2 Mart 2012 Cuma

Atatürk Müzesine " Sera Naylonlu önlem"

Aşağıdaki fotoğrafta, Nazilli basma fabrikasının müdüriyet binasını görüyorsunuz. Binanın çatısında kırmızı daire içine aldığım ve iyice dikkat çekmesi için oklarla gösterdiğim beyazlığın ne olduğunu tahmin etmenizi istesem cevabınız ne olurdu?Aklınıza ilk gelenin “kar” olduğunu tahmin ediyorum. Evet, uzun zaman sonra Nazilli bu yıl kar ile hasretini giderdi ama karlar iki gün içinde eriyip yok oldu gitti.

Başka ne olabilir diye sorup sizi uğraştırmadan cevabı vereyim. “Sera naylonu”

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.

Sera naylonunun çatıya neden serildiğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Naylonun tam altındaki oda Sümerbank zamanından kalma Atatürk müzesinin olduğu oda. Muhtemelen çatı akıyor bina “Sit korumasında “ olduğu için müdahale edilemediğinden böyle uyduruk bir önlem alınmış.

Nazilli Sümerbank kapanalı 10 yıl kadar oluyor.10 yılda Atatürk müzesinin yeşil halısı rutubetten çürüdü kaldırıldı. Duvarlardaki yağlıboyalar marul yaprağı gibi katman katman kabarmış. İçerde saklanan eşyalar, kataloglar, albümler, şeref ve hatıra defterlerinin ne durumda olduğunu bilmiyoruz.


Fabrikanın başka bölümlerinin de, Atatürk müzesinden farklı olduğunu sanmıyorum. Yıllardır defalarca yazmamıza rağmen Gıdı gıdı hala yağmurun, güneşin altında korunmasız duruyor. Bisiklet garajının yarısı çökmüş öyle duruyor. Kısacası fabrikanın her tarafı dökülüyor.


Yöneticilere, yetkililere her duyurduğumuzda sevindirici cevaplar alıyoruz ama nedense bir türlü müspet bir gelişme olmuyor.


SİT alanı nedir?

“Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır…”

Ya hu bu nasıl korumadır. 2012 yılında sera naylonu ile müze korumak kadar çağdışı ve komik bir çözüm olabilir mi?

Bu işlerle ilgilenen kurum hangi kurum ise (Muhtemelen Anıtlar Yüksek Kurulu) bir an önce karar versin, ne yapılacaksa bir an önce yapılsın. Tamirat ve bakımların aslına uygun olarak yapılması için Adnan Menderes Üniversitesi, Nazilli belediyesi, Nazilli Kaymakamlığı, Aydın milletvekillerimiz üzerlerine düşen görevleri yapsınlar.

Hürriyet caddesinden Sümerpark’a, Bozdoğan’a doğru geçen herkesin hemen gözüne çarpan ve 2012 Türkiye’sine yakışmayan bu duruma bir çözüm bulunsun.

Fabrikaya sahip çıkmadık,hiç olmazsa anılarına sahip çıkalım. Bu durum Nazilliye yakışmıyor.

İlgililere ve Nazilli’yi idare edenlere duyrulur. İlhan ÖDEN



22 Şubat 2012 Çarşamba

NazillLİfe Dergisinde yerimizi aldık.

2008 yılından beri sanal alemde Sümerbank bayrağını dalgalandırma gayretlerimiz yavaş yavaş meyvelerini vermeye başladı. İnternet sitelerinin kaynak göstererek alıntılarıyla başlayan fark edilmemiz, ulusal ve yerel basında haber niteliğinde çıkan yazılarla devam etti.
Nazilli yaşamından kesitler aktarma amacıyla yayına başlayan NazilliLİfe dergisinin ilk sayısında Nazilli Sümerbank’a tam 3 sayfa yer ayırdı. Bloğumuzda daha önce yayınlanan röportaj ve anı yazılarım derginin 9. ve 30–31. sayfalarında yayınlandı.



NazilliLİfe dergisinin 9. Sayfasında Nazilli Basma Fabrikasının inşaatında ustalık yapan 100 yaşındaki Galip İNÇ ile yaptığımız röportaj yer aldı.

30 ve 31. Sayfalarda ise Nazilli basma fabrikasının göz bebeği Fabrika Bahçesi’ni anlattığım anı yazısı yayınlandı.

NazilliLife dergisi yayın hayatına devam ettiği sürece, Nazilli Sümerbank olarak bize ayrılan sayfalardan, Sümerbanklı büyüklerimizin,çalışma arkadaşlarımızın anılarını canlandırmaya, fabrikamız ile tanışmamış genç kardeşlerimize fabrikamızı anlatmaya ve Nazilli Basma fabrikasını Nazilli gündeminde tutmaya gayret edeceğiz.Selamlar,Sevgiler…
İlhan ÖDEN



20 Ocak 2012 Cuma

Selamlar,Sevgiler, KAYSERİ GÜNEŞ Gazetesine.

Kayseri'den Murat YERLİKHAN kardeşimiz,Kayseride yayınlanan "KAYSERİ GÜNEŞ " gazetesinin bugünkü baskısında yayınlanan,Sayın Kadir DAYIOĞLU'nun yazısını göndermiş.


Yazıda blog sayfamız ve benim için güzel sözler söylenmiş, sayfamızdan alıntılar yapılıp bize selam gönderilmiş. Yazıyı aynen yayınlıyor,bize selam gönderen kardeşlerime gönül dolusu selamlar gönderiyorum.

SÜMERBANK VE BUZ PATENİ…
Öldüyse toprağı bol olsun, “Karda yürümek zor!” demişti Adamo… Tabi, günümüz Kayseri’sini görse, “Buzda yürümek zor!” derdi, mutlaka…
Şimdi yazacaklarım, daha öncekilerin tekrarından başka bir şey olmayacak, biliyorum… Belki de bazıları; “müflis bezirgan gibi eski defterleri karıştırdığımı” söyleyecek, biraz da sırıtarak ama “yüz seksen kere de tekrar olsa”, yaşadığım Kayseri’yi yazacağım…
“Yandaşlar” ve “candaşlar” ve dahi üst düzey belediye görevlileri, yağışta ve rüzgarda arabadan inmediklerinden olsa gerek necip Kayseri’nin necip halkının ne çektiğini bilmiyorlar… Peki, çekenler farkında mı? Farkında olsalar, ya da olaylar arasındaki “neden-sonuç” ilişkisini bir kurabilseler, çok farklı davranırdı belediyeler…
Öyle ya, bir yaşlı hacı baba; “Allah razı olsun belediyeden, kaymayalım diye halı döşüyor, kaldırımlara!” diyor… Ah hacı baba, ah!..
Dün sabah yine çalışmıyordu, Kocasinan alt geçidinin asker tarafı yürüyen merdivenleri… Merdivenden çıktım, kendi mi de kalp rahatsızlığı, nefes darlığı çeken ya da pusette çocuğunu taşıyan bir anne yerine koydum…
Hunat önüne gelince iki kadının konuşmasına tanık oldum; “Booo… Anam seninki de mi düştü? Benim gelin dün düşmüş, kolu kırılmış!” İşte manzara bu; kar yağdı mı buz patenine dönen Kayseri kaldırımlarından, yollarından…
***
Sümerbank’ın arazisini kıymaladık, parselleyip sattık… Bir kısmını da kamu kuruluşlarına verdik ofis olarak kullansınlar diye… Fabrika kısmını da kaderine terk ettik… Hafta da en az bir gün, OR-AN toplantısına gelen ricali devlet, burunlarının dibinde duran ve mezbeleliğe dönen fabrikayı, merak edip şöyle bir gezdi mi acaba? Tamam, mirasını hovardaca harcadık ama manevi mirasına sahip çıkalım.

Bakınız, “Sümerbank’ı çok seviyorum” isimli bir veb sitesi kuran Nazilli'li İlhan Öden arşiv belgelerini de yayınlamış sitesinde… Mesela Filiz Sönmez hocamız, ilginç bir fotoğraf çekmiş kaderine terk edilen, izbe fabrikanın içinden… Bir heykel var, kasları çıkmış, çıplak bir adam, bir “çarkı” çeviriyor. Siz kime benzetirsiniz bilmem ama ben Mustafa Kemal’e benzettim…

Filiz Sönmez'in yazıda bahsedilen fotoğrafı.

Heykel bölme duvarın üstünde yer almış, duvarın yüzünde de sökülmüş bir “objenin” izleri duruyor. Ne için sökülmüş bilemem ama anılan veb-sitesinde ilginç bir fotoğraf var, muhtemelen o olabilir… Zira, form olarak benziyor…

YAZIDA DUVARDAN SÖKÜLDÜĞÜ ANLATILAN ARMA

Fotoğrafta sağda Türk ve solda Orak-Çekişli Rus bayrağı var, başaktan taş üzerinde… Ortada ise bir “mekik” vs. Altta “TURKSTROY”’un Kiril alfabesi ile yazılışı ve en altta da 1934 tarihi… İlhan Öden sitesine bununla ile ilgili şu notu düşmüş:
“(…) Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikalarını inşa etmek, fabrikalarda kullanılacak makinaları temin etmek ve fabrikada çalışacak eğitimini sağlamak üzere Rusya’da TURKSTROY devlet firması kurulmuştur, firmanın türk muhatabı SÜMERBANK’tır.”
Fabrika’nın mimarı projesini, Rus mimar, İvan Sergeyeviç Nikolayev (1901-1979) çizmiş. Sonu malum; Fabrika kaderine terk edildi, diğer erken dönem Cumhuriyet eserleri gibi…

Bir de sitede, 20 Mayıs 1934 günü temeli atılan, bir buçuk yıl gibi kısa sürede yani 16 Eylül 1935 günü, Ekonomi (İktisat) Vekili Celal Bayar, Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu ve Sağlık Vekili Refik Saygam tarafından işletmeye açılan fabrikanın açılış töreni münasebetiyle çekilmiş bir film var. Görülmeye değer. Ruslar çekmiş, Mimarsinan Üniversitesi Sinema Televizyon Merkezi (MSÜSTM) arşivlemiş. İlhan Öden de buradan alıp, sitesine taşımış.Selam olsun kardeşimize, eline sağlık, gönlüne sağlık… Tabii, Filiz hocamıza da..

Kadir Dayıoğlu 19 Ocak 2012 Perşembe.


YAZININ YAYINLANDIĞI GAZETENİN LİNKİ ve FOTOĞRAFI
http://kayserigunes.com/yazar.asp?yaziID=1554

13 Aralık 2011 Salı

%100 ATATÜRK

Adı, Galip İnç. Tam 100 yaşında. Soyadını kendi seçmiş ulu bir çınar.Nazilli’yi Türkiye gündemine taşıyan “uzun ömürlü ihtiyar delikanlılardan” biri.


Kuşbaz mahallesinde kendine ait eski bir fırının bitişiğindeki odada, tek başına yaşıyor. Hayat arkadaşını yaklaşık 2 yıl kadar önce kaybetmiş. Çocukları var, anladığım kadarıyla Galip dedenin hayatına pek karışmıyorlar. Karışmıyorlar derken bundan “babalarıyla ilgilenmiyorlar” sonucu çıkarılmasın. Çünkü Galip dedenin onların bakımına pek ihtiyacı yok. Maşallah, her işini kendi görebilecek fiziki güce ve hayat düzenine sahip bu düzen içerisinde günlük yaşamını çocuklarının mesafeli gözetimi ve denetimi çerçevesinde özgürce sürdürüyor.

Sümerbank eksenli bir blok sayfasıyla Galip dedenin nasıl bir bağlantısı olabilir? Gibi bir soru aklınıza gelebilir. Hemen yanıtlayayım Galip dede Nazilli Sümerbank fabrikasının inşaatında çalışan ustalardan biri. Tanışmamızı Gıdı gıdı belgeseli için onu bize öneren Eşref Özbağcı kardeşimize borçluyuz.


Ön görüşme ve Gıdı gıdı belgesel çekimleri dolayısıyla Galip dede ile iki kez görüşmemiz oldu.100 yaşın verdiği zihin yorgunluğu ile soruları biraz geç algılayıp, cevaplaması dışında göze batan hiçbir problemi yok. Değişik zamanlarda yinelenen aynı sorulara yakın, yerinde ve doğru cevaplar veriyor.

Sümer park’ta yapılan Gıdı gıdı belgeseli çekimleri sırasında, fabrika arazisinin inşaattan önceki durumu, binaların yapım sıraları, zamanın ülke şartları, inşaat sırasında yaşanan ilginç olaylar ve Atatürk’ün katıldığı açılış töreniyle ilgili belgesel yönetmeni Yasin Ali Türkeri’nin sorularını tek tek cevapladı…


Şimdi parayla pek işi kalmasa bile gençliğinde çok para kazanmak için sıra dışı işler yapmış. Bu sebeple kısa bir Sümerbank çalışma hayatı sonrasında daha çok para kazandıracak işlere yönelmek için fabrikadan ayrılmış. Söz inşaat ustalığına gelince “ben iyi ustaydım” diye mesleğindeki ustalığını vurgulamayı ihmal etmiyor. Nazilli’de nasıl “domuz çiftliği “ açtığını, yetiştirdiği domuzları nasıl sattığını para kazanmak için yaptığı diğer sıra dışı işleri bize anlattı.

Gıdı gıdı belgeselinde göreceksiniz.

Galip dede günde iki kâse mercimek çorbası (ekmeksiz) dışında hiçbir şey yemiyor,100 yaşında olmasına rağmen hala kahveye gidiyor, Nazilli içinde gezintilerine devam ediyor. (Hatta röportaj için gittiğimizde onu evinde ve kahvede bulamadık) Şehir turlarında özel olarak yaptırdığı üç tekerlekli bisikletini kullanıyor.

Kırmızı bisikleti, bakımlı, pırıl pırıl, gençleri imrendirecek kadar güzel. Bizim için mahalle arasında küçük bir gösteri bile yaptı. Bisikletinin direksiyonundaki Atatürklü bayrak hemen dikkatimi çekti. Yanlızca süs olsun diye mi astığını anlamak için küçük bir yoklama yapıp,ona bayrağı sordum.


Bana ”yerli mali” şarkısını hatırlatarak, Atatürk resimli bayrağı özellikle astığını, Atatürk'ün çok büyük adam olduğunu ve onu çok sevdiğini söyledi. Yerli malı kullanmayı teşvik eden bu şarkıyı daha önce videoda kullandığım için biliyordum. Bilmeseydim belki ne demek istediğini tam anlayamayabilirdim ama yine de ondan böyle net bir cevap beklemediğim için açıkçası çok şaşırdım.

Gözleri hep çok uzak yerlere bakar gibi. Sorulara, önemli şeyler düşünen meşgul birine yöneltilen basit soruları cevaplar gibi yanıtlıyor. Gıdı gıdı'yı anlatırken gülümseyen yüzü, açılış töreninde kılık kıyafeti düzgün olmadığı için kendisini Atatürk’e yaklaştırmayanları anlatırken sertleşiyor...

Asırlık ulu bir çınar gibi dimdik, sanki bastonunu aksesuar olarak taşıyor. Allah ona herkese vermediği güzel bir hediye vermiş. İnşallah sağlıkla yaşamaya ve yaşadıklarıyla bizleri nasiplendirmeye devam eder... İlhan ÖDEN

14 Kasım 2011 Pazartesi

GiDi GiDi - Die Geschichte von einem Zug. (Berlin-Sarayköy und Nazilli)

GIDI GIDI
Bir trenin hikayesi. (
BERLİN-SARAYKÖY ve NAZİLLİ.)

Gıdı gıdı'yı,biz Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası mensupları ve çocukları olarak yakından tanıyoruz, hazırlanmakta olan Gıdı gıdı belgeseliyle yakında tüm Türkiye tanıyacak.Şimdi sizlere "Gıdı gıdı hakkında ne biliyorsunuz?" diye bir soru sorsam çoğunuz "Başka trenlere pek benzemeyen özel,güzel ve sevimli bir tren" dersiniz.Peki bu sevimli tren Nazilli'ye nereden,ne zaman gelmiş?Nazilli basma fabrikasının henüz açılmadığı dönemlerde neler yapmış? İlk makinisti kimdir? Diye sorsam,cevap verebilirmisiniz? Sorularımın cevaplarını bilmiyor ama öğrenmek istiyorsanız yazımı okumaya devam edin,çünkü bugün sizlere bunları anlatacağım.

Yukarıdaki fotoğrafı, fabrikaya alınan benzin motorlu ilk Gıdıgıdı'nın üzerinden çektim. Lokomotifin bugünkü durumu aşağıdaki fotoğrafta görülüyor.Bu lokomotif sonradan alınan "Ruston" marka dizel lokomotif ile nöbetleşe çalışıyordu.Bizim çocukluk ve çalışma dönemimizde daha çok Ruston lokomotif kullanılıyordu,bu makine de daima bakımlı ve çalışır durumda tutularak olası bir arıza durumunda hemen nöbeti devir almaya hazır bekliyordu. Şekil olarak iki lokomotif birbirine çok benzediği için bizler bu değişimin farkında bile değildik. Hatta bazı çalışanlar bile Gıdı gıdı'nın iki ayrı lokomotifi olduğunu bilmezdi.


Bu lokomotif güç bakımından diğerine göre daha zayıf olduğu için Yukarı Nazilli'ye yapılan üç vagonlu seferlerde oldukça zorlanıyordu.Yeni mahalle,Artezyen kahvelerindeki küçük istasyon ile yukarı istasyon arasındaki hafif rampada neredeyse durdu duracak yavaşlıkta ilerlerken, trene ismini veren "gıdı-gıdı-gıdı-gıdı" seslerini çıkaran işte bu lokomotifti.

Lafı fazla uzatmadan, önce Gıdı gıdı treninin babalarını (Gıdıgıdı'yı yapan firmanın kurucuları) tanıtarak anlatmaya başlıyayım.

GIDI GIDI'nın yapıldığı fabrikanın kurucuları.

Arthur Koppel
1851 yılında Almanya’nın Dresden kentinde dünyaya geldi. Yahudi asıllı sanayici ve demiryolu araçları üreticisidir. 1908 yılında Baden-Baden ‘de yaşama veda etti.

Benno Orenstein
2 Ağustos 1851 yılında Polonya’nın Ponzan kentinde dünyaya geldi. Yahudi asıllı Alman vatandaşı bir sanayici-demiryolcudur. 11. Nisan 1926 yılında Berlin’de öldü.

GIDI GIDI FABRİKASINI GÖSTEREN BİR KARTPOSTAL.

"Orenstein & Koppel" firması yukarıda künyelerini yazdığım B.Orenstein ve A.Koppel tarafından 1876 yılında kuruldu. Berlin-Schlachtensee de açılan ilk fabrika küçük olduğu için kısa bir süre sonra hafif demiryolu araçları üretecek yeni bir fabrikaya ihtiyaç duyuldu.

BERLİN-DREWİTZ LOKOMOTİF FABRİKASI (yıl 1899)

Berlin dışında küçük bir köy olan Drewitz yakınlarında yeni bir tesis inşa edildi. Fabrika 1899 yılında, lokomotif üretimine başladı. Orenstein & Koppel firması, dünyanın her tarafındaki alıcılar için küçük lokomotifler üretmekteydi. 1908 yılında firmanın adı, "Orenstein & Koppel - Arthur Koppel AG" olarak değiştirildi.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Gıdıgıdı'nın doğum yeri (O&K Berlin-Drewitz Fabrikası)

Fabrika, özellikle 1912 yılından sonra dünya hafif lokomotif üretiminde en gelişmiş firmalardan biri oldu.1930 yılından sonra içten yanmalı motorlu lokomotif (Akaryakıtla çalışan) üretimine başladı. Yılda 6oo lokomotif üretim kapasitesine ulaştı.1940 yılında fabrika Almanya da iktidarda olan Nazi yönetimi tarafından kamulaştırıldı. Fabrika 2. Dünya savaşında bombardımandan ağır hasar gördü.Almanların savaşı kaybetmesinden sonra fabrikanın bazı birimleri Sovyetler birliği tarafından, savaş tazminatı olarak sökülerek götürüldü.

SİRK ÇADIRI ŞEKLİNDEKİ İLGİNÇ MONTAJ BÖLÜMÜ GÖRÜLÜYOR.

Drewitz fabrikasında 1899 – 1945 yılları arasında buharlı ve dizel 12965 adet lokomotif üretildi. O&K firması 1981 yılında demiryolu aracı üretimine son verdi.

FABRİKANIN GENEL GÖRÜNÜŞÜ

O&K Drewitz fabrikasının dikkat çeken en önemli özelliği sirk çadırı şeklindeki montaj bölümüydü.Fabrika bugün sanayi parkı haline getirilmiş durumda. Daha çok film projelerinde plato olarak kullanılıyor.

"Orenstein & Koppel" firması ise halen O&K markasıyla dünya iş makineleri üretiminin en önde gelen firmalarından biri olarak üretime ve yaşamaya devam etmektedir.

İşte böyle.Biz fabrikamızın kapısına çoktan kilit vurduk ama 1876 yılında kurulmuş bir şirket bugün iş makineleri alanında dünyanın en güçlü firmalarından biri olarak dimdik ayakta duruyor.

Gıdı gıdı'nın bazı kardeşleri hala dünyanın değişik yerlerinde, ormancılık,maden ve şeker fabrikalarına şeker kamışı taşımak gibi işlerde çalışmaya devam ediyorlar.

Ruston lokomotif,35 yıldır doğru dürüst hiçbir bakım yapılmadığı halde akü bağlandığında hiç zorluk çıkarmadan çalışıyor.Eski baş makinistlerden Hüseyin Karasoy " paslı ve yorgun görünsede,biraz bakımla bu makina da diğer lokomotif gibi çalışır" diyor.

Bizde bir gün Gıdı gıdı'mıza vefalı bir dost elinin uzanmasını, dünyanın çeşitli yerlerinde çalışan arkadaşları gibi Nazilli'mizin tanıtımına ve turizmine katkı yapar hale getirilmesini umuyoruz.


Evet...
Gıdı gıdı'nın doğum yerini ve hikâyesini öğrendik şimdi biraz da hikâyemizin geri kalan bölümünün kahramanı Gıdı gıdı'nın ilk makinisti Sarayköylü kamyon şoförünü tanıyalım.

Osman oğlu Saffet Özen, aslında 1327 doğumlu fakat resmi kayıtlara 1324 olarak geçirilmiş. Sarayköy Bala Mahallesi kütüğüne kayıtlı, ilkokulu Sarayköy'de bitirmiş arkasından da Motor Sanat okulunu...

Sarayköy'ü traktörle tanıştıran adam olarak tanınıyor. Annesi genç yaşta vefat edince, babası başka bir hanımla evleniyor. Genç Saffet, Sarayköy’den ayrılıp Nazilli'deki teyzesinin yanına yerleşiyor.

1930 lu yıllar...

Okuma yazma bilenin kâtip, memur olarak dolgun maaşla hemen işe yerleştiği zamanlar.

Saffet tahsilli ama gözü makine ve motorlardan başka bir şey görmüyor. Kamyon şoförlüğü yapıyor. Güzel paralar kazanıyor. Meslek sahibi genç ve yakışıklı delikanlının evlenme zamanı. Teyzesi aracı olup, iyi huylu, terbiyeli, güzel bir komşu kızı ile Saffet'i evlendiriyor. Yıl 1934. Saffet 23 eşi henüz 19 yaşında.

Kamyon şoförlüğü zor, üstelik evden ayrılıp uzaklara gitmek de var. Yeni evli Saffet'e en çok da bu zor geliyor.

O sırada Nazilli basma fabrikasının temeli atılıp inşaatı başlamış. Hummalı bir çalışma var. Bir zamanlar insanların geçmeye bile korktukları bataklık "Çingene Eğreği'inde" ahalinin o zamana kadar hiç görmediği koca koca binalar ardı ardına yükseliyor.

Fabrikaya bir lokomotif alınacak, Alamanya’ya siparişi verilmiş bile. Şehirle bağlantıyı sağlayacak, inşaatlara malzeme taşıyacak, raylar üstünde hareket eden büyük vinçlere manevra yaptıracak...

Lokomotif geliyor ama kim kullanacak? Haber Saffet Özen'e kadar ulaşıyor.

Saffet içinden "İşte tam benim işim" diyor ve hemen gidip yetkililere başvuru yapıyor. 76. sırada kaydı yapılıp,makinist olarak işe kabul ediliyor. Yıl 1936.
Gıdı gıdı ve ilk makinisti Saffet ÖZEN

Saffet sevinçli lokomotif "gıcır gıcır" üzerinde etiketleri bile duruyor ama Lokomotifi kullanmaktan önce yapılacak çok iş var. Demiryolu, istasyonlar, lokomotifin bakımı hepsi onu bekliyor.

Saffet ÖZEN (en sağdaki)
O sırada fabrika inşaatında çalışan taşaron şirket amaleleri dışındaki bir avuç Sümerbank işçisi çok daha fazla çalışıyordu.Yapılacak çok iş vardı. Herkes her işe koşuyor,akşam olunca katran ve makine yağlarına bulanmış,yorgun şekilde evlerine dönüyorlardı. Çok yoruluyorlardı ama ortaya çıkan eserin büyüklüğünü gördükçe yorgunlukları uçup gidiyordu.
Ortada ipi tutan Saffet Özen

9 Ekim 1937. Nazilli Basma Fabrikası Atatürk tarafından "altın anahtarla" açılıyor. Fabrikaya binlerce yeni işçi alınıyor.
Saffet Özen (beyaz gömlekli)

Tabi ki en baştan beri çalışanların fabrika için özel önemi var. Saffet de onlardan biri üstelik "Motor Sanat okulu" mezunu. Fabrikaya makinist olarak girmişti,şimdi Tren İstasyonunun, 657 'ye bağlı amiri olmuştu. Arasıra trenci üniforması giyiyordu ama o amirliği hiçbir zaman masa başında oturmak olarak görmedi. Üzerinden yağlı lacivert tulumları hiç çıkarmadı. Sümerbank’ta onun gayretlerinin mükâfatını "Takdirname" ile belgeledi, fabrika şeref defterine takdirnamesi kaydedildi.
Saffet ÖZEN'in Takdirnamesi.

Saffet Özen, bilgiye önem veren, kendini geliştirmek için sürekli okuyan, Arapça,Farsça, Fransızca bilen, felsefe ve edebiyatla ilgilenen,sportmen,çevresine ışık veren aydın biriydi. Kendisinden yardım isteyen üniversite öğrencilerinin tezlerine yardım edebilecekcek kadar kültürlüydü.

Fabrika içi özel bir turnuvadan
Ölümle sonuçlanan 9 doğumdan sonra nihayet ilk çocuğunu kucağına almıştı. Yavrusu henüz 3 yaşında iken baş makinist Saffet Özen kansere yakalandı. İdrar yollarında tümör vardı. İzmir’de ameliyat oldu. Neyse ki hastalık vücudunu sarmamıştı. Ama 3 ayda bir İzmir'e kontrole gitmesi gerekiyordu. Ameliyattan sonraki dönemde evi Yukarı Nazilli'de olduğu için, fabrikanın tahsis ettiği ambulansla işe gidip gelmeye başladı.1963 yılında işe daha kolay gidip gelebilmek için evini satıp fabrika lojmanlarına taşındı. Arka sıra 9. apartmanda ancak dokuz ay oturabildiler. Hastalık nüks etmişti. Acilen İzmir'e gidip 2. ameliyatı oldu. Hastanede 2 ay yattı,emekliliğini istemek zorunda kaldı. Birlikte geçen 28 yıl sonunda Gıdı gıdı' dan ayrılmak çok zor oldu.Daha kolay tedavi olabilmek için İzmir'den bir ev satın alıp yerleştiler.

Gıdı gıdı ve Nazilli Sümerbank aklına geldikçe kendini tutamayıp ağlıyordu. Bazen Gıdı gıdı ile ilgili bilgisine başvurulmak gerektiğinde Nazilli'den ona danışmak için İzmir'e gelirlerdi. O zaman bambaşka biri oluverirdi.

Hele bir keresinde Gıdı gıdı için 2 günlüğüne Nazilli'ye götürüldüğünde öyle mutlu olmuştu ki. Sağlığı izin verse o an yeniden işe başlayabilirdi.
Sümerbank ve Gıdı gıdı ile dolu hayatı 27 Haziran 1975 günü ani bir kalp kriziyle sona erdi. Gıdı gıdı’nın ilk makinisti Saffet Özen'in hikâyesi de işte böyle.

Eminim ki pek çoğunuzun dedesi, babası, annesi aşağı yukarı benzer hikayeler yaşamıştır.Biz Sümerbanklılar fabrikamızdan ayrılsak da,emekli olsak da hatta fabrika kapatılsa da içimizde daima Sümerbank sevgisiyle yaşarız. Hatta bazı geceler rüyalarımızda da olsa gizli gizli gider fabrikamızda çalışırız. Sevgiyle kalın. İlhan ÖDEN
Not : Saffet Özen'in yaşamı kızı Serpil Özen'in verdiği bilgiler ışığında İlhan Öden tarafından öykülendirilmiştir.

4 Kasım 2011 Cuma

Nazilli Sümerbank Marşı

Sözleri Sevim Toker,bestesi Türk musikisinin en büyük bestekarlarından Arif Sami TOKER'e ait,rast makamındaki Nazilli Sümerbank marşını ağız armonikası (mızıka) ile seslendirmeye çalıştım. İlhan ÖDEN



Bu güzel marş,1987 yılında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasında müdürlük yapan Yaşar KAPTAN'ı ziyarete gelen merhum bestekar Arif Sami TOKER ve eşi Sevim TOKER tarafından müdürümüzün ricası üzerine hazırlanmıştır.

MARŞIN NOTASI ve SÖZLERİ

Notaları büyük görmek için üzerine tıklayın.

16 Ekim 2011 Pazar

Eğitim Şart !

Bu yazımda sizlere Sümerbank’ın yıllarca başarıyla uyguladığı kendine özgü eğitim sistemini, Nazilli Basma Fabrikasında gördüğüm şekliyle anlatmaya çalışacağım.

Nazilli Basma Fabrikasının temeli Celal Bayar tarafından 25 Ağustos 1935 tarihinde atılmış. Aşağıya koyduğum fotoğraf ise 21 Eylül 1935 tarihinde Kayseri de çekilmiş.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
21 EYLÜL 1935 KAYSERİ

Fotoğraftaki Abdurrahman isimli kravatlı kişi Nazilli’den, Kayseri Bez Fabrikasına stajyer olarak gönderilmiş. Fotoğrafta Rus nezaretçi ve bazı Kayseri Sümerbank çalışanları görülüyor.

FOTOĞRAFIN ARKASI

Henüz temeli atılalı 1 ay bile olmamış bir fabrika, inşaatı tamam olup çalışmaya başlama aşamasına gelmeden kadrolarını oluşturacak kişileri zorlu yarınlara hazırlama çalışmalarına girişmiş bile…

Aynı şekilde seçilmiş onlarca teknik eleman,yine mesleki bakımdan yetiştirilmek üzere Rusya’ya gönderilmiş. Orada işi öğrenen genç ustalar Nazilliye döndüklerinde fabrikanın önemli idari makamlarına oturmuşlar. Bildiklerini açılan kurslarla Nazilli’deki genç Sümerbanklılara öğretmişler…

Öğretim işi bu kadarla da sınırlı kalmamış. Yıllar sonra yurdun çeşitli yerlerinde kurulan başka Sümerbank fabrikalarından işçiler, teknisyenler Nazilli’ye gelip kurslara katılmışlar. Altı ay, bir yıl gibi uzun sürelerle Nazilli’de kalmışlar. Bu süreçte maaşlarını, harcırahlarıyla birlikte fazlasıyla alıp, Misafirhanede ücretsiz konaklayıp, fabrika yemekhanesinden yine ücretsiz karınlarını doyurmuşlar. Mesleklerinin inceliklerini çalışarak, görerek ve uygulayarak öğrenmişler.Sonra kendi fabrikalarına gidip yeni teknik elemanlar yetiştirmişler.

ESKİŞEHİR KURS EKİBİ 1964

Bu yetişmiş elemanlar daha fazla ücret ve imkân teklifleriyle ülkemizin çeşitli özel sektör fabrikalarının kadrolarına geçip oralarda çalışmaya ve eleman yetiştirmeye devam edip ülke ekonomisine katkıda bulunmuşlar.

Eskişehir ve Nazilli'li Sümerbank ustaları fabrika dışında da beraberler.

Bu ne güzel bir eğitim projesidir, nasıl bir uygulamadır, organizasyondur?

Ülkemizde hangi eğitim kurumu öğrencilerine fazlasıyla maaş verip,her türlü ihtiyacını karşılayıp,üstelik "ağır tazminatlarla" esir almadan,böyle uygulamalı eğitim sağlayabilir?

Sümerbank ve Nazilli basma fabrikası denilince çok iyi düşünmek, örnekler almak, dersler çıkarmak gerek, vesselam…

İlhan ÖDEN

Not: Yukarıdaki fotoğrafta Dokuma tezgahı aksamları arasına özenle fotoğrafları yerleştirilerek bir pano oluşturulan kişiler 6 Nisan 1964 günü Nazilli'ye gelip 15 Ekim 1964 tarihine kadar Nazilli Basma Fabrikasında "Dokuma Komple Ustalığı" eğitimi alan,Eskişehir Sümerbank çalışanlardır. Fotoğrafta en üstte görülen,dört kişilik Nazilli Basma Fabrikasının bu kurs için görevlendirilmiş eğitim kadrosu şöyledir,Dokuma şefi Mithat Bey (Rusya ya eğitim için gidenlerden) , İplik Şefi Cihat Piyancı, Dokuma teknisyeni Şerif Erçiçek ve Fabrika Eğitim Uzmanı Hikmet ARAT.

Bu kurslar sadece tekstil sektörüyle sınırlı kalmamış, başta Karabük Demir Çelik,Çimento ve Kağıt sektörüyle uygulama aynen devam edip,her sektör kendi ayakları üstünde duruncaya kadar kurum bünyesinde korunarak Türkiye Sanayiisi Sümerbank tarafından inşa edilmiştir.