ESKİ NAZİLLİ SOKAK DÜĞÜNLERİ.
Bu yazımda size bildiğim kadarıyla eski Nazilli düğünlerini anlatacağım. O zamanlar Nazilli'de düğünler iki aşamalı olurdu. Cumartesi gecesi kadınlara çengili, Pazar günü öğle saatlerinde erkeklere içkili, yemekli ve davullu, klarnetli düğünler yapılır, düğün sonrası oğlan evinden "gelin almaya" gidilirdi.
Kadın düğünlerinde çalgıcı takımı bir cümbüş ve darbuka, bir de para toplayan kadından oluşurdu. Bu kadın "Ben oyun bilmem, oynamam" diye nazlanan kadınları kollarından asılıp zorla oyun alanına çekerdi. Oyun alanına nazlana, nazlana çıkan kadınlar ortaya çıkınca "kırk yıllık dansözlere taş çıkartırcasına" gerdan kıvırır, göbek atarlardı. Hatırladığım dönemlerin gözde çalgıcıları "Didar" isimli kızıl saçlı cümbüş çalan bir kadın ile "Kör Orhan" isimli gözleri görmediği için kadın düğünlerinde çalmasında sakınca görülmeyen kara gözlüklü erkek çalgıcılardı. Bu iki çalgıcı o dönemin en popüler çalgıcılarıydı. Didar'ın kadın görünümlü olmasına rağmen aslında kadın olmadığı söylentileri kulağımıza gelirdi. Yeri gelmişken yazayım kadın düğünleri erkeklerin görmemesi için kilim ya da hasırlarla çevrili alanlarda yapılırdı. Bu işlem kadınların daha rahat eğlenmeleri için yapılırdı ama erkekler ağaç ve duvar üzerinden ya da çevredeki çatılarda mevzilenir uzaktan da olsa oynayan kadınları izlerlerdi. Yaşımız küçük olduğu için annemizin yanında, kadınlar arasında düğünü izlememiz kadınları rahatsız etmezdi. Çalgıcılar o dönemin "Çadırımın üstüne şıp dedi damladı, Kızım seni Ali'ye vereyim mi, Cam kesti, cam kesti, Dol kara bakır dol" gibi popüler şarkılarını kendilerine göre değiştirerek ve özellikle detone ve cırtlak şekilde tarzlarına uydurarak söylerler arada "aman yel ley lom" gibi uydurmasyon nakaratlarla, kadınlara komik benzetmeler içeren laflar atarak, espriler yaparak düğünü şenlendirmeye çalışırlardı. Kadın düğününün en önemli anı kuşkusuz kına yakma töreniydi. Bu törenin ardından düğün kaynanaların, görümcelerin, gelinin arkadaşlarının sırayla konu komşunun düğün sonuna kadar oynamalarıyla devam eder gece yarısına yakın bitirilirdi.
Erkek düğünü, ertesi gün öğle saatlerinde düğün yemeğiyle başlar, yemek yenip içki içilirken bir yandan çalan davullu, klarnetli küçük orkestranın çaldığı zeybek havaları ile yavaş yavaş, düğün atmosferine girilirdi. Erkek düğünlerinin en gözde havaları "Sepetcioğlu oyun havası" ile bir kişinin kasap olup, kurban rolü yapan bir arkadaşının gözlerini mendil ile bağlayıp, kesip şişirip, derisini yüzdüğü "Kasap Havası" oyunuydu. Yediği yemeğin ve içtiği içkinin etkisiyle hafiften çakır keyif olmuş oyuncu elindeki bıçakları kah bacak arasında, kah ensesinde, kah önünde birbirine vurarak yerde yatan kurbanın etrafında zıplaya, seke tehlikeli bir şekilde dönerek oynar bu esnada davetlilerde olası bir yaralanma korkusu yaratarak oyununu tamamlardı. Kasap havasını çok güzel oynayan, oynarken de, üzerine burun ve komik bir bıyık monte edilmiş gözlük takan bir amcanın hayali bu bölümü yazarken adeta gözlerimin önüne geldi, bana "Ilhan, sakın beni yazmayı unutma" der gibiydi…
Önce, oynarken "Kolu mendille bağlanan" damadı bağlayana yüklüce bahşiş verilerek çözülür, ardından babaların, ağabeylerin, amcalar, enişteler ve damadın arkadaşlarının sırayla oynadıkları oyunlarla düğün devam eder ve sonlanınca düğünün en hareketli, ve heyecanlı bölümü olan gelin alma alayının hazırlıkları başlardı.
Gelin alayı bayrak ve çalgıcıların arkasına sıralanır gelin alma havaları eşliğinde kız evine doğru ilerlerdi. O zamanlar arabalar bu kadar yaygın değildi, daha eskiden gelin ata bindirilip alınırmış benim hatırladığım zamanlar alayın önünde sadece süslenmiş eski model bir Amerikan arabası kullanılırdı. Kız evinin önünde çalınan davullar ve oynanan oyunlardan sonra kız evden alınıp arabaya bindirilir, gelin gireceği eve doğru hareket edilirdi. Bu sırada davul ile klarnet "mehteranın zafer marşına" benzer coşkulu, kıvrak havalar çalar, asıl macera da bundan sonra başlardı, düğün evinde içtikleriyle ayakta zor duran sarhoş davetliler, gelin arabasının önüne geçip, rakı, tavuk, para gibi isteklerle defalarca gelin alayını durdurarak isteklerinin gerçekleştirilmeden arabanın önünden çekilmezlerdi. Bazen ölçüyü kaçırıp sınırı aşanlar olur, yaralamayla sonuçlanan kavgalar bile çıkardı. Gelin alayı 15 dakikalık yolu böyle dura kalka 1-2 saatte gelir. Gelin ve damat eve girinceye kadar devam ederdi. İşte böyle...
Eski Nazilli sokak düğünlerinden aklımda kalanlar bunlar. Başka bir yazımda Eski Nazilli'ye dair bildiklerimi anlatmaya devam edeceğim. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder