oldu gitti…

Şimdi..
“Fabrika yapmışlar, yanında, kreş, sinema, fırın, market, hamam, okul, posta hane, spor kulübü, halkevi, hastane, sosyal tesisler de yapmışlar. İçine bir de “Silahlı Birlik” koymuşlar.” Desem.
"Hayal kurma, dalga geçme " derler..
Birileri 80 yıl önce bugün bile hayal edilemeyenleri gerçekleştirmişler.

Başkaları ise, gerçekleri tekrar hayale dönüştürmeye çalışıyorlar..

Ama ben üstüme düşeni yapayım, bu güzel masalları ” Doğru” anlatmaya, bilmeyenleri “Şaşırtmaya” devam edeyim. Gerisi Allah kerim. Muhabbetle kalın. İlhan ÖDEN