29 Haziran 2010 Salı

GIDIGIDI Erciyes'e Çıktı !


Ülkemizin TCDDY. ait olmayan,kendine ait özel yolu ve özel istasyonu olan tek treni GIDIGIDI,tarihi,statüsü,Atatürk'ün Nazilli'ye hediye ve emaneti olma özelliğiyle haberci ve belgesel yapımcılarının gözdesi olmaya devam ediyor.

Erciyes Üniversitesinin,Aydın DOĞAN vakfı 21. Genç İletişimciler Yarışması birincilik Ödülü sahibi öğrencilerinden Burak SOMUNCU ve Kenan ŞİLEN'in hazırlayıp sunduğu GIDIGIDI ropörtajı,Erciyes Üniversitesinin öğrencilerinin çalışmalarından oluşan yıllık ERİHA dergisinin "YAŞAM" bölümünde 4 tam sayfa ile yerini aldı.

2010 Mayıs ayında Kayseri'den,Nazilli'ye gelerek ropörtaj çalışmalarına başlayan öğrenci kardeşlerimize,15 gün önceden Erciyes Üniversitesi rektörlüğü aracılığıyla ADÜ. den resmi izin istenmesine rağmen,öğle saatlerine kadar bekletilip,araştırma için izin verilmemesi,saat 14 e kadar izin bekleyip,izin çıkmayınca Kayseri'ye eli boş dönmek korkusuyla bir kaç poz fotoğraf çekme girişimleri sonucunda apar-topar kampüs dışına çıkartılmaları, Adnan Menderes Üniversitesi gibi eğitim kurumuna hiç yakışmayan bir yaklaşımdı. Karşılaştıkları bu gibi zorluklara rağmen öğrenci arkadaşlarımız özverili ve yorucu çalışmalarını tamamlamayı başarıp,güzel bir "iş" ortaya çıkardılar.

YAZILARI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNE TIKLAYINIZ.

Burak SOMUNCU ve Kenan ŞİLEN kardeşlerim,gözlerindeki ışıkla, yüreklerindeki heyecan,çalışma disiplini ve azimleriyle bende gelecekte çok iyi yerlerde göreceğim kanısını uyandırdılar. Kendilerine derslerinde ve ileride profesyonel olarak yapacakları iletişim mesleğinde başarılar dilerim.

İLHAN ÖDEN

14 Mayıs 2010 Cuma

ÇAKMA SÜMERBANK

Her kaliteli markanın çakması (sahtesi) olur Sümerbank'ın çakması olmazmı? Bu gün size Sümerbank'ın çakmasının hikayesini anlatacağım.

2005 yılının yaz aylarında,2002 yılında kapatılan Nazilli Basma fabrikasının tekrar açılacağı yönünde Nazilli'de bir söylenti yayılır.Fabrikanın tekrar açılması işsizlik yüzünden sıkıntılı Nazilli gençleri için yeni bir umut ışığı olacaktır.Söylenti hızla kulaktan kulağa yayılır önceleri pek kimse inanmaz.Fakat Aşağı Nazilli'deki bir dernekte işçi kayıtlarının başladığı duyulunca yüzlerce Nazilli'li kayıt için müracaat eder.Başvuranların çoğu gençtir,bazı orta yaşlı,hatta Sümerbank emeklileri bile müracaat ederler.Yanlız müracaatlar bedava değildir,kaydın yapıldığı derneğe bir miktar bağış karşılığı yapılmaktadır.Başvuranlardan kimlik bilgileri,fotoğraf gibi belgeler yanında yanılmıyorsam 10 veya 20 lirada kayıt parası alınır.Toplanan paraların ve müracaat dosyalarının akıbeti belli olmaz.Pek çok kişinin hem paraları hemde kimlik bilgileri yabancı kişilerin eline geçer.

Aradan bir süre geçtikten sonra fabrikanı ilk açıldığı günde yani 9 ekim 1937 yılının sene-i devriyesi,9 ekim 2005 günü törenle açılacağı ilan edilir.Müracaat edenlerden kaç kişi işe alınır yada işe alınanlar müracaat edenlerdenmi yoksa kendilerine yakın olanlardanmı seçilir kimse bilemez.


AÇILIŞTA KONUKLARIN YAKALARINA TAKILAN ROZET

Aralarında zamanın Kültür bakanınında bulunduğu Nazillinin mülki amirleri,siyasi parti yöneticileri,diğer devlet kurumlarının amirleri ve ADÜ.yetkililerinden oluşan protokol heyeti Atatürk gibi şehirden Gıdıgıdı ile fabrikaya gelir.Açılan kapılarından bine yakın Nazili'li töreni izlemek için fabrika alanında toplanır.Her yer bayraklarla süslenmiş Fabrikanın eski binaları aceleyle yapıldığı belli olan ucuz mavi toz badana ile boyanmıştır.

Tören için Yeni dokuma salonundaki 500 makinadan yaklaşık 200 kadarı sökülerek bir boş alan oluşturulmuş,ortaya büyük bir podyum kurulmuş etrafına izleyiciler için plastik sandalyeler dizilmiştir.

Protokol heyeti yeni dokuma salonunun yağlı zeminine serilmiş uzun kırmızı halı üzerinden dokuma salonuna girip yerleşir.Vatandaşlarda protokol arkasında yerlerini alırlar.




İstiklal marşı ve ışıklı görsel gösteriler ardından,Sümerbank kumaşlarından hazırlandığı söylenen ama ,belli ki başka bir defileden ödünç alınmış alakasız kıyafetlerden hazırlanmış sözde bir defile sunulur.Sunucu elindeki ADÜ. Tarih bölümü hocalarından Günver Güneş hocanın önceki yazılarından aceleyle toparlanmış metindeki sarı fosforlu kalemle çizilerek işaretlenmiş bölümlerden Nazilli Sümerbank tarihiyle ilgili anekdotlar okur.Ardından konuşmacılar, konuşmalarını yaparlar.Sonra kurdele kesim törenine geçilir.

Salonun diğer tarafında Sümerbank zamanından kalma eski Dornier dokuma tezgahlarına ilaveten iki adet Suzer,iki adet Pikanol marka geniş dokuma tezgahı konulmuştur
. Görüntü pek iç açıcı değildir.Ortada Nazilli halkına umut verecek bir çalışma görülmez. Hele daha önce buralarda çalışmış, fabrikayı bilen kişilerin kafalarına yapılan tantanalı açılışa rağmen sonucun fiyasko ile biteceği düşüncesi çoktan yerleşmiştir.

Nitekim açılış töreninden sonra fabrika hiç üretim yapamadan kapanır.

İşte çakma Sümerbank'ın hikayesi böyle,ileride başka hikayelerde buluşmak dileğiyle..

İlhan ÖDEN

Maalesef düşüncesizce yapılan hatalarla binbir zorlukla kazandırılan Cumhuriyet değerleri işte böyle teker teker elimizden kayıp gidiyor.

Belgelerin üzerine tıklayarak büyük boyutta görebilirsiniz.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

GIDIGIDI (Yeni video)



VİDEO


Daha önce paylaştığım "Siz Gıdıgıdı'yı bilirmisiniz" başlıklı yazıma eklemek için yeni hazırladığım fotoğraflardan oluşan video çalışmamı,daha sonra asıl yerine taşımak üzere paylaşıyorum.


Videoda kullandığım motor ve korna sesi Gıdıgıdı'nın orjinal sesleridir.Yaklaşık 2o yıldır Gıdıgıdı'nın makina ve korna sesi duyulmaz olmuştu.Hem görsel,hem de işitsel olarak anılarınızı canlandırmak istedim.Sanırım güzel bir paylaşım oldu..


Belki hatırlarsınız,Gıdıgıdı treninin 2 adet dizel makinası vardı,biri çalışırken diğeri,herhangi bir arıza olduğunda servis aracı görevini aksatmadan yapmak için daima hazır durumda beklerdi.


Videoda görüntülerini izlediğiniz makina,bakımdan geçmiş iyi durumda olan makina.Diğeri ve bazı vagonlar çok kötü durumda,fabrika alanı içinde atıl durumda bekliyorlar.Elimde fotoğrafları var ama şimdilik paylaşmak istemiyorum.

Nedenine gelince,Adnan Menderes Üniversitesi kaynaklarından aldığım duyumlara göre kötü durumdaki makina ve vagonlarda restore edilecekmiş. Hatta yedek makina restorasyon işleminden sonra eski fabrika,şimdiki üniversite nizamiye kapısından giren öğrenci ve ziyaretçileri karşılayacak şekilde anakapı ve sinama salonu arasındaki Atatürk büstünün olduğu çiçekli alana yerleştirilerek anıtsal bir görünüm kazandırılacakmış.

Tabiki bunlar şimdilik proje aşamasında,özellikle Nazilli belediyesinin maddi desteği gerekiyor. Bu işlemlerin sonucu olumlu olursa Gıdıgıdı'nın gelecek nesillere ulaşması sağlanmış, yedek makina ve vagonlar çürüme durumundan kurtulmuş olacak.Bu sebeple şimdilik kötü durumlarını paylaşmak istemiyorum.İnşallah restorasyondan sonra mukayese için kullanırız.

imkanları zorlayarak sizlere yaklaşık 25 yıl sonra Gıdıgıdı'nın sesini ve meşhur düdüğünü sanal ortamda da olsa,tekrar duyurdum.Benim elimden bu kadarı geliyor.İnşallah çalışmalar sonuç verir Gıdıgıdı tekrar çalışır duruma getirilip koruma altına alınır.Nazilli halkı,özellikle genç ve çocuklar Gıdıgıdı'nın gerçek sesini duyarlar.

Yetkililerden çok önemli bir ricam var,2005 yılında restore edilen,Gıdıgıdı tren ve vagonları sürekli açık havada kaldığından,yağmur ve güneş etkisiyle tekrar bakıma ihtiyaç duyar hale gelmiş.Masraflar ağır ve uzman kişilerin emeğine ihtiyaç duyuluyor. Oysa,trenler üstü sac yada etermit malzeme ile kapalı basit bir çatı altına alınsa çok daha korunaklı ve az masraflı olacak.

İnşallah belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da ADÜ'ye yardımcı olur.Sevgiyle kalın...

İlhan ÖDEN

Gıdıgıdı anılarımı paylaştığım bölümün linki aşağıda,bakmak isterseniz tıklayın.
http://sumerbank.blogspot.com/2009/02/siz-gidigidiy-bilirmisiniz.html

16 Nisan 2010 Cuma

NEREDEN,NEREYE..

T.C.

ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

DEVLET KONSERVATUARI

Bambam'la Sümerparkta yaptığımız olağan akşam yürüyüşlerine, havaların güzel olması sebebiyle parkın giderek kalabalıklaşması yüzünden bir süre ara verdik.Şimdi akşam yürüyüşlerimizi belediyenin düzenliyerek güzelleştirdiği, eski Sümerbank ile Sümerpark arasındaki çınar ağaçlı ,çimli yürüyüş yollarında yapıyoruz. Çiçeklik ve parke taşlarıyla düzenlenen yürüyüş yollarında büfeden aldıkları biraları yudumlayan 1-2 kişi dışında pek kimse olmadığından,Bambam özgürce dolaşabiliyor, bende bu sırada uzun yıllar çalıştığım Sümerbank'ın her gün biraz daha viran hale gelen binalarına hüzünle bakıyorum.

Dün akşam yine günlük olağan yürüyüşümüzü yaparken,eskiden işçilerin toplu banyo binası olarak kullandığı binanın yola yakın tarafındaki köşede piyano çalan bir genç gördüm,ses dışarıdan duyulmuyordu ama binaya yeni açılan çok sayıda pencereden içerisi rahatça görülebiliyordu. Binanın yan tarafına asılan büyük gri tabelada, lacivert harflerle Devlet Konservatuarı yazıyordu.

Konservatuar adını ilk duyduğumda 7 - 8 yaşlarındaydım. "Tahir konservatuar sınavlarını kazanmış " dediler. O zamanlar ne olduğunu anlayamamıştım.Evleri,Sümerbank lojmanların 186 numaralı sokağındaydı bizim ev ile onların evi arasında yaklaşık 30 metre kadar ancak vardı.Babası,babamın av arkadaşıydı. Sümer ilkokulunda ablamla aynı sınıf seviyesinde ama farklı şubelerde okuyorlardı.O yıllarada okulda açılan mandolin kursunda yeteneğini fark eden müzik öğretmeni Ahmet KAYA 'nın yönlendirmesiyle konservatuara girmişti.
FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Sanırım konservatuara ortaokul seviyesinde başladı.Nerede,hangi şehirde yada hangi ülkede okudu bilmiyorum.Hatırladığım kadarıyla Nazilli'ye sadece uzun tatillerde gelebiliyordu. Gelirken, hala nasıl taşıyabildiğini çözemediğim boyundan daha büyük siyah bir kılıf içinde muhafaza ettiği kontrabas'ınıda getiriyor, tatil boyunca sürekli çalışıyordu.Zayıf,kısa boylu,babası gibi çekik gözlü,beyaz tenli,uzun saçlı bir çocuktu.Sanırım bizim okuduğumuz yıllarda ortaokul,lise öğrencileri bile 3 numara kabak traşlı olduğu için uzun saçları özellikle aklımda kaldı.


Zaman ,herkesi bir taraflara savurup akıp gitti.İnternette dolaşırken Tahir abinin,Nazilli belediyesi ve Adü. Konservatuarı organizasyonuyla Nazilli'de bir konser verdiğinin haberine rastladım.En son 80'li yıllarda siyah-beyaz televizyon ekranında görmüştüm,TRT Oda orkestrasında kontrabas çalıyordu.

Prof.Dr. Tahir SÜMER şimdi İzmir 9 eylül üniversitesinde öğrenci yetiştiriyor.Doğal olarak,bir "Sümerbank çocuğunu" mesleğinin en üst seviyesinde görmek her Sümerbanklı gibi beni de gururlandırıyor.

İşte böyle...
Konu konuyu açtı nerelerden nerelere geldik.Bir zamanlar yorgun emekçilerin, terlerinden, tozlarından temizlenmek için banyo yaparken dudaklarından dökülen türkülerin, şarkıların çınladığı duvarlarda simdi piyano,viyolonsel,keman,flüt sesleri çınlıyor.


Konservatuar müdürü Yard.Doç.Dr Özgür ELGÜN'ün verdiği bir demeç'e göre yakında bir zamanlar duvarlarında çocuk çığlıklarının yankılandığı "Kreş" binası da lise seviyesinde eğitime açılacakmış.Binalar pembe boyalı,bakımlı,odalar klimalı.Artık Nazilli gençleri,Tahir abi gibi uzaklara gitmeden konservatuar da okuyabilecekler.

İnşallah fabrikamızın diğer binalarıda bu binalar gibi hazırlanıp,eğitime açılır,o zaman içimizdeki sızı bir nebze olsun hafifler...

İlhan ÖDEN

28 Mart 2010 Pazar

SÜMER Tiyatrosu iftiharla sunar..


Küçükleri severdi ,büyükleri sayardı,bir bayramdan bayrama, namaz da bilem kılardı .... (En sevdiğim replik)
Oyunun Özeti.Sineklidağ, büyük bir kentin eteklerinde yer alan, gecekondulardan oluşmuş, ezilen, yoksul insanların yaşadığı bir varoştur. Keşanlı Ali, Çamur İhsan’ı öldürmekten hapse düşmüştür ve hapisten bir kahraman olarak çıkagelir. Ali’nin iki dramı vardır: Birincisi, suçsuzdur; ikincisi, aşık olduğu Zilha, Çamur İhsan'ın yeğenidir ve ona düşmanca davranmaktadır. Muhtar seçilen Ali, Sineklidağ’da yeni bir düzen oluşturur ama yüreğiyle beyni arasında ciddi çatışma yaşamaktadır. Şef olarak toplumuna, insan olarak duyduğu aşka sorumludur.
Ali ‘Destan’ı kullanmaya karar vermiştir. Çünkü “Bu toplumda sessiz, sakin, efendi olursan her zaman dayak yer, ezilirsin. Ama terbiyesiz, güçlü, zalim, ne dediğini bilmeyen biri olursan, o zaman saygı görürsün”. Ali, hapiste bunu öğrenmiş ve yeni bir Ali’yi fark etmiştir.

FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

NAZİLLİ SÜMER TİYATROSU
Nazilli Sümerbank çalışanlarından ve yakınlarından oluşan, SÜMER amatör tiyatro grubu,1972 yılı ilk aylarında kuruldu ve büyük usta Haldun Taner'in senaryosunu yazdığı Keşan'lı Ali destanı isimli oyunu sahnelemek üzere provalara başladı.Tiyatro grubuna her türlü destek, yardım ve organizasyon işlerini basmahane müdürü Cafer bey,oyunu sahneye koyma,dekor, kostüm gibi aksesuar desteği ise Basma-Gravür servisinden İlhan Duyal bey tarafından sağlandı.
FOTOĞRAFLARI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN
Sinekli dağdır burası,şehre tepeden bakar.Ama şehir uzakta masallardaki kadar... (Yine oyundan güzel bir replik.)
Çalışmalar oyuncuların mesai dışında kalan zamanlarında yapılıyordu.Yorgun ve çoğunlukla vardiya sebebiyle uykusuz olmalarına rağmen özveri ve disiplin içerisinde çalışmalara devam ettiler.
Bazıları tiyatroya yabancı değillerdi,okul yıllarında çeşitli oyunlarda rol aldıkları için daha önce böyle bir deneyim yaşamamış arkadaşlarına ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlardı.

FOTOĞRAFI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Oyunculardan hatırlayabildiklerim:
Keşanlı Ali - Timuçin BERAN,Zilha - Şükriye DİKEY,Komiser - Nurettin BOZTEPE (rahmetli Teyyare Nuri) , Pisi pisi - İlker OKATAN, Gazeteci çocuk - Tolga AKKAN (Genel Müdürlerimizden rahmetli Sunar AKKAN'ın oğlu), Temel - Uğur ÜNAL,Ahali - Tayfur ULU, Şerif abla - Nesrin TUĞRUL , Hafize - Yücel , Derviş dayı- İlker.

SÜMER tiyatro grubu çalışmalarını mesai dışında kalan istirahat sürelerinden severek ayırdıkları zamanlarda ,hastalık,vardiya sebebiyle uykusuzluk ve yorgunluk gibi engellere rağmen özveriyle tamamladı.

FOTOĞRAFI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

8.7.1972 günü Nazilli Sümerbank yazlık sinemasında oturulacak tek bir boş sandalye bile yoktu ,dekorlar,soyunma odaları organizasyon,mükemmeldi .Oyun en küçük bir hata,aksaklık olmadan amatör ruhla fakat profosyonel ciddiyet ve performansla tamamlandığında yazlık sinemayı dolduran protokol,misafir ve Sümerbank mensuplarınca dakikalarca ayakta alkışlandı.

FOTOĞRAFI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Ben o sıralarda 14 yaşlarındaydım.Daha önce profesyonel tiyatro gruplarının sık sık uğradığı Nazilli Sümerbank salonlarında pek çok temsil izlemiştim ama ilk defa bir oyunun bu kadar etkisinde kalmıştım.

SÜMER tiyatrosu sanırım ertesi gün yine aynı yerde bir temsil daha yaptı,sonra Bergama Sümerbank ve Kuşadası Sümerbank kampında bir kaç temsil daha...

FOTOĞRAFI BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

Maalesef,1973-74 yıllarında Televizyonun hayatımıza girmesi ,bu gibi güzel çalışmaların devam etmesini engelledi.Zaten hemen akabinde sinema sektöründeki malum furya sebebiyle Sümerbank ,yazlık-kışlık sinemalarınında faaliyetine de son verildi.
...................................................................................
Çocukluk yıllarımdan kalan böyle güzel anılarımı sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.Elimden geldiğince Sümerbank'ın sadece bir fabrika olmadığını,çevresine neler kazadırdığını "Sümerbank'ı tarihten sildik", "Devlet bez dokumaz" diyenlerin aslında halkı nelerden mahrum ettiklerini anlatmaya devam edeceğim.Sevgiyle kalın..

İlhan ÖDEN

24 Şubat 2010 Çarşamba

Nazilli Basmaları -2-



VİDEO


Özgün Nazilli basmalarından derleyip hazırladığım 2. videoyu paylaşıyorum daha rahat görülmesi bakımından bir süre burada tutup sonra 1. videonun yanına taşımayı düşünüyorum.


Videonun daha iyi çözünürlükteki versiyonunu Facebook sayfamdan izleyebilirsiniz.



Videoda kullandığım fotoğafları burada da paylaşıyorum.

Fotoğraftakiler 1983-84 yıllarında Nazilli Sümerbank desen bürosu elemanları.İsmail Özdemir,Tülin Erçiçek ve İnci Beran.

Ayrıca elimde fotoğrafları olmadığı için paylaşamadığım Desen bürosu şef'i Celalettin ERÖGE,Nazilliden Bursa merinos Fabrikasına tayin olan Nejdet OGAN'ı da saygıyla anıyoruz.


Nejdet OGAN


11 Şubat 2010 Perşembe

Fotoğraflarla SÜMERBANK'ın kuruluş öyküsü.

.
Fotoğrafları orjinal boyutta görmek için üzerlerine tıklayınız.

Rusya ve Türkiye arasında dostluk ve kardeşlik Antlaşması’nın imzalama töreni. 16 Mart 1921, Moskova. Dostluk ve Kardeşlik anlaşmasıyla,Sovyet Rusya'nın Türkiye'ye yapacağı 10 milyon altın Ruble tutarındaki maddi yardım ile askeri malzeme yardımı konusunda mutabakat sağlanıyor. Sovyet resmi verilerine göre 1920 tarihli mutabakatlar uyarınca ve 16 Mart 1921 tarihli Antlaşması’nın gereği olarak 1920-1922 yıllarında Rusya’nın Novorossiysk, Tuapse ve Batumi limanlarından Türkiye’ye 39.000 tüfek, 327 makinalı tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147.000 top mermisi vs., Türkiye’nin doğu sınırlarından ise, 1918 yılında eski Rus Ordusunun bıraktığı askeri malzeme sevkediliyor. 1921 yılında “Jivoy” ve “Jutkiy” adlı iki avcı botu hibe ediliyor.

Sovyet Hükümeti, Ankara’daki iki barut fabrikasının kurulmasında yardımcı olup fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammadde sağlanıyor. Bunun yanı sıra 1920 yılında Müsteşar Y.Y.Umpal-Angarskiy başkanlığındaki Sovyet diplomatik misyonu, Moskova görüşmeleri sırasında Türk tarafına vaadedilen 200,6 kilo külçe altın TBMM temsilcilerine teslim ediliyor.

Ayrıca, kimsesiz gazi çocukları için bir yetimhanenin kurulması amacıyla Trabzon’da Türk makamlarına 100.000 altın Ruble veriliyor. S.İ.Aralov Nisan 1922’de seyyar basımevi ve sinema teçhizatının alınması için Türk ordusuna 20.000 Lira hibe ediliyor. Aynı zamanda birkaç parti silah teslim ediliyor. 3 Mayıs 1922 tarihinde Sovyet Rusya’nın Ankara Temsilcisi S.İ.Aralov, 1921 Antlaşması’nın imzalanması sırasında vaadedilen 10 milyon altın Ruble tutarının son dilimi olan 3,5 milyon altın Ruble’yi Türk Hükümetine teslim ediyor.

Kurtuluş Savaşında,Konya civarında yapılan teftiş gezisi sırasında Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Rusya büyükelçisi S.Aralov, askeri ataşe K.Zvonarev ve Azerbaycan Büyükelçisiİ. Abilov. 23 Mart 1922 Büyük Taaruz hazırlanmakta olduğu dönemde Mustafa Kemal Paşa’nın daveti üzerine Rusya Büyükelçisi S.İ.Aralov, Sovyet Askeri Ataşesi K.K.Zvonaryev ve Azerbeycan’ın ilk Temsilcisi İbrahim Abilov Kuvvay-i Milli birliklerini ziyaret ediyor. Rusya ve Azerbeycan misafirleri, piyade ve süvari tümenleri, iki ordu ve iki kolordu karargahlarını ziyaret edip Konya’daki lojistik birliklerinde incelemelerde bulunuyor ve Kuvvay-i Milli Ordusunun yıldönümü kutlamalarına katılıyorlar.

Türkiye Tarafından Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Başbakanı İsmet İnönü, SSCB Tarafından SSCB’nin Türkiye’deki Büyükelçisi Y.Z.Surits’in katıldığı diplomatik bir resepsiyon. Rusya Büyükelçiliği binası, 7.11.1927. SSCB Dışişleri Halk Komiseri M.M.Litvinov’un Türkiye’yi ziyareti. M.M.Litvinov’un elinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk’ün portresi. Ekim 1931.

Türkiye Başbakanı İ.İnönü Leningrad’da.Solda Türkiye Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve SSCB’nin Türkiye Büyükelçisi Y.Z.Surits). 1932

İ.İnönü,Moskova'da (SÜMERBANK kuruluş anlaşması yapılıyor.)

Türkiye’nin Bakanlar Kurulu Başkanı Sayın İsmet İnönü’nün başkanlık ettiği Türk Hükümet heyetinin Nisan-Mayıs 1932 tarihlerinde Sovyet Birliği’ne yaptığı ziyaret hükümetlerarası ilişkilerin tarihinde özel bir rol oynamıştır. 6 Mayıs 1932’de S.S.C.B Askeri ve Deniz İşleri Halk Komiseri K.E.Voroşilov’un evinde İ.İnönü ile İ.V.Stalin arasında yapılan ikili göruşme sırasında Türkiye’ye yeni Sovyet üretimi teçhizatının alımları için 20 yıl içinde karşılıklı Türk malları sevkiyatları ile ödemeli 8 milyon ABD dolarlık kredinin tahsis edilmesi hususunda ilke sözleşmesi sağlanıyor. Açılan kredi sayesinde ve Sovyet teknolojileri yardımıyla Kayseri ve Nazilli’de ilk Türk tekstil fabrikaları inşaat ediliyor. Her ikisi de, Türkiye Başbakanı İ.İnönü tarafından ‘Sovyet sanayiinin mükemmel eserleri ve ebedi dostluğun simgesi’ olarak nitelendiriliyor...

Eğer Rusya’nın desteği olmasaydı yeni Türkiye’nin … istilacılar üzerindeki zaferi kıyaslanmayacak kadar çok daha büyük kayıplarla kazanılabilirdi veya belki de hiç mümkün olmazdı. Rusya Türkiye’ye hem manevi, hem de maddi yardım göstermiş ve milletimizin bu yardımı unutması suç olur.’ Mustafa Kemal Atatürk

Bilgiler, Rusya Federasyonu,Türkiye Büyük elçiliği kayıtlarından alınmıştır.