Sümerbank'ın ilk dokuma fabrikası Kayseri Bez fabrikası, ikinci açılan fabrika Ereğli Sümerbank fabrikasıdır. Bu iki fabrika sadece dokuma fabrikasıydı. Nazilli Basma fabrikası ise cumhuriyet döneminde açılan üçüncü Sümerbank fabrikasıdır. Hem dokuma hem de basma kabiliyetine sahip olduğu için "Kombina" olarak sınıflandırılmıştır.
Dışarıdan sadece hammadde ve yakıt alınacak, diğer tüm ihtiyaçlarını kendi imkanlarıyla sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. Elektriğini ve basma işlemlerinde kullanılacak buharı üretmek için, termik santrali, yeterli su kaynakları, makinaların yedek parça ve diğer aksamlarının yapımı ve tamiri için gelişmiş atölyeleri ve destek üniteleri vardı.
Atölye kompleksi. Dökümhane,Modelhane,Demirhane,Marangozhane,Tenekehane,Tarakhane,Kaynakhane ve Mekanik atölyeden oluşmaktaydı. Ayrıca atölye bünyesinde o günün şartlarında kullanılan en hassas ölçü aletleri ve mastarlara sahip bir de Takımhanesi mevcuttu. Bu atölyeler seferberlik ve savaş hallerinde ağır ve hafif silah üretebilecek şekilde en modern imalat makinalarıyla donatılmıştı...
Balya ile fabrikaya giren pamuklar, çırçır makinalarında çekirdeklerden ayrılır, hallaç makinalarından sonra sırasıyla tarak,fitil... gibi bir dizi makinalarda işlenerek iplik halina getirilirdi. Bu iplikler daha sonra dokumada atkı ve çözgü iplikleri olacak şekilde işlemlerden geçirilip, tezgahlarda dokunur, kumaş haline getirilir,Basma ünitesinde desen basılıp,türlü terbiye işlemlerinden geçerek, meşhur "Nazilli basması" olarak satışa sunulurdu.
Fabrikamızın çalışma sistemini kısaca böyleydi.
Fabrikamızın çalışma sistemini kısaca böyleydi.
Kayıtlarda açılış yıllarında fabrikada 3500- 4000 kişinin çalıştığı yazılır. Bu kadar çok kişinin çalıştırılmasının iki önemli sebebi vardı.
Tarım ülkesiydik, tarımda bile henüz makina kullanılmazken, tamamen gelişmiş makinalardan oluşan böyle bir kombinada çalışabilecek yeterli teknik elemanımız yoktu. Hemen her müracaat eden işe alınıyor, ilkokul çağındaki çocuklar hatta cezaevlerindeki mahkumlar bile fabrikada çalıştırılıyordu. Makina kullanma becerisine ve deneyimine sahip olmadıkları gibi çoğu okuma yazma bile bilmiyordu. Bu durumda işçilerden kısa vadede verim almak mümkün değildi.
Fabrikanın üretim yapabilmesi için "işi, çok kişiyle yapmak" dışında başka seçenek yoktu. İlk on yıl çalışanları eğitmek, okuma yazma öğretmek ve yapabilecekleri kadar işi öğretmekle geçmişti...
İkinci sebep ise başka vilayetlerde açılacak olan Sümerbank fabrikalarında çalışacak teknik kadroları yetiştirmekti. O yıllarda ülkemizde henüz meslek okulları yaygınlaşmamıştı.
Rusya da eğitim gören Dokuma şefi Mithat Ertana, Dokuma ustalığından, Teknisyenliğe geçen Şerif Erçiçek, İplik Teknisyeni Cihat Piyancı ve Eğitim Uzmanı Hikmet Arat'ın bu konuda önemli katkılarının olduğunu gerek fabrika içi eğitimde, gerekse Eskişehir ve Denizli Sümerbank fabrikasından yetiştirilmek üzere Nazilli'ye gönderilen usta adaylarının sertifikalarındaki imzalarından ve kurs sonu çekilen hatıra fotoğraflarından anlıyoruz.
Rusya da eğitim gören Dokuma şefi Mithat Ertana, Dokuma ustalığından, Teknisyenliğe geçen Şerif Erçiçek, İplik Teknisyeni Cihat Piyancı ve Eğitim Uzmanı Hikmet Arat'ın bu konuda önemli katkılarının olduğunu gerek fabrika içi eğitimde, gerekse Eskişehir ve Denizli Sümerbank fabrikasından yetiştirilmek üzere Nazilli'ye gönderilen usta adaylarının sertifikalarındaki imzalarından ve kurs sonu çekilen hatıra fotoğraflarından anlıyoruz.
Eğitim çalışmalarıyla ve yeni işe alınan çalışanların eğitim seviyeleri yükseldikçe, verimlilik artmış, zamanla çalışan sayısı, olması gereken 1800-2000 seviyelerine düşürülmüştü.
Rahmetli babamın anlattığına göre 1960-75 yılları arasında dokuma ünitesinde verimliliği arttırmak için ilginç bir uygulama yapılıyormuş.
Dokuma salonu makina parkı, 48 tezgahtan oluşan "komple" denilen gruplardan oluşur. Her komplede bir usta iki dokumacı ve bir masuracı çalışır. Bunlar o komplenin üretim randımanına göre ekstra prim alırlar. Ne kadar çok üretim olursa o kadar çok prim maaşlarına eklenirmiş.
O yıllarda kompleler arasında yarışma düzenlenir, bir komplenin üç vardiyasının toplam randımanına göre haftanın en verimli komplesi "Salon birincisi" seçilirmiş. Birinciliği kazanan kompleye bayrak dikilir, üç vardiyada çalışan tüm personele normal primden başka ayrıca birincilik başarı pirimi ödenirmiş.
Birinci olan bayrağı kaybetmemek, diğerleri bayrağı kazanmak için çabaladıkça, birinci olamayanlar bile normal üretimlerinin üzerine çıktıkları için yine önceki dönemlere göre daha fazla para kazanırmış. Bu rekabet hem çalışanlara, hem de fabrikaya kazandırmış.
Üretimi arttırmaya yönelik bu güzel uygulama, ne zaman sona erdi bilmiyorum. İşe başladığım 1983 yılında devam eden böyle bir uygulama yoktu. Bizden önceki jenerasyondan, dokumada çalışan ağabeylerimiz bu akıllıca uygulamanın detaylarını daha iyi bilirler.
Sümerbank'ın pek bilinmeyen güzel bir özelliğini daha kısaca anlatmış oldum...
Sevgiyle kalın İLHAN ÖDEN
Sümerbank'ın pek bilinmeyen güzel bir özelliğini daha kısaca anlatmış oldum...
Sevgiyle kalın İLHAN ÖDEN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder