29 Mart 2026 Pazar

BUNU SEN YAZMAMIŞSIN !



 1970-71 öğretim yılıydı. Sümer Ortaokulu ikinci sınıftaydım. Okulumuz henüz mezun vermemişti. Öğretmen kadrosu yeni, yeni oluşturuluyordu, 5-6 kadrolu öğretmenimiz vardı, bazı derslerimize başka okulların öğretmenleri giriyordu. O zamanlar okullarda Türkçe dersine ek olarak "Dil bilgisi" dersi de okutulurdu. Dil bilgisi dersine de, Türkçe öğretmenimiz girerdi. Türkçe öğretmenimiz o yıl okulumuza atanmış, genç bir öğretmendi. İlk dönemin ortalarına doğru öğretmenimiz, istediğimiz konuyu seçerek kompozisyon yazabileceğimiz bir yıllık ödevi verdi.

O zamanlar yıllık ödev yazılı sınav gibi ders ortalamasını etkiliyordu. Bende çok emek verip, öğretmenimin dikkatini çekecek, evimizde kafeste beslediğimiz iki saka kuşunu anlatan güzel bir ödev hazırlamıştım... Kuşlarımızın kafes kapısı sürekli açıktı, içine yemini, sularını koyardık, istedikleri zaman çıkıp dolaşıp, acıktıklarında ya da akşam saatlerinde kafeslerine dönerlerdi. Herhangi bir eğitim yoktu. Kafesin kapısını iyi kapatmadığımız bir gün kaçıp, dönmüşlerdi. Biz de o günden sonra kafesin kapısını hiç kapatmamıştık. Saka kuşlarında görülen alışılmadık bir durumdu. Bunu biraz süsleyip, hikayeye dönüştürmüştüm. Gururla öğretmenimize verdim... Bir sonraki derste, ondan övgü beklerken,hiç beklemediğim bir şey yaptı. Sınıfta herkesin içinde bana...
- Ödevini sen yazmamışsın" dedi. Henüz, sekiz ya da on ders yapmıştık, birbirimiz tanımıyorduk.
Elinde gösterebileceği bir kanıt yoktu, benzerini gösterebileceği bir kaynak da yoktu.

G
üzel şeyler yazabilmek için kaç yaşında olmalıydım?

"Ben yazdım öğretmenim" dedim. "Yalan Söyleme!" dedi. Yazdığımı ona nasıl ispat edebilirdim? Bilemedim... Sınıfta ağladım. Herkes beni yalan söyleyip, yakalandığım için ağlıyor zannetti... Daha çok ağladım...

Oysa; Başka bir konu verip, sınıfta yeni bir kompozisyon yazmamı ister, yazıp yazamayacağımı kolaylıkla anlayabilirdi. Yapmadı...
Ağladım...
Öğretmenimden böyle bir yaklaşım beklemediğim için ağladım...
Yalancı konumuna düşürüldüğüm için ağladım...
Haksızlığa uğradığım için, ağladım... Eve dönünce, okulda olanları anneme anlattım. Başımı okşadı... "Üzülme. " Ben senin yazdığını biliyorum. İstersen daha iyisini yazabileceğini de biliyorum." dedi. Annemin güveni, kırılan kalbime sihirli değnek gibi dokunmuştu...

O gün, beni inciten sözler, farkında olmadan hayatım boyunca sürecek "iyi yazabileceğimi, ispatlama ve rahmetli annemin bana güvenini boşa çıkartmama" çabasının başlangıcı oldu. Geçen gün emekli öğretmen Ali Baykal arkadaşım bir yazımın atına, "Bildiğim kadarıyla sen meslek lisesi mezunusun ama güzel yazılar yazıyorsun." benzeri bir yorum yazmış. Okuyunca bunları yazma ihtiyacı hissettim. Bizim dönemimizde meslek liselerinde Edebiyat dersi vardı. Sadece mantık, felsefe gibi dersler yerine meslek dersleri görüyorduk. Bir şeyler, yazma hikayem işte böyle başladı. Öğretmenimin şüpheyle baktığı kelimeler, yıllar sonra sizlerin gönüllü ve beğenerek okuduğunuz yazılara dönüştü. Yaklaşık onbeş yıldır gerek blog sayfamda, gerek sosyal medyada yazıyorum. Yazdıklarımı okuyan, paylaşan arkadaşlarım var. Sayenizde tanımadığım insanlara kadar ulaşıyor.

Öğretmenim paylaştığım yazılarımı okuyor mu? Bilmiyorum. Okursa olayı hatırlar mı? Onu da bilmiyorum... Ama sizlere ... Bu güne kadar bana "Bunu sen yazmamışsın" demediğiniz için çok teşekkür ediyorum...
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder