basma fabrikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basma fabrikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2018 Cuma

ÖZLEDİK,HEM DE ÇOK ÖZLEDİK.






ÖZLEDİK
Fabrikanın her bölümünün kendine özgü bir kokusu ya da sesi vardı.

Basmahane asit ve boya, santral kömür, beyazlatma klor ve arap sabunu, haşıl nişasta, katlama kumaş kokardı.

Kaynakhanede asetilen ve yanan elektrotlardan çıkan duman, marangozhanede mis gibi çam havası, temerküz atölyesinde gürgen kokardı.

Mekanik atölyenin kapısından girince ahşap zemini kurtlardan korumak için dökülen mazot ve yağların kokusuna karışan, makinelerin kesici aletlerini soğutan sıvıların kokusuyla karşılaşırdık.

Bazı yerler güzel, bazı yerlerde de "Bu adamlar burada nasıl çalışıyor" dedirtecek kadar, rahatsız edici ağır kokular vardı...

İnanırmısınız. o kokular hala burnumuzda, o sesler hala kulaklarımızda...

Ama, biz kokunun iyisini de kötüsünü de, tozunu, gürültüsünü de, her şeyini...

Özledik hem de çok özledik. İLHAN ÖDEN






26 Kasım 2013 Salı

SÜMER YARDIMSEVERLER DERNEĞİ.

Nazilli Sümerbank basma fabrikasının aslında bir buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu, fabrikalar kapatılırken gözardı edilen sosyal katkının  neredeyse fabrika üretiminden daha önemli olduğunu bu sayfalarda defalarca anlattım.

Aşağı Nazilli'de çürümeye terkedilenin sadece  eski  bir basma fabrikası olmadığını, her yönüyle örnek alınması gereken  ve  %100 hayata aktarımı başarılmış muhteşem bir sosyal proje olduğunu  elime belge geçtikçe  paylaşıp gelecek nesillere anlatmaya devam edeceğim.

Daha önceki yazılarımda fabrikamızın diğer sosyal birimlerini, üretim dışı hizmetlerini,katkılarını anlattım. 

Bu yazımda size fakir ve ihtiyacı olan vatandaşlara yardım amacıyla fabrika önderliğinde kurulan Nazilli Sümer Yardımseverler derneğini anlatacağım. 

 FOTOLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Dernek başkanı fabrika müd. H. Toker'in eşi Fütuat hanımdır.

Derneğin 1949 yılı faaliyetlerinin dağılımı şöyledir.
YAPILAN YARDIMLAR.
126 aileye yakacak (kömür) yardımı.
80 aileye gıda yardımı (Un.vs.)
30 öğrencinin giyim ve okul masraflarının karşılanması.
Önceki yıllardan devam eden "Daimi yardımlar"
38 kişiye bir defaya mahsus nakit para yardımı.
10 hastaya tedavi ve ilaç yardımı.
İhtiyacı olanlara yemek yardımı.
155 bayana dikiş kursu hizmetinin finansmanı.


Dernek faaliyetlerinde toplam. 4527.23 lira harcanmış ayrıca dikiş kursunu bitirenlerden 55 bayana dikiş temin ederek sürekli gelir sağlayacak iş bulunmuştur.

Nazilli Basma fabrikası ve diğer Sümerbank fabrikaları kaliteli ucuz sanayi malları üretiminin yanısıra,İnsana ve bulunduğu bölgeye hizmete öncelik vermiş, çok para kazanmak hedefinde hiç bir zaman olmamıştır.


Fabrikaların "Para kazanmadığı , devletin sırtına kambur olduğu" gerekçesi ve karalama kampanyalarıyla kapatıldığını düşününce aslında bu kurumlara ne kadar büyük haksızlık yapıldığı bu örneklerle daha iyi anlaşılmıyor mu?

Nazilli Basma fabrikası 10 yıldan fazla bir süre ülkenin tek basma fabrikası olarak çalıştı. Adeta "Altın yumurtlayan tavuk" gibiydi. Kazandığı paralarla fabrikaya yatırım yapılsaydı Nazilli basma fabrikası avrupanın en büyük tekstil fabrikalarından biri olmaz mıydı? Sevgiyle kalın İlhan ÖDEN

Kaynak : L'ILLUSTRATION de L'ORİENT dergisinin 1950 yılında yayınlanan  "özel sayısı"

9 Nisan 2009 Perşembe

SÜMERBANK VAZİFE EVLERİ (memur-işçi Lojmanları)


Daha büyük boyutta görmek için şema üzerine tıklayınız.
Nazilli Sümerbank fabrika ve lojmanlar yerleşke planı
Çizime ilave ve düzeltmeler İlhan ÖDEN


Nazilli de Sümerbank Basma fabrikasında çalışan işçilerinin oturdukları lojmanlara "Vazife Evleri" denirdi.Bu ismi kim taktı bilmem ama resmi yazışmalarda ve mektup adreslerinde lojman yerine özellikle böyle yazılırdı.Lojmanlar, fabrika alanının tam karşısında inşa edilmişlerdi. Fabrika ile lojmanları birbirinden iki tarafı ağaçlı bir cadde olan Hürriyet caddesi ayırıyordu.

Lojmanlar çeşitli genişlikte,genel olarak içinde oturanın fabrikadaki hiyerarşik mevkiine göre farklı kategorilerde puanlama ile dağıtılıyordu.O zamanlar fabrikada 3000 den fazla personel çalıştığından herkese yetecek sayıda lojman olmadığı için böyle bir sistem geliştirilmişti.

Öncelik Acil durumda fabrikaya çağrılması muhtemel personeldeydi,sonra ailedeki çalışan sayısı ve kıdem gibi seçenekler değerlendirilirdi.


Arka sıra 9. Apartman.

Fabrikaya en yakın yapılar iki kat ve zeminden oluşan bizim o zaman "Apartman" dediğimiz sonradan olmadığını anladığımız 2 oda ve salon olarak simetrik inşa edilmiş karşılıklı 6 ailenin oturduğu binalardı üst iki katta memurlar bodrumlarda ise fabrikada sıradan işlerde çalışan vasıfsız işçiler otururdu.Bu yapılar " bekar pavyonu" olarak ileride bahsedeceğim sosyal tesise kadar 5 adet ön sırada, 9 blok arka sırada inşa edilmiş çam ve meyve ağaçlarıyla çevrili diğerlerine göre en yüksek binalardı.

U harfine benzer şekilde yapıldığı için “U apartmanlar” olarak adlandırılan zemin katsız diğerlerine göre biraz daha alçak yapıdaki apartmanlarda çoğunlukla yine memurlar birkaç tanesinde ise işçiler otururdu. Bu iki apartman bloğu arasında fabrika misafirhanesi,fırını ve yardım sandığı (ekonoma) yer alır ayrıca birbirine bitişik olarak inşa edilmiş,sanırım fabrika inşaatı sırasında üst düzey kişilerin kaldığı sonradan lojman haline getirilmiş lojman alanında başka benzerleri olmayan değişik planla inşa edilmiş yapılar vardı bu binaların betonarme olanlarında yine memurlar yakınındaki küçük bloklarda ve ahşap olanlarda işçi aileleri kalırdı.

1940 yıllarında İstanköy adasından kaçarak gelen mülteci soydaşlarımız
 için yapılan  bizim “barakalar”tabiriyle andığımız ahşap ve tek odalı tren vagonu gibi bitişik nizam sıralanmış, o evlerde 3-4 sayıda çocuklarıyla nasıl kaldıklarını tam çözemediğim,vasıfsız işçi aileleri kalırdı.Yapıldığı yıllarda banyosu olmayan U apartmanlar ve bu evlerde sağlıklı banyo yapma imkanı olmadığı için barakalar yıkıldıktan sonra tadilatla Sümer çocuk kütüphanesi haline dönüştürülen büyükçe bir banyo binası,toplu olarak kullanılırdı. Bina ile Sümer ilkokulu arasında içinde bu binaya sıcak su veren tekerleksiz lokomotife benzer buhar kazanı bulunan küçük bir bina daha vardı.Barakalar U apartmanların üç tarafına sıralı vaziyette uzun yıllar kullanıldı.Sonradan fabrikada personel sayısı azalınca ve binalarda çok yıprandığı için hepsi birden yıktırıldı.

Bekar pavyonundan daha aşağıda ve fabrikanın sonunda tavla binalarının yakınında yine böyle değişik yapıda inşa edilmiş işçilerin oturduğu fakat barakalara göre çok daha kullanışlı betonarme bitişik bahçeli küçük evler vardı.

Bu saydığım binalar ve Sümer ilkokulu arkasından suyu az bazen hiç akmayan bir kanal geçer kanalın öbür yakasında ise bizlerin oturduğu bu binalardan sonra inşa edilmiş sokak ve caddeleri geometrik şekilde üç değişik ebatta yine hiyerarşiye göre işçilere verilen tek tek bahçeli evler vardı.Kaç yılında yapıldı tam olarak bilmiyorum ama benden birkaç yaş büyük arkadaşlarım tek evlerin 1950-55 yıllarında inşa edildiğini hatta yolarının inşaatını hatırladıklarını söylemişlerdi.

Babamdan duyduğuma göre önce bu evler işçilerin oluşturduğu bir kooperatif şeklinde yapılmaya başlanmış, ya işçiler kooperatifi gerçekleştiremediği için ya da Sümerbank böyle istediği için sonradan fabrika mülkiyetine geçmiş sağlam şirin binalardı.

Bu binalar diğer binalara göre daha çok beğenildiği ve daha kullanışlı olduğu için plan ve proje olarak hemen hemen aynı binaları Nazilli de "Şirin evler",Kuşadası'nda ise meşhur "Nazilli Sitesi" evleri olarak kopyalanmış olarak görmekteyiz.

40. yıl nutkunda lojman sayısı 438 olarak belirtilse de ,kapatılan bekar pavyonu,fırın,hastane ve aradaki küçük binaların lojmana çevrilmesiyle sayı aklımda kaldığı kadarıyla 480 kadar olmuştu.

Saydığım tüm binalar ağaçlarla çevrilmiş güzel bahçeler içinde küçük ama sağlam ve şirin evlerdi. Hepsinde elektrik,su ve bina içi tuvalet sistemi vardı,barakalar hariç her evde termosifonlu banyo mevcuttu. 1970 yıllarına kadar lojmanların badana ,boya,elektrik su tesisatı ve diğer bakımları fabrika personeli tarafından yapılırdı.Evlerde kurban bayramı yakını haricinde hayvan beslemeye izin verilmez şikayethalinde hayvanları olanlar lojmandan çıkarılırdı.Bahçe,bahçe duvarı şekilleri bile takip edilir bakımsız olanlara gerekirse müdahale edilirdi.

Abartısız Nazillinin en güzel,en düzgün yolları lojmanlar arasındaydı Nazillililer bisiklete binmek için lojmanlar arasındaki yollara gelirdi.Pazar günleri lojmanlar arası sanki bayramyeri gibiydi. Hani bazı kitaplarda eski İstanbul anlatılırken “Beyoğlu’nda kravatsız gezilmezdi” gibi sözler söylenir ya.Aynısı Nazilli içinde geçerliydi .Özellikle pazar günleri annelerimiz,babalarımız daha modern daha güzel giyinir.Aynı şekilde şehirden gelen akraba ve dostlarımızda ziyarete gelirken giyimlerine özen gösterirlerdi.

Fabrika lojmanlarında Avrupa modası 5-6 ay gecikmeli olarak aynen takip edilirdi.Bunun nasıl olduğunu hemen anlatayım. O yıllarda Almanya'da işçi olarak çalışmaya giden akrabalarımızdan büyük satış mağazaların kataloglarını yada “Burda” gibi moda dergilerini getirtir kataloglardan beğenilen elbise modellerinin Nazilli Basması kopyaları hemen dikilirdi.Kataloglar elden ele dolaşır hatta para ile bile satılırdı.

Güvenlik sorunu olmadığı için aileler rahatlıkla çocuklarına izin verir, aileler arasında akrabalardan daha sıkı dostluklar kurulurdu.Gece sokaklarda elektrikli aydınlatma yapıldığından geç vakitlere kadar sokaklar cıvıl cıvıl olurdu. Özellikle yaz geceleri sokaklar arasında gruplar halinde dolaş mak ,fabrika bahçesinde oturmak,yazlık sinemaya gitmek,yine fabrika bahçesinde güzellik yarışması veya halkevi müzik gruplarının periyodik konserlerini izlemek en sevilen eğlencelerdi.

Lojmanlardan dışarı çıktığımızda kendimizi sudan çıkmış balık gibi hissederdik.Şehrin ortasından geçen hürriyet caddesi "paket taşı" dediğimiz yontularak şekil verilmiş doğal taşlarla döşenmiş arabaların üzerinde zıplayarak yol aldığı genişçe bir sokaktı,belediye çevresi ve çarşı dışında Nazilli de çamursuz yürünecek yol yoktu.Yine buralar dışında evlerde elektrik ve su yoktu.Halk kullanma suyunu sokak çeşmelerinden kovalarla doldurarak ihtiyacını karşılardı.Bu evleri görün ce lojmanlar gözümüzde daha da yücelirdi.


Lojmanlarda oturan ailelerin çoğu başka yerlerden Nazilli'ye gelmiş burada evlenip çoluk çocuğa karışmış işçiler olduğundan haliyle çocuklarıda aşağı yukarı aynı yaş gruplarındaydı bu yüzden hiç arkadaş sıkıntısı çekmedik,her sokakta onlarca çocuk bir o yana bir bu yana koşar binbir çeşit oyunlar oynardık. Bizi kısıtlayan tek şey gece vardiyasında çalışıp gündüz uyuyan babalarımızı uyandırma korkusuydu.

Evlerimizde kışın yakacak olduğumuz odun ve talaş bile Sümerbank ağaç atölyelerinden gelirdi. Düşünün 450 tane lojmana bir kış boyunca yetecek kadar talaş ve çıkıntı tahta verecek kadar ta -laş çıkaran bir üretim.Türkiye’deki diğer Sümerbank ve özel tekstil fabrikalarının mekik,masura ve vurucu kol imalatı Nazillide yapılıyordu.

Herkesin evinde olmasa da bazılarımızda fabrikanın verdiği demirbaşa kayıtlı içi galvanizli elektrik siz buz konularak soğutan buzdolapları vardı. Yazın çok sıcak olan Nazillide yemekleri korumak için fabrika her eve yarım kalıp (yaklaşık 0.5 metreküp) buz verirdi.Evlerimizde yine demirbaşa kayıtlı metal somya ve yün battaniyeler vardı.Emekli olan eşyaları başkasına devrederdi.Yine lojman devir teslimlerinde evde hasar olup olmadığı sosyal hizmetler tarafından tespit edilirdi.Kısaca Sümerbank için personeli çok değerliydi,elindeki tüm imkanlarını personeli için kulla
nırdı.

Hatta fabrika itfaiye araçları yolların tozunu önlemek için yaz günleri beton yollarda sulama,ağaç larda çeşitli hastalıklara yönelik ilaçlama yapardı.Yine fabrika personeli,evlerde ve kanalizasyon larda zararlı böceklere karşı İlaçlama yapardı. Her yıl fabrika itfaiye grubu tüm lojmanların baca temizlik işlemlerini mutlaka yapardı.

1964-65 yıllarında Kıbrıs ta olaylar ortaya çıktığında olası bir Yunan hava saldırısına karşı evleri mizde karartma, sirenler çalarak uyarıldığında nasıl fabrika yeraltı sığınaklarına gideceğimiz,neler yapacağımız hakkında ailelerinize uygulamalı eğitim verilmişti. Fabrikanın Türkiye için ne kadar değerli olduğunu o zaman daha iyi idrak etmiştim.





Yardım Sandığı (EKONOMA)


Daha sonra detaylı anlatacağım,fabrika fırını,berberi,kasabı,manavı,büfe ve süpermarketi (Yar dım sandığı) ilkokuluyla her yönüyle mükemmel bir şekilde planlanmış bir organizasyon halindeydi hatta ortaokul ve lise için şehre giden öğrenciler bile fabrikanın gıdıgıdı trenini kullanıyorlardı.

Biz bunları 1950-1960 yıllarında yaşadık.2010 yılına girerken Türkiyede ve dünyeda binlerce çalışanına böyle imkanlar sunan başka kaç tane işletme vardır? Ya da varmıdır?

Arada bir çıkan lojmanların içinde oturanlara satılacağı söylentileri bizleri ve ailelerimizi hep heye canlandırmıştı.Bu söylentiler zaman zaman tekrarlayarak yıllarca sürdü,kim bilir kaç nesil bir gün bu evlere sahip olma hayaliyle yaşadı....

Fabrika kapatılınca lojmanlar sus payı olarak Nazilli belediyesine verildi.Nazilli belediyesi Sümer bank’ın kapatılmaması yönünde kayda değer hiçbir girişimde bulunmadı. (Başkan Esat ERGÜLER dönemi)

Belki de kapanan fabrikaların içinde halkı tarafından en az desteklenen yer Nazilli'ydi.Bunda en önemli faktör fabrika çalışanlarının fazla ücret aldığı,yeterince çalışmadığı yönünde Nazilli halkına yapılan aleyhte propaganda kampanyalarıydı.

Fabrika işçisi çok para alıyordu bu doğru ama neye göre çok para alıyordu.Hükümetin popülist toplu sözleşme yaklaşımıyla İstanbul da çalışan işçiyle,Nazillide çalışan işçiye,yeraltında çalışan maden İşçisiyle şeker fabrikasındaki garsona aynı parayı vermesinden kaynaklanan bir yanlışlıktı. İstanbul şartlarında işçiye yetmeyen para,Nazilli şartlarında büyük paraydı.Hükümet parayı vermişken işçi almayayım mı diyecekti.

Belki de bu dedikodular,düşmanca abartılar fabrika kapatılınca halkın Tepki vermemesi için özellikle yayılıyordu.Sonuçta fabrika kapandı,işçiler ağlayarak Bursa ya Bergama ya gitti.Fabrika da Adnan Menderes Üniversitesinin oldu.

Çocukluk anılarımızla dolu Sümerbank vazife evleri arazisi ise Nazilli Belediyesinin.Arazi şimdi çok güzel bir park haline getirilip halkın hizmetine sunuldu.

Nazilli arazi bakımından çok şanslı bir yer böyle bir park yapmak için onlarca alternatif arazi bulunurdu.

Burada bulunan 500 tane konut kaba inşaat gibi düşünülüp altyapı ve tesisatlar 10-15 milyarlık yatırımlarla yenilense,ihtiyaç sahibi olan fakir vatandaşlara bedeli taksitlerle ödenecek şekilde verilse ne olurdu? Bence çok daha iyi olurdu.Böylece 500 aile başını sokacak güzel,sağlam ve yeşillikler içinde mustakil bahçeli evlerde oturur vesile olanlara da ömür boyu dua ederdi. Üstelik Nazilli'de böyle bir projeye çok ihtiyaç olmasına rağmen yapılmadı.

Belki de yapılmamasın altında bizim bilmediğimiz başka etkenler yada geçmişin gizli kalmış kompleksleri yatıyordu.

Sümerbank 70 yıl önce 500 konutu,yollarıyla,kanalizasyon,su elektrik, fırın ,kütüphane, okul ve cami'siyle yapıp çalışanlarına sunmuş.
50 yıl boyunca bu binaların her türlü bakımını gerçekleştirmiş. Acaba 110 bin nüfuslu Nazilli'nin belediyesi şimdiki geniş imkanlarıyla bu hizmeti yapabilirmi ? Zannetmiyorum. .

70 yıl önce oluşturulan Avrupai yaşam standartlarına yakın ortamlar model alınıp geliştirilip başka yerlerde uygulanacağına, zaman içinde yok ediliyor. Halkımız sosyal hayattan yoksun depreme dayanıksız, sağlıksız,düzensiz,trafik ve asayiş bakımından güvensiz beton yığını şehirlerde yaşamaya çalışıyor.

Muhabbetle...

İlhan ÖDEN

1 Nisan 2009 Çarşamba

SİZE BİR MASAL ANLATAYIM.


Bundan çok uzun seneler önce çalışkan bir adam babasından kalan 4 İnek ile hayvancılık yapmaya karar vermiş.Bahçesindeki portakallar olgunlaştığında satıp ödemek üzere borçlanarak iki inek daha satın almış.

Hayvanlarının bütün ihtiyaçlarını kendisi karşılayacak şekilde ağılını düzenini kurmuş.Çalışkan adam zaman içinde emeklerinin karşılığını fazlasıyla almış.İneklerinin sayısı 41,koyunlarının sayısı 43,tavuklar ise 468 tane kadar olmuş.

Çalışkan adam köyünde ineklerinin sütünü,koyunlarının etini,tavuklarının yumurtalarını satar mutlu,huzurlu ve bol kazançlı bir yaşam sürermiş.Fakat bu uzak diyarlarda yaşayan ve dünyadaki bütün ineklere,
koyunlara, tavuklara sahip olup herkesten daha zengin ve güçlü olmak isteyen kötü niyetli adamları rahatsız etmiş.

Ne yapıp edip bu çalışkan adamın düzenini bozmak için çareler aramaya başlamışlar.Bu iş için çalışkan adamın köylülerini kullanmaya karar vermişler.

Hemen muhtarı çağırıp “Bu adamın etini,sütünü,yumurtasını almayın biz size çok daha ucuza veririz” demişler.Muhtarı güzelce ağırlayıp izzeti ikramda bulunmuş,eğer kendileriyle işbirliği yaparlarsa yardımların arkasının geleceğini söylemişler.

Bu teklif kendini ve yaşadığı günü düşünen, ileriyi görmekten aciz, muhtarın ağzının suyunu akıtmış.

İlk iş olarak ihtiyar heyetini toplamış,uzak diyarlarda yaşayan zengin ve hırslı adamın teklifini kabul ederlerse nasıl zengin olacaklarını anlatmış,İhtiyar heyetinden itiraz edenler olsa da maalesef muhtara inanan cahil üyeler çoğunluğu sağlamış.

İlk iş olarak çalışkan adama bundan sonra köyde et,süt ve yumurta
satmayı yasaklamış lar.Çalışkan adam çaresizlik içinde bir müddet öncekazandığı paralarla kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmış.Pek para kazanamasada başka pazarlarda et,süt ve yumurta satmaya , varlığını korumaya çalışmış.

Uzak diyarlarda yaşayan ve bütün inek,koyun ve tavuklara sahip olmak isteyen kötü adamlar pazarlardaki görevlileride kandırmışlar.Onlarda çalışkan adama bir daha pazarda satış yapmayı yasaklamışlar.

Çalışkan adam eli kolu bağlı çaresiz kalmış.elindeki imkanlarla ayakta kalmak için her yolu dene miş.Uzun süre kimseye boyun eğmeden yaşamayı da başarmış.Ama sonunda dayanamayıp hayvanlarını besleyecek yem almak için tavuklarını satmaya karar vermiş.

Bütün ineklere,koyunlara ve tavuklara sahip olmak isteyen zengin kötü adam,muhtara haber göndermiş.Muhtar tavukları başkalarının almasına engel olup ,çaresiz kalan adamın eline üç beş kuruş sıkıştırıp bütün tavuklara el koyup, yandaşlarına paylaştırmış.


Çalışkan adamın aldığı üç beş kuruş kısa zamanda tükenmiş,hayvanlar yine acıkmış.bir yerlerden yem bulmak için uğraşırken bütün ineklere,koyunlara,tavuklara sahip olmak isteyen adam koyunları karşılığında yem vermek üzere muhtara talimat vermiş.
Çalışkan adam çok düşünmüş taşınmış belki koyunları gözden çıkarırsam ineklerimi kurtarırım. Eğer işlerim düzelirse ilerde yine koyun alır üretirim demiş.

Çalışkan adam koyunları vermiş yemleri almış.Aldığı yemlerle bir kaç ay idare etmiş.Çalışkan adam ineklerinin doğuracağını,yavruları satıp işini düzelteceği hesaplarını yapıyormuş ama aradan geçen zamanda elindeki inekler yaşlanmış,artık doğuramaz olmuşlar.Borçlar,harçlar içinden çıkılmaz hale gelince muhtar ve adamları, çalışkan adamın elinden kalan ineklerini de almışlar.


İçlerinde en yaşlı,zayıf ve bakımsız olanını bir okula bağışlamışlar. Semiz,genç ve güzel olanları , muhtar ve ihtiyar heyetindekiler paylaşmış.

Dünyadaki bütün ineklere,koyunlara,tavuklara sahip olmak isteyen kötü adamların istediği olmuş.
Ellerindeki hormonlu,etleri,sütleri,yumurtaları köylülere ucuz fiyattan satmaya başlamışlar.

Köylüler ucuz et,süt ve yumurta almanın sevinciyle,çalışkan adamın hayvanlarının elinden alınma sına göz yummuşlar....


Onlar ermiş muratlarına,biz çekelim ceremesini.

Masalım maalesef bu kadar,sonu ne olmuş diye sormayın,masalı ben yazdım ama sonucunun nasıl olacağını henüz tam olarak bilmiyorum.

Muhabbetle....

İlhan ÖDEN

NOT :Rivayete göre okul, bağışlanan ihtiyar ineğe bakamamış sütü paylaşmak üzere anlaşıp, bakıcı bir ortak bulmuş.Bakıcı meğer kaçak kesim yapan bir kasapmış,ineği kesip etini,derisini alıp kaçmış olay kadıya intikal etmiş.Küylüler ise artık taze,hormonsuz et,süt,yumurta bulamadıkları için çok pişmanlarmış. Üstelik bütün ineklere,koyunlara tavuklara sahip olan adam artık eskisi gibi ucuza vermiyormuş.

Bir Not daha:
Ben bu masaldan hiç birşey şey anlamadım diyenler varsa,boş verin anlamasanızda olur.Dünya döndükçe nasıl olsa bir gün sizde masal kahramanı olur,hatta böyle bir masal bile yazabilirsiniz.

BENİMLE GÜREŞMEK İSTEYEN VARMI ?


Sümerbank Basma Kombinasının yapılacağı arazinin etüd çalışmaları için Nazilli'ye gelen heyet çevrede incelemelerde bulunurken,arazinin bataklık ve sivrisinek yuvası olması heyettekileri endişelendirir,zaten fabrikanın buraya yapılmasına karşı içlerinde sakladıkları muhalefet fikrini ,o sırada Nazilli'de sıtma hastalığının yaygın görülmesine bağlayıp,Atatürk'ü fabrikanın Nazilli'ye yapılması düşüncesinden caydırma konusunu aralarında konuşurken. Heyetin ziyareti esnasında arazide hayvanlarını otlatan ve olayı baştan beri takip eden, Aşağı Nazilli'den bir çingene delikanlısı heyettekilere seslenir.

- Beyler !
-Ben burada doğdum,burada büyüdüm .
-Madem burası hastalık yuvası, yaşamak için uygun bir yer değil.
-İçinizde benimle güreşecek kendine güvenen biri varmı?

Heyetteki takım elbiseli uzmanlar,beklemedikleri çıkış karşısında,üstü başı yırtık zayıf çingene delikanlısına cevap veremeden birbirlerine bakıp kalırlar.

Komisyondakiler Nazilli'ye güreşmek için gelmemişti işi gücü bırakıp baldırı çıplak çingene delikanlısıyla güreşmeleri beklenmezdi ama delikanlının cesur çıkışı herkesi etkilemişti..

Ve f
abrika bu bataklık araziye yapılır.



Nazilli Basma Kombinası,mensucat işletme ünitesinin çatı inşaatı.


Minik hikaye böyle..

Bu hikayeyi rahmetli dedem ve babamdan birkaç defa dinledim.
Nazilli Basma Kombinası açıldık tan 66 yıl sonra kapatıldı ama.....

Fabrikanın şimdiki bulunduğu alana yapılmasına küçük de olsa katkısı olan çingeneler,fabrika alanına yakın kendilerine özel mahallede geçmişe göre daha az sayıda da olsa hala varlıklarını
sürdürüyorlar ve hala eski fabrika alanı etrafında hayvanlarını otlatmaya devam ediyorlar. İşin tuhaf tarafı Nazilli ve çevresinde oturan,hatta yurtdışından gelip çalışan yabancı işçilere bile ekmek kapısı olan Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası'nın dolaylı yoldan getirdiklerini saymazsak,bir tek bu esmer vatandaşlarımıza ekmek vermemiş olması.

Benim yaşamımın tamamı fabrika yada çevresinde geçti bu vatandaşlarımızdan hiç birinin fabrika işletmelerinde veya yardımcı kuruluş işletmelerinde işe alındıklarını duymadım, görmedim.

Fabrika hurdalıklarına atılan,birkaç demir parçası,1-2 metre bakır kablo veya para edecek öteberi, dolaylı yol olarak belirttiğim,katkı işte bu.Katkıdan sayılırsa...

Muhabbetle.....

İlhan ÖDEN

8 Mart 2009 Pazar

HER BİRİ SANAT ESERİ SÜMERBANK TAKVİMLERİ


Bu fotoğrafların sizlerde güzel anılar uyandırdığının farkındayım. Çok işlevli bu takvimler belkide hala evlerinizde sandalye minderi,bebek yastığı yada dört beş tanesi birleştirilerek özellikle bahar günlerinde sarılıp uyuduğumuz yumuşacık bir pike olarak sizlere hizmete devam ediyor olabilir.

Hani bazı işgüzarlar,"Ne olacak yani Sümerbank basması işte" diye küçümserler ya... Bu takvimlerde Sümerbank basmasıdır ama hala yıllara ve son yılların süper deterjanlarına inatla direnmeye devam ediyorlar.


Anılarımızda güzel bir yeri olan Sümerbank desinatörlerinin çalışmalarıyla ortaya çıkardıkları her biri sanat eseri olarak niteleyebileceğimiz bu özel takvimler çok değerliydi.Her Sümerbank çalışanına imza karşılığı sadece bir takvim verilirdi.Benim gibi eşi de Sümerbank personeli olan şanslılara aylar öncesinden "Hanımın takvimini bana versene" ricaları gelirdi.


Her seferinde bir bahane bulur savuşturur,sonra Sümerbank emeklisi olan eşimin anne ve babasının evine emeneten bırakırdım.Emaneten olması kayınvalidemin böyle kumaşları değerlendirmesindeki becerisinden kaynaklanıyordu.Biriktirilen birkaç takvim yukarıda anlattığım gibi yine bize Yastık,minder,Pike olarak geri dönerdi.



Takvimler yine aynı kumaştan yapılmış ince uzun kılıflar içinde topluca gelirdi.Takvim dağıtıldığı gün hasta veya izinli olanların takvimleri işyeri amirlerince teslim alınıp mutlaka kendilerine teslim edilirdi.Genel olarak osmanlı minyatür sanatından örneklerden oluşmuş özgün motiflerin seçilmesi gelenek halini almıştı.



Yukarıda fotoğraflarını paylaştığım altmışlı yıllara ait olan takvimleri hatırlamıyorum.Sanırım bunlar personele dağıtılmadı.Öyle olsa babam da Sümerbanklı olduğu için hatırlardım.Sanırım o yıllarda çok moda olan banka promosyonlarından olabilirler.Zaten gerek motif,gerekse şekil olarak diğerlerinde farklı hemen oldukları belli oluyor.

Böyle Sümerbank'a malolmuş,anılarımızda yeri olan bir şekilde bize Sümerbank'ı hatırlatan özel mamul veya hatıra materyallerini elime yeterli foto,belge,vs. geçtikçe paylaşmaya devam edeceğim.Bu konuda Sümerbanklılardan gelecek her türlü yardıma açığım.


17 Şubat 2009 Salı

Siz GIDIGIDI'yı bilirmisiniz ?


GIDIGIDI

Gıdıgıdı Nazilli sümerbank Basma Fabrikası işçilerini fabrikaya,iş dönüşü de evlerine taşıyan servis aracına,Sümerbank personeli tarafından,çalışırken çıkardığı seslerden yapılan benzetmeyle takılmış isimdi. Başka varmıdır bilmem ama sanırım Türkiyenin TCDDY.na ait olmayan tek treniydi.

Gıdıgıdı görevini 1937 den 1980 li yıllara kadar başarıyla yerine getirdi.Fabrika işçi,memur ve mensuplarının hanımlarını, çocuklarını çarşıya , pazara, okula yorulmadan taşıdı durdu.

Seferden kaldırılalı pek çok seneler geçmesine rağmen,Atatürk'ü anmak için yılda birkez giyinip kuşanıp,oflaya poflaya da olsa onurlu seferine çıkıyor.Belki Atatürk ve onu götüreceği fabrika artık yok ama o inatla seferini sürdürmeye gayret ediyor.
(Son çalıştırılma tarihi 9 Ekim 2005)

Atatürk'ü ve Sümerbank'ı tarihten silmeyi misyon edinmiş zihniyetlerin öncelikli hedeflerinden sonra sıranın kendisine geleceği güne kadar Nazilli belediyesine ve Adnan Menderes Üniversitesine emanet son bir gayretle yaşamaya çalışıyor.



GIDIGIDI ANILARI

Gıdıgıdı bizim dönemin çocuklarının anılarının baş köşesinde yeralır.Merkezden yaklaşık 4 km kadar uzak olan fabrika ile sinemaların,çarşının,bayram yerlerinin olduğu Nazilli şehriyle olan bağlantımızı Gıdıgıdı sağlardı.Elbette belediye otobüsleride vardı ama onlar paralıydı.Gıdıgıdıyla gitmek hem eğlenceli,hem koca bir müessesenin parçası olmanın gururu hemde cepte harcamak için kalacak ekstra 25-50 kuruş harçlıktı.Gıdıgıdının hareket saatleri hepimiz tarafından ezbere bilinirdi,hatta yöre halkı doğrudürüst saat bile kullanmaz Gıdıgıdı düdüğüyle vaktin hesabını yapardı.Dolu olduğunda ağır ağır nazlı nazlı yukarı Nazilli'ye doğru gider yükünü boşaltınca uçarcasına aşağı Nazilli'ye fabrika kapısına doğru son sürat dönerdi.Fabrikaya 400-500 metre kala hiçbir aracın kornasına benzemeyen meşhur düdüğünü çalar,fabrika tren kapısı bekçisine "Kapıyı aç ben geliyorum" diye bağırırdı.




Sümerbank tren kapısı


Gıdıgıdı fabrika içi ana istasyonda (Fotoğraf Yeniasır Gazetesi)

Fabrika içerisindeki Ana istasyonda,bakım ünitesinin ve tamircilerin olduğu bir atölye vardı.Tamirciler TCDDY.dan diplomalı fakat sümerbank personeli makinistlerdi.Her zaman yedekte başka bir tren olması ve seferlerin aksamaması için gayret gösterirlerdi.Biz küçüklerin gözünde trenciler fabrika müdüründen bile önemli kişilerdi.

Fabrika nizamiye kapısıyla tren istasyonu arasında 100 metre kadar bir uzaklık vardı.Nizamiyeden girip 25-30 metre yürüyüp köşeyi dönünce tren karşıdan görünür gelenleri acele ettirmek için bazen sanki hareket ediyormuş gibi küçük bir kalkış hareketi yapan uyanık makinistler gelenleri treni kaçırma korkusuyla rekortmen koşucu gibi koştururlardı.Biz genelde erkenci olduğumuzdan tren penceresinden koşuşanların trene yetişip yetişemiyecekler heyecanını yaşardık.Gıdıgıdı nadiren kalanlar olsada genellikle kimseyi bırakmamaya çalışırdı.

Bazen Gıdıgıdı'yı başka amaçlar içinde kullanırdık.Bölgenin güçlü takımlarından Sümerspor'un büyük takımlarla maçı olduğunda fabrika alanı içindeki stadyuma biletsiz girebilmek için yenimahalle orta istasyonuna gider oradan Gıdıgıdı'ya binerek zahmetsizce fabrika tren istasyonu yanındaki futbol sahasına girerdik.


Bazen Gıdıgıdı'nın yavaş gitmesinden yararlanarak istasyon haricinde tren seferdeyken inmek veya trene binmek isteyenler olurdu,haliyle böyle durumlarda ölümlü kazalarda olabiliyordu.Bunu önlemek için trenin en önünde Tren personelinden nöbetçi olurdu ama tren istasyona yaklaşınca atlamalar yoğunlaşırdı.Atlamayı bilenler atlar atlamaz tren istikametinde koşarak hız azaltıp kolayca inerler,onlara heveslenen acemi atlayıcılar ise atlayıp durunca yüzü koyun düşerek sakatlanırlardı.



Hiç unutmam okumaya yeni başladığım yıllarda tren içinde,yukarıda bir tanesinin fotoğrafını paylaştığım uyarı tabelalarını okumaya çalışır fakat anlamını bir türlü çözemezdim. " KATARIN SEYRİ ESNASINDA PENCERELERDEN SARKMAK SAHANLIKLARDA DOLAŞMAK MEMNUDUR" yada "CIGARA İZMARİTLERİNİ PENCEREDEN DIŞARI ATMAK MEMNUDUR" Buradaki memnu kelimesini çocuk aklımla "memnuniyet" hoşnutluk anlamında yorumlar bu nasıl çelişki diye düşünürdüm.Yıllar sonra "memnu" kelimesinin eski türkçede yasak anlamına geldiğini öğrendiğimde kendi kendime çok gülmüştüm.



Gıdıgıdı yolu yakınında oturan ninemlere gittiğimizde,dayımın oğluyla fabrika demiryolunun okalüptüs ağaçları sıralı kenarında oynar,raylar arasından çıkan buğdaya benzer yaprakları kara otlardan birbirimize bıyık yapardık.Trenin geçeceği rayların üzerine küçük taşlar,bakır para veya çay kaşıkları koyar sonra sapını kıvırıp yüzük yapardık.Tren geçerken sanki devrilecekmiş gibi korkar suçlanırdık.Fakat Gıdıgıdının ön tekerleklerine yakın bir yere bağlı çalı süpürgeleri çoğu zaman tehlikeli taşları düşürür,çok küçük olanlarla para ve kaşıkları düşüremezdi taşlar ezilirken çıkan sesten makinist yaptığımız şeyleri anlar,bizi tanıdıkları için babalarımıza şikayet ederlerdi.

Trencilere özel toplu sözleşme maddeleri vardı.Giysi ve ayakkabıları özeldi.Şapkalarının ortasında sarı madenden çelenk içinde Sümerbank'ın meşhur anahtar şeklindeki arması yeralırdı,yazlık ve kışlık takımlar ayrıydı kumaşlar hatırladığım kadarıyla gri renkliydi.Tren personeli treni kullanan makinistler,durma ve kalkma işareti veren kontrolörler ve nöbetçilerden oluşurdu,nöbetçiler aynı zamanda trenin ve istasyonun temizliğinden sorumluydu.Yukarı istasyonda bir bekçi,Nazilli karayoluyla kesişen noktada bariyerleri indirip kaldıran bir nöbetçi olurdu.Karayolu Gıdıgıdı geçerken kapandığında bekleyen otobüslerdeki yabancılar önlerinden geçen belkide başka yerde hiç görmedikleri Gıdıgıdı'ya hayretle bakardı.


Çok eskiden Gıdıgıdı'ya daha çok kişi sığabilmesi için koltuklar sökülmüştü bayanlar erkekler ayrı vagonlarda olduğundan biz genelde babamızın bacağına sıkısıkı tutunarak ayakta yolculuk ederdik trenin kalkış ve duruşlarında vagonlarda insan dalgaları oluşur dört bir yana savrulurduk.Önceleri 3000 kişiden fazla olan personel zamanla 1500 lere kadar düşünce ahşap koltuklu amerikan filmlerinde kızılderililerin yetişmek için at koşturdukları trenlerin vagonlarına benzer vagonlar alındı.Artık güzel havalarda,hem biraz daha büyük olduğumuz için hemde demir parmaklıklarla güvenli hale getirilmiş yeni vagonların sahanlıklarında seyehat edebiliyorduk.

Sonra evlendik,Sümerbank'ta işe başladık.Bu sefer bizler servis aracı olarak Gıdıgıdı'yı kullanmaya başladık.Fakat Gıdıgıdı'nın bakımı zor masrafları ağırdı.Tasarruf ve küçülme politikası yüzünden işçi azaltımına giden kit'lerde,ülke genelinde yapılan toplu sözleşmeye konan bir maddeyle servis aracı olmayan yerlerde işçilere yol parası uygulaması başlayınca, fabrikada bir referandum yapıldı.Bilinçli olanlar karşı çıksada o gün için iyi para olan 10 lira zammın cazibesi gıdıgıdıyı mağlup etti.Üç beş yıl sonra enflasyonla çerez parasına dönen yol parasıyla birlikte.Gıdıgıdı boş yere tarih sayfalarına doğru son seferine çıkmış oldu.

VİDEO

(Tayfun TALİPOĞLU'na Teşekkürler)

Yorgun Gıdıgıdı Adnan Menderes üniversitesi Sümer kampüsü içindeki özel istasyonunda yeniden insanları taşıyabilme umuduyla bekliyor.Hem de öylesine sabırlı ve inatçı ki 20 yıldır bakımı ve tamiratı yapılmadığı halde akü bağlandığında tek marşla çalışacak kadar azimle bekliyor.

İlhan ÖDEN