Nazilli sümerspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazilli sümerspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2025 Cumartesi

NAZİLLİ SÜMERSPOR & FENERBAHÇE

 NAZİLLİ SÜMERSPOR & FENERBAHÇE

Bu fotoğraf maç sonrası çekilmiş. Maç Nazilli Şehir Stadyumunda oynanmış, ortadaki futbolcu Fenerbahçe'de 1953-63 yılları arasında 10 yıl oynayıp 8 yıl kaptanlık yapan, Fenerbahçe'de 4 kez şampiyonluk yaşamış, Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra 1 sezon da Galatasaray'da oynayıp 1 şampiyonluk da orada kazanmış milli futbolcu Naci Erdem.

Etrafında Nazilli Sümerbank çalışanları var. Naci Erdem'in solundaki bıyıklı kişi. Fabrikamızın Makine bakım bürosunda çalışanlarından, rahmetli Emin Hilmi Erkal, sonradan Aydın Tekstil'e geçmiş, personel müdürlüğü yapıp, emekli olmuş. 2005 yılında vefat etmiş. Fotoğrafı oğlu Eray Erkal gönderdi teşekkür ederim.
İskender Kuvaki . Nazilli stadyumunda Fenerbahçe'ye karşı oynamış.
Bu maçta oynayan Sümerspor'lu futbolculardan İskender Kuvaki halen yaşıyor. Geçtiğimiz yıllarda fabrikamıza yaptığı ziyarette tanışıp görüşmüştük. Bana bu maçın Nazilli şehir stadında oynandığını ve o maçta oynadığını kendisi söylemişti. O maça dair mutlaka başka fotoğraflar da vardır ama maalesef Sümerspor 1970 yıllarında kapatıldığında tüm kupaları, madalyonları, şiltler ve tüm fotoğraflar Ankara Ulus meydanındaki eski genel müdürlük binasına gönderilmiş. Orası da şimdi Sosyal Bilimler Üniversitesi oldu, oradaki depodan almak için girişimlerimiz olduysa da alamadık. Artık akıbetlerinin ne olduğu konusunda bilgimiz yok. Fabrika müzesindeki kupalar kulübün tekrar açıldıktan sonra kazandığı kupalar. İlhan Öden

3 Kasım 2020 Salı

BİR PROFESYONEL FUTBOLCUNUN GÖZÜYLE NAZİLLİ SÜMERBANK VE SÜMERSPOR.


    1950-55 yılları Nazilli Sümerspor ile maçımız var, fabrikanın önüne geldik devasa bir kapı, iki tarafında üniformalı muhafızlar. Büyük kapıdan içeri girerken tam karşımızda bir Atatürk büstü var. Gür kaşları çatık, bize bakıyor. İster istemez etkileniyor, yürüyüşümüz değişiyor, kıyafetlerimize hafiften çeki düzen veriyoruz.

    Fabrika futbol sahası iki yüz metre kadar içeride. Biraz yürüyeceğiz... Önümüzde adeta cam gibi düzgün beton bir yol. Böylesi büyük şehirlerde bile yok. Karşıda bir hastane, şaşırıyoruz. Gürültüyle çalışan makinelerin arasından geçeceğimizi zannederken, kendimizi her tarafı güller, çiçekler, yemyeşil yaban mersinleri ve büyük çam ağaçları arasında adeta minik bir cennette buluyoruz.

    Kafamız karışıyor. Sol tarafta büyük bir salon, acaba içeride neler var? Derken önümüze bir yazlık sinema çıkıyor. Biraz içeri giriyoruz, bir paten pisti yolumuzu kesiyor, sağ tarafa bakıyorum bir tenis kortu, basketbol, voleybol sahaları, hepsinin zemini kırmızı topraktan…  İleride Amerikan bar gibi bir yer var. Önünde masatenisi, bilardo, langırt masaları... Pikapta bir Zeki Müren şarkısı, yan tarafta şık bayanlar oturmuş, ortası kadın heykelli havuza karşı kahvelerini içiyorlar. İlerde bir Aslan başı var ağzından havuza su akıtıyor... 

    Maç yapmaya gelirken "Türkiye'nin en iyi zeminli futbol sahasında top oynayacağımızı biliyordum ama daha sahaya varmadan, kafamda buranın her köşesinin çok farklı ve benzersiz olduğu fikri oluştu. Yürüyoruz, karşıdaki istasyona üç vagonlu yeşil bir tren yanaşıyor. Saat on dört kırk beş… Trenden inen telaşlı kişiler işe yetişmek için hızlı adımlarla fabrikanın olduğu yöne doğru yürüyorlar, bazıları sol tarafta zincirle basitçe kapatılmış stadyum kapısından içeri giriyorlar. Sanırım, şehirden maçı izlemeye gelenler.

    Elimizde spor çantalarıyla içeri giriyoruz. Sümerspor'lu yöneticiler kapıya yakın kalenin arkasında bizi karşılıyorlar. Samimi ve güler yüzlü bir karşılama. Sonuçta bir dostluk maçı oynanacak... Saha kenarında büyük okaliptüs ağaçlarının gölgesinde, yine okaliptüs ağaçlarının sağlam kerestelerinden yapılma basit bir tahta tribün var. Stadyumda hiç boş yer yok, tribünün arkası bile tamamen dolmuş. Futbol alanı ile seyirciler arasında bir engel yok, önlerinden geçerek soyunma odalarının olduğu spor salonuna doğru yürüyoruz. Bizi alkışlayıp, sevgi gösterilerinde bulunuyorlar. Bazıları da "sizi yeneceğiz" gibi esprili laflar atıyorlar. Bir kaç delikanlı seyircilere fabrikanın gazoz imalathanesinde şişelere basılan gazozlardan satıyor. "Maç başlayınca bize bu şişelerden atarlar mı?" gibi bir korku aklımızın kenarından bile geçmiyor. 

    Spor salonun tüm duvarlarına Nazilli Sümerspor'un çeşitli müsabaka ve şampiyonalarda kazandığı kupalarla dolu vitrinler sıralanmış. "Bu kadar kupa bizim kulüpte bile yok" diyorum içimden. Soyunma odasının arkasındaki banyoda devasa bir termosifon var fabrikanın atık ağaç takozlarıyla yakılmış gürül gürül yanıyor. Belli ki bizi adam akıllı terletecekler. 

    Soyunduk, maçtan önce zemini kontrol etmek için dışarı çıktık. Futbol sahasının içinde bir itfaiye aracı su püskürterek fırıl fırıl dönüyor. Her yer çamur olacak diye ödümüz kopuyor. Meğer burada maçtan önce toz olmasın diye mutlaka sahayı sularlarmış. Futbol sahasının zemini geçirgen olarak yapıldığından asla çamur olmazmış. Bunu öğrenince seviniyoruz.

    Artık maç başlayacak yavaş yavaş, seremoniye hazırlanıyoruz. Sümerspor'lu sporcular  Lacivert, Beyaz formalarını giymişler. Formaları yeni, ayakkabıları boyalı… Sahaya çıkmak için birlikte sıra oluyoruz, sporcularla ara sıra göz göze geliyoruz hepsi canavar gibi belli ki idmanlılar, kolay maç olmayacak. Hakemler geliyor, koşarak sahaya çıkıyoruz. Dizilip seyircileri selamlıyoruz. O da ne? Fabrika bandosu İstiklal marşını çalıyor. Seyirciler hep birlikte istiklal marşını söylemeye başlıyor. Bizde onlara eşlik ediyoruz...

    Rakip en az bizim kadar güçlü seyirci ve maç boyunca susmayan bandonun desteğiyle maça asılıyorlar. Biz gol attıkça onlar karşılık veriyorlar. Maçta sertlik yok centilmence bir mücadele oluyor. İlk devreyi tamamladık.

    Devre arası itfaiye yine sahayı sulamaya başladı, bando da saha kenarında çalıp, seyircileri coşturmaya devam ediyor. Bize çay ve serin su ikram ettiler, meğer fabrikanın bir de buzhanesi varmış. Suları, satılan gazozları o buzlarla soğutuyorlarmış. 

    Biz ilk yarıda giydiğimiz terli formalarla, ikinci yarı için sahaya çıktık, Sümerspor'lu futbolculara yeni forma giydirmişler. Kıskanmadık desem yalan olur. Neyse ikinci yarı başladı rakip yine aynı disiplinle mücadele ediyor. Gözüme batan iki, üç genç oyuncu var ki onların ayarında oyuncu bizim takımda bile yok.

    Maç yine karşılıklı pozisyonlarla dengeli bir şekilde devam ediyor. Artık son dakikalar yaklaştı. Sümerspor tek farkla önde... Maç böyle bitecek diye düşünürken tartışmalı bir penaltı oldu. Gole çevirdik. Maç berabere bitti. Burada hakemler centilmenlik gereği, misafir takımlara biraz esneklik yaparlarmış.

    Sonuçtan iki takım da memnun bir şekilde ve seyircilerin alkışları arasında soyunma odasına gittik. Banyodaki dev termosifonun gövdesi kor gibi kıpkırmızı olmuş. İki takım değil, dört takım daha gelip yıkansa yetecek kadar sıcak su var.

    Duşumuzu aldık, giyindik bizi fabrikanın tabldotuna götürdüler, Sümerspor'lu yöneticiler ve sporcularla birlikte bir yemek yedik. Yemekleri fabrikanın aşçıları yapıyormuş, Menü de, mercimek çorbası, dalyan köfte ve künarlı, kuş üzümlü pilav var. Daha önce dalyan köfte hiç yememiştim, tadı damağımda kaldı.

    Sonra fabrikanın bahçesine geçtik, fabrikanın orkestrası, alçak beton bir sahnede caz parçaları çalıyordu. Dikkatimi çekti gündüz bizimle maç yapan Sümerspor'lu sporculardan biri orkestrada piyano çalıyordu, çok şaşırdım.

    Yöneticiler ve Sümerspor’lu sporcularla sohbet ettik. Fabrikada hafif işlerde çalıştıklarını, ortamdan ve ücretlerinden memnun olduklarını söylediler. Biz de çoğu profesyonel kulüpte böyle bir ortamın olmadığından bahsettik. Çay, kahve ve dondurma ikram ettiler. Gecenin sonunda terli formalarımızı, havlu ve çoraplarımızı yıkanmak üzere fabrika çamaşırhanesine bıraktık. Bizi fabrikanın karşısındaki misafirhaneye götürdüler. Demir somyalı, bembeyaz nevresimleri olan iki yataklı küçük odalara dağılıp yattık. Nazilli'ye gelirken hiç düşünmediğimiz, bir Avrupa ülkesinde bile göremeyeceğimiz şekilde ağırlanmıştık.

    Ertesi sabah fabrika müdürü takımımızı makamında kabul etti, bizleri onurlandıran  bir konuşma yapıp teşekkür etti. Müdür Bey’e memnuniyetimizi belirtik. Misafirperverlikleri için teşekkür ettik. Bize yine fabrika lokalinde kahvaltı ikram ettiler. Çamaşırhanede yıkanıp ütülenmiş malzemelerimizi teslim aldık.

    Otobüsümüze doğru ilerlerken, kafamızda getirdiğimiz "Küçük kasaba " imajından eser kalmamıştı. Nazilli'de beklemediğimiz kadar iyi ağırlanmış, beklemediğimiz kadar güçlü ve büyük bir kulüple maç yapmıştık. Daha sonra o gün bize karşı oynayan oyunculardan birkaçı Beşiktaş, Galatasaray, Altay, Göztepe, Fenerbahçe gibi büyük profesyonel takımlara transfer olup milli takım seviyesine kadar yükseldiler.

    Nazilli'den böyle olumlu izlenimlerle ayrılırken; Burada yaşadıklarımı başka birinden duysaydım kesinlikle inanmazdım. Anadolu'nun  ortasında bir Fabrika'nın neleri değiştirebileceğini görerek ve yaşayarak öğrenmiş oldum.

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

Not: Yukarıdaki yazımı, Sümerspor'lu sporcu ağabeylerimden, Sümerbank'lı büyüklerimden ve ailemden öğrendiklerimin üzerine, gözlemlerimden edindiğim izlenimleri ekleyerek yazdım. 



15 Mart 2015 Pazar

SÜMERSPORDAN DÜNYA ŞAMPİYONLUĞUNA




 SEYFİ TALAY
 Sümerspordan, Dünya şampiyonluğuna uzanan eldivenler.
 23 Ocak1934’te İstanbul da dünyaya geldi.ilkokulu bitirdiği tarihlerde ailesi İstanbul’dan İzmir’e taşındı. Semt takımlarından Altıntaş’a katıldı.Genç Seyfi bir süre sonra eğitimini yarım bırakarak ağabeyi Selahattin Talay ile birlikte Nazilli’nin yolunu tuttu. Ağabeyi basma fabrikasında kendisine verilen iş karşılığında Nazilli Sümerspor’a transfer olmuş, giderken kardeşini de yanına almıştı.

Nazilli Sümerspor da  üstün kalecilik meziyetleri öne çıkan Seyfi Talay’ın başarısı İzmir takımlarının dikkatini çekti ve 1952-53 sezonundan İzmirspor’a transfer oldu. Ardından önce İzmir genç karmasına, ardından genç milli takıma seçilme başarısı izledi.
FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Türkiye ordu milli takımı 27 Mart 1955 günü Roma Olimpiyat Stadında ordular arası dünya şampiyonasının finalinde İtalya ile karşılaşıyordu. Dünya şampiyonu olabilmek için İtalya’yla oynanan son maçı mutlaka kazanmaları gerekiyordu. İlk golü millilerimiz atmasına karşın Olimpiyat Stadını dolduran seyircilerin desteğiyle İtalya 2-1 öne geçmişti. Fakat ikinci yarıda Canavar Burhan’ın iki dakika arayla attığı iki gol durumu 3-2 lehimize çevirdi. Maçın bitmesine on altı dakika kalmış, artık İtalyanlar sürekli bastırıyordu. İşte o dakikalarda sahneye genç kaleci Seyfi Talay çıktı ve mutlak denecek golleri kurtardı.

Genç Milli Takım

Maç bu sonuçla bitince Türkiye 1955 yılı dünya ordular futbol şampiyonu oldu. Yurda dönen milli takım Ankara’da büyük bir halk kitlesi tarafından omuzlarda karşılandı. Şampiyonadan sonra İtalyan basınında  milli takımımızı ve özellikle cesur kalecisi Seyfi Talay’ı öven yazılar yer aldı.

 İzmirspor
 İzmirspor’a gönülden bağlıydı. Beşiktaş başta olmak üzere İstanbul takımlarından teklif aldığı halde hiçbirine itibar etmedi. 1963-64 sezonu sonunda, yani aralıksız on iki yıl İzmirspor’da oynadıktan sonra Göztepe’ye geçti. Göztepe’ye geldiği yıl Ali Artuner yirmi yaşındaydı ve henüz tecrübesizdi. Bu sebeple ilk iki sezon maçların büyük bir kısmında kaleyi Seyfi Talay korumuştu. Dört senelik ayrılıktan sonra İzmirspor’un 1. Ligde (yani şimdiki Süper Ligde) yer aldığı son sezon olan 1968-69 sezonunda eski takımına döndü ve 1971-72 sezonuna kadar oynadı. Artık sahada daha çok genç takım arkadaşları yer alıyordu ama kendisine ihtiyaç duyulduğu zaman kaleye geçip gençlere taş çıkartırcasına oynuyordu.

A Milli Takım
Futbolu bıraktıktan sonra İzmirspordan takım arkadaşı Turgay Meto’nun çalıştırdığı profesyonel takımlarda Kaleci antrenörü olarak çalıştı. Kuşadasısporda çalışırken henüz 51 yaşında kalp krizi sonucunda hayata veda etti. Mekanı cennet olsun.

NOT : Bu yazıda büyük ölçüde aşağıdaki blog sayfasından kaynak olarak yararlanılmıştır.
http://dinyakoskrampon.blogspot.com.tr/2014/12/seyfi-talay-buyuk-kaleci-buyuk-insan.html

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Sümerspor Aydın Cezaevinde.

Hemen endişelenmeyin, Nazilli Sümerspor kulübünün "şike" soruşturması ile ilgili bir bağlantısı yok.Başlık daha ilginç olsun diye öyle yazdım.

Nazilli Basma Fabrikasını, sadece pamuklu bez dokuyan basit bir fabrika olarak görmemek gerektiğini,fabrikanın bölgeye ilk başta ekonomik olmak üzere, sosyal, kültürel ve sağlık yönünden büyük katkılar yaptığını başka yazılarla defalarca anlatmaya çalıştım.

Bu yazımda fabrikanın spor kulübü Nazilli Sümerspor’un da sıradan bir spor kulübü olarak görülmemesi gerektiğini eski bir fotoğraftan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Yukarıdaki fotoğraf 1985–86 yıllarında Aydın eski cezaevinde çekildi, aralarında benimde olduğum Nazilli Sümerspor voleybol takımını, mahkûmlar ve gardiyanlarla birlikte cezaevi içerisinde gösteriyor.

O yıllarda Nazilli Sümerspor voleybol takımı Aydın voleybol camiasının gözbebeğiydi, namaglûp hatta rakiplerine set bile vermeden Aydın şampiyonu oluyor. Aydın ilini bölge şampiyonalarında temsil ediyordu.

Aydın cezaevi ise o zamanlar henüz şehir merkezindeki eski binasında,çevresi 10 metreye ulaşan duvarlarla çevrili,12 Eylül sonrası ağır suçlarla yargılanan siyasi mahkûmların özellikle toplandığı namlı bir cezaeviydi.

İşte böyle karışık,herkesin birbirinden çekindiği bir dönemde Nazilli Sümerspor üslendiği sosyal misyon gereği, Aydın cezaevindeki mahkûmlarla voleybol oynamak için Aydın cezaevindeydi.

Soyunma odamızdan maçın yapılacağı alana kadar abartısız 4–5 kilitli demir kapıdan geçtik. Cezaevi avlusunda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Dostluk havası içinde güzel bir maç oldu.
Bizim için sonuç hiç önemli değildi mahkûm kardeşlerimizde gördüğümüz oyun disiplini ve fedakârca kurtarışlar yapmak için gösterdikleri insanüstü gayret dikkatimizi çekmişti.

O gün, Aydın cezaevindeki mahkûm kardeşlerimiz için özel bir gün oldu. Bizim için de güzel bir gündü. Çeşitli sebeplerle cezaevine düşmüş mahkûm kardeşlerimizin çaylarını içip misafirleri olmuştuk.

Yeri geldiğinde hep yazıyorum Sümerspor bizim için Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi büyük bir kulüptü bütün Sümerbank çocuklarının gönlünde bir gün Sümerspor da forma giymek yatar diye. İşte Aydın cezaevinden ayrılırken mahkum kardeşlerimizin gönlünde,Nazilli Sümerspor'un yukarıda isimlerini saydığım kulüpler kadar büyüdüğünü hissettim.

Nazilli Sümerspor kulübünün hapishane ziyaretleri anlattığım bu maçla sınırlı değil, oynadığım ve atmosferi yaşadığım için o maçı yazdım.

Sporcu büyüklerimizden duyduğuma göre Nazilli Sümerspor tarihinde böyle cezaevi ziyaretleri birkaç defa daha olmuş. Bu maçlarda oynayan ağabeylerimiz var.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Defalarca Aydın Şampiyonu olmuş Nazilli Sümerspor voleybol takımı olarak davet edildiğimiz her yere gittik. "Biz spor salonlarının cilalı parke zeminlerinde oynarız" demedik, bazen beton, bazen toprak, bazen taşlı, eğri büğrü zeminli köy sahalarında bile oynadık. Bazı rakiplerimiz tarla sulamaktan geldi, bazıları pamuk toplamaktan. Nazilli çevresinde voleybol oynanan her ilçeye, kasabaya, her köye gittik. Maçlarımızı yaptık, çaylarımızı içtik misafirleri olduk, gönüllerine Sümerbank sevgisinden minik bir parça koyduk.

Bunları anlatıyorum ki. "Devlet bez dokumaz" diyen işgüzarlar bu fabrikalarda sadece bez dokunmadığını bilsin,öğrensin.

Sevgiyle kalın..

İlhan ÖDEN

16 Haziran 2011 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERSPOR – 2 GALATASARAY-3


NAZİLLİ SÜMERSPOR – GALATASARAY

Yer: Nazilli Basma Fabrikası Futbol sahası.

Tarih: 24 Eylül 1953 - Öğleden sonra


Maç günü fabrika’nın 1000 kişi kapasiteli futbol sahası, maçı izlemek için çevreden gelen kadınlı erkekli seyircilerle tıklım tıklım doludur. Maç başlar ve ilk yarı Galatasaray’ın 2 – 1 üstünlüğüyle sona erer. İkinci yarıya İyi başlayan Nazilli Sümerspor, beraberliği sağlar fakat Galatasaray bir gol daha atarak maçı 2- 3 kazanır.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Fotoğraf : Atakan AKBAY

Maçta Galatasaray’ın gollerini Suat MAMAT, Kadri AYTAÇ ve Reha EKEN atar. Sümerspor’un gollerini ise, Cahit GÖKALP ve Süleyman ÇALİŞKAN atar.

Bu maçta Nazilli Sümerspor’un oynadığı futbolu beğenen Galatasaraylı yöneticiler, Sümerspor teknik direktörü, eski Galatasaraylı futbolcu Musa SEZER ‘e transfer teklif ederler. 1953-1954 sezonunda Galatasaray futbol takımına Musa SEZER teknik direktörlük yapar.

Musa SEZER ve Sümersporlu futbolcular
sumerspor.blog spot. com