1 Şubat 2011 Salı

Nazilli Tekstil Müzesine Kavuşuyor.

Gıdı gıdı belgeseli çekimleri sırasında hummalı çalışmalarına yakından şahit olduğumuz,fakat o sırada tanışma ve sohbet için yeterli zaman bulamadığımız, 1 Mart 2010 tarihinden beri çalışmalarını sürdüren, Adü.Nazilli Sümerbank Desen Komisyonu üyeleriyle görüşmeyi uzun süredir planlıyorduk.
FOTOĞRAFLARI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYIN

Cuma günü (28.01.2011) uzun zamandır düşündüğümüz ama çeşitli nedenlerle ertelemek zorunda kaldığımız Adü. Nazilli Sümerbank Desen Komisyonu ziyaretimizi gerçekleştirdik.

Sümerbank konusuyla yakından ilgilenen emekli öğretmen Nihal ERBAKAN hanım ile birlikte (yazıda kullandığım fotoğrafların büyük bölümünü Nihal hanım çekti) çalışmaların yapıldığı, Nazilli Basma Fabrikasının Ham kontrol dairesine gittiğimizde komisyon üyelerinin güleryüzlü ve sıcak karşılamaları,soğuk hava ve yağmurun üstümüzdeki gerginliğini hemen yok etti.

Kısa bir tanışma sonrası sohbetimize başladık.Komisyon Başkanı Mükerrem KÜRÜM komisyonun oluşturulması ve çalışmaları hakkında bizi kısaca bilgilendirdi.Yaşadıkları zorlukları, problemleri ve çalışmalarının ne şekilde devam edip sonuçlanacağını anlattı. Ben de birbirinden değerli komisyon üyelerinden başlayarak,gördüklerimi,duyduklarımı sizlere aktarmaya çalışayım.

Komisyonun başında yukarıda da bahsettiğim gibi A.Menderes Üniversitesi Öğretim görevlisi Mükerrem KÜRÜM hanım var. Haftada 3 gün Nazilli'ye gelerek çalışmalarını sürdürüyor. Yine, Adü.Karacasu Meslek Yük.Ok. Öğretim görevlilerinden desen hocası Silvana KASAP,haftanın 2 günü Nazilli'ye gelerek destek veriyor. Komisyonda hocalardan başka , Nazilli Basma Fabrikası Gravür dairesi ustası Arif ÖZTEMİZ var.Arif abi genç yaşta (Askerlik öncesi) Gravür dairesinde işe başlayıp, bu kısmın her görev basamağında 25 yıl çalışarak Daire Ustalığı konumuna kadar yükselmeyi başarmış, Aydın ili ve çevresinin,eski ve yeni kumaş baskı teknikleri konusunda en bilgili kişisi olarak komisyonda görev yapıyor.

Bana göre Arif ÖZTEMİZ , işe hakimiyet bakımından çok isabetli seçim olmuş.Komisyonun en genç üyesi Ayşe BAYTOK desen kataloglarını ve kumaşları tek tek fotoğraflayıp digital verilerini bilgisayarlara ve disklere kaydediyor. Nilüfer TURAN ve iç mimar Tüzel KÜNKÇÜ komisyonun diğer değerli üyeleri.

Komisyonda hocalar ve diğer elemanlar hiçbir ayrım olmadan maskelerini,eldivenlerini takıp, oksitli metal parçaları mazotla yıkayıp parlatıyor,yıllardır rutubet,pislik içinde kalmış kumaş parçalarını temizleyip,dezenfekte edip,kurutup, pudralıyorlar.

Ham kontrol dairesini,eski Nazilli Sümerbanklılar bilir. Bilmeyenler için kısaca anlatayım da yapılan işin boyutları ve çalışma şartları gözlerinde canlansın.

Yaklaşık spor salonu büyüklüğünde bir salon ve salonunun her tarafı kartela şeklinde desen kataloglarının asıldığı askılar,insan boyunda çekmeceli dolaplar ve kalın deri kapaklı kataloglarla çevrelenmiş,duvarlardaki raflarda eski sipariş dosyaları ve yeni basma makinasının desen filmlerinin ruloları var. Ortada ancak birkaç masa konulabilecek kadar alan,bu alanda lokal aydınlatma,kış şartlarında 4 elektirikli ısıtıcıyla ısınıp, mikrop ve bakterilerle mücadele ederek özveriyle görevlerini yapmaya çalışan idealist, insanlar...

İnanın yapılan görevin manevi ağırlığı,ortaya çıkarılmaya çalışılan eserin azameti olmasa, bu soğuk,bakteri ve mikrop yuvası ortamda çalışmak imkansız.

Bir de bunca sıkıntı yetmezmiş gibi çalışanların motivasyonun çeşitli engellemelere bozulmaya çalışılması işin cabası.

Nazilli belediye başkanı Sayın Haluk ALICIK 'a, sağladığı ısıtıcı ve öğle yemeği gibi imkanlar için teşekkür ediyorlar.Hele morallerinin en bozuk olduğu anlarda belediye başkanımızın güç veren manevi desteğini özellikle vurguluyorlar.

Bende,Nazilli Sümerbank'a gönül ve emeğini veren biri olarak belediye başkanımıza,maddi ve manevi destekleri için teşekkür edip,proje sonuna kadar,özverili,çalışkan arkadaşlarımızdan desteğini esirgememesini rica ediyorum. Birazda komisyon çalışmalarının sonuçlarından bahsederek yazıma devam edeyim. Komisyon kumaşları ve diğer teknik baskı araçlarını sergilenmeye hazır hale getirdiğinde. İçlerinden sergilenmeye uygun görülüp seçilenler,tadilatla yenilenip müze haline getirilecek eski Fabrika müdüriyet binasında sergilenecek. Bu bina Türkiyenin ilk ve tek Tekstil Müzesi olacak,binanın diğer bölümlerinde Atatürk'ün Fabrika ziyaretinde kullandığı eşyalardan oluşan bir Atatürk odası ve yine Fabrikamızın depolarında korunan kitaplardan oluşan bir Kütüphane bölümü olacak.Umarım yıllarca emek verip formasını terle ıslattığımız Nazilli Sümerspor'un kupa,fotoğraf ve hatıra eşyaları için de bir köşe oluşturulur.İşte Desen Komisyonu,ortaya çıkacak bu büyük esere katkı için zorluklara rağmen fedakarca çalışmaya devam ediyor. Söylediklerine göre çalışmaya başladıkları ilk günlerde hepsi tek tek rüyalarında Atatürk'ü görmüşler.Belki işin manevi ağırlığından etkilenerek, belki de Atatürk manevi destek vermek için özellikle rüyalarına girmiştir,bunu bilemem... Ama Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası Tekstil Müzesi projesi gerçekleşirse en büyük emeğin zor ve negatif şartlarda özveriyle çalışan bu komisyon üyelerinin olacağını şimdiden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Bu projeyle koruma altına alınacak,Nazilli Basması desenleri, belki de ileride tescil edilip, markalaştırılıp,özel tekstil firmalarının kullanımına açılacak. Böylelikle hem Nazilli Basmaları tekrar varlığını sürdürecek hem de üniversitemize katkı yapacak bir gelir kapısı olacak.Bu konuda kendiside bir Sümerbank çocuğu olan Nazilli Ticaret Odası Başkanı sayın Ali Gültekin KILIÇ destek sözü vermiş.Umarım herşey yolunda gider Nazilli Basma Fabrikası müze olarak bile olsa hayata geçer.

Komisyon üstlendiği görevde çok yol almış ama görevin tamamlanması için biraz daha zamana ihtiyaçları var. Böyle bir komisyonun tekrar kurulması çok zor.Bu aşamada işin yarım kalması yeniden en başa dönmek demek. Çünkü sadece sergilenecek kumaş ve diğer baskı malzemelerini hazırlamakla görev bitmiyor. Fabrikanın sergilenecek eserler dışında da koruması gereken 74 yıllık desen örnekleri ve diğer materyal var. Onun için bu projenin mutlaka tamamlanması gerek.

Son olarak,duyduğuma göre Anıtlar Yüksek Kurulundan onay çıkmış, yakında müdüriyet binası aslına sadık kalınarak restore edilecek,arka pencereler demir parmaklıklar ile daha güvenli hale getirilip,odalar eserlerin sergilenmesine uygun şekilde düzenlenecek. ADÜ. bu konuda çalışmalarını tamamlamak üzere.

İşte duyduklarım,gördüklerim böyle..

Şimdiye kadar pek olumlu haberler veremiyordum ama fabrikamızda güzel şeyler oluyor bu güzelliklere vesile olan, devamı için çaba sarf eden ve bundan sonraki güzellikler için proje tasarlayan herkese,Atatürk ve Nazilli Basma Fabrikası çalışanları adına şükranlarımı sunarak sözlerimi bitireyim.

Muhabbet ve sevgiyle kalın..

İlhan ÖDEN


1 Ocak 2011 Cumartesi

Üniversite Tez'inde SÜMERBANK

Kurban bayramı tatilinde,bir arkadaşımın,Antalya'da okuyan üniversite öğrencisi kızının bitirme tezi ile ilgili sorularını cevapladım.Sümerbank hakkında pek bilinmeyen konuları içerdiği ve bu konuları araştıran,merak eden başka kişilerinde işine yarayabileceğini düşünerek paylaşıyorum.

1)Yaş.
53 yaşındayım.

2)Cinsiyet.
Erkek.

3)Medeni durumunuz.
Evliyim.

4)Eğitim durumunuz.
Endüstri meslek lisesi. (İ.D.M.M.A Işık Müh. Yük. Ok.Makina Bölümü terk)

5)Kaç yıl çalıştınız?
5 yıl Yardım Sandığı (Ekonoma) + 15 yıl Makina Bakım + 5 yıl İşletme Muhasebesi

6)Hangi statüde çalıştınız?
İşçi statüsünde.

7)Günde kaç saat çalışıyordunuz? Vardiya söz konusu muydu?
Normalde günde 8 saat çalışmamız gerekirken, cumartesi günü çalışmamak için her gün bir saat fazla çalışıp haftalık 45 saat standart çalışmayı tamamlayıp,2 gün hafta sonu tatili yapıyorduk. Ben vardiya yapmadım ama başka çalışanlarla 8 saatlik 3 vardiya yaparak fabrikanın tam gün, 24 saat çalışması sağlanıyordu.

8)İşte ön planda tutulan kıstas işçinin vasıflı mı vasıfsız mı oluşudur?
Yapılan işe göre işçi seçiminde vasıf ve vasıfsız olma özelliği aranıyordu, ben meslek lisesi mezunu olarak açılan kadroya müracaat edip sınavı kazanarak giriş yaptım. Ama fabrikada vasıfsız işçiler çoğunluktaydı. Gerektiğinde vasıfsız işçileri fabrika içinde meslek kurslarıyla sonradan da vasıflı işçi haline getirecek, Milli eğitim bakanlığı onaylı sertifika verilen kurslar açılıyordu. Bu yolla vasıfsız işçilerden, ehliyetli elektrikçi, dokuma ustası, buhar kazanı ustası, tren makinisti gibi sonradan meslek sertifikası almayı hak eden arkadaşlarımız vardı.
FOTOĞRAFLARIN ÜZERİNE TIKLAYARAK DAHA GÖREBİLİRSİNİZ.

SÜMERBANK MESLEK EĞİTİM YAYINLARINDAN BİR KİTAP


(ATATÜRK'e ve vefat etmiş Sümerbanklılara saygı duruşunda.)

KATILDIĞIM İŞYERİ EĞİTİM SEMİNERLERİNDEN BİRİ

Fabrika içinde, sivil savunma, ilk yardım, yangın söndürme, iş kanunları gibi konularda düzenli eğitim veriliyordu. Ayrıca fabrikanın ilk dönemlerinde çalışanların eğitim seviyesini yükseltmek için okuma-yazma, biçki-dikiş kursları verilen Sümer halkevi vardı. Bazı başarılı kişiler o zamanlar Nazilli 'de meslek okulu olmadığından Aydın sanat okuluna tahsil için gönderilmişler. Okulu bitirip diploma alanlar sonra uygun kadrolara yerleştirilmiş, Bu yolla fabrikaya işçi olarak girip sonradan memur statüsüne geçenler olmuş. Ayrıca fabrikada yetişmiş ustaları başka şehirlerde yeni açılacak Sümerbank fabrikalarına gönderilmek için teşvik edici (yüksek ücret artışı gibi) yöntemlerle yeni fabrikalarda usta öğretici ihtiyacı karşılanmıştır. Kısaca fabrikaya aynı zamanda eğitim kurumu işlevi kazandırılmış. Bu iş için Milli eğitimden fabrika kadrosuna alınan ve özellikle öğretmenlerden seçilen "Eğitim Uzmanı" kadrosu ve eğitmen usta işçilerden seçilen bizim "monitör" dediğimiz fabrika içi eğitim kadroları oluşturulmuştu. Böylelikle fabrikaya deneyimsiz olarak giren elemanlar bile sonradan ihtiyaca göre eğitiliyordu.


Babam Faik ÖDEN Fabrikaya vasıfsız işçi olarak girmiş,amirleri tarafından yetenekleri farkedilince işyeri eğitim kurslarına alınmış,meslek edindirme kursu sonucunda "Dokuma Komple Ustalık" belgesi almaya hak kazanmış. Belgede,Kaymakam,Çalışma il Müd.İlçe Eğitim Müd. ve Fab.Müd. imzaları var.

9)Çalışan işçilerde vasıflı olanlarında iş deneyimi olduğunu kanıtlayan çıraklık, kalfalık v.b sertifikalar aranıyor muydu? Bu soruya yukarıda ayrıntılı cevap verdim sanırım. Tekrarlamak gerekirse ihtiyaca göre vasıflı veya vasıfsız işçi alınıyor.Vasıflı işçi olarak alınanların,meslek lisesi mezunu olması tercih ediliyor,işe girişte diploma ibrazı isteniyordu.İhtiyaca göre, vasıfsız işçilerden yetenekli olanlara sonradan vasıf kazandırılıyor.

10)İşçiler aldıkları maaştan memnunlar mıydı?
Bizim çalıştığımız dönemde işçiler yeterli diyebileceğimiz düzeyde maaş, ayrıca yılda 2 devlet ikramiyesi ve buna ilaveten 4 e bölünerek ödenen 2 maaş tutarında "kardan pay" dediğimiz toplu sözleşmeden kaynaklanan ikramiye ve üretim oranında prim tabir ettiğimiz çok çalışmayı teşvik edici ücretler alıyorlardı. Fazla mesai ve gece çalışma tazminatlarıyla işçi maaşları bu günkü öğretmen maaşı düzeyinde gibiydi. Ayrıca lojman, ulaşım giderleri, çocuk zammı gibi toplu sözleşme ile kayıt altına alınmış ilave haklarda vardı. İşçilerin temizlikte kullandıkları sabun ve havlu gibi ihtiyaçları bile Sümerbank tarafından karşılanıyordu.





NAZİLLİ SÜMERBANK KREŞİ (video)

Bayan çalışanlara kreş gibi çocuklarından ayrılmadan çalışmalarını sağlayacak imkânlar düşünülmüş, emziren annelere günde üç kere çocuklarıyla ilgilenme hakkı verilmiş. Yuvada kalan çocukların yemek, pijama ve bebek bezi gibi masrafları bile Sümerbank tarafından karşılanmıştır. Ayrıca emeklilikte neredeyse ev alacak miktarda kıdem tazminatı, ölüm, doğum, evlilik yardımları, kıdemli işçiliği benimsetmek amacıyla 10-15-20-25 yıllık olunca ödenen teşvik ikramiyeleri gibi ilave ödeneklerde vardı.

Bunlardan başka, çalışanlara yılda bir kez Sümerbank satış mağazalarından istedikleri malı alabilecekleri "çek" veriliyordu.Yine "ordino" denilen Sümerbank mağazalarından özel indirim sağlayan not defteri benzeri indirim araçları Sümerbank çalışanlarının kullanımına sunulmuştu.

11)Fabrikadaki üretimde standardizasyona yönelik bir iş hayatına mı yoksa çalışanların emeğine mi ihtiyaç vardı?
Soruyu tam anlayamadım ama fabrikada gerek üretim, işçi hakları ve çalışma hayatıyla ilgili yasalara harfiyle uyulan tartışılmaz bir düzen vardı.




Üretime yönelik standartları sağlamak için normal standartlardan başka AQUAP denilen NATO askeri ihalelerini alabilmek için özel standart bile sağlanmıştı. Bu durumdan çıkacak sonuç, bana göre siparişe göre değişen oranda hem standart hem de işçi emeği olmalıdır. Sümerbank’ın bu konudaki sloganı "Önce Kalite" olmuştur.

12)Çalışanlar arasında yaptıkları işten dolayı bir yabacılaşma söz konusu muydu?
Çalışanlar arasında zaman zaman siyasi görüş ayrılıkları, usta işçilere bariz olarak verilen ücret farkları, işçi ve memur statüsünde çalışanların konumlarından kaynaklanan küçük şikâyetler olsa da, genel manada bir kutuplaşma asla olmamıştır. Sümerbanklılar arasında bugün bile varlığı devam eden gizli bir bağ vardır.(Bu bağ başka yerleşim yerlerinde çalışan Sümerbanklılara sempati duyma bağlamında ülke sathında bile hala devam etmektedir.)

13)Çalışan işçilerin fonlardan ve gerekli sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için sosyal güvenceleri var mıydı ve nasıl karşılanıyordu?
Yukarıda da belirttiğim gibi Sümerbank işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından yasal gerekleri yerine getirdiği gibi toplu sözleşmeden kaynaklanan, kötü şartlarda çalışanlara düzenli süt ve ayran verilmesi, hasta işçilerin yararlanması için denize yakın dinlenme kampları gibi aslında yapmak zorunda olmadığı yükümlülükleri bile yerine getirmeye çalışmıştır.

Sümerbank’ta çalışan herkesin sigorta primleri eksiksiz ödenir ve mutlaka sendika üyesi olması gerekirdi. Ayrıca İki fabrika doktoru, 1 hemşire,1 sağlık personeli çalıştırılır. Her kısımda Ecza dolabı ve sedye gibi sağlık araçlarının bulundurulması sağlanırdı.

Ayrıca Sümerbank genel müdürlüğünün gezici röntgen aracı her yıl tüm Sümerbank fabrikalarında akciğer taraması yapar, bulguya rastlanan kişiler tedavi edilmek üzere hastanelere sevk edilirdi.

Fabrika mensuplarının kurduğu,"ölüm yardımlaşma" ve "yardım sandığı" gibi üye kaydı ile bağlanılıp aidat sistemiyle çalışan özel fonlar vardı.Ölüm yardımlaşma,adındanda belli olduğu gibi ani ölümlerde yada bir felaket halinde üyelere maddi yardım yapan bir dernekti.


SÜMERBANK YARDIM SANDIĞI (EKONOMA) PERSONELİ

Yardım sandığı ise düğün sünnet yada başka ihtiyaç halinde üyelerine çok düşük faiz ile kredi veren,banka benzeri bir dernekti.Bu dernek "Ekonoma" adı verilen bir "kooperatif mağaza" işleterek, aidatlardan toplanan parayı çalıştırıp kazanç elde etme esasına göre çalışır,kazancını yıl sonunda yine üyelerine geri dağıtırdı.Aynı zamanda ucuz ve kaliteli malları üyelerine çok düşük taksitlerle kazandırmak bakımından yararlı hizmetler yaparlardı.Satış yelpazesi bugünkü süpermarketler kadar genişti.(Gıda,kırtasiye,dayanıklı tüketim malları,temizlik malzemeleri, giyim,av tüfeği,yakacak..Vb.)

Ayrıca eğer çalışan aniden ölür ise,çocuklarından biri yada eşi yaşına (eğer 30 yaş üstünde ise) bakılmaksızın işe alınır,lojman imkanı sağlanır,ailenin ayakta kalması için her türlü yardım yapılırdı.

14)Çalışanlar oturdukları vazife evlerinden memnun muydu?
Fabrika lojmanlarından yararlanmada öncelik acil durumlarda çağrılabilecek personeldeydi, sonra kısımlara paylaştırılan oranda, kıdem, çocuk sayısı gibi faktörlerin dikkate alınarak değerlendirildiği bir puanlama sistemiyle diğer personel lojmanlardan yararlanırdı. Lojmanlarda oturanlar nispeten daha düşük elektrik, su parası öderlerdi. Lojmanların badana-boya ve arızalar gibi bakımları 1970 yılına kadar Sümerbank tarafından yapılırdı. Hastane, okul, kütüphane, fırın, Ekonama dediğimiz alışveriş merkezleri, sinema, spor alanlarıyla, kasap, berber, gazete bayii, postahane gibi detaylar bile düşünülecek şekilde tasarlanmış olduğundan çalışanların memnun olmaması söz konusu olamazdı.

Son zamanlarda daha geniş evler kullanılmaya başlandığından ancak bu konuda bir şikâyet olabilse de, lojmanda oturma diye bir zorunluluk olmadığı için. Oturanları şikâyetçi olmaları söz konusu olmamıştır.

15)Nazilli Sümerbank fabrikasının şehre kattığı sosyo-ekonomik yapı nasıldı?
Fabrika Nazilli'ye neler kattı diye bir soru sorulduğunda tek cevap vardır. Fabrika 1930 yıllarının Pazar köy’ünü Nazilli yapmıştır. Yani tabir caiz ise Basma Fabrikası, Nazilli’yi yaratmıştır.
Cumhuriyetin Nazilli'deki eli olmuş. Şehre en başta ekonomik olarak çok şey kazandırmış, yıllarca hem işçilerini hem de dolaylı olarak Nazilli halkını beslemiş daha sonra çevresindeki ilçe ve köylerin pamuklarını satın alarak para kazanmalarını sağlamıştır. Kayıtlara bakarsak 1960 lı yıllarda Nazilli’nin, bağlı olduğu Aydın'dan ve yakınındaki Denizli'den hem, şehir imkânları hem de nüfus olarak daha büyük olduğunu görürüz. Nazilli fabrikasının işçi alımını durdurup küçülme politikası izlemeye başladığı 1980 li yıllara kadar durum aşağı yukarı bu doğrultuda devam ederken, bu tarihten sonra Nazilli'nin giderek gerilemesi bu saptamanın doğruluğunu açıkça gösteriyor.


Sosyal boyuta gelince öncelikle fabrika Nazilli'ye 50 yataklı, ameliyathaneli, eczaneli, diş ve aşı üniteli hastane getirmiş, Nazilli’yi baş belası "sıtma" derdinden kurtarmıştır. Hastane hem işçilere, hem Nazilli'ye hatta çevredeki yerleşim merkezlerinden gelen hastalara bile hizmet vermiştir.

SÜMER HALKEVİ

Okuma yazma kursları, okulları, kütüphaneleri, düzenlediği kursları, defile, tiyatro, sinema, halkevi ve özel radyosu ile Nazilli'yi kültür, sanat ve modern dünya ile tanıştırmıştır.


BASMA BALOSU 'na hazırlanan genç kızlar


SÜMERSPOR'da sporla tanışan Nazilli gençleri

Spor alanları, Spor kulübü ile bu alanda da devrim yapmış, Nazilli ve çevresinde boks, güreş, futbol, voleybol, basketbol, paten gibi henüz Türkiye'de bilinmeyen spor türlerinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Nazilli Sümerspor kulübü olarak ülke sporunda isim yapıp, katkıda bulunup, başarılı sporcular yetiştirmiştir.


İşçi ve memurlardan oluşturulan koro ve tiyatro gruplarıyla kültürel etkinlikler yapılması sağlanmıştır.


Nazilli'yle elektrik vermiş, Nazilli elektrik sistemini kuruncaya kadar şehrin aydınlatılmasına katkı yapmış, ayrıca yıllar boyu çevresindeki okul, hastane, karakol, cami gibi kurumların, inşaat, tamirat ve bakımlarına karşılıksız destek olmuş, İtfaiye ve sosyal tesislerini Nazilli’nin hizmetine sunmuştur.

16)Toplu iş sözleşmeleri ile verilen parayla ilgili konularda ücret verim ilişkisi etkili bir biçimde kurulmuş muydu?
1980 li yıllara kadar işçi-işveren ilişkisi içinde toplu sözleşmelerde belli oranda denge vardı, işçi de Sümerbank'ta kazanıyordu. Fakat 1990 sonrasında uygulanan yanlış siyasi kararlar sonucunda ülke genelinde tüm kamu işyerlerin tek toplu sözleşme çatısı altında toplanmasıyla denge çalışanlar lehinde bozulmuştur. İstanbul da yaşayan çalışanlara yetmeyen para, Nazilli şartlarında büyük bir paraydı. Bence en büyük yanlış burada yapıldı. Madende çalışan işçiyle, büroda çalışan işçi aynı ücreti almamalıydı.

Bir çalışan olarak bunu samimiyetle kabul ediyorum. Ama bize verilen parayı almama gibi bir durum söz konusu olamazdı zaten politikacılar Sümerbank'ın kapanma aşamasında bunu kötü niyetle çok kullandılar. Belki de bu karalama çalışmaları sonucunda halkın Sümerbankların kapanmasına tepkisiz kalmaları hedeflenmişti.

17) 66 yıl boyunca çalışan fabrika Nazilli’nin çehresini ne şekilde etkilemiştir?
Yukarda bu konudan biraz bahsetmiştim. Özetlersek Nazilli'de her konuda fabrikanın olumlu katkılarını görebiliriz. Fabrikanın açılmasıyla, şehirde bayramlar bile değişik şekilde kutlanmaya başlamış, fabrika bandosu ile bayramlar daha bir güzel kutlanır olmuş,23 Nisan çocukları basma kıyafetleriyle cumhuriyet çiçekleri gibi açmış. Şehir nüfusu 10 binlerden 100 binlere ulaşmış, iki ayrı parça halindeki Nazilli yeni yapılarla birbirine kavuşmuş, Emekli olup Nazilli'ye yerleşenlerle ülkenin her tarafından insanların kucaklaştığı, modern ve medeni bir şehir olmuştur. Bu gün Nazilli'den büyük şehirlere gidip, yıllardır yaşıyormuş gibi kolayca adapte olan gençlerde bile Sümerbank kültürünün izlerini bulabiliriz.

Fabrikada çalışmak için 1937 yıllarında büyük şehirlerden gelen eğitimli, bilgili, görgülü kişiler Nazilli halkının kıyafetlerini, konuşmalarını bile değiştirmişlerdir. Okullarda İngilizce ve meslek dersleri gibi derslerde bu yetişmiş personelden öğretmen olarak bile yararlanılmıştır. Fabrika Nazilli'ye cumhuriyetin tüm imkânlarını getirmiş bazı illerin yıllar sonra kavuştukları olanakları onlardan yıllar önce Nazilli halkına sunmuştur.

Bu sebeple Nazilli halkı hangi siyasi görüşten olursa olsun, cumhuriyetçi ve Atatürkçüdür.

18)Fabrikanın sizce kapatılma nedenleri nelerdir?
Çeşitli raporlarda, zamanında yenilenmeme, zarar etme gibi faktörlere dayandırılmaya çalışılsa da ülke genelinde tüm kamu kuruluşlarının kapatılması ya da özelleştirme bahanesiyle elden çıkarılmasının tek sebebi "yeni dünya düzeni" olarak ifade edebileceğimiz liberal ekonomik sistemdir. Rekabetin öne çıktığı bu düzende Sümerbank gibi sosyal fabrikaların olması, ucuz işçi arayan patronların işine gelmez.

Onlara asgari ücretle çalışacak, sendikasız, sigortasız, fazla talebi olmayan, iş bulduğuna şükredip çalışacak ucuz işçi köleler lazımdır.

İMF, dünya bankası gibi dış ekonomik baskılar ve liberal ekonomik sisteme uyumsuzluk nedeniyle siyasetçilerin isteği doğrultusunda KİT’ler bilerek zarara zorlanıp, devredışı bırakıldılar.

Yoksa bankası, satış mağazaları (finans, pazarlama, üretim),yedek parçalarını bile kendi üreten fabrikaları ile sistemini oturtmuş Sümerbank gibi güçlü kuruluşları kapatmak pek kolay değildi.

Önce devletin üzerine yükmüş gibi karalama, gözden düşürme propagandası yapıldı arkasından fabrikalar “ticaret odası kaydı yok” gibi bahanelerle kamu ihalelerine sokulmadı. İşçi alımı durduruldu, güya tasarruf politikası tedbirleriyle eli kolu bağlanıp önce özelleştirme, sonra kapatma yoluna gidildi. Kısaca yeni dünya düzeninde böyle kurumlara yer yoktu.

19)Fabrikanın kapatılmasından dolayı neler hissettiniz?
Babası, Bulgaristan’dan, annesi Yunanistan'ın İstanköy adasından kaçarak,fabrikada çalışmak için Nazilli’ye göç etmiş bir ailenin, Sümerbank lojmanlarında doğmuş çocuğu olarak..

İlk başta varlığımı “Nazilli Basma fabrikasına” borçluyum.


Annem Mediha Zühre ÖDEN ve babam Dokuma Ustası Faik ÖDEN

Dedelerimden başlayarak ailemin neredeyse tüm fertleri Sümerbank ekmeği yemiştir. Okuduğum okullarda bile Sümerbank'ın imkânlarını kullandım. Bugün bir fert olarak maddi ve manevi bazı şeylere, kişi olarak ta belli bir olgunluğa, dünya görüşüne sahipsem, hepsini Sümerbank, Cumhuriyet ve Atatürk'e borçluyum.

Bu yüzden fabrikanın kapanmasına herkesten daha çok üzülüyorum. Nazilli Atatürk'ün emanetine sahip çıkamadı, bu yüzden üzülüyorum. Nazilli ekonomisini canlı tutacak kaynağı kaybetti bu yüzden üzülüyorum. Nazilli insanları ekmeğini kazanmak için başka yerlere çalışmaya gidiyor bu yüzden üzülüyorum. Gençlerimizin geleceği bakımından üzülüyorum. Nazilli esnafı ekonomik sıkıntı içinde bu yüzden üzülüyorum. Her şeyden çok doğduğum ev, mahallem yıkıldı, çocukluk, gençlik anılarım yok oldu bu sebeple üzülüyorum.

En çok da..
Ömrümün neredeyse tamamını verdiğim, her odasını, ağacını, taşını, makinelerini, gıdıgıdıyı, bahçesini ezbere bildiğim fabrikamızı görebilmek için yabancı kişilerden izin almak zorunda bırakıldığım için üzülüyorum.

İçimdeki Sümerbank sevgisi ve ekmeğiyle büyüdüğüm, çocuklarımı beslediğim kuruma olan vefa borcumu ödemek için,Atatürk ve Sümerbank eksenli bilgi ve anılarımı paylaştığım bir blog sayfası hazırlıyorum.
(sumerbank.blogspot.com)

Umarım sorularına yeterli cevaplar verip, tezine katkıda bulunabilmişimdir.

Babanla, çocukluk anılarımız var, ayrıca müzik ortak ilgi alanımız. Sizin aileden de tanıdığım Sümerbanklılar var. Sana okulunda ve yaşamında başarılar dilerim.

Selamlar, sevgiler.
İlhan ÖDEN



15 Aralık 2010 Çarşamba

NAZİLLİ BASMALARI NAZİLLİ'DE DOKUNUR


Bazı yazılı kaynaklarda böyle bir türkünün varlığından bahsediliyor.Nazilli'de söylenen,halk tarafından yakılmış böyle bir türkü yoktur.Söylenen ezgiyi Nazilli Öğretmen Okulu'nun çok değerli müzik öğretmeni Ahmet KAYA "mendilimin ucuna sakız bağladım sakız" isimli İzmir (Urla) türküsünü değiştirip ,aranje ederek hazırlamıştır. (Kaynak kişi :İrfan TONKUL)




O sıralar Nazilli de yeteri kadar müzik öğretmeni olmadığı için Ahmet hoca Nazilli Sümer ortaokulunun müzik derslerine de giriyordu.Bu ezgiyi yıl sonu müsameresi için düzenlemiş,koro ve mandolin grubumuzla seslendirmiştik.




Ben o sırada orta okul 2. sınıf öğrencisi idim ve okulun mandolin grubunda yer alıyordum.Bu konuyu böylece açıklığa kavuşturup,Nazilli Basmalarıyla ilgili diğer şiir ve türkülerin ulaşabildiğimiz kadarını paylaşalım.





TÜRKÜ'DE NAZİLLİ BASMASI







Zekeriya IŞIKLI













Ulaşabildiklerimden izinlerini alarak,ulaşamadıklarımdan özür diliyerek şiir'lerini paylaştığım,tüm değerli şair dostlarımıza sonsuz teşekkürler.







İlhan ÖDEN



9 Aralık 2010 Perşembe

GENEL MÜDÜRLÜK' de SANAL GEZİNTİ..


Ankara,Ulus meydanındaki tarihi Sümerbank Genel Müdürlük binasının içine hiç girdinizmi? Girmediyseniz,buyrun dilediğiniz gibi gezin..

Alt köşedeki hareket kumandalarını kullanarak istediğiniz yöne gidebilir,istediğiniz kadar yaklaşıp uzaklaşabilirsiniz.

8 Aralık 2010 Çarşamba

YERLİ MALLARI HAFTASI ve SÜMERBANK




YERLİ MALLAR haftasına önderlik eden SÜMERBANK'ın kampanyalarından derlediğim nostaljik afişler ve diğer materyallerden oluşturduğum kolleksiyonu sunuyorum.





VİDEO

Atatürk'ün öğretileri ve ilkelerinden her gün biraz daha uzaklaşırken, unutturma çalışmalarına karşı, unutmamak için gayret ediyoruz.

YERLİ MALLARI HAFTASI ve SÜMERBANK

Bildiğiniz gibi 12 aralık tarihini içeren hafta Tutum ve Yerli malları haftası olarak kutlanır.

Cumhuriyetin kurulduğu dönemlerde bireylere, parasını,eşyalarını, zaman ve sağlıklarını, korumak öğretilir. Şimdiki gibi tüketim toplumunun parçası olmak özendirilmezdi. Sadece kendimize ait olan şeyleri değil,ülkemizin doğal kaynaklarını, suyu,elektriği,okul eşyalarını özenle kullanmak öğretilirdi.



Atatürk 1923 yılında İzmir İktisat Kongresini topladı. Bu kongrede yurdun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılması kararlaştırıldı. Dönemin başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde T.B.M.M.’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında ulusal ekonomi, yerli malı ve tutumlu olma konularını anlattı.


Cumhuriyetin ilk 10 yıllık döneminde temelleri atılan kendi kendine yeter bir toplum olmadaki çabalar maalesef artık terkedilmiş gibi görünüyor.Sanki çok zengin bir ülkeymişiz gibi tüketim çılgınlığı teşvik ediliyor.Cumhuriyet kazanımları birer birer yitiriliyor.

Televizyonlarda, 'Şunu al ekonomi canlansın' gibi reklamlarla, vatandaş tüketime zorlanıyor, özelleştirme adı altında ülkenin tüm değerli tesisleri yabancılara satılırken, tohum, ilaç, şimdilerde de "et" bile ithal eder olduk. Artık eskiden övündüğümüz "Kendini doyurabilen" ülkelerden biri değiliz. Her sektörde yabancılara bağımlılığımız giderek artıyor.

Dış borçlar,alınan İMF kredileri ödenmez boyutlarda,ülkemizin bağımsızlığı giderek tehlikeye düşüyor.İstemediğimiz kararlara evet demek zorunda kalıyoruz. (Füze kalkanı,Ermeni kapısının açılması,vs.)

Atatürk'ün 'Ekonomisi bağımsız olmayan ülke bağımsız değildir' ilkesine aykırı ne varsa süratle yapılmaya devam ediliyor. İşsizlik,yoksulluk yüzünden toplumda,bireyler arasında huzursuzluk,umutsuzluk ve mutsuzluk sonucu intihar ve depresyon gibi psikolojik sorunlar giderek artıyor.

Kaynakları iyi değerlendiren ülkeler parasını yatırımlar yapmak için kullanır vatandaşlarına daha iyi hizmet götürür,başka devletlere avuç açmaz,bağımsızlığını tehlikeye düşürmez.

Günümüzde küresel ekonomik kriz etkisiyle çok zor durumda olan türk sanayisini,kirizden çıkarmanın yolu "yerli malı" kullanmaktır. Yerli üreticilerin yok olması dışardan gelen malın yüksek fiyatla satılmasını,tersinin ise yabancı üreticileri,rekabet gereği kaliteli üretim ve düşük fiyat politikası uygulamaya zorlayacağını unutmayalım.

Hemen uygulanan mirasyedi ekonomik politikalardan vazgeçilmesi, ekonomimizi daha az dışa bağımlı hale getirecek tedbirleri alması ve yeni nesillere kaynaklarımızın daha iyi kullanılması alışkanlıklarının kazandırılması dileğimle.


İlhan ÖDEN


6 Aralık 2010 Pazartesi

TARİHÇE:

Ulusların tarihlerinde dönüm noktalarını ve atılımlarını simgeleyen isimler vardır. Karabük, Türk ulusunun tarihinde yer alan, işte bu ışıltılı isimlerden biridir. Karabük adının Türkiye’nin yazgısında görev üstlenmek üzere saptandığı ve işitilmeye başlandığı yıllar, Cumhuriyetin gençlik yıllarıdır. Büyük kurtarıcı ve kurucu Atatürk, her biri başlı başına “devrim” yaratan kararlarından bir yenisini daha verir. Türkiye sanayileşecek ve sanayileşme “ulusal” bir nitelik taşıyacaktır. Modern Türkiye’nin endüstriyel atılımlarına öncülük edip temel oluşturacak entegre demir çelik tesisleri, en uygun yerde ve koşulda süratle kurulacaktır. Büyük Önder’in, bütün bir ulusun da özlemini yansıtan bu kararı, O’nun sağlığında hayata geçirilir.

Ülkemizde demir çelik sanayisinin kurulmasına yönelik ilk girişimlere İktisat Vekâleti tarafından 1925 yılında başlanmıştır. Bu amaçla Avrupa’dan getirtilen uzmanlara madenlerimiz incelettirilmiş, 29 Mart 1926 tarihinde ise demir sanayisinin tesisine dair ilk kanun resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak demir çelik sanayisinin kuruluşuna yönelik 1932 yılına kadar aralıklarla süren çalışmalardan netice alınamamış, 1932 yılında ise yabancı uzmanlara yeniden inceleme ve araştırma yaptırılmıştır. Demir Çelik sanayisinin kuruluş yerinin saptanması ve diğer sorunlarının incelenmesi için ise Sümerbank ve Erkan’ı Harbiye temsilcilerinin ortaklaşa yürüttükleri çalışma ile gerekli koşullar her yönüyle araştırılmış ve Türkiye’nin ilk entegre demir- çelik sanayinin; maden kömürü havzasına ve sahile yakınlığı, demiryolu güzergahında bulunuşu, jeolojik bakımdan ağır endüstrinin kurulmasına elverişli olması ve stratejik uygunluğu nedeniyle 13 hanelik Karabük Köyü’nde kurulmasına karar verilmiştir. Tesislerin yapımı ise, 10 Kasım 1936 tarihinde İngiliz Hükümeti ile imzalanan 2,5 Milyon Sterlinlik kredi anlaşmasına dayalı olarak H.A.Brassert Firmasına ihale edilmiştir. Karabük’teki Soğanlı ve Araç çaylarının arasında yer alan geniş çeltik tarlaları üzerine kurulacak Türkiye’nin ilk entegre demir çelik tesisinin temeline ilk harcı, 3 Nisan 1937 tarihinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü koymuş ve böylece ülkemizde çeltik tarımından çelik sanayine dönüşüm başlamıştır. Temele konan bu ilk harçtan sadece bir yıl sonra 1 Mart 1938 yılında makine montajlarına başlanılan Karabük Demir Çelik Fabrikaları, Türk mühendis, teknisyen ve işçilerinin üstün çabaları sayesinde 2 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanarak, 6 Haziran 1939’dan itibaren peyderpey işletmeye alınmıştır.

Başlangıçta Sümerbank’a bağlı bir müessese olarak faaliyetini sürdüren Karabük Demir Çelik Fabrikaları, işletmenin muhtelif ünitelerin ilavesi ile genişletilmesi üzerine 13.05.1955 yılında Sümerbank’tan ayrılarak bağımsız bir İktisadi Devlet Teşekkülü durumuna gelmiş ve “Türkiye Demir ve Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü” adını almıştır. Etibank’ın bir müessesesi olan Divriği Demir Madenlerinin de bünyesine katılmasıyla 1976 yılına kadar Türkiye Demir ve Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü olarak faaliyetini sürdüren Karabük Demir Çelik Fabrikaları, bu tarihten sonra Bakanlar Kurulu kararnamesi ile yeniden yapılandırılmış ve Genel Müdürlüğe bağlı bir müessese haline getirilmiştir. Karabük Demir Çelik Fabrikaları için en önemli statü değişikliği ise 1994 yılında yaşanmıştır.

1994 yılı sonuna kadar Türkiye Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir müessese olarak faaliyet gösteren Karabük Demir Çelik Fabrikalarının, 5 Nisan 1994 tarihli ekonomik istikrar kararları çerçevesinde kapatılmasına karar verilmiştir. Ancak, ülkemize sayısız hizmetleri olan Karabük Demir Çelik Fabrikalarının kapatılması kararına karşı, fabrikada örgütlü bulunan Çelik İş Sendikası ve bağlı çalışanlarıyla birlikte tüm yöre halkı büyük tepki göstermiş ve kamuoyunda oluşan bu tepkiler Karabük Demir Çelik Fabrikaları için yeni bir sürecin başlangıcı olmuştur. Dönemin hükümeti ile sürdürülen uzun görüşmeler sonrasında fabrikanın özelleştirme kapsamına alınması sağlanmış ve Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararı ile Karabük Demir Çelik Fabrikaları Müessesesinin, KARDEMİR A.Ş’ne devri öngörülmüştür. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile Kardemir A.Ş Müteşebbis Heyeti tarafından 30.03.1995 tarihinde imzalanan sözleşme ile devir şartları hükme bağlanarak özelleştirme gerçekleştirilmiş ve Karabük Demir Çelik Fabrikaları, Kardemir AŞ tarafından devir alınmıştır.

2 Aralık 2010 Perşembe

KAYSERİ SÜMERBANK AÇILIŞ TÖRENİ 1935

Cumhuriyetin ülkemize kazandırdığı en önemli kuruluşlardan biri olan Sümerbank Kayseri fabrikasının açılış töreni (16 Eylül 1935) videosunu paylaşıyorum.Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından kurulmuş ilk fabrikadır. Rusya’dan alınan krediyle ve Ruslar tarafından inşa edilmiştir.

Bu amaçla Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikalarını inşa etmek, fabrikalarda kullanılacak makinaları temin etmek ve fabrikalarda çalışacak kişilerin eğitimini sağlamak üzere Rusya'da TURKSTROY devlet firması kurulmuştur,firmanın türk muhatabı SÜMERBANK'tır.

Sümerbank Kayseri Pamuklu Sanayii Müessesesi`nin temeli, 20 Mayıs 1934 günü atılmış,fabrika 16 Eylül 1935 günü işletmeye açılmıştır.

Fabrikanın kapatılması için 9.8.1999 tarihinde karar alınmış. İşletme 2001 yılında tasfiye edilip, Erciyes Üniversitesi`ne devredilmiştir.


Törende,İktisad Vekilimiz Celal BAYAR,Adalet,Sağlık bakanlarımız, Rusya elçilik protokolu, Turkstroy ve Sümerbank üst düzey yöneticileri görülüyor. Ayrıca Kayseri Halk partisi il başkanının, Rusya adına bir mühendisin kısa konuşmaları ve Kayseri'li bir genç kızın yazdığı şiiri okuması görülüyor.

İlhan ÖDEN