FABRİKA SALONU VE ATATÜRK TABLOSU
Nazilli Sümerbank basma fabrikası o dönemde çevre iller ve Nazilli'nin, çeşitli etkinliklere en uygun şekilde yapılmış sosyal tesislere sahip tek kuruluşuydu.
Hele tablonun asıldığı büyük salon fabrikanın en gözde mekânlarından biriydi. Tablo, normal giriş yapıldığında salonun sağ tarafında, sıcak mevsimlerde yan kapılar açıldığında ise tam karşı duvarın ortalarında salona girenlerin göz göze gelecekleri pozisyonda asılı dururdu.
Tahminime göre yaklaşık 2,5 metreye 3 metre boyutlarında vardı. Açılış gününde salonda üslup bakımından aynı ressamın fırçasından çıktığını tahmin ettiğimiz daha küçük boyutta İsmet İnönü ve Celal Bayar tabloları da varmış. Bu tablolar sonraki yıllarda kaldırılmış. Bizim çocukluğumuzda salonda yalnız Atatürk'ün portresi asılıydı. Tablo, resimden çok anlamasam da benzeri az bulunan, sadece bir iki kahverengi tonla yapılmış sanki paraların içindeki gizli Atatürk figürleri havasında etkileyici bir tabloydu.Büyük salonun tavanına yakın 7-8 metrelik yükseklikten yere kadar uzanan Sümerbank kumaşı bordo perdelerin tam ortasında yer alır salondakilere tepeden bakardı.Altında yine aynı kumaştan yapılmış perdelerin kapattığı yemek salonuna açılan bir kapı vardı.
Bu salon farklı amaçlar için kullanılan adeta müessesenin vitrini olma özelliğinde, otomatik açılıp kapanan perdelere sahip müstakil sahnesi, kulisi olan, sahnenin tavana yakın üst ortasında zamanı hep doğru gösteren yuvarlak bir saat yer alan, çok fonksiyonlu, modern bir salondu.
Salonun sahneye yakın iç köşesinde bazı yazılarda, o yıllarda varlığından hayretle bahsedilen meşhur piyanomuz dururdu. Piyanonun üstünde aynı perdeler gibi bordo bir kumaş, örtülüydü.
Her çocuk istediğinde piyanonun tuşlarına dokunabilir, işi yaramazlık ve rahatsızlık boyutuna taşımadığı sürece biraz "tıngırdatmasına" izin verilirdi.
Salonun en önemli özelliği sinema salonu olarak da kullanılmasıydı. Fabrika ilk açıldığı zaman Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Nazilli’ye çalışmak için gelen okul görmemiş, şehir hayatına uzak nispeten cahil sayılabilecek çalışanlarına, modern hayatı tanıtmak amacıyla zorunlu olarak seçkin sinema örneklerinin izlettirildiğini böylece bir nevi eğitim ve adap-ı muaşeret öğretilen bir kültür merkezi olarak kullanıldığını büyüklerimizden duyardık.
Sinema daha sonra, haftada iki gün büyüklere, Cumartesi gündüz de çocuklara, küçük bir ücretle seçkin filmler izlettirilen bir sinema haline getirildi.
Özellikle Cumartesi çocuk matinesinin Sümerbank çocuklarının anılarında çok önemli bir yeri vardır. O zamanlar cumartesi günleri yarım gün okula gidilirdi. Okuldan bir an önce eve gelir apar topar üstümüzü değiştirir, iki lokma yer yemez koşarak evden çıkardık.
Sinema vakti gelmeden fabrika bekçileri bizi içeri almadıkları için nizamiye kapısının önünde bekler, Sümerbank’tan sağlık nedeniyle ayrılmış kapı önündeki yeşil alanda mavi arabasıyla çekirdek satan Aydın amcadan gazoz çekişen çocukları seyrederdik.
O zamanlar fabrika önü bugün olduğu gibi geniş meydan halinde değildi. Nizamiyenin sağ ve sol taraflarında üçgen şeklinde simetrik olarak birbirine bakan büyük çam ağaçları altında ortası çimli yeşil demir borularla çevrilmiş küçük park gibi yeşil alanlar vardı, 1970 li yıllarda bu ağaçlar kesilip Nizamiye önü meydan haline getirildi.
Çocuk seansı saat tam 14.00 de başlar o saatten 10 dakika öncesine kadar nizamiye kapısının önünde beklerdik. Bekçi başı İlhami pencereden işaret verince bekçiler kapıyı açar çekirge sürüsü gibi sinemaya doğru koşardık.Salona girince işte bu Atatürk tablosu bize sanki “Uslu durun çocuklar” der gibi tepeden bakardı.
Sinema sorumlusu, rahmetli Tayyare Nuri sert bir adamdı ya da özellikle bize kendini öyle gösterirdi. Yüzlerce çocuğu bir sinema salonunda 1,5-2 saat kontrol altında tutmak herkesin harcı değildi. Sinemada çekirdek yiyenleri yakalamak uzmanlık alanıydı. Tayyare Nuri’nin feneri yandığında yerde veya elimizde çekirdek kabuğu varsa kendimizi kapının önünde bulurduk.
Kapıda rahmetli Apartman Mustafa durur, sinemanın temizlik ve sandalye düzenini Odacı Yaşar amca yapardı. Bir de Makinist Rüştü amca vardı bu personel fabrikanın çeşitli ünitelerinde çalışır sinema hizmetlerini ekstra mesai ücretiyle yaparlardı. Mekanları Cennet olur inşallah.
Yazları yazlık bahçesinde sinema yine aynı personelle haftada 3 gece hizmet verirdi. 1970 li yıllarda erotik filmler furyası ve televizyon yaygınlaşıncaya kadar Sümerbank sineması faaliyetine devam etti.
Salonun diğer bir hizmeti ise düğünler ve özel günlerde yapılan balolardı. Pek çoğumuzun abisi, ablası, amcası ya da dayısı bu salonda yapılan düğünlerle evlenmişti. Fabrika mensupları çok az bir parayla bu hizmetten yararlanırdı. Salonda sadece modern balo şeklinde düğünlere izin verilirdi, geleneksel, davullu zurnalı düğünlere kesinlikle izin verilmezdi.
Salon, turneye çıkan profesyonel, amatör tiyatro gruplarına, okul gecelerine, çeşitli meslek kuruluşlarının balolarına, sergi ve defile gibi etkinliklere, seminer, konferans, sendika, Sümerspor, ölüm yardımlaşma, yardım sandığı ve cami derneği gibi fabrikaya bağlı yan kuruluşların genel kurullarına da ev sahipliği yapar bu etkinlikler vesilesiyle çalışanlarının kültür çıtasını neredeyse Avrupa seviyesinde tutardı.
Nazilli Sümerbank mensuplarının çocuklarından üniversite sınavını kazanan ya da memuriyet nedeniyle büyük şehirlere gidenler, bu etkinlikler sayesinde bocalamadan yeni ortamlarına kolayca uyum sağlarlardı.
Elbet Atatürk orada değildi, bizleri izlemiyordu ama çalışanlar ve aileleri, Sümerbank sayesinde, o dönemin bazı Avrupa ülkelerinden bile ileri standartlarda modern bir hayat yaşıyorlardı.
1950-60 yıllarında Nazilli bağlı olduğu Aydın ve yakınındaki Denizli vilayetinden nüfus ve diğer faktörler Bakımından daha ileri bir yerleşim birimiydi. O yıllardaki kayıtlar incelendiğinde böyle olduğu açıkça görülecektir.
Geçmişte bu salonun çatısı fabrikanın diğer tüm çatıları gibi her yıl Sümerbank inşaat bakım ustaları tarafından, dört-beş kat ham bez ve sıcak zift kaplamasıyla yenilenirdi, iç tavan kaplaması yine özel bir sistemle bezle kaplanmıştı.
Sümerbank istese bütün çatıları en kaliteli malzemelerle kaplayabilirdi. Çatıların zift ile kaplanması olası bir hava saldırısı sırasında uçaklar tarafından görülmesini engellemek bakımından, kamuflaj amaçlıydı. Fabrikada yıl boyunca sadece çatı kaplama işi yapan özel ekipler vardı.
Sümerbank istese bütün çatıları en kaliteli malzemelerle kaplayabilirdi. Çatıların zift ile kaplanması olası bir hava saldırısı sırasında uçaklar tarafından görülmesini engellemek bakımından, kamuflaj amaçlıydı. Fabrikada yıl boyunca sadece çatı kaplama işi yapan özel ekipler vardı.
Fabrikanın üniversiteye devriyle bu işlem yapılmaz olunca, fabrikanın adeta kültür merkezi olan, tarihi salonu, yağmurlardan kalıcı zarar gördü. Sonradan üniversite tarafından, çatı galvanizli saclarla kaplatıldı ama diğer binalar gibi salon da SiT korumasında olduğu için gerekli tamiratlar bir türlü yapılamadı.
Bildiğim kadarıyla, fabrika balo ve sinema salonunun hikâyesi anlattım. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
Teyyare Nuri: (Nurettin Boztepe) Sümerspor otuncusuydu, lakabının futbolculuk günlerinden kalma olduğunu düşünüyorum.
Apartman Mustafa: (Mustafa Demirezer) İyi Voleybolcuymuş, Lakabının, uzun boylu ve iri yapılı olmasından yakıştırıldığını zannediyorum.
Gazoz çekişme : Gazoz şişesi çalkalanır bir süre beklenir kapak açıldığında gazozun taşıp taşmayacağı konusunda bahse girilirdi. Gazozozun taşacağına inanan çocuk açacakla gazozu açar, gazozun taşmayacağını iddia eden çocuk şişeyi tutardı. Kapak açıldığında gazoz şişeden taşarsa şişeyi açan, taşmazsa şişeyi tutan kazanırdı. Kazanan gazozu içer kaybeden gazoz parasını öderdi. Özellikle gençlerin oynadığı kumarı çağrıştıran, şimdilerde unutulmuş, eski bir oyundu.
Apartman Mustafa: (Mustafa Demirezer) İyi Voleybolcuymuş, Lakabının, uzun boylu ve iri yapılı olmasından yakıştırıldığını zannediyorum.
Gazoz çekişme : Gazoz şişesi çalkalanır bir süre beklenir kapak açıldığında gazozun taşıp taşmayacağı konusunda bahse girilirdi. Gazozozun taşacağına inanan çocuk açacakla gazozu açar, gazozun taşmayacağını iddia eden çocuk şişeyi tutardı. Kapak açıldığında gazoz şişeden taşarsa şişeyi açan, taşmazsa şişeyi tutan kazanırdı. Kazanan gazozu içer kaybeden gazoz parasını öderdi. Özellikle gençlerin oynadığı kumarı çağrıştıran, şimdilerde unutulmuş, eski bir oyundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder