gıdı gıdı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gıdı gıdı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2014 Perşembe

UYUYAN DEV GIDI GIDI


Kapatılması üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası,tarihi özellikleri, hikayeleri, yapısı ve çalışanlarıyla,görsel ve yazılı basının ilgi odağı olmaya devam ediyor.

Yayın hayatına yeni başlayan Nazilli Plus dergisi de başta ekonomik olmak üzere sağlık, kültürel, eğitim, spor ve sosyal manada Nazilli'mize unutulmaz katkılar yapan,fabrikamıza sayfalarını açtı.

Nazilli plus dergisi bundan sonraki sayılarında da Nazilli basma fabrikasının farklı yönlerini anlatmaya devam edecek. Bizde fabrikamızın doğru ve iyi anlatılması için yazı,fotoğraf ve belgelerle elimizden geldiğince destek olmaya devam edeceğiz.

1920 yıllarının Pazarköy kasabasını Türkiye'nin en güzel,en sağlıklı ve en gelişmiş ilçelerinden biri olan Nazilli şehri haline gelmesinde çok payı olan Atatürk'ün emaneti fabrikamızın unutulmaması için sayfalarını sonuna kadar açarak vefa ve sorumluluk yönünden teşekkürü hak eden Nazilli plus dergisi Genel yayın yönetmeni. Yazı işleri müdürü Şenol Babacan'a tüm Nazilli Sümerbank camiası olarak teşekkür ederiz.Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN.

 FOTOĞRAFLARA TIKLAYARAK BÜYÜTÜP DERGİYİ  OKUYABİLİRSİNİZ.

15 Ocak 2013 Salı

Atatürk'ü Gıdıgıdı'ya bindirelim mi?


Bloğumun adını “Türkiye’yi ve Sümerbank’ı çok seviyorum” koydum. Bir zamanlar Sümerbank reklamlarında kullanılan bu sloganı internet sayfama isim olarak seçmem elbette ki tesadüf değil. Yaptığım çalışmalar, harcadığım karşılıksız emeğin kaynağında da Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüyüp, çocuklarımı beslediğim bu kuruluşa olan vefa borcum var.

Sümerbank sevgisinden başladı, lafı nereye getirecek? Diye düşünmeye başladığınızı tahmin ediyorum. Onun için fazla uzatmadan hemen konuya gireceğim. Bildiğiniz gibi bu site Sümerbank merkezli içeriğe sahip. Burada gelecek nesillere öncelikle Nazilli basma fabrikasını, tali olarak ta Sümerbank’ı anlatmaya çalışıyorum. Anlatırken de elimden geldiğince doğru anlatmaya çalışıyorum.

Tarihçilerin, akademisyenlerin, araştırmacıların, habercilerin, yazarların, belgeselcilerin ya da benim gibi amatörlerin amacları okurlarına, izleyicilerine ve özellikle gelecek nesillere doğruları anlatmak  değilmidir?


Son zamanlarda özellikle yazılı basında, Nazilli basma fabrikasının “Gıdıgıdı treni” sık sık yer almakta. Herkes bildiği kadarıyla Gıdıgıdı’yı anlatmaya çalışıyor, bazı yazarlar hayal güçlerini kullanıp Gıdıgıdı treni için hikayeler bile yazıyorlar.

Peki bunda ne var? Bırak yazsınlar . Dediğinizi duyuyorum ama yazılarında Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine bindiğini yazıyorlar…

Bir Nazilli Sümerbanklı olarak,Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmiş olmasını çok isterdim. Keşke binseydi… Ama Atatürk Gıdıgıdı’ya hiç binmedi. 

VİDEO
Atatürk'ün fabrikaya geliş videosu.

Yukarılarda gelecek nesillere “doğruları anlatmaktan” bahsetmiştim. Elimizdeki görüntülerden… O tarihte basılan gazetelerden ve yazılardan “gayet net” bir şekilde Atatürk’ün Gıdıgıdı trenine binmediği, İzmir DDY’den kendisi için tahsis edilen iki adet TCDD 21-25 Railbus ile fabrikaya geldiği anlaşılıyor.

Atatürk'ün  fabrikaya gelişi.ile ilgili kupür.
Atatürk TCDD 21-25 Railbus içinde
Atatürk'ü fabrikaya getiren  TCDD 21-25 Railbus
 Atatürk'ün fabrikadan ayrılışı ile ilgili kupür.

 Zaten Gıdı gıdı insan taşımak amacıyla yapılmış bir tren değildi. Atatürk binmek istese bile binemezdi 1960 ve daha öncesi doğumlu olan ve Gıdı gıdı'yı kullanan Nazilli Sümerbanklılar bilir. O yıllarda Gıdı gıdı vagonlarında koltuk bile  yoktu. Vagonlar fabrika inşaatına malzeme ve makine taşımak için yapıldığından içleri bir traktör römorku gibi bomboştu. Gıdı gıdıya binen işçiler pencere kanarlarında dizilip tutunacak yer ararlardı. Kalkış ve duruş sırasında vagon içinde dalgalanmalar olur, düşmemek için annemizin, babamızın bacaklarına sarılırdık.

Atatürk ,Nazilli Basma fabrikasını açmak için Nazilli'ye geldiğinde hastalığı ilerlemişti. Türk devletinin kurucu cumhurbaşkanını, üstelik sağlığının bozuk olduğu sırada bu durumdaki bir trene bindirmek düşünülemezdi.

Yaklaşık 1965 yıllarında vagonlar yenilendi, koltuklar takıldı. Gıdı gıdı treni İnsan taşımaya uygun hale getirildi.


Durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken, Gıdı gıdı trenini vatandaşın gözünde yüceltmek için gerçek olmayan bir olguyu gerçekmiş gibi anlatmaya devam mı edelim? Yoksa gelecek nesillere doğruları mı anlatalım?

Ben, Sümerbank’ı ve Gıdı gıdıyı çok seven biri olmama rağmen, işime pek gelmese de doğruyu anlatmaktan yanayım. Gıdı gıdı treni, yolu, statüsü ve hatıralarıyla zaten başka örneği olmayan çok “özel bir tren” Atatürk’ün binmemiş olması içimizde burukluk yaratsa da bu özelliklerini kaybettirmez.

Peki Atatürk’ün Gıdı gıdı’ya binmiş gibi algılanmasına ve zamanla yanlış bilginin yerleşmesine sebep olan nedir? Onu da anlatayım. Bildiğiniz gibi fabrikamızın açık olduğu dönemlerde her yıl düzenlenen açılış törenlerinde Atatürk’ün fabrikamıza gelişi sembolize edilirken yukarı istasyondan Gıdı gıdı trenine bir Atatürk büstü ve bir bayrak konulur, büst ve bayrak fabrika içindeki istasyonda müdür ve çalışanlar tarafından karşılanırdı. Her yıl yapılan bu karşılama törenlari, Nazilli halkı ve çalışanlarda Atatürk’ün Gıdıgıdı treniyle geldiği izlenimini yaratmış. Pek çok Nazilli’li gibi ben de böyle biliyordum. İlk zamanlar yazdığım yazılarda da bu yanlışı paylaştım. Gıdıgıdı belgeseli için konuya iyice odaklandığımızda yanlışı fark ettik. Ulaşabildiğim eski yazılarımı düzelttim fakat eski yazılarımdan alıntı yapılan bazı sitelere ulaşamadığım için düzeltemediğim yazılarımda var.

Peki bunu şimdi paylaşmanın sebebi nedir? Diye bir soru aklınıza gelebilir.Uzun zamandır bu yazıyı yazmayı düşündüğüm halde yazmamamın sebebi halen çekimleri devam eden Gıdıgıdı belgeseline ilgi azalması gibi negatif bir etkisi olur mu? Düşüncesiydi.

On gün önce görüştüğümüzde endişemi paylaştığım belgeselin yönetmeni Yasin Ali Türkeri’inden
- Abi öyle şey olur mu? Bizim görevimiz olayı doğru şekilde anlatmak değil mi? Cevabını alınca yazıyı yazmaya karar vermiştim.

Bugün Gıdıgıdı'nın konuşulduğu bir ortamda, Nazilli Basma fabrikasını anlatan kitap yazmış akademisyen bir eğitimcinin “Atatürk Gıdıgıdıya bindi” sözüne itiraz ettiğim için “Çok biliyorsa o anlatsın” şeklinde tepkisine maruz kalınca,bu yazıyı paylaşma zamanının geldiğini anladım.

Orijinal görüntü ve o tarihte yayınlanan gazete kupürlerini ekleyerek yazımı paylaşıyorum. Atatürk Gıdıgıdı'ya binmiş mi? Binmemiş mi? İzleyin,okuyun siz karar verin.

Bu güne kadar Gıdıgıdı ile ilgili çok fotoğraf ve yazı paylaştım sanırım bir hatayı düzeltmek bakımından en önemli paylaşımım bu oldu. Sevgiyle kalın...

Nazilli Sümerbank'ı ve Gıdıgıdı’yı cok seviyorum.    İlhan ÖDEN

NOT:
Anladım ki ülkemizde  yazdıklarınızın,söylediklerinizin kabul görmesi için isminizin önünde mutlaka  bir akademik ünvan olması gerekiyor. Nazilli Sümerbankta geçen 55 yıllık bir ömrün,çalışma hayatının, anıların, en küçük bir ünvan kadar kıymeti yok.

GAZETELERİN ORJİNAL KÜPÜRLERİ ALTTA. (Büyütmek için fotoğraf üstüne tıklayın)


9 Nisan 2012 Pazartesi

BAŞKA TREN (GIDI GIDI)

Bu yazımda 1976-77 yıllarında, Nazilli Basma Fabrikası Yardım Sandığında bir süre beraber çalıştığım,Şair Emin ÖZEN ağabeyimin yazdığı güzel bir Gıdı gıdı şiiri paylaşacağım.Şimdiye kadar, Gıdı gıdı treniyle ilgili pek çok yazı,belge,fotoğraf paylaştım ama nasıl olduysa Nazilli yerel basınında yayınlanan bu şiiri atlamışım.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Nur ELMASÇILAR -Veliddin SAYGIN - Emin ÖZEN - İlhan ÖDEN

Sümerbank ve özellikle Nazilli Basma fabrikasıyla ilgili yazılarımı takip eden bir arkadaşım, Nazilli'deki küçük bir çorbacı dükkanında çerçeve içinde asılı Gıdı gıdı şiirini görüp beni telefonla arayıncaya kadar böyle bir şiirin varlığından haberim yoktu.

Hemen arkadaşla buluşup çorbacı dükkanına gittim. Şiiri gördüm. Dükkan işletmecisi Nazilli Sümerbank iplik ünitesinden emekli İbrahim abiye, şiiri çerçeveletip dükkanında koruduğu ve bizlerle ulaşmasını sağladığı için tüm Nazilli Sümerbanklılar adına teşekkür ederim.

Şair M.Emin ÖZEN

Bu güzel şiirin yazarını kısaca tanıyalım.
1927 yılında Aydın’ın, Bozdoğan ilçesinin, Yenice (Köte) köyünde doğdu.Küçük yaşta edebiyatla,özellikle şiir ile ilgilenmeye başladı.İlk şiirleri Ankara Halkevi yayını Yurt gazetesinde yayınlandı. 1964-65 yıllarında ,Nazilli, Sabah ve Gerçek Gazetelerinde şiir yazmaya devam etti.Aydın-Hüraydın, Yenigün, Çınaraltı ,Hareket,Köypostası,Türke doğru, Kemalizm ve Kaynak dergilerinde şiirleri yayınlandı.

Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası Yardım sandığından emekli oldu.Dört çocuk babası olan şair M.Emin ÖZEN,Nazilli’nin Yeni mahalle semtinde ikamet etmektedir.

Halen, Çağrı,Gülpınar,Simav Anadolu dergilerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Şair M.Emin ÖZEN'e Gıdı gıdı trenini çok güzel anlattığı bu şiiri için teşekkür ederim.İlhan ÖDEN

14 Kasım 2011 Pazartesi

GiDi GiDi - Die Geschichte von einem Zug. (Berlin-Sarayköy und Nazilli)

GIDI GIDI
Bir trenin hikayesi. (
BERLİN-SARAYKÖY ve NAZİLLİ.)

Gıdı gıdı'yı,biz Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası mensupları ve çocukları olarak yakından tanıyoruz, hazırlanmakta olan Gıdı gıdı belgeseliyle yakında tüm Türkiye tanıyacak.Şimdi sizlere "Gıdı gıdı hakkında ne biliyorsunuz?" diye bir soru sorsam çoğunuz "Başka trenlere pek benzemeyen özel,güzel ve sevimli bir tren" dersiniz.Peki bu sevimli tren Nazilli'ye nereden,ne zaman gelmiş?Nazilli basma fabrikasının henüz açılmadığı dönemlerde neler yapmış? İlk makinisti kimdir? Diye sorsam,cevap verebilirmisiniz? Sorularımın cevaplarını bilmiyor ama öğrenmek istiyorsanız yazımı okumaya devam edin,çünkü bugün sizlere bunları anlatacağım.

Yukarıdaki fotoğrafı, fabrikaya alınan benzin motorlu ilk Gıdıgıdı'nın üzerinden çektim. Lokomotifin bugünkü durumu aşağıdaki fotoğrafta görülüyor.Bu lokomotif sonradan alınan "Ruston" marka dizel lokomotif ile nöbetleşe çalışıyordu.Bizim çocukluk ve çalışma dönemimizde daha çok Ruston lokomotif kullanılıyordu,bu makine de daima bakımlı ve çalışır durumda tutularak olası bir arıza durumunda hemen nöbeti devir almaya hazır bekliyordu. Şekil olarak iki lokomotif birbirine çok benzediği için bizler bu değişimin farkında bile değildik. Hatta bazı çalışanlar bile Gıdı gıdı'nın iki ayrı lokomotifi olduğunu bilmezdi.


Bu lokomotif güç bakımından diğerine göre daha zayıf olduğu için Yukarı Nazilli'ye yapılan üç vagonlu seferlerde oldukça zorlanıyordu.Yeni mahalle,Artezyen kahvelerindeki küçük istasyon ile yukarı istasyon arasındaki hafif rampada neredeyse durdu duracak yavaşlıkta ilerlerken, trene ismini veren "gıdı-gıdı-gıdı-gıdı" seslerini çıkaran işte bu lokomotifti.

Lafı fazla uzatmadan, önce Gıdı gıdı treninin babalarını (Gıdıgıdı'yı yapan firmanın kurucuları) tanıtarak anlatmaya başlıyayım.

GIDI GIDI'nın yapıldığı fabrikanın kurucuları.

Arthur Koppel
1851 yılında Almanya’nın Dresden kentinde dünyaya geldi. Yahudi asıllı sanayici ve demiryolu araçları üreticisidir. 1908 yılında Baden-Baden ‘de yaşama veda etti.

Benno Orenstein
2 Ağustos 1851 yılında Polonya’nın Ponzan kentinde dünyaya geldi. Yahudi asıllı Alman vatandaşı bir sanayici-demiryolcudur. 11. Nisan 1926 yılında Berlin’de öldü.

GIDI GIDI FABRİKASINI GÖSTEREN BİR KARTPOSTAL.

"Orenstein & Koppel" firması yukarıda künyelerini yazdığım B.Orenstein ve A.Koppel tarafından 1876 yılında kuruldu. Berlin-Schlachtensee de açılan ilk fabrika küçük olduğu için kısa bir süre sonra hafif demiryolu araçları üretecek yeni bir fabrikaya ihtiyaç duyuldu.

BERLİN-DREWİTZ LOKOMOTİF FABRİKASI (yıl 1899)

Berlin dışında küçük bir köy olan Drewitz yakınlarında yeni bir tesis inşa edildi. Fabrika 1899 yılında, lokomotif üretimine başladı. Orenstein & Koppel firması, dünyanın her tarafındaki alıcılar için küçük lokomotifler üretmekteydi. 1908 yılında firmanın adı, "Orenstein & Koppel - Arthur Koppel AG" olarak değiştirildi.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Gıdıgıdı'nın doğum yeri (O&K Berlin-Drewitz Fabrikası)

Fabrika, özellikle 1912 yılından sonra dünya hafif lokomotif üretiminde en gelişmiş firmalardan biri oldu.1930 yılından sonra içten yanmalı motorlu lokomotif (Akaryakıtla çalışan) üretimine başladı. Yılda 6oo lokomotif üretim kapasitesine ulaştı.1940 yılında fabrika Almanya da iktidarda olan Nazi yönetimi tarafından kamulaştırıldı. Fabrika 2. Dünya savaşında bombardımandan ağır hasar gördü.Almanların savaşı kaybetmesinden sonra fabrikanın bazı birimleri Sovyetler birliği tarafından, savaş tazminatı olarak sökülerek götürüldü.

SİRK ÇADIRI ŞEKLİNDEKİ İLGİNÇ MONTAJ BÖLÜMÜ GÖRÜLÜYOR.

Drewitz fabrikasında 1899 – 1945 yılları arasında buharlı ve dizel 12965 adet lokomotif üretildi. O&K firması 1981 yılında demiryolu aracı üretimine son verdi.

FABRİKANIN GENEL GÖRÜNÜŞÜ

O&K Drewitz fabrikasının dikkat çeken en önemli özelliği sirk çadırı şeklindeki montaj bölümüydü.Fabrika bugün sanayi parkı haline getirilmiş durumda. Daha çok film projelerinde plato olarak kullanılıyor.

"Orenstein & Koppel" firması ise halen O&K markasıyla dünya iş makineleri üretiminin en önde gelen firmalarından biri olarak üretime ve yaşamaya devam etmektedir.

İşte böyle.Biz fabrikamızın kapısına çoktan kilit vurduk ama 1876 yılında kurulmuş bir şirket bugün iş makineleri alanında dünyanın en güçlü firmalarından biri olarak dimdik ayakta duruyor.

Gıdı gıdı'nın bazı kardeşleri hala dünyanın değişik yerlerinde, ormancılık,maden ve şeker fabrikalarına şeker kamışı taşımak gibi işlerde çalışmaya devam ediyorlar.

Ruston lokomotif,35 yıldır doğru dürüst hiçbir bakım yapılmadığı halde akü bağlandığında hiç zorluk çıkarmadan çalışıyor.Eski baş makinistlerden Hüseyin Karasoy " paslı ve yorgun görünsede,biraz bakımla bu makina da diğer lokomotif gibi çalışır" diyor.

Bizde bir gün Gıdı gıdı'mıza vefalı bir dost elinin uzanmasını, dünyanın çeşitli yerlerinde çalışan arkadaşları gibi Nazilli'mizin tanıtımına ve turizmine katkı yapar hale getirilmesini umuyoruz.


Evet...
Gıdı gıdı'nın doğum yerini ve hikâyesini öğrendik şimdi biraz da hikâyemizin geri kalan bölümünün kahramanı Gıdı gıdı'nın ilk makinisti Sarayköylü kamyon şoförünü tanıyalım.

Osman oğlu Saffet Özen, aslında 1327 doğumlu fakat resmi kayıtlara 1324 olarak geçirilmiş. Sarayköy Bala Mahallesi kütüğüne kayıtlı, ilkokulu Sarayköy'de bitirmiş arkasından da Motor Sanat okulunu...

Sarayköy'ü traktörle tanıştıran adam olarak tanınıyor. Annesi genç yaşta vefat edince, babası başka bir hanımla evleniyor. Genç Saffet, Sarayköy’den ayrılıp Nazilli'deki teyzesinin yanına yerleşiyor.

1930 lu yıllar...

Okuma yazma bilenin kâtip, memur olarak dolgun maaşla hemen işe yerleştiği zamanlar.

Saffet tahsilli ama gözü makine ve motorlardan başka bir şey görmüyor. Kamyon şoförlüğü yapıyor. Güzel paralar kazanıyor. Meslek sahibi genç ve yakışıklı delikanlının evlenme zamanı. Teyzesi aracı olup, iyi huylu, terbiyeli, güzel bir komşu kızı ile Saffet'i evlendiriyor. Yıl 1934. Saffet 23 eşi henüz 19 yaşında.

Kamyon şoförlüğü zor, üstelik evden ayrılıp uzaklara gitmek de var. Yeni evli Saffet'e en çok da bu zor geliyor.

O sırada Nazilli basma fabrikasının temeli atılıp inşaatı başlamış. Hummalı bir çalışma var. Bir zamanlar insanların geçmeye bile korktukları bataklık "Çingene Eğreği'inde" ahalinin o zamana kadar hiç görmediği koca koca binalar ardı ardına yükseliyor.

Fabrikaya bir lokomotif alınacak, Alamanya’ya siparişi verilmiş bile. Şehirle bağlantıyı sağlayacak, inşaatlara malzeme taşıyacak, raylar üstünde hareket eden büyük vinçlere manevra yaptıracak...

Lokomotif geliyor ama kim kullanacak? Haber Saffet Özen'e kadar ulaşıyor.

Saffet içinden "İşte tam benim işim" diyor ve hemen gidip yetkililere başvuru yapıyor. 76. sırada kaydı yapılıp,makinist olarak işe kabul ediliyor. Yıl 1936.
Gıdı gıdı ve ilk makinisti Saffet ÖZEN

Saffet sevinçli lokomotif "gıcır gıcır" üzerinde etiketleri bile duruyor ama Lokomotifi kullanmaktan önce yapılacak çok iş var. Demiryolu, istasyonlar, lokomotifin bakımı hepsi onu bekliyor.

Saffet ÖZEN (en sağdaki)
O sırada fabrika inşaatında çalışan taşaron şirket amaleleri dışındaki bir avuç Sümerbank işçisi çok daha fazla çalışıyordu.Yapılacak çok iş vardı. Herkes her işe koşuyor,akşam olunca katran ve makine yağlarına bulanmış,yorgun şekilde evlerine dönüyorlardı. Çok yoruluyorlardı ama ortaya çıkan eserin büyüklüğünü gördükçe yorgunlukları uçup gidiyordu.
Ortada ipi tutan Saffet Özen

9 Ekim 1937. Nazilli Basma Fabrikası Atatürk tarafından "altın anahtarla" açılıyor. Fabrikaya binlerce yeni işçi alınıyor.
Saffet Özen (beyaz gömlekli)

Tabi ki en baştan beri çalışanların fabrika için özel önemi var. Saffet de onlardan biri üstelik "Motor Sanat okulu" mezunu. Fabrikaya makinist olarak girmişti,şimdi Tren İstasyonunun, 657 'ye bağlı amiri olmuştu. Arasıra trenci üniforması giyiyordu ama o amirliği hiçbir zaman masa başında oturmak olarak görmedi. Üzerinden yağlı lacivert tulumları hiç çıkarmadı. Sümerbank’ta onun gayretlerinin mükâfatını "Takdirname" ile belgeledi, fabrika şeref defterine takdirnamesi kaydedildi.
Saffet ÖZEN'in Takdirnamesi.

Saffet Özen, bilgiye önem veren, kendini geliştirmek için sürekli okuyan, Arapça,Farsça, Fransızca bilen, felsefe ve edebiyatla ilgilenen,sportmen,çevresine ışık veren aydın biriydi. Kendisinden yardım isteyen üniversite öğrencilerinin tezlerine yardım edebilecekcek kadar kültürlüydü.

Fabrika içi özel bir turnuvadan
Ölümle sonuçlanan 9 doğumdan sonra nihayet ilk çocuğunu kucağına almıştı. Yavrusu henüz 3 yaşında iken baş makinist Saffet Özen kansere yakalandı. İdrar yollarında tümör vardı. İzmir’de ameliyat oldu. Neyse ki hastalık vücudunu sarmamıştı. Ama 3 ayda bir İzmir'e kontrole gitmesi gerekiyordu. Ameliyattan sonraki dönemde evi Yukarı Nazilli'de olduğu için, fabrikanın tahsis ettiği ambulansla işe gidip gelmeye başladı.1963 yılında işe daha kolay gidip gelebilmek için evini satıp fabrika lojmanlarına taşındı. Arka sıra 9. apartmanda ancak dokuz ay oturabildiler. Hastalık nüks etmişti. Acilen İzmir'e gidip 2. ameliyatı oldu. Hastanede 2 ay yattı,emekliliğini istemek zorunda kaldı. Birlikte geçen 28 yıl sonunda Gıdı gıdı' dan ayrılmak çok zor oldu.Daha kolay tedavi olabilmek için İzmir'den bir ev satın alıp yerleştiler.

Gıdı gıdı ve Nazilli Sümerbank aklına geldikçe kendini tutamayıp ağlıyordu. Bazen Gıdı gıdı ile ilgili bilgisine başvurulmak gerektiğinde Nazilli'den ona danışmak için İzmir'e gelirlerdi. O zaman bambaşka biri oluverirdi.

Hele bir keresinde Gıdı gıdı için 2 günlüğüne Nazilli'ye götürüldüğünde öyle mutlu olmuştu ki. Sağlığı izin verse o an yeniden işe başlayabilirdi.
Sümerbank ve Gıdı gıdı ile dolu hayatı 27 Haziran 1975 günü ani bir kalp kriziyle sona erdi. Gıdı gıdı’nın ilk makinisti Saffet Özen'in hikâyesi de işte böyle.

Eminim ki pek çoğunuzun dedesi, babası, annesi aşağı yukarı benzer hikayeler yaşamıştır.Biz Sümerbanklılar fabrikamızdan ayrılsak da,emekli olsak da hatta fabrika kapatılsa da içimizde daima Sümerbank sevgisiyle yaşarız. Hatta bazı geceler rüyalarımızda da olsa gizli gizli gider fabrikamızda çalışırız. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN
Not : Saffet Özen'in yaşamı kızı Serpil Özen'in verdiği bilgiler ışığında İlhan Öden tarafından öykülendirilmiştir.

4 Kasım 2011 Cuma

Nazilli Sümerbank Marşı

Sözleri Sevim Toker,bestesi Türk musikisinin en büyük bestekarlarından Arif Sami TOKER'e ait,rast makamındaki Nazilli Sümerbank marşını ağız armonikası (mızıka) ile seslendirmeye çalıştım. İlhan ÖDEN



Bu güzel marş,1987 yılında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasında müdürlük yapan Yaşar KAPTAN'ı ziyarete gelen merhum bestekar Arif Sami TOKER ve eşi Sevim TOKER tarafından müdürümüzün ricası üzerine hazırlanmıştır.

MARŞIN NOTASI ve SÖZLERİ

Notaları büyük görmek için üzerine tıklayın.