14 Ağustos 2011 Pazar

Bu " BAHÇE " başka bahçe..

Nazilli Sümerbank'ın güzelliklerinden bahsedildiğinde ilk akla gelen mekan,fabrika bahçesidir. Bilmeyenler için kısaca yazayım,"bahçe" terimi, fabrika alanı dışındaki ağaçlık bölümleri değil, fabrikanın en gözde açık mekanı fabrika içindeki çaybahçesi yada açık kafeterya niteliğindeki sosyal tesisleri ifade eden ve Nazilli basma fabrikası çalışanlarınca kullanılan kısa isimdi..

Bahçe,sadece Sümerbank mensupları ve misafirlerinin kullanımına açıktı. Nazillinin ileri gelenleri ve ailelerinin de bahçeye girmelerine izin verilirdi. Yabancı bekarların,alkollü yada kıyafeti düzgün olmayan fabrika mensuplarının bile bahçeye girmesi imkansızdı.

Daha önce bahçede uygunsuz davranışlarda bulunmuş kişilerin listesi fabrika ana kapısında asılı durur bahçeye girişleri Nizamiye bekçileri tarafından engellenirdi.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

Fabrika kapalı kışlık sosyal tesisleri ne kadar temiz ve güzel olsa da,Fabrika bahçesinin havası ve özgürlüğü ile kıyaslanamaz olduğundan herkes havaların ısınmasıyla birlikte bahçenin açılmasını sabırsızlıkla beklerdi.

Fabrika bahçesi görünürde Çay bahçesi havasında olsada,özel günlerde değişik şekilde kullanılırdı. Hatırladığım kadarıyla 1965-1970 yılları arasında Defile,Toplu sünnet törenleri ve Öğretmen Emin Altınöz yönetiminde çoğunluğu sanat okulu öğrencilerinden oluşan halk müziği topluluğunun solisti Ertan Şancı'nın güzel sesinden türküler dinlediğimiz konserler olurdu.

Bahçenin bir köşesinde bizim yetişemediğimiz dönemlerden kalma betondan yapılmış bir "paten pisti" vardı .Babamdan duyduğuma göre o zamanlar sümerbank çocukları burada patenle kayarlarmış,özellikle rahmetli Zekiye halamın bu konuda çok yetenekli olduğunu anlatırdı. Patenin Türkiye'de bile zor bulunduğu günlerde Nazilli'de patenle kaymak bana uçuk bir düşünce gibi gelsede evimizde eski eşyalarının saklandığı sepette bulduğum bir tekerleği kaybolmuş eski paten babamın sözlerini doğruluyordu.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
Nazilli Sümerbank Kız voleybol takımı erkeklere karşı. 1945-50
Fotoğraf için Atakan AKBAY'a teşekkür ederim.


Bu pist aynı zamanda kız ve erkeklerin modern spor kıyafetleri giyerek karşılıklı zorlu maçlar yaptığı voleybol sahası olarak da kullanılıyormuş.Hatta fabrika kısımları arasında düzenlenen voleybol turnuvalarında maçlar bu alanda oynanıyormuş. Paylaştığım fotoğraflarda nizami kıyafetli hakem ve seyircilerin çokluğu maçlara ne kadar önem verildiğini açıkça gösteriyor.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
Nazilli Sümerbank kız voleybol takımı,erkeklere karşı. 1945-50
Fotoğraf için Atakan AKBAY'a teşekkür ederim.


Türkiye Voleybol federasyonunun 1948 de uluslararası federasyona üye olduğu düşünülürse, 1945-50 yıllarında Nazilli'de bayan voleybol takımının olması sanırım sizleride benim gibi şaşırtmıştır.

Fabrika kısımları arasında düzenlenen turnuvadan iki takım.
Fotoğraf için Atakan AKBAY'a teşekkür ederim.


Yine bu alana branda perde takıp,sandalye dizilerek ,yazlık sinema olarak da kullanılıyordu. Ayrıca bahçenin ambarlara yakın bölümünde toprak zeminli çevresi tel örgüyle çevrili basketbol ve voleybol sahaları vardı.Yazlık sinemanın yeni yapılan alana taşınması , spor alanlarının kaldırılması ve 197o yıllarında televizyonun hayatımıza girmesiyle,bahçeye Tv. izleme bölümü ilave edilerek düzenlenip, fabrika kapanmadan önceki haline getirildi.

Sümerbank yenilikleri yakından takip eden ve mensuplarını yeniliklerle biran önce tanıştırmaya gayret eden bir kurumdu.Henüz evlerde televizyon yokken açık ve kapalı sosyal alanlarda mensuplarına tv. izleme imkanı sunmuştu.Aynı şekilde dünyada uydu yayınları ilk izlenmeye başlandığı dönemde fabrika kantin binası çatısına kurulan, üçbuçuk metrelik dev çanak antenle bu hizmeti de sunmuştu.

Fabrika bahçesi,tavla,okey,briç gibi oyunların oynandığı, masatenisi,bilardo gibi o zamanlar için pek bilinmeyen sporların yapıldığı cevre düzenlemesi ve bakımıyla gözde bir mekandı.

1975 yıllarında bahçe giriş kapısının sol tarafındaki alana bir mini golf sahası bile yapıldı.

Bunlar önemli imkanlardı ama bizim için asıl önemli olan 1970-1980 arası anarşi ve siyasi çatışmaların yoğun olduğu ve hergün bir kaç kişinin hayatını kaybettiği dönemde her türlü tehlikeden uzak güvenle oturabileceğimiz bir mekan olmasıydı.

Fabrika bahçesinde efendi gibi oturulduğu sürece kimseye bir şey denmez ama kavga vs. gibi olaylara kesinlikle müsade edilmezdi. Böyle olaylara yeltenenler fabrika çalışanı bile olsa bir daha bahçeye kesinlikle giremezdi.


Bahçe fabrikanın,büyük havuz da bahçenin en güzel yeriydi. Havuzun ortasında yukarıdaki fotoğrafta görülen heykel grubu vardı.Fotoğrafta yanyana görülseler bile çocuklar ve kadın heykelleri birbiriyle bağlantılı bir kompozisyon değildi. 1965-68 yıllarına kadar bu heykeller ayrı havuzlardaydı ve heykeller arasında ilk akla gelen "anne ile çocukları" gibi bir bağlantı yoktu.

Amcamın bu Fotoğrafında heykellerin eski konumu görülüyor.

Kadın heykelinin hikayesi Sümerbanklılarca biliniyor.Fabrikada çalışan Hüseyin CAN isimli heykeltraş bir gencin, platonik aşkla bağlandığı bir kadın için yaptığı kayıtlarda geçiyor.

Heykeltraş Hüseyin Can hakkında yaptığım araştırmada, Denizli'deki Gazi İlköğretim okulu binası önündeki "Atatürk ve çocukları" adlı heykeli 8.000 lira karşılığında yaptığına ve Aydın Belediye bandosunda bir süre şeflik yaptığı bilgilerine ulaştım.

Denizli Gazi ilkokulu önündeki H. CAN tarafından yapılan heykel.

Çocuk heykelleri için yazılı bir kayıt yok ama onların ve bahçenin bir köşesinde ağzından su akacak şekilde yapılmış ,aslan başı şeklindeki heykelin de heykeltraş Hüseyin CAN tarafından yapılmış olma olasılığı yüksek.

İşte böyle..


Bahçemiz fabrikanın çalışma temposu düştükçe aynı oranda bakımından güzelliğiden ve öneminden kaybederek fabrikanın kapandığı son dönemlere kadar geldi.

Kapanıştan sonra bildiğim kadarıyla hiçbir şey yapılmadı. Üniversitenin geniş alanına bakabilecek sayıda bahçivanı yok.Çalışanlar güçleri yettiği oranda her işe yetişmeye gayret ediyorlar.

Bu kadar yazıyı yazıp fabrika bahçesini bilmeyenlere ve gelecek nesillere anlatmaya çalıştım. Artık asıl yazmak istediğim konuya geleyim.

Son ziyaretimde Adu. Sümer Kampüs Müdürü Ertuğrul ACARTÜRK ,bahçeyi tekrar açmak, Sümerbanklıların ve vatandaşların hizmetine sunmak,hatta düğün yada özel toplantılar için kullandırmak istediğini bana söyledi .Ama bu seneye yetiştiremedi.

Bahçe şu anda maalesef bakımsız ve üniversitenin bu bakımı yapacak parası ve yeterli elemanı yok. Çiçekler kaybolmakta, ağaçlar kurumakta.En önemlisi havuzlardaki bizim için tarihi ve manevi öneme sahip heykellerde kırıklar,çatlaklar oluşmakta. Bunların mutlaka "yerinde" bakıma alınıp tamir edilmesi gerek.



Neden yerinde tamir edilmesi gerektiğine gelince..
İçimde korku var,eğer bu heykeller bakım veya koruma altına alma bahanesiyle sökülürse bir daha eski yerlerine konmaz. Alakasız yerlerde veya depolarda kaybolur gider.

Bunları da özellikle yazıyorum ki.

Fabrikanın bacaları gibi aniden uçup gitmesin,kaybolmasın çünkü giden bir daha geri gelmiyor.

Korkuyorum, şimdiki sanata bakış açısı bu heykeller için pek uygun değil.Yarın aklıma gelmişti keşke yazsaymışım dememek için bu günden yazıyorum.

İnşallah korkularım gerçekleşmez ve endişelerim yersiz çıkar. Bundan en çok ben mutlu olurum.Sevgiyle kalın...

İlhan ÖDEN


Fabrika bahçesiyle ilgili diğer fotoğraflara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

NAZİLLİ SÜMERBANK FABRİKASI BAHÇE FOTOĞRAFLARI


17 Haziran 2011 Cuma

HAKİKİ DARA , PEŞİN PARA.

Sümer İlköğretim okulunun, Hürriyet caddesine bakan demir kapısının birkaç metre ötesinde Sümerbank’a ait büyükçe bir demir tabela dikiliydi. İlk bakışta karayolları kenarlarında sıkça rastlanan reklâm panolarına benzeyen bu tabelada iri harflerle “HAKİKİ DARA, PEŞİN PARA” yazar, hemen altındaki kocaman ok’la da okulun tam karşısındaki fabrikanın pamuk alımları için kullandığı büyük demir kapıyı işaret ederdi.


O zamanlar sabah ve öğle tedrisatlı 1000 ‘e yakın mevcudu olan Sümer ilkokulu öğrencilerinin lojmanlardan gelen büyük bölümü yollarını kesen bu büyük tabela ile açıkta akan beton kanalın arasındaki dar geçitten dikkatlice geçerek okullarına giderlerdi.

1980 öncesinde,Sümer ilköğretim okulunda öğrenci olan arkadaşlarım, üzerinde bir kefesinde pamuk, diğer kefesi kâğıt paralar dolu bir el terazisi resmi olan bu büyük demir tabelayı hatırlarlar.

Ama,önce Sarı üstüne Siyah, daha sonra Mavi – Beyaz boyanarak yenilenen bu levhayı öğrencilerden daha iyi hatırlayan başka kişilerde vardı.

Nazilli ovasına pamuk eken çiftçiler, Menderes nehrinin ötesinden, Bozdoğan ve Yenipazar ilçelerinin köylerinde yaşayan köylüler..

Hatırladığım kadarıyla bu tabelanın bir köşesinde kara tahta gibi kullanılan siyah bir bölüm vardı. Buraya Nazilli Basma Fabrikasının pamuk için tespit ettiği kilo fiyatı tebeşirle yazılır, üreticiler geçerli pamuk fiyatı konusunda bilgilendirilirdi.

PAMUK YÜKLÜ TRAKTÖRLERİN GİRİŞ KAPISI

“HAKİKİ DARA, PEŞİN PARA” bu sloganın benden önceki sürecini bilmiyorum ama hatırladığım kadarıyla,yaşadığım dönemin 30 yıllık dilimine damgasını vuran Nazilli Basma Fabrikasının değişmez sloganıydı.

Slogan; çiftçiye kazıklanma, aldatılma korkusu olmadan ürününü güvenle Nazilli basma fabrikasına satabileceğini ve parasını anında nakit olarak cebine koyacağını anlatıyordu.

O dönemler fabrikanın tam kapasiteyle çalıştığı, en karlı dönemlerdi. Nazilli basma fabrikasının bir yıllık pamuk ihtiyacını yakın çevresindeki üreticilerden aldığı yıllardı.

Fabrikanın sadece pamuk depolamakta kullandığı her biri spor salonu büyüklüğünde 35 adet ambarı vardı. Fabrika çevre duvarı etrafında pamuğunu satmak için sıra sıra dizilmiş yüzlerce traktör, köylünün Nazilli Sümerbank fabrikasına ve sloganına ne kadar güvendiğinin göstergesiydi. Fabrika da, üretici de fabrika çevresindeki küçük esnaf da kısaca herkes kazanıyordu.

BU YOL TRAKTÖRLERLE DOLAR,SIRA BAZEN DIŞARI TAŞARDI.

Kaybedenler,çiftçinin sırtından geçinen üçkağıtçılar, pamuk tüccarları, simsar ve aracılardı. Kantar oyunlarıyla üreticiyi kazıklayamıyor, paralarını türlü bahanelerle geciktiremiyor, para ödemeden ürünü çalıp kaçamıyorlardı.

Fabrikaya traktör üzerine yüklü olarak giren pamuk, uzmanlar gözetiminde fabrika kantarına çıkıyor, traktörle birlikte tartılıyor. Pamuk balyaları indirilip boş traktör tekrar tartılıyor. Tespit edilen ağırlık üzerinden balya ağırlıkları ve modern aletlerle ölçümü yapılan kilodaki nem miktarı gibi çıktılar düşülerek,bedeli ödenecek net miktar belirleniyor,üretici fabrika ticaret servisine yönlendirilip birkaç işlemle ürününün karşılığını vezneden alarak memnun bir şekilde evine dönüyordu.

Pamuk tarladan,doğrudan fabrika ambarına girince,arada tefeciler olmadığı için üretilen basma da vatandaşa daha ucuza satılıyordu.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI PAMUK AMBARLARI

Zaten Sümerbank’ın en büyük suçu da bu değimliydi?

Üreticiden ürünü alıyor, fabrikasında işliyor, mağazasında satıyor, finans ihtiyacı olduğunda bankasından sağlıyor. Üretici kazanıyor, Sümerbank vasıtasıyla devlet kazanıyor, Sümerbank çalışanı kazanıyor. Sonuçta ucuza kaliteli mal alan vatandaş kazanıyor.

İşte bu durum hortumcuların, vurguncuların istedikleri gibi “at oynatıp, çalışmadan parayla, para kazandıkları” adına kibarca “Liberal ekonomi” diyerek vatandaşı uyuttukları,kapitalist sistemin işine gelmiyordu. Kökleri 12 Eylül öncesine dayanan infaz planları 1990 yıllarında uygulanmaya başlandı. Önce pamuk alımları durduruldu, Kazakistan’dan kalitesiz pamuk ithal edildi, tüccar kanalıyla başka bölgelerin kısa lifli pamukları sanki Ege pamuğu gibi Sümerbank fabrikalarına satılmaya başlandı, olay anlaşılıp yakalanan suçlular salıverildi. Sözde "tasarruf tedbiri" numaralarıyla yedek parça alımı durduruldu. Mağazalar ve Bankalarımız elimizden alınıp,yandaşlara peşkeş çekildi…

Ve nihayet 2002 yılında infaz gerçekleşti.
2005-2006 yıllarında da mezarımız açılıp “hırsızlar tarafından” altın dişlerimiz söküldü.. (fabrikanın makinelerinin çalınması)

Neyse, sözü yine uzattım üstüme vazife olmayan işlere karışıp, boyumdan büyük laflar etmeye başladım. En iyisi başıma iş açmadan yazıyı bitireyim. Sevgiyle kalın.

İlhan ÖDEN

16 Haziran 2011 Perşembe

NAZİLLİ SÜMERSPOR – 2 GALATASARAY-3


NAZİLLİ SÜMERSPOR – GALATASARAY

Yer: Nazilli Basma Fabrikası Futbol sahası.

Tarih: 24 Eylül 1953 - Öğleden sonra


Maç günü fabrika’nın 1000 kişi kapasiteli futbol sahası, maçı izlemek için çevreden gelen kadınlı erkekli seyircilerle tıklım tıklım doludur. Maç başlar ve ilk yarı Galatasaray’ın 2 – 1 üstünlüğüyle sona erer. İkinci yarıya İyi başlayan Nazilli Sümerspor, beraberliği sağlar fakat Galatasaray bir gol daha atarak maçı 2- 3 kazanır.

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Fotoğraf : Atakan AKBAY

Maçta Galatasaray’ın gollerini Suat MAMAT, Kadri AYTAÇ ve Reha EKEN atar. Sümerspor’un gollerini ise, Cahit GÖKALP ve Süleyman ÇALİŞKAN atar.

Bu maçta Nazilli Sümerspor’un oynadığı futbolu beğenen Galatasaraylı yöneticiler, Sümerspor teknik direktörü, eski Galatasaraylı futbolcu Musa SEZER ‘e transfer teklif ederler. 1953-1954 sezonunda Galatasaray futbol takımına Musa SEZER teknik direktörlük yapar.

Musa SEZER ve Sümersporlu futbolcular
sumerspor.blog spot. com

3 Haziran 2011 Cuma

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ.

Nazilli basma fabrikası için çok şey yazıldı.
Çılgın projelerin gündeme oturduğu günlerde “Atatürk’ün çılgın projesi” olarak, televizyon programlarında, dergilerde, gazete haberlerinde boy gösterdi.
75 yıl önce yapılmış fabrikanın, yeni yapılan fabrikalarda bile olmayan özellikleri anlatıldı, şaşkınlık içinde izlendi,okundu..
Doğru, yanlış çok şey anlatıldı ama bu yazıda anlatacaklarımı şimdiye kadar kimse anlatmadı.

NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ
Hemen “O da bir şey mi? Her fabrikanın silahlı bekçileri var” dediğinizi duyar gibiyim. Acele etmeyin benim bahsettiğim kişiler tabancalı güvenlikçiler değil. Elbette, fabrika çevresindeki kulübelerde, nizamiye kapısında ve diğer güvenlik gerektiren yerlerde kullanılan önceleri fabrika personeli olup, 1990 yılları sonrası kurs alıp özel güvenlik statüsünde çalışan arkadaşlarımız vardı. Bahsettiklerim onlar değil.

Anlatacağım silahlı birlik, periyodik olarak askeri eğitim alan piyade tüfekli,techizatlı kişilerden oluşan Nazilli basma fabrikası avcı birliği.

Çok şaşırdığınızı tahmin ediyorum. “Devletin ordusu yok mu?” diyenleri de duyar gibiyim. Ama vaktiyle fabrika ile ilgili en ince detayları düşünenler bunu da düşünmüşler ve gerekli görmüşler.

Nazilli basma fabrikasını yapanlar, laf olsun diye “Kombina” dememişler. Mademki her ihtiyacını karşılayacak şekilde yapılacak o zaman güvenliğini de kendi sağlayabilmeli demişler.
Sivil savunma uzmanlarımızdan Tamer Oraltay

Birliğin başında, Sümerbank’tan maaş alan fakat doğrudan içişleri bakanlığına bağlı “ sivil savunma uzmanlığı” kadrosunda çalışan bir uzman vardı. Bu uzman aynı zamanda fabrika çevresinde güvenliği sağlayan bekçilerden ve fabrika İtfaiye grubundan da sorumluydu. Yetkileri oldukça yüksekti öyle ki eğer o izin vermezse polis bile fabrika içine giremez, herhangi bir işlem yapamazdı. Ayrıca il ve ilçe sivil savunma amirlikleriyle de bağlantıları vardı. Sivil savunma uzmanı fabrika içinden uygun işçilerden seçilmiş bir itfaiye birliği (Kadrolu İtfaiyecilerden ayrı) ve Avcı birliğine de komuta ederdi. Seçilen kişilerin listesi ilçe sivil savunma amirliğine bildirilir, oralarda görev almamaları sağlanırdı. Uzman, düzenli aralıklarla,fabrika içinde mesai saatleri dâhilinde,bu ekiplere ilk yardım ve yangın söndürme eğitimi verir. Savaş veya saldırı tehdidine karşı sığınakları hazırlar. Kimyasal ve Nükleer saldırılarda yapılması gerekenler konusunda personeli eğitirdi.

Bunları kısaca anlattıktan sonra asıl konumuz olan Avcı birliğine dönelim.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİM ALANINDA

Askerliğini yapmış işçi ve memurlardan oluşan, Avcı birliğinin eğitimi, Aydın garnizonundan gelen usta askerler tarafından verilirdi. Seçilen kişiler 10 gün kadar fabrika çevresindeki uygun alanlarda "piyade" eğitiminden geçirilir, eğitim sonucunda poligona götürülüp piyade tüfekleriyle atış yaparlardı.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN
NAZİLLİ BASMA FABRİKASI SİLAHLI KUVVETLERİ EĞİTİMİ (1993)
SİLAHLI KUVVETLERDE DOKUMA MAKİNA BAKIMCILAR MANGASI (1993)
Bu eğitim esnasında personelden yaralananlar bile olurdu. Birliğin silah ve cephaneleri, Gıdıgıdı treninin fabrikaya giriş yaptığı kapının yanındaki büyük bekçi kulübesinin altındaki depoda muhafaza edilir, bakımları Nazilli jandarma birliğinden düzenli olarak getirtilen askerler tarafından yapılırdı.
12 yaşlarındayken "kömürlük" denilen, fabrikaya ait ama fabrika dışındaki alanda Avcı birliğinin eğitimlerini izlemeye gitmiştim. Çalışırken itfaiye birliğinde olduğum için itfaiyecilik ve ilk yardım eğitimi aldım. Avcı birliğine katılmadım ama birlikte çalıştığım arkadaşlardan avcı birliği kadrosunda olup, eğitim ve atışlara katılanlar oldu.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Son avcı birliği eğitimi ve atışlar körfez savaşı sırasında 1993 yılında yapıldı. Ondan sonraki dönemlerde Sümerbank gündemine oturan özelleştirme, satış, sözleşmeli personel yasası ve tayinler, fabrikanın tıkır tıkır işleyen düzenini bozdu. Her şey gibi avcı birliği de masal oldu gitti…

Şimdi..
“Fabrika yapmışlar, yanında, kreş, sinema, fırın, market, hamam, okul, posta hane, spor kulübü, halkevi, hastane, sosyal tesisler de yapmışlar. İçine bir de “Silahlı Birlik” koymuşlar.” Desem.
"Hayal kurma, dalga geçme " derler..
Birileri 80 yıl önce bugün bile hayal edilemeyenleri gerçekleştirmişler.

Başkaları ise, gerçekleri tekrar hayale dönüştürmeye çalışıyorlar..

Ama ben üstüme düşeni yapayım, bu güzel masalları ” Doğru” anlatmaya, bilmeyenleri “Şaşırtmaya” devam edeyim. Gerisi Allah kerim. Muhabbetle kalın. İlhan ÖDEN

20 Mayıs 2011 Cuma

SIRASI MI ŞİMDİ BU FOTOĞRAFLARIN?

VİDEO'yu TAM EKRAN izleyiniz.

Yukarıda 1930-1937 yılları arasında çekilmiş Nazilli ve Nazilli’deki sosyal hayatı gösteren fotoğraflardan derlediğim bir videoyu paylaşıyorum,eminim görünce sizde benim gibi şaşıracaksınız.

Fotoğraflarda, o dönemdeki Nazilli halkının kıyafetlerinin, bugünkü Nazilli halkının kıyafetlerinden daha modern olduğu görülüyor.

Aynı şekilde Halkevi Tiyatrosunun çalışmalarının da, günümüz Nazillisinden çok ileride olduğu görüyoruz. Yine aynı fotoğraflarda Halkevi bandosu ve Nazilli Musiki heyetini de görünce şaşkınlık daha da artıyor.

Hele 1933 yılı Cumhuriyet bayramı fotoğrafında Halkevi flamaları önünde kramponlu Nazillili futbolcuları görünce sınırlar zorlanmaya başlıyor.

80 yılda, ileri mi yoksa geri mi gittiğimizi ben tam anlayamadım. Özellikle her çalışmanın merkezinde gördüğüm Nazilli Halkevinin, Nazilli de gerçekleştirdiği aktivitelere benzer faaliyetlerin başka yerleşim merkezlerinde de yine Halkevlerince yapıldığını düşünürsek..

İnsanın aklına..

Keşke Halkevi ve Köy enstitüleri yok edilmesi gereken siyası hedefler olarak görülmeyip , vatandaşı kucaklayan bir yapıda günümüze kadar çalışmalarını sürdürebilseydi, ülkemiz bu günkünden daha iyi durumda olurdu demek geliyor.

Aslında,geldiğimiz noktada bunları anlamak ve söylemek için çok geç kaldığımız da açıkça görülüyor.

Şimdi,patronuna sadık,az ile yetinen,şükreden,düşünmeyen formatta elemanlar yetişirken, Halkevini nereden çıkardın diyenleri duyar gibiyim.

Haklısınız,aslında hazır internet yasaklanırken "eski fotoğraflara bakma" yasağını da aradan çıkarmak lazım.

Baksanıza ,durup dururken insanın aklına kötü,kötü şeyler getiriyorlar.

Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN



25 Nisan 2011 Pazartesi

MERCİMEK ÇORBA,ANKARA TAVA,ÇOBAN SALATA..

9.Ekim 1937 Nazilli Basma fabrikasının doğum günü..
Fabrikamızın açılış hikayesini çoğunuz biliyorsunuz.Yeri geldikçe,Atatürk'ün,Nazilli Basma fabrikasının açılışını yapmak üzere Nazilli'ye gelişini bu sayfalarda yazılarla,fotoğraf ve videolarla süsleyerek defalarca anlattım.Bu gün sizlere fabrikamızın çalıştığı dönemlerde her yıl mutlaka kutlanılan.Bu özel günün canlandırılmaya çalışıldığı törenleri anlatacağım.


Törenin ilk bölümü,Nazilli protokolunun,duyarlı vatandaşların ve öğrencilerin katılımıyla Nazilli gar'ında,trenle geldiği varsayılan Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın sembolik olarak karşılanmasıyla başlar. Genellikle belediye başkanı,kaymakam veya garnizon komutanının, Atatürk'ü öven,Nazilli basma fabrikasının şehre ve ülkeye yaptığı katkıları anlatan konuşmalarından sonra,efe veya öğrencilerden oluşan folklor ekiplerinin gösterileriyle devam eder,İstasyon meydanındaki Atatürk büstüne çelek koyma işlemiyle sona ererdi.

Atatürk'ü temsil eden büst ve bayrağın Nazilli belediye bandosu eşliğinde heyet tarafından taşınarak Nazilli Gar'ına çok yakın mesafedeki Gıdıgıdı istasyonuna götürülmesiyle törenin ikinci kısmı başlar,Nazilli protokolu ve törenin devamını izlemek isteyen vatandaşların Gıdıgıdı'ya binmesiyle,Atatürk resimleri,bayrak, flama ve renk renk basmalarla gelin gibi süslenmiş Gıdıgıdı hareket eder,sanki Atatürk'ün Nazilli'ye gelişini müjdelercesine yol böyunca meşhur düdüğünü coşkuyla defalarca çalarak Nazilli Basma Fabrikasına doğru ilerlerdi.

Raylarının karayoluyla kesiştiği noktada,trafiği durduran bariyerler kapandığında,yolun iki tarafında duran otobüs ve otomobillerde bekleyenler,başka yerde görmedikleri şekil ve güzellikteki Gıdıgıdı'ya bakar,bayram falan olmadığı halde böyle süslü bir trenle karşılaşmanın şaşkınlığıyla geçişini izlerlerdi.
Bu sırada fabrika çalışanları ve aileleri,benim yetişemediğim önceki törenlerde Sümersporlu sporcular ve yine öğrencilerden oluşan başka bir grup, fabrika içindeki minik istasyondan müdüriyet binasına doğru uzanan bayrak ve Sümerbank flamalarıyla süslenmiş dar yolun iki tarafına sıralanmış vaziyette Gıdıgıdının gelişini beklerdi.

Gıdıgıdıdan inen heyet ve işçilerin taşıdığı Atatürk'ü simgeleyen büst,bando eşliğinde müdüriyet binasına doğru ilerler,yol kenarında bekleyenlerde heyetin arkasından asıl törenin yapılacağı müdüriyet binası önündeki alana doğru yürürdü..

Fabrikanın Dokuma,Basmahane ve Atölye gibi büyük kısımlarının,Sümer ilkokulu ve Teksif sendikasının çelenklerinin süslediği Atatürk büstü önünde yapılan saygı duruşu sonrası,fabrika müdürü veya üst düzey yöneticilerinin Atatürk ve cumhuriyete Nazilli halkı adına şükranlarını sunduğu konuşmanın ardından fabrika memur veya işçilerinin konuşma ve şiirleriyle tören sona ererdi.
Rahmetli babamdan duyduğuma göre çok önceleri fabrikanın kendi bandosu bu törenlerde çalarmış, sonradan belediye bandosu kurulunca,fabrika bandosu lağv edilip enstrumanlar Nazilli Sanat okuluna verilmiş..

1984 yılı kutlamaları (Bursa Kılıç Kalkan Ekibi)


Bu törenlere,çok küçükken,öğrenciyken ve çalışırken defalarca katıldım,en görkemli tören Cumhuriyetin 50. yıl kutlamalarının olduğu yıl düzenlenmişti.O sırada ben Nazilli sanat okulunun öğrencisiydim ve bu tören için öğretmenlerimiz bize 50. yıl marşını ezberletmişti törende coşkuyla bu marşı söyleyerek yürümüş,törene katılanlardan büyük alkış almıştık.

Törenle ilgili anlatacaklarım bu kadar.Bundan sonra yazacaklarım bu törenden sonrasıyla ilgili.

Türkiyenin ilk basma fabrikası,genç cumhuriyetin Nazilli'ye uzanan eli,koskoca Nazilli basma fabrikası,doğum gününü kutlamaya gelen misafirlerine ikramda bulunup,ağırlamadan gönderecek değildi ya...

Her 9 ekimde basma fabrikası yemekhanesi,Nazilli halkına açılır,fabrikanın ustalıkları dillere destan,Bolu'lu aşçıları bu özel gün için geleneksel bir menü hazırlarlardı. "Mercimek Çorba,Ankara Tava ve Çoban salata".Neden bu menüde ısrar edilir,Atatürk'ün Fabrika ziyaretiyle bağlantısı varmıdır bilmiyorum ama her yıl 9 Ekim günü mutlaka bu geleneksel menü hazırlanır,bazen menüye kola,gazoz gibi meşrubat ikramlarıda ilave edilirdi.

Önce haşlanmış,sonra kızartılmış ve hayvanın en güzel yerlerinden kesilmiş irice bir et parçası bolca pilavın üstünde ikram edilirdi.Misafirler işçilerle birlikte aynı masalarda yemeklerini yer törene katılanların hepsi doyuncaya kadar yemek devam ederdi.Konuklardan yemeklerle ilgili övgü sözleri duydukça,onları sanki evimizde ağırlamışız gibi göğsümüz kabarırdı...
Fabrika aşçılarından herkes çok memnundu öyle ki aşçıbaşı Mehmet Ali ARSLAN ve kardeşi Mustafa ARSLAN (sonradan abisinin yerine aşçıbaşı oldu) yaz boyunca Kuşadasındaki Sümerbank kampına götürülür yurdun çeşitli yörelerinden tatile gelen Sümerbanklılara evlerinde bile yiyemeyecekleri,Dalyan köfte,Çiftlik kebabı,kadınbudu köfte gibi özel yemekler yaparlardı...

(Aşçılarımızdan,hakka kavuşanlara rahmet,yaşayanlara sağlıklı ömür dileriz..)

Yıllar,yılları kovaladı,Gıdıgıdı seferden kaldırıldı,törenlerin coşkusu giderek azalmaya başladı, eskisi gibi kalabalık olmuyor,yemeklere katılan misafir sayısı her yıl öncekine göre biraz daha azalıyordu. Eski aşçılar emekli olmuş,yerlerine yenilerinin alınması.özelleştirme nedeniyle durdurulmuştu. Ünlü ustaların yetiştirdiği usta aşçılara,dokumadan,iplikten gönderiler mesleği aşçılık olmayan arkadaşlarımız ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlardı...

Artık Ankara Tava artık eskisi gibi lezzetli değildi...
Etlerin kemikler daha kalınlaşmış,eskisi gibi lop değil,yağlı, kıkırdaklı,hatta pilavın üstünde kaburga bile görmeye başlamıştık.
Akla gelen her yönüyle dünyaya örnek olmuş,Nazilli basma fabrikası İMF dayatmalarıyla eli kolu bağlı,muhtaç hale getirilmişti..

Yine de Atasının onuruna, kapatılıncaya dek,yemekhane kapılarını misafirlerine açıp, Ankara tava ikram etmeye devam etti...

Merak edenlere söyleyeyim.
Atatürk'ün Nazilli'ye gelişi hala kutlanmaya devam ediliyor, Nazilli gar'ında başlayan tören, Nazilli gar'ında bitiyor.Protokoldan 3-5 kişi makam arabalarıyla fabrika müdüriyet binasındaki Atatürk müzesini ziyaret ediyor.

Nazilli Basma fabrikası kapalı..
Müzenin duvar boyaları kabarmış,tavanı akıyor,yerdeki halılar çürümekte.
Artık, Nazilli Basma Fabrikası mutfağında "Ankara Tava" pişmiyor.
Zaten,bana göre, fabrikasına yeterince sahip çıkmayan Nazilli halkı da Ankara Tava'yı,hak etmiyor. Muhabbetle kalın..
İlhan ÖDEN

Renkli Fotolar için www.nazilliadalet.org teşekkür ederiz.

10 Şubat 2011 Perşembe

İnci BERAN çizgisiyle NAZİLLİ BASMALARI




Ablam İnci BERAN'ın Nazilli Basma Fabrikası desen bürosunda çalışırken tasarlayıp,çizdiği orjinal Nazilli Basması desen çizimlerinden tarayıcıyla fotoğraf haline getirerek hazırladığım videoyu paylaşıyorum.

Çizimler guaj boya ile bir bütünü tamamlayacak şekilde ve genişletilmeye uygun teknikle,el emeği göz nuru ile,amirlerinin talimat ve istekleri doğrultusunda ablam İnci BERAN tarafından tasarlanıp,çizilmiş yine amirlerinin onayıyla satışa sunulan kumaşlara basılmış desenlerdir.


Ablamın desenlerinden bazıları halk tarafından sürekli talep edilen klasik Nazilli basması desenleri arasına girmeyi başarmış seçkin desenlerdir.

1980 YILLARI DESEN BÜROSU ÇALIŞANLARI

Bu çizimler fabrika gravür dairesinde önce "molet" denilen küçük metal silindirlere aktarılır, sonra desenler 90 cm eninde kumaşı kaplayacak şekilde daha büyük nikelajlı metal "val" silindirler üzerine sülfürik asit kullanılarak işlenirdi.

Desen üzerindeki renk sayısı kadar "val" hazırlanır.Bu valler basma makinasında sürekli dönerek,boyahanede hazırlanan tekstil boyalarını üstlerine çizilen küçük kanallara alıp, altından akarak geçen kumaş üzerine basarak deseni oluştururlardı.(Günümüzde artık bu teknoloji kullanılmıyor.)

Basılan kumaşlar çeşitli kimyasal ve fiziksel işlemlerle daha parlak ve canlı hale getirilip, ambalaj işleminden sonra satışa sunulurdu.

FOTOĞRAFLARI ÜZERİNE TIKLAYARAK BÜYÜTEBİLİRSİNİZ.

1938 YILI KALİTE KONTROL-KATLAMA DAİRESİ ÇALIŞANLARI.


Tasarlanıp çizilen desenin baskılı kumaş haline gelinceye kadar geçirdiği evrelerde yüzlerce işçinin emeği ve özverili çalışması vardı.En küçük bir hatanın yüzlerce metre hatalı baskıya sebep olacağı bu işlemlerde sürekli dikkat gerekiyordu.Ayrıca istemeden mağruz kalınan kimyasal maddeler nedeniyle bu birimlerde çalışan işçilere devamlı süt ve ayran veriliyordu.

İlhan ÖDEN