Bu makara fotoğrafı beni çocukluk günlerime götürdü...
O günler gözlerimde canlandı. Biz "Şeytan uçurtması ya da kıvırtma" derdik. Şimdiki çocuklar bilmez. Defterimizin ortasından iki yaprak koparır,hemencecik yapı verirdik. Basit bir şeydi ama çok güzel uçardı. Güzel uçması için de kaldırabileceği ince hafif iplikler isterdi. Bizde annemizin dikiş kutusundaki bu makaraların birinden biraz iplik alır uçurtmamıza bağlardık. İşimiz bitse de artık o iplikler geri gelmez, telef olur giderdi. Annelerimizden bu yüzden çok azar işitirdik ama yine de yapacağımızdan geri kalmazdık. Ama hele bir durun bakalım! Makaralarla işimiz henüz bitmedi...
Bu makaraların birde daha küçükleri vardı. Bulursak onlardan iki tane,bulamazsak, bunları tam ortadan keser arabamıza tekerlek yapardık. Ortasına ince bir mil, kalınca bir kargıdan şase,telden bükme yuvarlak direksiyon,yandan da bir vites kolu taktık mı işlem tamamdı.
Az kalsın unutuyordum. Havalı olsun diye telden anten yapar, ucuna da bir de bayrak takardık. O zamanlar bisikletlere takılan üçgen bayraklar vardı. O bayraklardan bulmaya çalışırdık, bulamazsak milli bayramlarda sınıflarımızı süslediğimiz kağıt bayraklardan mutlaka bulur, uzattığımız telin ucuna takardık.
O zaman annemiz Fabrika fırınına, yardım sandığına ,gazeteciye,manava gönderse bile, gitmek hiç zor gelmezdi. Kargıdan arabamıza atlar Sümerbank lojmanlarının düzgün beton yollarında, mahsusçuktan değiştirdiğimiz her vitese, her ara gazına, ağzımızla uygun motor sesi gibi sesler çıkararak, bayrağımızı dalgalandıra dalgalandıra giderdik...
Bir makara aldı beni, 50 yıl öncesine kadar götürdü...
Belki de okurken sizi de götürür diye yazdım.
"Makaram sarı bağlar,kız söyler gelin ağlar" diye bir türkü vardı,bilirsiniz. O türküdeki gelin hala ağlıyor mu bilmem ama fabrikanın şimdiki halini gördükçe, Sümerbanklıların ve Sümerbank çocuklarının gözleri doluyor... Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
O günler gözlerimde canlandı. Biz "Şeytan uçurtması ya da kıvırtma" derdik. Şimdiki çocuklar bilmez. Defterimizin ortasından iki yaprak koparır,hemencecik yapı verirdik. Basit bir şeydi ama çok güzel uçardı. Güzel uçması için de kaldırabileceği ince hafif iplikler isterdi. Bizde annemizin dikiş kutusundaki bu makaraların birinden biraz iplik alır uçurtmamıza bağlardık. İşimiz bitse de artık o iplikler geri gelmez, telef olur giderdi. Annelerimizden bu yüzden çok azar işitirdik ama yine de yapacağımızdan geri kalmazdık. Ama hele bir durun bakalım! Makaralarla işimiz henüz bitmedi...
Gözlerimiz hep annelerimizin dikiş kutularındaki makaraların üzerindeydi. Kargıdan araba yapmak için boşalmalarını dört gözle beklerdik. O zamanlar oyuncaklarımızı hep kendimiz yapardık. Neler yaptığımızı da başka bir yazımda anlatırım. Biz kargıdan arabamıza geri dönelim.
Bu makaraların birde daha küçükleri vardı. Bulursak onlardan iki tane,bulamazsak, bunları tam ortadan keser arabamıza tekerlek yapardık. Ortasına ince bir mil, kalınca bir kargıdan şase,telden bükme yuvarlak direksiyon,yandan da bir vites kolu taktık mı işlem tamamdı.
Az kalsın unutuyordum. Havalı olsun diye telden anten yapar, ucuna da bir de bayrak takardık. O zamanlar bisikletlere takılan üçgen bayraklar vardı. O bayraklardan bulmaya çalışırdık, bulamazsak milli bayramlarda sınıflarımızı süslediğimiz kağıt bayraklardan mutlaka bulur, uzattığımız telin ucuna takardık.
O zaman annemiz Fabrika fırınına, yardım sandığına ,gazeteciye,manava gönderse bile, gitmek hiç zor gelmezdi. Kargıdan arabamıza atlar Sümerbank lojmanlarının düzgün beton yollarında, mahsusçuktan değiştirdiğimiz her vitese, her ara gazına, ağzımızla uygun motor sesi gibi sesler çıkararak, bayrağımızı dalgalandıra dalgalandıra giderdik...
Bir makara aldı beni, 50 yıl öncesine kadar götürdü...
Belki de okurken sizi de götürür diye yazdım.
"Makaram sarı bağlar,kız söyler gelin ağlar" diye bir türkü vardı,bilirsiniz. O türküdeki gelin hala ağlıyor mu bilmem ama fabrikanın şimdiki halini gördükçe, Sümerbanklıların ve Sümerbank çocuklarının gözleri doluyor... Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder