.nazilli sümerbank etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
.nazilli sümerbank etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2026 Salı

NAZİLLİ SÜMERBANK İTFAİYE TEŞKİLATI.


Nazilli Sümerbank’ın, modern araçlardan oluşan ve o yıllarda pek çok vilayetin bile sahip olamadığı tam teçhizatlı bir İtfaiye Teşkilatı vardı. Fabrikanın kurulduğu 1937 yıllarında dahi, fabrika içindeki tüm bölümlerde itfaiye binasındaki santrale doğrudan bağlı özel yangın ihbar hatları bulunuyordu. Bir düğmeye basıldığında, itfaiye binasındaki ışıklı panoda yangının çıktığı yer anında görülebiliyordu.

Fabrika ve lojmanlardaki yangınlara müdahale etmek üzere daima hazır bekleyen iki tam donanımlı itfaiye aracı vardı. Fabrikamızın itfaiyecileri, ihtiyaç hâlinde şehirde ve çevrede çıkan yangınlara da müdahaleye giderdi.

İtfaiye amiri rahmetli Hayri Boztepe, millî bayramlara ve törenlere; Roma kumandanlarının savaş başlıklarını andıran gösterişli kaskı, belindeki minik baltası ve havalı üniformasıyla, itfaiye aracı üzerinde adeta bir genelkurmay başkanı edasıyla katılırdı. Onun döneminde, söndürme teknikleri eğitimleri, sportif çalışmalar ve tatbikatlarla daima hazır durumda otuzdan fazla itfaiye personeli görev yapardı.

İtfaiye teşkilatımızın görevi yalnızca yangın söndürmek değildi. Fabrika içinde uygun noktalara monte edilmiş yüzlerce yangın söndürme tüpünün dolumu ve bakımı, ayrıca fabrikanın iç ve dış lojmanlarındaki baca temizlikleri her yıl itfaiyecilerimiz tarafından yapılırdı. Bu uygulamalar 1970’li yıllara kadar devam etti.

Bunun yanı sıra, fabrika çalışanları arasından oluşturulan sivil yangın söndürme görevlilerine; yangın tüpü kullanımı, örtme yöntemiyle söndürme, akaryakıt ve elektrik tesisatı yangınlarına müdahale teknikleri konusunda eğitimler yine itfaiyecilerimiz tarafından verilirdi.

Her yıl polen dönemine yakın zamanlarda, fabrika ve lojman alanı içindeki yüzlerce çam ağacının yüksek filizlerinde oluşan ve düştüğünde yakıcı etkisi olan zehirli kurtların ilaçlanması, itfaiye araçlarının üzerindeki püskürtme fıskiyeleriyle yapılırdı.

Nazilli’nin yakıcı yaz günlerinde itfaiye araçlarımız fabrika dışına çıkar, lojmanlar arasındaki beton yolları tampon hizasından fışkırttıkları sularla yıkar, serinletirdi. Ayrıca Sümerspor futbol sahasının, maçlardan önce ve devre arasında toz çıkmaması için ıslatılması; o yıllarda nadir görülen ve gelen takımların şaşkınlıkla izlediği başka bir hizmetti.

Yukarıda anlattıklarım, 1970’li yıllara kadar Sümerbank çalışanlarının ve lojman sakinlerinin bizzat tanıklık ettiği hizmetlerdi. 1970 sonrasında itfaiye personel sayısı, fabrika personeliyle orantılı olarak azaldı; yangın ve teçhizat bakımı dışındaki hizmetler kademeli olarak bırakıldı. Fabrika kapandığında personel sayısı tek haneli rakamlara kadar düşmüştü.

Bu yazıda, çocukluk ve gençlik yıllarımda gördüklerimle çalışma hayatımda edindiklerimi birleştirerek Sümerbank İtfaiye Teşkilatı’nı anlatmaya çalıştım. İleride fabrikamızın diğer birimlerini de anlatacağım.

Bu vesileyle vefat etmiş tüm itfaiyeci babalarımıza  rahmet, yaşayan  arkadaşlarımıza sağlıklı uzun ömürler dilerim. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN


5 Nisan 2025 Cumartesi

NAZİLLİ SÜMERSPOR & FENERBAHÇE

 NAZİLLİ SÜMERSPOR & FENERBAHÇE

Bu fotoğraf maç sonrası çekilmiş. Maç Nazilli Şehir Stadyumunda oynanmış, ortadaki futbolcu Fenerbahçe'de 1953-63 yılları arasında 10 yıl oynayıp 8 yıl kaptanlık yapan, Fenerbahçe'de 4 kez şampiyonluk yaşamış, Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra 1 sezon da Galatasaray'da oynayıp 1 şampiyonluk da orada kazanmış milli futbolcu Naci Erdem.

Etrafında Nazilli Sümerbank çalışanları var. Naci Erdem'in solundaki bıyıklı kişi. Fabrikamızın Makine bakım bürosunda çalışanlarından, rahmetli Emin Hilmi Erkal, sonradan Aydın Tekstil'e geçmiş, personel müdürlüğü yapıp, emekli olmuş. 2005 yılında vefat etmiş. Fotoğrafı oğlu Eray Erkal gönderdi teşekkür ederim.
İskender Kuvaki . Nazilli stadyumunda Fenerbahçe'ye karşı oynamış.
Bu maçta oynayan Sümerspor'lu futbolculardan İskender Kuvaki halen yaşıyor. Geçtiğimiz yıllarda fabrikamıza yaptığı ziyarette tanışıp görüşmüştük. Bana bu maçın Nazilli şehir stadında oynandığını ve o maçta oynadığını kendisi söylemişti. O maça dair mutlaka başka fotoğraflar da vardır ama maalesef Sümerspor 1970 yıllarında kapatıldığında tüm kupaları, madalyonları, şiltler ve tüm fotoğraflar Ankara Ulus meydanındaki eski genel müdürlük binasına gönderilmiş. Orası da şimdi Sosyal Bilimler Üniversitesi oldu, oradaki depodan almak için girişimlerimiz olduysa da alamadık. Artık akıbetlerinin ne olduğu konusunda bilgimiz yok. Fabrika müzesindeki kupalar kulübün tekrar açıldıktan sonra kazandığı kupalar. İlhan Öden

18 Kasım 2023 Cumartesi

TALAŞ SOBALARI

 


TALAŞ SOBALARI

Nazilli Sümerbank, lojmanlarında oturan çalışanlarına kışın yakacakları, tahta parçası ve talaşlarını bile verirdi. Talaş ve tahta parçaları fabrikanın ağaç işlenen Mekikhane, masurahane ve marangozhane gibi atölyelerinden gelirdi. Düşünün yaklaşık 450 lojmana bir kış boyunca yetecek kadar talaş ve çıkıntı tahta çıkarıp, muazzam üretim yapan atölyeler. Bu atölyeler sadece Nazilli fabrikasının değil, Türkiye’deki diğer Sümerbank fabrikalarının ve hatta bazı özel tekstil firmalarının mekik, masura, vurucu kol ve diğer ağaç aksamının üretimini yapıyordu...

Kış ayları yaklaşınca fabrikanın marş motoru olmadığı için önden Z harfine benzer demir manivela sokulup çevrilerek çalışan kahverengi kamyonuna dağ gibi yüksek talaş çuvalları yüklenir, sıra ile ayrım yapılmaksızın her lojmana eşit miktarda dağıtılırdı. Herkes çuvallarını lojmanlarının bitişiklerine yaptıkları odunluklarına boşaltır, çuvalları teslim eder, dağıtım herkes alıncaya kadar devam ederdi. Tahta parçası almak isteyenlerde isimlerini yazdırır, hatalı üretilen ya da üretim sırasında kırılıp işe yaramaz hale gelen masura, takoz gibi çıkıntılar çuvallara doldurulmuş olarak gelirdi. Biz Sümerbank çocukları özellikle bu çuvalların gelmesini dört gözle beklerdik. Çuvallardan çıkanlarla kendimize, masuralardan tabanca, takozlardan, tren, araba gibi oyuncaklar yapardık...
Odunluklarımız tepeleme yakacakla dolardı. Lojmanlar küçük odalardan oluştuğundan, hemen herkes talaş sobası kullanırdı. Talaş sobaları ince sacdan yapılmış, üzerinde tamamen açılabilen kapağı, önünde sürgülü küçük bir deliği olan basit sobalardı. Üst kapak açılır önceden hazırlanmış talaş kovası sobaya yerleştirilir, kapak kapatılırdı. Öndeki küçük "Sürgülü kapak" sobanın kontrol merkezi olup yanma hızını ayarlamak bakımından çok önemliydi.

Herkesin en az 2-3 boş talaş kovası olurdu. Talaş kovası hazırlamak başlı başına bir uzmanlık gerektirirdi. Üstünkörü hazırlanan talaş kovası 5 dakikada yanar biter iyi ısıtmazdı. Önceleri bizim kovaları babam hazırlardı. Ortaokula başlayınca bu görev bana devredildi. Artık kovaları ben basacaktım. "Basmak" fiili öylesine söylenmiş bir kelime değildi. Kovaları hazırlarken ortaya hava deliği için bir boru sokulur etrafına doldurulan talaşlar önce ağır bir tokmakla vurularak sıkıştırılır, kova ortalara kadar gelince üzerine çıkılıp ayakla basılarak sıkıştırıla, sıkıştırıla doluncaya kadar basılırdı. Talaş ne kadar sıkı basılırsa kova o kadar uzun süre dayanırdı. Gevşek basılan kovalardaki talaş erkenden çöker, çökerken de sobanın alt önündeki delikten kıvılcım püskürtürdü. En çok korktuğumuz şey de kıvılcım tehlikesiydi. Sobanın önündeki halıları, kilimleri yakıp yangın çıkarabilirdi.

Fabrika İtfaiyecileri tarafından her yıl temizlenen lojman bacaları, talaş sobalarının keyfini kat, kat arttırırdı. Ilık havalarda az açılan sürgülü delik ile kalorifer gibi için için yanan talaş sobaları, soğuk havalarda önü açılınca adeta lokomotif gibi "Puf, puf, puf..." sesleriyle gürül gürül yanardı. Sobanın ince sacdan kenarları hafiften kızarırdı. İşte o zaman sıra kestanelere gelirdi. Bıçakla kabuğunu yardığımız kestaneleri üst kapağın tamamını kaplayacak kadar dizer, arada bir sobanın ayrılmaz demirbaşı uzun maşalarla kestaneleri çevirir pişirirdik. Kahvaltıda sobanın, üzerinde ekmek kızartıp tereyağı ve peynirle yemek, Sucuğu çatala batırıp sobanın ön deliğinden biraz içeri sokarak pişirmek ekstra güzelliklerimizdi...
O zamanlar mangaldan, kömür sobasından sızan gazlardan zehirlenmeler, ölümler olurdu. Talaş sobası o bakımdan da özellikle diğer sobalara göre çok daha emniyetliydi...

İşte böyle...
Yazdıklarım özel bir şey değil her Sümerbank çocuğunun bildiği, yaşadığı güzel şeyler...
Aslında Sümerbank'ın o kadar çok anlatılacak hikayesi var ki...
Neyse onları da başka zaman yazarım. Sevgiyle kalın... İLHAN ÖDEN

18 Eylül 2021 Cumartesi

SÜMERBANK LOGOMUZU ÇALMIŞLAR.

 

ÜZÜLSEK Mİ YOKSA SEVİNSEK Mİ BİLEMEDİM?

Rahmetli Mehmet Ali Kağıtçı tarafından tasarlanıp çizilen Sümerbank'ın anahtar şeklindeki logosunu almış kullanıyorlar. Fabrikalarımız, banka şubelerimiz, mağazalarımız, gayrimenkullerimiz gitti. Çalınmadık bir logomuz kalmıştı onu da çalmışlar.

Maliye bakanı Kemal Unakıtan böbürlene, böbürlene 'Sümerbank'ı bitirdik, yakında tarihten siliniyor. Elinde bir şey kalmadığı gibi ismini de kaldırıyoruz' demişti...Logomuzu hesaba katmamış anlaşılan .Biz kullanamasak da birileri hala kullanmaya devam ediyor.


İşte böyle, Kemal Bey, sen çoktan tarihten silindin gittin, biz olmasak adını anan yok. Gerçi biz de seni pek hayırla anmıyoruz ama yine de haberin olsun. 

19 Nisan 2020 Pazar

BİLİN İSTEDİM...

BİLİN İSTEDİM
Bu arkadaşın adı Hristodoulos Onguras 1941 yılında Yunanistanın Samos (Sisam) adasından Nazilli Basma fabrikasında çalışmaya gelmiş.

Bunun gibi kadın-erkek-çocuk çok sayıda farklı ülkelerden gelen başka yabancı işçiler de var. Şimdi bırakın elin yabancısının Nazilli'ye gelip çalışmasını, Nazilli'nin gençleri bile çalışmak için başka şehirlere gidiyor.

Hristodoulos Onguras 'ın fabrika sicil kaydı.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Babamla sohbet...

Rahmetli babam Nazilli basma fabrikasında dokuma ustasıydı. İşini seven ve kendini geliştirmeye çalışan biriydi. Çalıştığı yıllarda Northrop dokuma tezgahlarının batarya ve roper cihazları üzerinde yaptığı değişikliklerle,üretime katkı sağladığı için iki kere ikramiye ile ödüllendirilmişti.

Aile toplantılarında bile fabrikadaki çalışmalarından, o gün yaşanan olaylardan ve tezgah arızalarından konuşur,çözümler konusunda arkadaşlarıyla fikir alışverişlerinde bulunurlardı. Günlük yaşantılarının her diliminin merkezinde fabrika ve dokuma salonu vardı.Yaş haddinden zorunlu emekli edilinceye kadar, tam 33 yıl Nazilli Sümerbank'a hizmet etti.
Askerlik dönüşü Dokuma makina bakımda işe başladığımda birkaç yıl bende babamın çalıştığı Northrop dokuma tezgahlarının tamir ve bakımında çalıştım. Beraber olduğumuzda ne yapar eder sözü hep dokuma salonuna,dokuma tezgahlarına getirir,eski günlerde yaşadıklarından bahseder, sohbet ederdik. Bana tezgah arızalarıyla ilgili bildiklerini,deneyimlerini adeta o anları tekrar yaşar gibi heyecanla anlatırdı...

1985-86 yıllarında Northrop tezgahlar üretimden kaldırılıp yerine  Dornier dokuma tezgahları getirildi. Artık yeni tezgahlarda çalışmaya başlamıştık. Babamla dokuma salonu sohbetlerimiz devam ediyordu ama şekli değişmişti. Artık  eski tezgahlar ile yeni tezgahlar arasındaki benzerlikleri ya da  farklılıkları konuşuyorduk.
 Eskiden o anlatıyor,ben dinliyordum,artık ben anlatıyordum o merakla dinliyordu.
Yeni tezgahlarda teknolojik bakımdan eski tezgahlara göre önemli değişiklikler vardı. Her gidişimde bir yolunu bulup sözü yine dokuma tezgahlarına getiriyor, sorular sorup yeni tezgahlardaki teknolojik gelişmeleri öğrenmeye anlamaya çalışıyordu.
Eski tezgahlarda friksiyon dişlisi, yeni tezgahlarda kavrama sistemi var diye başlar, kavrama sisteminin,friksiyon dişlisine göre üstünlüklerinden bahseder,atkı ipliği koptuğunda mekiğin yuvada kaldığını,çözgü ipliği koptuğunda tezgahın iplik geçirme pozisyonunda durduğunu anlatırdım. Hayretle dinlerdi.
Başka bir gün atkı çatalını sorar, masuranın üzerinde metalden yüzük olduğunu,atkı ipi azalınca elektrikli sistemin bu yüzük vasıtasıyla devreyi tamamlayıp masura değiştirdiğini anlatırdım.

Bu gelişmeleri anlattıkça sanki hala çalışıyormuş da işi kolaylaşmış gibi mutlu olurdu.

Ara sıra futboldan,siyasetten bahsetsek de...
Babamı en mutlu eden sohbetler bunlardı. Bende onu mutlu etmek için bıkmadan, sıkılmadan  anlatırdım.
Sağlık durumu izin verse kesinlikle yeni tezgahları görmeye giderdi. 

Mesleğini seven,işini gerektiği gibi yapmaya çalışan ve bunun için yarışan örnek bir nesil... 
Bir daha asla o salonda çalışamayacağını bildiği halde hala öğrenme çabasındaki bir nesil...

Nazilli Basma fabrikası 20 Mayıs 2002 tarihinde kapatıldı.
Babam fabrika kapatıldıktan 15 gün sonra,6 Haziran 2002 tarihinde vefat etti...
Sanırım artık konuşulacak bir şey kalmamıştı... İlhan ÖDEN










11 Kasım 2019 Pazartesi

HER ŞEYİ DÜŞÜNMÜŞLER....



Köşe yazılarında Nazilli Basma fabrikasını anlatan yazarlar,fabrikamızın açılış yıllarında örneklerine az rastlanan özelliklerini  sayarken fabrika salonundaki piyanodan da hayretle bahsederler. 

Bugünkü yazımızın konusu da işte bu piyano. Piyano hala fabrikada, eski müdür lokalinde duruyor. Uzmanlarının değerlendirmesine göre durumu pek iyi değil,tekrar kullanılması zor görünüyor. 

Bizim jenerasyon Sümerbank çocukları fabrika orkestrasına yetişemedik,aklımız ermeye başladığı günlerde orkestra ve fabrika bandosu çoktan dağıtılmıştı. Piyano hala balo salonunun köşesinde vişne rengi bir yünlü kumaşla örtülü duruyordu. Bazen örtüyü kaldırır tuşlarına basardık, öğrendiğimiz basit okul şarkılarını piyano ile çalmaya çalışırdık.

Bugün elime geçen bir belge yetişemediğimiz dönemlerde fabrika piyanosundan Ankara konservatuvarına uzanan bir yolculuğu anlatıyor.Nazilli Sümerbank çalışanlarından baş ressam Hamdi Berdi'nin kızı Betigül Berdi yazmış.


Dilekçe, 1944 yılının Nisan ayında yazılmış...
Öykünün sonunu bilmiyorum ama 1944 şartlarında Nazilli'den küçük bir kızın konservatuvar   piyano bölümüne gidebilmesinin yolunu açan bir fabrika piyanosunu vurgulamak istiyorum.


Ve tabi ki o piyanoyu Nazilli'ye getirme vizyonuna sahip aklı da vurgulamak...
Bazı dar kafalar için bunlar önemsiz şeyler olabilir ama benim gibi düşünenlere göre "Adamlar her şeyi düşünmüş abi..." Sağlıcakla kalın.... 
İlhan Öden

17 Eylül 2019 Salı

PATLAK AMPULLERİN HİKAYESİ

Sümerbank çocukları, Nazilli Basma Fabrikasına, Sümerbank çalışanlarından farklı gözle bakarlar. Çalışanlar için iş yeri, ekmek teknesidir Sümerbank... Sümerbank çocukları için ise gözlerini açtıkları, her türlü güzelliği içinde barındıran, adeta onları mutlu etmek için yaratılmış ayrı bir dünyadır ve bu dünyanın her köşesinde ayrı hikayeler, anılar vardır. Fırsat buldukça hikayelerimi yazıyorum. Bugün gözüme takılan şu patlak ampullerin hikayesini yazacağım.


Ampullerin en son ne zaman  yandıklarını hatırlamıyorum. Ben sizi fabrikada üretimin ve disiplinin en yüksek olduğu 1970 öncesi yıllara götüreceğim.  Nazilli'de milli bayramların coşkusunun en çok görselliğe dönüştüğü kurum kuşkusuz Sümerbank Basma fabrikasıydı. Süslemelerin en yoğun olduğu yer de Nizamiye kapısı ve çevresiydi.


Fabrikanın önü adeta bayram yeri gibi olurdu.
İlk süslenen yer fabrika İdare binasının önünden Hürriyet caddesine açılan Kamyon giriş kapısının birkaç metre yukarısındaki iskeleti borulardan yapılmış üzerinde HOŞGELDİNİZ yazılı "Zafer Takı" olurdu. Sonraki yıllarda Hürriyet caddesi genişletilip çift yönlü olunca bu tak üzerinde SÜMERBANK yazan daha büyük ve gösterişli yeni bir tak ile değiştirildi. Tak ayakları mersin dallarıyla kaplanıp, bayraklarla süslenirdi.

Nizamiye kapısına neredeyse kapıyı tamamen kapatacak büyüklükte koca bir Türk bayrağı asılır, kapının sağında ve solundaki personel ve tahakkuk servislerinin olduğu bölümlere yaklaşık 1 metre boyunda daha küçük ipe geçirilmiş çok sayıda bayrak sıra halinde dizilirdi. Ayrıca nizamiye kapısı ile tam karşısındaki elektrik direkleri arasına da Hürriyet caddesini üzerinden enlemesine geçen iki sıra ipe geçirilmiş aynı büyüklükteki bayraklar ve altından geçen araçlara değecek kadar büyük Atatürk portresi asılırdı.

Yüze yakın bayrakla süslenmiş nizamiye kapısı, "Kırmızı gelinlik giymiş Anadolu gelini" gibi gündüzü süsler, gece olunca da şimdi patlak kalıntıları kalan sıralı ampuller Anadolu gelininin alnında ve göğsünde dizili altınları gibi ışıl, ışıl parlardı...

Bu görkemli görüntüyü görüp etkisinde kalmamak mümkün değildi.
Parlak ışıkların, bayrakların ardında Cumhuriyetin gücü ve Sanayide devleti temsil eden Sümerbank'ı görüyor, yıkılmaz kale gibi görünen dev kuruluşun bir parçası olarak göğsümüz kabarıyordu.

1990 lara doğru, milli bayramları bir kaç bayrakla geçiştirmeye başladık. Nizamiye kapısını eskisi gibi görkemli süslemez, ampulleri yakmaz olduk..."Önce milli coşkuyu, sonra da Sümerbank'ı kaybettik". Kaybetmeye devam ediyoruz. Sevgiyle kalın. İlhan Öden

27 Mayıs 2019 Pazartesi

NAZİLLİ SÜMERBANK RADYOSU 2

Fabrika açıldığında Nazilli'ye pek çok yenilik getirmiş. Bunlardan biri de Nazilli Sümerbank radyosuymuş. O dönemde radyo yayınları henüz ülke genelinde bile dinlenemiyorken, fabrikamızın içinde sürekli yayın yapan bir radyo varmış. Radyo genelde müzik yayını yaparmış, arada duyurular anonslar yapılırmış. Radyonun Ekrem Dilsiz (Dilsizoğlu) adında bir spikeri ve yöneticisi varmış. Ekrem Dilsiz aynı zamanda mizah yeteneği olan şovmen biriymiş. Aralarda çeşitli fıkralar anlatır, taklitler yaparmış. Radyo yayınları ülke genelinde dinlenilmeye başlanınca çıkartılan "Radyo-Telsiz Kanunu" ile özel yayın yapan radyolara yasak gelmiş. Nazilli Sümerbank radyosu da böylelikle tarihe karışıp unutulmuş gitmiş Çalıştığımız dönemde Nazilli Sümerbank hakkında çok bilgimiz yoktu ama radyomuzun rahmetli spikeri Ekrem Dilsiz'i ve ailesini az da olsa tanıma şansım oldu.


 1983 yılı Haziran ayında fabrikaya giriş yaptım. O yıllarda sıkı denetim vardı, fabrikaya, radyo, gazete, fotoğraf makinesi sokmak yasaktı. 1985 yıllarına kadar bu böyle devam etti. 1980 darbesinin arkasından Sıkıyönetim sonrası, sivil yönetimin gelmesiyle ülke genelindeki normalleşmenin, fabrikamıza da yansımaları oldu.


 Özel televizyonlar, radyo istasyonları açılmaya başlandı. Ülkede böyle gelişmeler yaşanır ve geçmişte yaşanan Nazilli Sümerbank radyosu hikayesi hakkında da pek bilgim yok iken,1990 yılında fabrika içinde bir lambalı, bir transistörlü hurda radyo ve bir uyduruk mikrofonla 250 metre çapında bir alana yayın yapabilen minik bir radyo sistemi kurdum. Sistem Dokuma Makine Bakım Daire Ustası Nevzat Çiftçi'nin ofisinde kuruluydu İlk defa yazıyorum,böyle bir sistemden fabrika müdürünün ve üst yönetiminin haberi yoktu. Makine bakım şefi rahmetli Salih Yıldız, Makine bakım teknisyeni rahmetli Hasan Demirhan,sonradan Salih Bey'in yerine atanan yeni şefimiz Mehmet Ağaçhan ve aşağıdaki fotoğraftaki, Dok. Makine bakım personeli arkadaşlarımız dışında bilen yoktu. 
Dokuma Makine bakım Personeli

Peki kurduğum bu ilkel minik radyo ne işe yarıyordu? Ne amaçla kullanıyorduk?İlk Nazilli Sümerbank radyosu gibi tüm fabrikayı kapsamasa da, lokal olarak ondan çok da farklı amaçla kullanmadık. Öğle aralarında, çay molalarında, müzik yayınları yapıyorduk, harici telefonu gelen arkadaşları çağırıp, duyuru anonsları yapıyorduk. En çok da müdürlerin kontrol amaçlı baskın ziyaretleri olduğunda daire ustamızın "Müdür geliyor, herkes makinasının başına gitsin" gibi direktiflerini anında duyurma konusunda çok işimize yarıyordu.

Fabrikada çalıştığım süreçte gerçekleştirdiğim, açılır kapanırken farelerin yukarı aşağı koştuğu,şifresini bilmeyenin açamadığı kapılar ve buna benzer başka "Zihni Sinir" projelerimde oldu.
Onları da başka yazılarda anlatırım inşallah... Sevgiyle kalın. İlhan Öden








28 Ocak 2019 Pazartesi

ÖĞRETMENİNİ DİNLEYEN İYİ BİR ÖĞRENCİ GİBİ...

VİDEO

Tarih 9 Ekim 1937 Atatürk , Sümerbank Basma Fabrikasını açmak için, Nazilli'ye gelmiş. Başbakan, başbakan vekili ve hükumeti oluşturan bakanlar, Genelkurmay başkanı, tüm devlet erkanı ve Sümerbank genel müdürü yanında.

Altın anahtarla fabrikamızı açıyor...

 O andan itibaren, sanki etraflarında başka kimse yokmuş, iki kişi fabrikayı geziyormuş gibi fabrika müdürü Fazlı Turga'ya odaklanıyor. Adeta "öğretmenini dinleyen iyi bir öğrenci gibi" gözlerinin içine bakarak büyük bir dikkatle fabrika müdürü Fazlı Turga'yı dinleyip, sorular soruyor, bilgi alıyor.

Videoda da göreceğiniz gibi pamuğun girdiği ilk kapıdan, basmanın çıktığı son kapıya kadar aynı disiplin ve  ilgiyle geziye devam ediyor. Başka kimseyle ilgilenmiyor, konuşmuyor.
 
Kibir yok, her şeyi bilirim havası yok. kompleks yok, sormaktan çekinmek yok...

Etrafındakiler de etkilenmiş olmalı ki, Atatürk ve fabrika müdürünü sessizce izleyip, eşlik ediyorlar.

Bugün böyle bir açılış olsa, aynı disiplini göre bilir miyiz? Zannetmiyorum.Cumhurbaşkanının gelmesine de gerek yok vali gelsin, milletvekili gelsin yeter.

Dalkavuklar, kendini göstermek isteyen, dikkat çekmek, yaklaşmak için birbirini ezenler, koruma ordusu...

Tahmin etmeye gerek yok haberlerde heyetleri görüyoruz...  İlhan Öden.

13 Mayıs 2018 Pazar

Eski dostum Okaliptüs.

Okaliptüs Ağacı.

Ağaçtan dost,arkadaş olur mu?
Sizi bilmem ama benim için fabrika alanındaki her ağaç kadim bir dost gibidir. Bugün size eski dostum Okaliptüs ağacının,Nazilli Sümerbank hikayesini anlatacağım.

Daha önceki  yazılarımda bahsetmiştim. Fabrikanın yapıldığı alan sulak,bataklık bir alan imiş. O yıllarda Sıtma hastalığı Nazilli'ye kabus gibi çökmüş, Basma fabrikası hastane hekimleri seferber olmuş hastalıkla mücadele ediyor ama bir türlü hastalığın üstesinden gelemiyorlarmış.

Su fabrika için çok gerekli ama derin su kaynaklarına zarar vermeden yüzeydeki  fazla suyu da bir şekilde yok etmek gerek.

Düşünmüşler taşınmışlar...
Kökleri çok derine inmeyen,zemindeki suyu çabucak emecek ve kullanacak bir ağaç türü olan Okaliptüs ağaçları dikmeye karar vermişler.

Dikilen Okaliptüsler kısa zamanda büyümüş,boyları 30-40 metreyi aşmış. Fabrika alanındaki yüzey suyu çekilmiş,sivri sineklerin yumurtladıkları göletler kaybolmuş. Ayrıca Okoliptüs ağaçlarının yaprak kokusunun da sivri sinekleri kaçırma özelliği varmış...

Bir yandan fabrika hastanesinin personelinin gayretleri,diğer taraftan Okaliptüsler sıtma hastalığını Nazilli gündeminden çıkarmışlar.

Çocukluğumuzda Sümerbank Camisi çevresinde,fabrika içindeki futbol sahasının Gıdıgıdı istasyonu tarafında, U apartmanların önünde, Barakalar ile U apartmanlar arasında, şimdiki Sümer futbol sahası çevresinde,önceden ön ve arka sıra apartmanların arasındaki yolda (sonradan kesilip Çam dikildi) ve Gıdı gıdı treni demiryolunun her iki tarafında dev Okaliptüsler vardı. Öyle ki,Gıdı gıdı treni  fabrikadaki istasyondan ,yukarı istasyona kadar sanki ağaç dallarından yapılmış yeşil bir tünel içinde gider,yukarıdan bakıldığında hiç görünmeden ilerlerdi.

Ağaçlar aynı zamanda Türkiye'nin o zamanki en önemli sanayii tesislerinden biri olan fabrikamızın ve demiryolu bağlantısının kamuflajı görevi de yapıyordu.

Fabrika bahçivanları belirli aralıklarla Okoliptüs ağaçlarının aşırı büyüyen dallarını keserdi. Dallar kesilmediği zaman şiddetli fırtınalarda kırılır düşen dallar fabrika dışında yaşayan vatandaşlar tarafından kapışılırdı. Böyle bir zamanda düşen büyük bir dal altında kalan bir kız çocuğunun hayatını kaybettiğini hatırlıyorum.

Fabrika kapanma sürecine girince, önce demiryolu çevresindeki yüzlerce Okaliptüs dipten kesildi,kökleri vatandaşlar tarafından yakacak yapmak için çıkarılarak yok edildi. Arkasından Sümer camisi çevresindeki dev okaliptüsler de kesildi. Sümerpark alanında birkaç ağaç ve futbol sahası çevresindeki Okaliptüsler hala kalanlardan. Sanırım fabrika içinde de 10 kadar Okaliptüs yaşamaya devam ediyor.

Bugün size eski dostlarımdan Okaliptüslerin hikayesini anlattım. Başka bir zaman,Bahçedeki Hurmaların, İtfaiyenin yanındaki kırmızı ekşi Eriklerin,Temerküz Atölyesinin önündeki Yumuşak Ekmek Ayvalarının,Elektrik bakımın yıkılmış çardağından yere düşmüş asmanın üzümlerinin,Banyo binasının arkasındaki küçük Can Eriğinin ve Kaynakhanenin önündeki Karadutların, Fıstıklarını yere döküp bize tek tek toplatan Koca Çam ağaçlarının hikayelerini anlatırım. Bu günlük bu kadar. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

2 Mart 2018 Cuma

ÖZLEDİK,HEM DE ÇOK ÖZLEDİK.






ÖZLEDİK
Fabrikanın her bölümünün kendine özgü bir kokusu ya da sesi vardı.

Basmahane asit ve boya, santral kömür, beyazlatma klor ve arap sabunu, haşıl nişasta, katlama kumaş kokardı.

Kaynakhanede asetilen ve yanan elektrotlardan çıkan duman, marangozhanede mis gibi çam havası, temerküz atölyesinde gürgen kokardı.

Mekanik atölyenin kapısından girince ahşap zemini kurtlardan korumak için dökülen mazot ve yağların kokusuna karışan, makinelerin kesici aletlerini soğutan sıvıların kokusuyla karşılaşırdık.

Bazı yerler güzel, bazı yerlerde de "Bu adamlar burada nasıl çalışıyor" dedirtecek kadar, rahatsız edici ağır kokular vardı...

İnanırmısınız. o kokular hala burnumuzda, o sesler hala kulaklarımızda...

Ama, biz kokunun iyisini de kötüsünü de, tozunu, gürültüsünü de, her şeyini...

Özledik hem de çok özledik. İLHAN ÖDEN






1 Mayıs 2017 Pazartesi

YAŞASIN OKULUMUZ


1946 yılında Nazilli Sümerbank tarafından yaptırılıp, öğretime açılan okulumuz iki yıl önce önce öğrenci sayısının azlığı sebebiyle kapatıldı. Geçen yıl Nahit Menteşe kız meslek lisesinin bazı sınıfları tarafından kullanılan okulumuz,bu yıl Nazilli endüstri meslek lisesinin kullanımına verildi.
Kendisi yeterince öğrenci bulamayan End. Meslek lisesi bu yıl binayı hiç kullanmadı.

Nazilli'de kapatılan eski hastanelerin durumlarını biliyorsunuz. Önce bir iki cam çerçeve kırıldı arkasından binalar kullanılmaz hale geldi. İlk ve ortaokulu bu binada okumuş eski bir mezun olarak okulumuzun akıbetinin ,hasteneler gibi olmasımı istemem. 



Bir eğitim kurumu olarak hizmete devam etmesi yitirdiğimiz fabrikamızın bir hatırası olarak ayakta kalması ve  Sümer mezunları olarak anılarımızın yaşaması için okulumuza sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.

Okulumuzun ilkokul,ortaokul ve lise olarak ayakta kalma şansı yok. Fabrikanın kapatılması ve lojmanların yıkılmasıyla mahallemiz büyük oranda nüfus kaybı yaşadı. İlkokul çağındaki öğrenciler yakın çevredeki İstiklal ve Çapahasan ilkokullarına gönderiliyor.Bu okullardan mezun olan öğrenciler ise Atatürk ortaokuluna gidiyor. Atatürk ortaokulu ihtiyacı karşıladığı için başka bir ortaokul açılmıyor. Endüstri meslek lisesi ile bünyesindeki Teknik liseler ve Nazilli Lisesi de lise ihtiyacını karşıladığı için başka bir liseye de gerek duyulmuyor.

Bu durumda ya okulumuz uygun olmayan bir kurum veya kuruluşa verilecek ya da atıl durumda kalıp zamanla harap olup gidecek. Geriye kalan  "tek seçenek" okulumuzun çok yakınında olduğu Sümer kampüsündeki Adnan Menderes Üniversitesi Meslek Yüksek okuluna verilmesi. 

Bina 2013 yılında tadilata alınıp yenilendi. Sobalı sistemden kaloriferli ısıtma sistemine geçildi.  300 kişilik eski kütüphane salonuyla,12 dersliğiyle kullanıma hazır durumda...

Başka amaçla yapılan binaları kullanmak yerine müştemilatı ile okul olarak inşa edilmiş tarihi binaya sahip olmak üniversitenin de işine gelir diye düşünüyor ve eski Sümer mezunları olarak okulumuza sahip çıkmaya,okulumuzun bir eğitim kurumu olarak ayakta kalması için elimizden gelen her şeyi yapmaya  davet ediyorum. İlhan ÖDEN


OKULUMUZUN TARİHÇESİ

      Nazilli Sümer İlkokulu, Sümerbank Genel Müdürlüğü tarafından Nazilli Basma Fabrikası mensuplarının çocuklarının okutulması için İnşaat Şefi Sayın Mustafa Övünç’ün kontrollerinde Yüksek İnşaat Mühendisi ve Müteahhit Behlül Menteşe’ye yaptırılmıştır.İnşaat,17.08.1945 yılında temel atma töreni ile başlamış,22.05.1946 tarihinde 120,775 TL sarf edilerek bitirilmiştir.

        09.10.1946 Çarşamba günü Saat 16:00 ‘da yapılan parlak bir törenle okulumuz öğrencilerini hizmetine açıldı.Öğretmen Muzaffer Aksaylı ile okul inşaatında emekleri bulunan fabrika müdürü Sayın Hayri Toker Mukabele Nutuklarını söyledikten sonra zamanın kaymakamı Fevzi Akkor tarafından açılmıştır.

        1947 yılında okul bahçesi tanzim edilerek ağaçlar dikildi.1952-1955 yıllarında okul içinde bulunan tuvaletler kaldırılarak,yerlerine iki sınıf yapıldı.Böylece Sümer İlkokulu 9 dershaneli oldu.1956 yılında okulun doğu kısmına ek olarak 3 dershane ile Müsamere Salonu Sümerbank Genel Müdürlüğü tarafından 120 TL’ye inşa ettirildi ve okul 1957 yılında 12 dershaneli oldu.1959’da okulun kapalı salonunda çocuk kütüphanesi açıldı.1961 yılında Okul Koruma Derneği tarafından sinema makinesi alındı.1962 yılında okul binası fabrika idaresi tarafından tamir edilerek sıralar yenilendi.1964 yılında okul bahçesine fabrika müdürü Nurettin Besen tarafından Atatürk büstü yaptırıldı.Ayrıca o dönemde çeşitli Fen ve ders araçları alındı.1965 yılında okulun doğusundaki Sümerbank’a ait 375 m2 lik arsa okul bahçesine verildi ve bir kısmına okul işliği yapıldı.

        2006-2007 Eğitim-Öğretim yılında okulumuz büyük çaplı onarım görerek elektrik tesisatı tamamen yenilenmiş,kalorifer sistemine geçilmiş,kapı ve pencereler yenilenmiş,iç ve dış cephe boyası yapılarak fiziki ortamımız geliştirilmiştir.
       
Tiyatro salonu,Fen ve Bilgisayar Laboratuvarı  her şubede televizyon ve VCD. ile görsel eğitim desteklenmektedir. Hedefimiz Ulu Önder Atatürk’ün belirttiği gibi fikri hür,vicdanı hür,irfanı hür yeni nesiller yetiştirmektir.