Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2020 Pazartesi

Nazilli SÜMERBANK'a minnetle...

   

Babaannem, babam ve halalarım, hepsi Nazilli Sümerbank'lı.

Babam ve ailesi Bulgaristan’ın Eski Zağra’sından,
Annem ve ailesi Yunanistan’ın İstanköy’ünden
1940’lı yıllarda gizlice sınırı geçip
Türkiye’ye sığınmışlar.

Yollar uzun, hikâyeler ağır…
Korkular, açlıklar, belirsizlikler yaşamışlar.
Sonunda yolları Nazilli’ye,
Sümerbank Basma Fabrikası’na düşmüş.

Fabrika onlara, kollarını açmış.
İş vermiş, aş vermiş.
Lojman vermiş.
Yetmemiş…
Karyola vermiş, yatak vermiş, battaniye vermiş.

Sadece benim aileme değil…
Balkanlardan, On İki Adalardan gelen,
Tüm göçmenlere vermiş.

Lojmanlar yetmemiş.
Sümerbank “Basmamı basar satar,işime bakarım” dememiş.
Kısa zamanda, tahtadan barakalar yapmış.
Muhtacı, açıkta bırakmamış.

Göçmenler bakımlı, birkaç dil bilen,
Eğitimli ve görgülü insanlarmış.
Bazıları onları,hor görüp dışlamışlar...

Onlar dışladıkça...
Sümerbank daha sıkı sarılmış.

Sümerbank sarıldıkça,
Ustalar da işe sarılmış...

Atölyelerde, demire şekil,
Basmaya renk vermişler.
Tezgahta kumaş dokuyup,
Yararlı vatandaş olmuşlar.

Sümerbank onlara, sadece para değil...
Yepyeni bir dünya, onurlu bir yaşam vermiş.

Sümerbank’ı seviyoruz.
Çünkü; Neyimiz varsa hepsini ona borçluyuz.

Sümerbank, çok insan yetiştirdi,
Çok hayat verdi,
Herkese yuva oldu...
Kocaman bir şehir kurdu...
Yanında, birazcık ta...
Basma bastı, kumaş dokudu.

Bu yüzden biz sonradan gelenler...
Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Sümerbank’a
Başkalarından daha borçluyuz.
Borcumuzu, ödemeye çalışıyoruz. İlhan ÖDEN


17 Eylül 2019 Salı

PATLAK AMPULLERİN HİKAYESİ

Sümerbank çocukları, Nazilli Basma Fabrikasına, Sümerbank çalışanlarından farklı gözle bakarlar. Çalışanlar için iş yeri, ekmek teknesidir Sümerbank... Sümerbank çocukları için ise gözlerini açtıkları, her türlü güzelliği içinde barındıran, adeta onları mutlu etmek için yaratılmış ayrı bir dünyadır ve bu dünyanın her köşesinde ayrı hikayeler, anılar vardır. Fırsat buldukça hikayelerimi yazıyorum. Bugün gözüme takılan şu patlak ampullerin hikayesini yazacağım.


Ampullerin en son ne zaman  yandıklarını hatırlamıyorum. Ben sizi fabrikada üretimin ve disiplinin en yüksek olduğu 1970 öncesi yıllara götüreceğim.  Nazilli'de milli bayramların coşkusunun en çok görselliğe dönüştüğü kurum kuşkusuz Sümerbank Basma fabrikasıydı. Süslemelerin en yoğun olduğu yer de Nizamiye kapısı ve çevresiydi.


Fabrikanın önü adeta bayram yeri gibi olurdu.
İlk süslenen yer fabrika İdare binasının önünden Hürriyet caddesine açılan Kamyon giriş kapısının birkaç metre yukarısındaki iskeleti borulardan yapılmış üzerinde HOŞGELDİNİZ yazılı "Zafer Takı" olurdu. Sonraki yıllarda Hürriyet caddesi genişletilip çift yönlü olunca bu tak üzerinde SÜMERBANK yazan daha büyük ve gösterişli yeni bir tak ile değiştirildi. Tak ayakları mersin dallarıyla kaplanıp, bayraklarla süslenirdi.

Nizamiye kapısına neredeyse kapıyı tamamen kapatacak büyüklükte koca bir Türk bayrağı asılır, kapının sağında ve solundaki personel ve tahakkuk servislerinin olduğu bölümlere yaklaşık 1 metre boyunda daha küçük ipe geçirilmiş çok sayıda bayrak sıra halinde dizilirdi. Ayrıca nizamiye kapısı ile tam karşısındaki elektrik direkleri arasına da Hürriyet caddesini üzerinden enlemesine geçen iki sıra ipe geçirilmiş aynı büyüklükteki bayraklar ve altından geçen araçlara değecek kadar büyük Atatürk portresi asılırdı.

Yüze yakın bayrakla süslenmiş nizamiye kapısı, "Kırmızı gelinlik giymiş Anadolu gelini" gibi gündüzü süsler, gece olunca da şimdi patlak kalıntıları kalan sıralı ampuller Anadolu gelininin alnında ve göğsünde dizili altınları gibi ışıl, ışıl parlardı...

Bu görkemli görüntüyü görüp etkisinde kalmamak mümkün değildi.
Parlak ışıkların, bayrakların ardında Cumhuriyetin gücü ve Sanayide devleti temsil eden Sümerbank'ı görüyor, yıkılmaz kale gibi görünen dev kuruluşun bir parçası olarak göğsümüz kabarıyordu.

1990 lara doğru, milli bayramları bir kaç bayrakla geçiştirmeye başladık. Nizamiye kapısını eskisi gibi görkemli süslemez, ampulleri yakmaz olduk..."Önce milli coşkuyu, sonra da Sümerbank'ı kaybettik". Kaybetmeye devam ediyoruz. Sevgiyle kalın. İlhan Öden

28 Ocak 2019 Pazartesi

ÖĞRETMENİNİ DİNLEYEN İYİ BİR ÖĞRENCİ GİBİ...

VİDEO

Tarih 9 Ekim 1937 Atatürk , Sümerbank Basma Fabrikasını açmak için, Nazilli'ye gelmiş. Başbakan, başbakan vekili ve hükumeti oluşturan bakanlar, Genelkurmay başkanı, tüm devlet erkanı ve Sümerbank genel müdürü yanında.

Altın anahtarla fabrikamızı açıyor...

 O andan itibaren, sanki etraflarında başka kimse yokmuş, iki kişi fabrikayı geziyormuş gibi fabrika müdürü Fazlı Turga'ya odaklanıyor. Adeta "öğretmenini dinleyen iyi bir öğrenci gibi" gözlerinin içine bakarak büyük bir dikkatle fabrika müdürü Fazlı Turga'yı dinleyip, sorular soruyor, bilgi alıyor.

Videoda da göreceğiniz gibi pamuğun girdiği ilk kapıdan, basmanın çıktığı son kapıya kadar aynı disiplin ve  ilgiyle geziye devam ediyor. Başka kimseyle ilgilenmiyor, konuşmuyor.
 
Kibir yok, her şeyi bilirim havası yok. kompleks yok, sormaktan çekinmek yok...

Etrafındakiler de etkilenmiş olmalı ki, Atatürk ve fabrika müdürünü sessizce izleyip, eşlik ediyorlar.

Bugün böyle bir açılış olsa, aynı disiplini göre bilir miyiz? Zannetmiyorum.Cumhurbaşkanının gelmesine de gerek yok vali gelsin, milletvekili gelsin yeter.

Dalkavuklar, kendini göstermek isteyen, dikkat çekmek, yaklaşmak için birbirini ezenler, koruma ordusu...

Tahmin etmeye gerek yok haberlerde heyetleri görüyoruz...  İlhan Öden.

10 Aralık 2018 Pazartesi

LİYAKAT ÖNEMLİ


Atatürk,Nazilli Basma Fabrikasına çok önem veriyordu onun için 9 Ekim 1937 Cumartesi günü fabrikamızı açmak için Nazilli'ye gelirken,başbakan,bakanlar,genelkurmay başkanı ve komutanlar dahil pek çok kişiyi beraberinde getirmişti.

Genç cumhuriyetin en önemli eserlerinden biri olan Nazilli basma fabrikasının açılış töreni ve fabrikanın tanıtımının hem ülke çapında hem de dünyaya en iyi şekilde yansıtılması Atatürk için çok daha önemliydi.

Yanındakilerin çoğu fark etmese de Atatürk'ün yanında belki de diğerlerinden önemli iki kişi daha vardı. Türkiye'nin ilk foto muhabiri 1 numaralı basın kartı sahibi Ferit İbrahim ve Türk sinemasının önemli isimlerinden Kenan Erginsoy.

Yukarıdaki fotoğrafta Atatürk'ü fabrikamızın müdüriyet binası merdivenlerinde görülüyor. Yanda fesli olan kişi açılış törenini baştan sona filme alan Kenan Enginsoy (Reşid Kenan) , arkasında, fotoğrafları çeken Ferit İbrahim var. 

Ferit İbrahim işini en iyi şekilde yapmaya çalışan Atatürk'ün güvendiği ve pek çok özel fotoğrafını çektirdiği,çalışırken iki gözlüğü üst üste takacak kadar titiz çalışan iyi bir fotoğrafçıydı.

Kenan Erginsoy'ise ilk Türk filmcilerinden biridir. 1. Dünya savaşı sırasında Almanya'da çektiği filmlerle dikkati çekmiş, teknolojiyi yakından takip eden, Atatürk'ün bilgisine güvendiği yetenekli biriydi. Hatta Atatürk'ün bozulan bir radyo'yu "Yapsa yapsa bunu Kenan yapar" diyerek gönderdiği ve  radyosunun Erginsoy tarafından tamir edildiği hatıralarından bilinir.

Evet. Bugün açılış günü ile ilgili paylaştığımız fotoğraf ve video görüntüsü olarak elimizde ne varsa bunları en başta bu iki ustayı özellikle yanında getiren Atatürk'e,sonra, sanatlarını en iyi şekilde icra edip 1937 şartlarında başarılı çekimler yapan Ferit İbrahim ve Kenan Erginsoy ustalara borçluyuz. Ülkemiz ve dünya basınında bugün bile ilgiyle izlenen  mükemmel belgeler bırakmışlar.
Mekanları cennet olsun. İLHAN ÖDEN

7 Nisan 2014 Pazartesi

Masal masal matitas...




MASAL;MASAL;MATİTAS...
Rivayete göre...
"Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Nazilli’yi yaratmış."
Herodot böyle demiş.

Sonra da bu uzun ömürlüleri, genç yaşta öbür dünyaya göndermek için sivrisinekleri yollamış.

Söz güzel. Paylaşması keyifli. Ama gelin görün ki, bunun gerçekle ilgisi, olduğunu sanmıyorum.
Çünkü Herodot milattan önce 5. yüzyılda yaşamış.

O zamanlar:
Çok tanrılı inanç var,
İsa henüz doğmamış,
Ve en önemlisi: Ortada henüz Nazilli yok!

Yani Herodot’un Nazilli hakkında konuşmuş olması mümkün değil.

Tanrılar şehir kurmaz.
Şehirleri insanlar kurar.
Heredot'un söylediği rivayet edilen sözün 2009’dan önce hiç bir ciddi kaynakta geçmemesinin sebebi ne olabilir?

Belli ki o dönem Nazilli'yi yönetenlerden biri, “Şöyle fiyakalı bir söz uyduralım ki, Nazilli’ye mistik ve turistik bir hava katsın.” diye düşünmüş.

Hava katmış mı? Katmış.
Nazilli'yi gündeme taşımış mı? Taşımış.
Peki gerçek mi? Maalesef değil...

Gerçek Hikaye 1937’de Başladı.
Atatürk geliyor,
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası açılıyor.
Ve, Nazilli öyle hızlı değişiyor ki, sivrisinekler bile şaşırıyor.

Fabrika sadece basma basmıyor:
Sağlık getiriyor,
Eğitim getiriyor,
Spor getiriyor,
Disiplin getiriyor,
İnsan gibi yaşam getiriyor.
50 yataklı, tam teşekküllü bir hastane getiriyor!

Sümerbank hastanesi hekimleri, Okaliptüs ağaçlarıyla ittifak yapıp, Sivrisinek ordularını yenip, sıtma meydan savaşını kazanıyor...

“Nazilli insanı uzun yaşar” meselesi, böyle başlıyor...

Evet, doğru. Nazilli insanı uzun yaşıyor.
Sebebi: 1937’de başlayan yaşam kalitesi devrimi.
Bugün “Nazilli insanı uzun yaşar” deyip de, fabrikanın katkısını görmezden gelen vefasızlara kapak olsun.

“Ne yaptın ettin, sözü, yine Sümerbank’a bağladın” diyenlere, "Fabrika öncesi yılların Nazilli’sindeki ortalama ölüm yaşlarına bir bakın." derim.

Masalı gerçeği, o tablo size gösterir.

Nazilli insanı uzun yaşıyorsa, bunu önce Allah’a, sonra da 1937’de bu vizyonu buraya getiren cumhuriyete borçludur.
Herodot’u bırakın.
Adamın Nazilli’den haberi bile yok.
Asıl ismini anmanız gerekenlerin ismini yazın.

Nazilli halkı uzun yaşıyorsa, bunu önce Allah’a, sonra Atatürk'e borçludur.

Masallar güzeldir, dinlerken kulağa hoş gelir...
Gerçek böyledir ama bilir söyleyemezler.
"Heredot böyle dedi" der geçerler...

Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN

15 Ocak 2013 Salı

Atatürk'ü Gıdıgıdı'ya bindirelim mi?


Bloğumun adını “Türkiye’yi ve Sümerbank’ı çok seviyorum” koydum. Bir zamanlar Sümerbank reklamlarında kullanılan bu sloganı internet sayfama isim olarak seçmem elbette ki tesadüf değil. Yaptığım çalışmalar, harcadığım karşılıksız emeğin kaynağında da Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüyüp, çocuklarımı beslediğim bu kuruluşa olan vefa borcum var.

Sümerbank sevgisinden başladı, lafı nereye getirecek? Diye düşünmeye başladığınızı tahmin ediyorum. Onun için fazla uzatmadan hemen konuya gireceğim. Bildiğiniz gibi bu site Sümerbank merkezli içeriğe sahip. Burada gelecek nesillere öncelikle Nazilli basma fabrikasını, tali olarak ta Sümerbank’ı anlatmaya çalışıyorum. Anlatırken de elimden geldiğince doğru anlatmaya çalışıyorum.

Tarihçilerin, akademisyenlerin, araştırmacıların, habercilerin, yazarların, belgeselcilerin ya da benim gibi amatörlerin amacları okurlarına, izleyicilerine ve özellikle gelecek nesillere doğruları anlatmak  değilmidir?


Son zamanlarda özellikle yazılı basında, Nazilli basma fabrikasının “Gıdıgıdı treni” sık sık yer almakta. Herkes bildiği kadarıyla Gıdıgıdı’yı anlatmaya çalışıyor, bazı yazarlar hayal güçlerini kullanıp Gıdıgıdı treni için hikayeler bile yazıyorlar.

Peki bunda ne var? Bırak yazsınlar . Dediğinizi duyuyorum ama yazılarında Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine bindiğini yazıyorlar…

Bir Nazilli Sümerbanklı olarak,Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmiş olmasını çok isterdim. Keşke binseydi… Ama Atatürk Gıdıgıdı’ya hiç binmedi. 

VİDEO
Atatürk'ün fabrikaya geliş videosu.

Yukarılarda gelecek nesillere “doğruları anlatmaktan” bahsetmiştim. Elimizdeki görüntülerden… O tarihte basılan gazetelerden ve yazılardan “gayet net” bir şekilde Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmediği, İzmir DDY’den kendisi için tahsis edilen iki adet TCDD 21-25 Railbus ile fabrikaya geldiği anlaşılıyor.

Atatürk'ün  fabrikaya gelişi.ile ilgili kupür.
Atatürk TCDD 21-25 Railbus içinde
Atatürk'ü fabrikaya getiren  TCDD 21-25 Railbus
 Atatürk'ün fabrikadan ayrılışı ile ilgili kupür.

 Zaten Gıdı gıdı insan taşımak amacıyla yapılmış bir tren değildi. Atatürk binmek istese bile binemezdi 1960 ve daha öncesi doğumlu olan ve Gıdı gıdı'yı kullanan Nazilli Sümerbanklılar bilir. O yıllarda Gıdı gıdı vagonlarında koltuk bile  yoktu. Vagonlar fabrika inşaatına malzeme ve makine taşımak için yapıldığından içleri bir traktör römorku gibi bomboştu. Gıdı gıdıya binen işçiler pencere kanarlarında dizilip tutunacak yer ararlardı. Kalkış ve duruş sırasında vagon içinde dalgalanmalar olur, düşmemek için annemizin, babamızın bacaklarına sarılırdık.

Atatürk ,Nazilli Basma fabrikasını açmak için Nazilli'ye geldiğinde hastalığı ilerlemişti. Türk devletinin kurucu cumhurbaşkanını, üstelik sağlığının bozuk olduğu sırada bu durumdaki bir trene bindirmek düşünülemezdi.

Yaklaşık 1965 yıllarında vagonlar yenilendi, koltuklar takıldı. Gıdı gıdı treni İnsan taşımaya uygun hale getirildi.


Durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken, Gıdı gıdı trenini vatandaşın gözünde yüceltmek için gerçek olmayan bir olguyu gerçekmiş gibi anlatmaya devam mı edelim? Yoksa gelecek nesillere doğruları mı anlatalım?

Ben, Sümerbank’ı ve Gıdı gıdıyı çok seven biri olmama rağmen, işime pek gelmese de doğruyu anlatmaktan yanayım. Gıdı gıdı treni, yolu, statüsü ve hatıralarıyla zaten başka örneği olmayan çok “özel bir tren” Atatürk’ün binmemiş olması içimizde burukluk yaratsa da bu özelliklerini kaybettirmez.

Peki Atatürk’ün Gıdı gıdı’ya binmiş gibi algılanmasına ve zamanla yanlış bilginin yerleşmesine sebep olan nedir? Onu da anlatayım. Bildiğiniz gibi fabrikamızın açık olduğu dönemlerde her yıl düzenlenen açılış törenlerinde Atatürk’ün fabrikamıza gelişi sembolize edilirken yukarı istasyondan Gıdı gıdı trenine bir Atatürk büstü ve bir bayrak konulur, büst ve bayrak fabrika içindeki istasyonda müdür ve çalışanlar tarafından karşılanırdı. Her yıl yapılan bu karşılama törenlari, Nazilli halkı ve çalışanlarda Atatürk’ün Gıdıgıdı treniyle geldiği izlenimini yaratmış. Pek çok Nazilli’li gibi ben de böyle biliyordum. İlk zamanlar yazdığım yazılarda da bu yanlışı paylaştım. Gıdıgıdı belgeseli için konuya iyice odaklandığımızda yanlışı fark ettik. Ulaşabildiğim eski yazılarımı düzelttim fakat eski yazılarımdan alıntı yapılan bazı sitelere ulaşamadığım için düzeltemediğim yazılarımda var.

Peki bunu şimdi paylaşmanın sebebi nedir? Diye bir soru aklınıza gelebilir.Uzun zamandır bu yazıyı yazmayı düşündüğüm halde yazmamamın sebebi halen çekimleri devam eden Gıdıgıdı belgeseline ilgi azalması gibi negatif bir etkisi olur mu? Düşüncesiydi.

On gün önce görüştüğümüzde endişemi paylaştığım belgeselin yönetmeni Yasin Ali Türkeri’inden
- Abi öyle şey olur mu? Bizim görevimiz olayı doğru şekilde anlatmak değil mi? Cevabını alınca yazıyı yazmaya karar vermiştim.

Bugün Gıdıgıdı'nın konuşulduğu bir ortamda, Nazilli Basma fabrikasını anlatan kitap yazmış akademisyen bir eğitimcinin “Atatürk Gıdıgıdıya bindi” sözüne itiraz ettiğim için “Çok biliyorsa o anlatsın” şeklinde tepkisine maruz kalınca,bu yazıyı paylaşma zamanının geldiğini anladım.

Orijinal görüntü ve o tarihte yayınlanan gazete kupürlerini ekleyerek yazımı paylaşıyorum. Atatürk Gıdıgıdı'ya binmiş mi? Binmemiş mi? İzleyin,okuyun siz karar verin.

Bu güne kadar Gıdıgıdı ile ilgili çok fotoğraf ve yazı paylaştım sanırım bir hatayı düzeltmek bakımından en önemli paylaşımım bu oldu. Sevgiyle kalın...

Nazilli Sümerbank'ı ve Gıdıgıdı’yı cok seviyorum.    İlhan ÖDEN

NOT:
Anladım ki ülkemizde  yazdıklarınızın,söylediklerinizin kabul görmesi için isminizin önünde mutlaka  bir akademik ünvan olması gerekiyor. Nazilli Sümerbankta geçen 55 yıllık bir ömrün,çalışma hayatının, anıların, en küçük bir ünvan kadar kıymeti yok.

GAZETELERİN ORJİNAL KÜPÜRLERİ ALTTA. (Büyütmek için fotoğraf üstüne tıklayın)


25 Nisan 2011 Pazartesi

MERCİMEK ÇORBA,ANKARA TAVA,ÇOBAN SALATA..

9.Ekim 1937 Nazilli Basma fabrikasının doğum günü..
Fabrikamızın açılış hikayesini çoğunuz biliyorsunuz.Yeri geldikçe,Atatürk'ün,Nazilli Basma fabrikasının açılışını yapmak üzere Nazilli'ye gelişini bu sayfalarda yazılarla,fotoğraf ve videolarla süsleyerek defalarca anlattım.Bu gün sizlere fabrikamızın çalıştığı dönemlerde her yıl mutlaka kutlanılan.Bu özel günün canlandırılmaya çalışıldığı törenleri anlatacağım.


Törenin ilk bölümü,Nazilli protokolunun,duyarlı vatandaşların ve öğrencilerin katılımıyla Nazilli gar'ında,trenle geldiği varsayılan Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın sembolik olarak karşılanmasıyla başlar. Genellikle belediye başkanı,kaymakam veya garnizon komutanının, Atatürk'ü öven,Nazilli basma fabrikasının şehre ve ülkeye yaptığı katkıları anlatan konuşmalarından sonra,efe veya öğrencilerden oluşan folklor ekiplerinin gösterileriyle devam eder,İstasyon meydanındaki Atatürk büstüne çelek koyma işlemiyle sona ererdi.

Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın Nazilli belediye bandosu eşliğinde heyet tarafından taşınarak Nazilli Gar'ına çok yakın mesafedeki Gıdıgıdı istasyonuna götürülmesiyle törenin ikinci kısmı başlar,Nazilli protokolu ve törenin devamını izlemek isteyen vatandaşların Gıdıgıdı'ya binmesiyle,Atatürk resimleri,bayrak, flama ve renk renk basmalarla gelin gibi süslenmiş Gıdıgıdı hareket eder,sanki Atatürk'ün Nazilli'ye gelişini müjdelercesine yol böyunca meşhur düdüğünü coşkuyla defalarca çalarak Nazilli Basma Fabrikasına doğru ilerlerdi.

Raylarının karayoluyla kesiştiği noktada,trafiği durduran bariyerler kapandığında,yolun iki tarafında duran otobüs ve otomobillerde bekleyenler,başka yerde görmedikleri şekil ve güzellikteki Gıdıgıdı'ya bakar,bayram falan olmadığı halde böyle süslü bir trenle karşılaşmanın şaşkınlığıyla geçişini izlerlerdi.
Bu sırada fabrika çalışanları ve aileleri,benim yetişemediğim önceki törenlerde Sümersporlu sporcular ve yine öğrencilerden oluşan başka bir grup, fabrika içindeki minik istasyondan müdüriyet binasına doğru uzanan bayrak ve Sümerbank flamalarıyla süslenmiş dar yolun iki tarafına sıralanmış vaziyette Gıdıgıdının gelişini beklerdi.

Gıdıgıdıdan inen heyet ve işçilerin taşıdığı Atatürk'ü simgeleyen büst,bando eşliğinde müdüriyet binasına doğru ilerler,yol kenarında bekleyenlerde heyetin arkasından asıl törenin yapılacağı müdüriyet binası önündeki alana doğru yürürdü..

Fabrikanın Dokuma,Basmahane ve Atölye gibi büyük kısımlarının,Sümer ilkokulu ve Teksif sendikasının çelenklerinin süslediği Atatürk büstü önünde yapılan saygı duruşu sonrası,fabrika müdürü veya üst düzey yöneticilerinin Atatürk ve cumhuriyete Nazilli halkı adına şükranlarını sunduğu konuşmanın ardından fabrika memur veya işçilerinin konuşma ve şiirleriyle tören sona ererdi.
Rahmetli babamdan duyduğuma göre çok önceleri fabrikanın kendi bandosu bu törenlerde çalarmış, sonradan belediye bandosu kurulunca,fabrika bandosu lağv edilip enstrumanlar Nazilli Sanat okuluna verilmiş..

1984 yılı kutlamaları (Bursa Kılıç Kalkan Ekibi)


Bu törenlere,çok küçükken,öğrenciyken ve çalışırken defalarca katıldım,en görkemli tören Cumhuriyetin 50. yıl kutlamalarının olduğu yıl düzenlenmişti.O sırada ben Nazilli sanat okulunun öğrencisiydim ve bu tören için öğretmenlerimiz bize 50. yıl marşını ezberletmişti törende coşkuyla bu marşı söyleyerek yürümüş,törene katılanlardan büyük alkış almıştık.

Törenle ilgili anlatacaklarım bu kadar.Bundan sonra yazacaklarım bu törenden sonrasıyla ilgili.

Türkiyenin ilk basma fabrikası,genç cumhuriyetin Nazilli'ye uzanan eli,koskoca Nazilli basma fabrikası,doğum gününü kutlamaya gelen misafirlerine ikramda bulunup,ağırlamadan gönderecek değildi ya...

Her 9 ekimde basma fabrikası yemekhanesi,Nazilli halkına açılır,fabrikanın ustalıkları dillere destan,Bolu'lu aşçıları bu özel gün için geleneksel bir menü hazırlarlardı. "Mercimek Çorba,Ankara Tava ve Çoban salata".Neden bu menüde ısrar edilir,Atatürk'ün Fabrika ziyaretiyle bağlantısı varmıdır bilmiyorum ama her yıl 9 Ekim günü mutlaka bu geleneksel menü hazırlanır,bazen menüye kola,gazoz gibi meşrubat ikramlarıda ilave edilirdi.

Önce haşlanmış,sonra kızartılmış ve hayvanın en güzel yerlerinden kesilmiş irice bir et parçası bolca pilavın üstünde ikram edilirdi.Misafirler işçilerle birlikte aynı masalarda yemeklerini yer törene katılanların hepsi doyuncaya kadar yemek devam ederdi.Konuklardan yemeklerle ilgili övgü sözleri duydukça,onları sanki evimizde ağırlamışız gibi göğsümüz kabarırdı...
Fabrika aşçılarından herkes çok memnundu öyle ki aşçıbaşı Mehmet Ali ARSLAN ve kardeşi Mustafa ARSLAN (sonradan abisinin yerine aşçıbaşı oldu) yaz boyunca Kuşadasındaki Sümerbank kampına götürülür yurdun çeşitli yörelerinden tatile gelen Sümerbanklılara evlerinde bile yiyemeyecekleri,Dalyan köfte,Çiftlik kebabı,kadınbudu köfte gibi özel yemekler yaparlardı...

(Aşçılarımızdan,hakka kavuşanlara rahmet,yaşayanlara sağlıklı ömür dileriz..)

Yıllar,yılları kovaladı,Gıdıgıdı seferden kaldırıldı,törenlerin coşkusu giderek azalmaya başladı, eskisi gibi kalabalık olmuyor,yemeklere katılan misafir sayısı her yıl öncekine göre biraz daha azalıyordu. Eski aşçılar emekli olmuş,yerlerine yenilerinin alınması.özelleştirme nedeniyle durdurulmuştu. Ünlü ustaların yetiştirdiği usta aşçılara,dokumadan,iplikten gönderiler mesleği aşçılık olmayan arkadaşlarımız ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlardı...

Artık Ankara Tava artık eskisi gibi lezzetli değildi...
Etlerin kemikler daha kalınlaşmış,eskisi gibi lop değil,yağlı, kıkırdaklı,hatta pilavın üstünde kaburga bile görmeye başlamıştık.
Akla gelen her yönüyle dünyaya örnek olmuş,Nazilli basma fabrikası İMF dayatmalarıyla eli kolu bağlı,muhtaç hale getirilmişti..

Yine de Atasının onuruna, kapatılıncaya dek,yemekhane kapılarını misafirlerine açıp, Ankara tava ikram etmeye devam etti...

Merak edenlere söyleyeyim.
Atatürk'ün Nazilli'ye gelişi hala kutlanmaya devam ediliyor, Nazilli gar'ında başlayan tören, Nazilli gar'ında bitiyor.Protokoldan 3-5 kişi makam arabalarıyla fabrika müdüriyet binasındaki Atatürk müzesini ziyaret ediyor.

Nazilli Basma fabrikası kapalı..
Müzenin duvar boyaları kabarmış,tavanı akıyor,yerdeki halılar çürümekte.
Artık, Nazilli Basma Fabrikası mutfağında "Ankara Tava" pişmiyor.
Zaten,bana göre, fabrikasına yeterince sahip çıkmayan Nazilli halkı da Ankara Tava'yı,hak etmiyor. Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN

Renkli Fotolar için www.nazilliadalet.org teşekkür ederiz.

1 Kasım 2010 Pazartesi

ATATÜRK ve SÜMERBANK (TBMM Müzesi)

FOTOĞRAFLARI GERÇEK BOYUTLARINDA GÖRMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

Türkiye Büyük Millet Meclisinde,Atatürk'e hediye edilen eşyaların sergilendiği müzeden kızım Mediha Öden Akyurt'un çektiği ,Sümerbankla ilgili materyallerin fotoğraflarını paylaşıyorum.

Sümerbankla ilgili materyallerin sergilendiği camekanın üst bölümü

Bu bölümün sağ tarafında Atatürk'ün Nazilli'de Kahve içtiği fincan var.

Aynı bölümün,Atatürk'ün Nazilli'de kullandığı kadehi gösteren görüntüsü.

Camekanın içinde,Nazilli'de dokunan ilk basma,alttaki küçük cam kutu içerisinde ise Sümerbank Gemlik Suni İpek fabrikası açılışında kullanılan makas sergileniyor.




Atatürk'ün Bursa Merinos defterine,aşağıdaki kalemle yazdığı metin.

Camekanın üst bölümünün sol tarafında ise,Atatürk'ün,Bursa Merinos fabrikasını açılışında,bu fotoğrafın üstündeki metni yazdığı dolma kalem sergileniyor.

Atatürk'e hediye edilen eşyalar arasında,önceki yazılarımızdan birine konu olan Nazilli halkının Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açılışı için 18 ayar altından yaptırıp Atatürk'e takdim ettiği anahtarı göremedik. Müzede başka hediye anahtarlar olmasına rağmen Nazilli anahtarının olmamasını yadırgadık. Anahtarın akıbeti konusunda henüz hiç bir gelişme yok.Yetkililerin bu konuya eğilip bizleri bilgilendirmelerini bekliyoruz.

İlhan ÖDEN


5 Ekim 2010 Salı

HATA DÜZELTİLDİ.

Sayın İlhan bey öncelikle ilginiz için teşekkür ederiz .Yeni tasar lanmakta olan internet sitemizde yapımı üstlenen firmanın bir yalnış anlama sonucu yaptığı hatayı hemen düzelttireceğiz.Bizi bu yalnıştan dikkatiniz sayesinde döndürdüğünüz için teşekkür ederiz. saygılarımızla.
NAZİLLİ PALAS İşletmecisi Süleyman GÜRBÜZ'e hassasiyeti sebebiyle teşekkür eder,hayırlı işler dileriz.
İlhan ÖDEN

14 Eylül 2010 Salı

Filmin adı GIDIGIDI

Bu gün sizlere önceki yazımda çekimlerinin başladığını duyurduğum Gıdıgıdı üzerinden Atatürk,Sümerbank Basma fabrikası ve Nazilli'nin anlatılacağı belgeselin doğuş hikayesini anlatacağım.

TANIŞMA
Yasin Ali TÜRKERİ ile tanışmamız 2009 yılı ramazan bayramının arife günü oldu.O gün telefonla beni arayıp, Makedonyanın en önemli müzik adamlarından biri olan Merhum Hayri DEMİROVSKİ'nin yaşamını anlatan "Manastır doğum yerim" adlı belgesel ile ilgili olarak görüşmek istediğini söyledi.Bayramın 2. günü görüşmek üzere randevulaştık.

Görüşmemizde benim ney ile yorumlayıp youtube'ta paylaştığım videoyu izlediğini şarkıyı belgesel için ney ile çalmamı rica etti. Bende ricasını memnuniyetle yerine getireceğimi söyledim. Bayram sonu evimde çekim ve kısa bir ropörtaj yaptık.

GIDIGIDI DOĞUYOR
İşimizi bitirip,sohbet ederken bana Nazilli'de belgesele uygun başka konular olup olmadığını sordu,Demirci Mehmet efe,Gıdıgıdı ve Sümerbank konularını önerip bloğumdaki Gıdıgıdı anılarımı yazdığım bölümü gösterdim.Konunun kitap yazmak isteyen veya dergilerde çalışan pek çok yazarın ilgisini çektiğini bir kaç yazarın benden konuyla ilgili yardım istediğini söyledim.O da Gıdıgıdı'yı bildiğini ,bu konunun güzel bir belgesel konusu olduğunu ilk fırsatta ön çalışmalar için tekrar geleceğini söyledi.Bende elimden gelen yardımı yapacağımı söyledim.

Bu görüşmeden birkaç hafta sonra bir bayan belgesel yapımcısı telefonla beni arayıp blog yazılarımı takip ettiğini,Nazilli Sümerbankla ilgili belgesel yapmak istediğini söyleyip yardım istedi.Yasin Ali Türkeri ile daha önce konuştuğumuz için yardım konusuna pek sıcak bakmadım,hayır da diyemedim ama o yönetmenle başka görüşmemiz olmadı.

DOSYA HAZIRLANIYOR.
2010 ocak ayında kültür bakanlığına sunacağı dosyanın hazırlık çalışmaları için Nazilli'ye geldiğinde Yasin'e diğer yönetmenden söz ettim,o yönetmeni tanıdığını bir süredir sağlık sorunlarıyla uğraştığını söyledi.

Aileden kalan,çevreden topladıklarımız ve birikimlerimden oluşan belge, fotoğraf,desen çizimlerine,Yasin'in topladığı belge ve fotoğrafları da ekledik.

Yasin'i ,önceden tanıştığımız Sümerbank konusuna ilgisini ve annesinin fabrika açılışına öğrenci olarak katıldığını bildiğim Nihal ERBAKAN hanımla,1941-44 yıllarında İstanköy'den çalışmak için Nazilli'ye gelen Bekir SARI amcayla,yengemin babası olan 96 yasındaki eski Sümerbanklı Abdullah TİMUR dedeyle ve GIDIGIDI'yı son kullanan kişi olan Cihan TOKA ile tanıştırdım.

Ayrıca takip ettiğim yazılarından,Nazilli Sümerbank tarihini en iyi bilen kişi olduğuna inandığım ADÜ, Fen Edebiyat Fak. Tarih bölümü hocalarından Yard.Doç.Dr. Günver GÜNEŞ hoca ve kendisi de bir Sümerbank çocuğu olan ve bana belgesel konusunda elinden gelen her yardımı yapacağını söyleyen, Nazilli Ticaret odası Başkanı Ali Gültekin KILINÇ ile görüşmesini önerdim.

Fotoğraflar çekti,ön ropörtajlar yaptı.Bende Sümerbankla ve Sümersporla ilgili sorularını cevapladım.

Kültür bakanlığına sunacağı dosya için yeterli veriyi topladıktan sonra gerekli düzenlemeleri yapmak için İstanbul'a döndü.

MÜJDE GELİYOR.
Mayıs ayı başında Belgesel film festivaline katılmak için Alanya'ya giderken Nazilli'ye uğradığında Yasin Ali ile Sümerpark'ta buluştuk.Belgeselin Kültür bakanlığından onay aldığını, Ağustos sonunda çekimlere başlanacağını söyledi,çok sevindim.

Bu arada ön ropörtajda konuştuğumuz Abdullah TİMUR dedeyi kaybetmiştik. (Allah rahmet eylesin)


İşte Gıdıgıdı üzerinden Nazilli Sümerbank'ın ve Nazilli'nin anlatılacağı belgesel filmin başlangıç hikayesi böyle...

ASIL İŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR
Bundan sonra Nazilli Sümerbank'ı anlatacak başka bir belgesel çekileceğini tahmin etmiyorum.Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirip filmi çekecek ekibe her konuda yardımcı olmalıyız.

Atatürk ve genç cumhuriyetin kısıtlı imkanları zorlayarak Nazilli'ye hediye ettiği bu muhteşem eseri layıkıyla anlatacağına gönülden inandığım Yasin Ali TÜRKERİ kardeşimin en ince detayları bile atlamadan değerlendirdiği,bir ucu Moskova'ya bir ucu Yunan adalarına dayanan büyük proje üzerindeki titiz çalışmalarını yakından izliyorum.

Her gün yeni kişilere ulaşıyoruz,yeni veriler ile hiç ummadığımız yerlere geldik.

Filmde fabrikanın temelinin atıldığı günlere şahitlik eden,1938 de Nazilli Sümerbankta işe başlayan,Atatürkü karşıladıkları günü hala aynı heyecanla anlatan 85 yaşını çoktan aşmış,onlarca çocuk ve torun yetiştirmiş ama hala "Atatürk çocuğu" olarak kalmış pırıl pırıl insanları göreceksiniz.

Fabrikayla yatıp,fabrikayla kalkan 8 saatlik mesaileri dışındaki zamanlarını bile Ekmeğini yedikleri kuruma faydalı olmaya adayan ,ilkokul mezunu "yüksek mühendisler" ile tanışacaksınız.

Şimdilik biraz sabredin ve destek olun.

Proje Kültür bakanlığı ve Nazilli belediyesi tarafından destekleniyor.Özellikle yurtdışı ve havadan yapılacak çekimler maliyeti arttırıyor.Ama ne olursa olsun bu prodüksiyon eksik olmamalı,ileride keşke şöyle olsaymış diyebileceğimiz hiç bir detay kalmamalı.

Yeter ki biz üstümüze düşeni yapalım,gerisini Yasin Ali TÜRKERİ başaracaktır. Kuşkunuz olmasın.



İlhan ÖDEN