26 Nisan 2020 Pazar

BİR ORTAOKUL ANISI.




1970–1971 öğretim yılının son günleriydi. Okulumuzun inşaatı henüz tamamlanmadığı için Sümer İlkokulu ile aynı binayı paylaşıyorduk. Sabahları ilkokul öğrencileri, öğleden sonraları ise Sümer Ortaokulu öğrencileri aynı sınıflarda ders yapıyordu.

Öğretmenlerimiz yazılı sınavları bitirmişti. Dersleri zayıf olan arkadaşlarımıza son bir şans vermek için “kurtarma sözlüleri” yapıyorlardı. Biz Orta 2. sınıftaydık. Dersimiz fen bilgisi… Öğretmenimiz ise aynı zamanda sınıf öğretmenimiz olan Ayfer Yüzbaşıoğlu’ydu. O yıl okulumuza yeni başlamış, genç ve idealist bir öğretmendi.

Ayfer Hanım, fen bilgisi zayıf olan arkadaşlarımızdan İsmail Eksen’i sözlüye kaldırdı.

— “Tavuğun sindirim sistemini çiz, organların isimlerini de yaz,” dedi.

İsmail’in gözleri bir anda parladı. Belli ki soru çalıştığı yerden gelmişti. Hiç tereddüt etmeden tebeşiri eline aldı. Bir çırpıda tavuğun sindirim sistemini tahtaya çizdi.

Gagadan başlayarak ince çizgili oklarla organların isimlerini yazmaya başladı:
Yemek borusu… taşlık… bağırsaklar…

Her şey tamam gibiydi. Noktayı koyacak, işi bitirecekti ama son organın adı olan “anüs” bir türlü aklına gelmiyordu.

Gözleri yalvarırcasına ön sıradaki arkadaşlarımızı taradı. Ama Ayfer Hanım öğretmen masasında oturduğu için kimse yardım edemiyordu.

Alnında boncuk boncuk terler birikti. Bekledi… düşündü…
Yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişti ama tam sınıfı geçecekken anüste takılıp kalmıştı.

Hocamız makul bir süre bekledi. Sonra İsmail’le göz göze geldiler.

— “Hadi oğlum,” dedi Ayfer Hanım.

İsmail, “ya battık ya çıktık” hesabı son darbeyi indirdi.
İnce bir çizgi çekti, ucuna bir ok yaptı ve organın adını herkesin günlük hayatta söylediği gibi yazdı:

GÖT

Bir anlık sessizlik oldu.
Herkes şaşkınlıkla birbirine baktı.

Önce birkaç kıkırdama…
Sonra sınıf bir anda patladı!

Ayfer Hanım dahil herkes gülmekten yerlere yatıyordu.
İsmail utanmış, kıpkırmızı olmuştu ama öğretmenimiz tam not verdi.
İsmail Eksen fen bilgisi dersinden sınıfı geçti.

Bu da bizde güzel bir okul anısı olarak kaldı. İLHAN ÖDEN



23 Nisan 2020 Perşembe

MAKARAM "KARA" BAĞLAR...

EREĞLİ SÜMERBANK İMALATI MAKARALAR

Makaralar beni çocukluk günlerime götürdü...
Biz "Şeytan uçurtması ya da kıvırtma" derdik. Şimdiki çocuklar bilmez. Defterimizin ortasından iki yaprak koparır,hemencecik yapı verirdik. Basit bir şeydi ama çok güzel uçardı. Güzel uçması için de kaldırabileceği ince hafif iplikler isterdi. Bizde annemizin dikiş kutusundaki bu makaraların birinden biraz iplik alır uçurtmamıza bağlardık. İşimiz bitse de artık o iplikler geri gelmez, telef olur giderdi. Annelerimizden bu yüzden çok azar işitirdik ama yine de yapacağımızdan geri kalmazdık.


Şeytan Uçurtması
Hele durun bakalım! Makaralarla işimiz daha bitmedi...
Gözlerimiz hep annelerimizin dikiş kutularındaki makaraların üzerindeydi. Kargıdan araba yapmak için boşalmalarını dört gözle beklerdik. O zamanlar oyuncaklarımızı  hep kendimiz yapardık. Neler yaptığımızı da başka bir yazımda anlatırım. Biz kargıdan arabamıza geri dönelim.

Bu makaraların birde daha küçükleri vardı. Bulursak onlardan iki tane,bulamazsak, bunları tam ortadan keser arabamıza tekerlek yapardık. Ortasına ince bir mil,kalınca bir kargıdan şase,telden bükme yuvarlak direksiyon,yandan da bir vites kolu taktık mı işlem tamamdı.


Az kalsın unutuyordum.Havalı olsun diye 
bir de bayrak takardık. O zamanlar bisikletlere takılan üçgen bayraklar vardı. O bayraklardan bulmaya çalışırdık,bulamazsak milli bayramlarda sınıflarımızı süslediğimiz kağıt bayraklardan mutlaka bulur, anten gibi uzattığımız telin ucuna  takardık.

O zaman annemiz Fabrika fırına, yardım sandığına ,gazeteciye,manav Cemal amcaya gönderse bile, gitmek hiç zor gelmezdi. Kargıdan arabamıza atlar Sümerbank lojmanlarının düzgün beton yollarında,mahsusçuktan değiştirdiğimiz her vitese,her ara gazına, ağzımızla uygun motor sesi gibi sesler çıkararak, bayrağımızı dalgalandıra dalgalandıra giderdik...


İşte böyle... Makara beni,belki sizi de alıp, 50 sene öncesine kadar götürdü...


"Makaram sarı bağlar,kız söyler gelin ağlar" 
diye  bir türkü vardı,bilirsiniz. O türküdeki gelin hala ağlıyor mu bilmem ama biz Sümerbank çocuklarının göz yaşları dinmiyor, kolay kolay dineceğe de benzemiyor...  Muhabbetle kalın.  İlhan Öden

19 Nisan 2020 Pazar

BİLİN İSTEDİM...

BİLİN İSTEDİM
Bu arkadaşın adı Hristodoulos Onguras 1941 yılında Yunanistanın Samos (Sisam) adasından Nazilli Basma fabrikasında çalışmaya gelmiş.

Bunun gibi kadın-erkek-çocuk çok sayıda farklı ülkelerden gelen başka yabancı işçiler de var. Şimdi bırakın elin yabancısının Nazilli'ye gelip çalışmasını, Nazilli'nin gençleri bile çalışmak için başka şehirlere gidiyor.

Hristodoulos Onguras 'ın fabrika sicil kaydı.

3 Nisan 2020 Cuma

MASKE'den SÜMERBANK'a



Fotoğraftaki ürün Sümerbank üretimi Polis kıyafetidir. 1990 ve öncesinde devlet kurumlarının,ordunun,belediyelerin,memurların bu gibi tüm ihtiyaçları devlet adına Sümerbank tarafından üretiliyordu."Devlet ihtiyaçlarını kendi belirlediği fiyattan ve kaliteden kendi fabrikalarından alıyordu" ihale yok,aracı yok,hile yok,tüm yurtta herkese aynı fiyattan satılıyordu.


Fabrikalar kapatılıp üretim durduruldu. Bu gibi ürünlerin ihaleleri özel şirketlere verildi. Şimdi bu işlerden kimler,ne kazanıyor,devlet karlı mı? Zararlı mı çıktı? O konulara hiç girmek istemiyorum.

Lafı şuraya getireceğim;
Bugün Sümerbank fabrikaları açık olsaydı bulmakta sıkıntı çektiğimiz,en kaliteli ve en ucuz tıbbi maskeleri ve diğer ihtiyaç maddelerini üretir.Hem ülkemizin hem de dünyanın ihtiyacını karşılardı. Biz de "Talep arttı,fiyatı 10 katına çıkarıyorlar" diye fırsatçılardan şikayet etmezdik. İlhan Öden