24 Mayıs 2012 Perşembe

SÜMERBANKLILAR BULUŞMASININ ARDINDAN.

Uzun zamandır hazırlıklarını yaptığımız toplantılarımızı yaptık.Güzellikleriyle,yanlışlarıyla değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum.

Bu toplantılar için yaklaşık 2 aydır Sümer ilkokulu ve ADÜ Sümer kampusü yönetimiyle tek başıma uğraşıyorum. Sümer ilkokuluyla hiç problemimiz olmadı ama Üniversite, fabrikaya kimseyi sokmuyor,soksa bile fotoğraf çektirmiyor içeride dolaştırmıyordu. Toplantının fabrika içinde yapılması için çok çaba sarfettim.

Sümer İlkokulu,Sümerbanklılar toplantımız için okul salonunu kullanmayı hatta ücretsiz çay vermeyi bile teklif etti,kabul etmedim.Çünkü Sümerbanklılar mutlaka fabrikada toplanmalıydı, daha  ilk toplantıda başka bir yerde toplanmak bize yakışmazdı.

Bildiğiniz gibi, bir aydan beri bu toplantının "Yitirdiğimiz Sümerbanklıları anmak,sohbet etmek ve hasret giderme" toplantısı olduğunu,gerek karikatürlerle gerek duyurularla defalarca belirttim.

Amacım Nazilli Sümerbanklıların kitle olarak hafife alınmayacak kadar güçlü olduğunu Nazilli'yi yönetenlere  göstermek ve bundan sonra asıl sahipleri olan Sümerbanklılara, fabrika kapılarının açılmasını sağlamaktı. Nazilli kaymakamını,Sümer kampüs müdürünü ve Nazilli Belediye başkanımızı bu amaçla toplantımıza davet ettik. (Belediye başkanı umre 'ye gittiği için toplantımıza katılamadı.)

Gördüğünüz gibi,toplantımızda ilk sözü ben aldım birkaç giriş sözü söyledikten sonra özellikle, vurgulayarak"Bugün burada mikrofonlarımız herkese açık olacak,herkes istediğini söyleyebilir ama biz bugün burada siyaset konuşulmasını istemiyoruz,10 yıl sonra fabrika neden kapandı,kapatılmasaydı ne olurdu? Bunları konuşmak için çok geç,biz bugün burada bundan sonra Sümerbank için neler yapabiliriz,onu konuşmak istiyoruz " dedim. (video kaydı aşağıda)


Siyaset konuşulmasını istememe sebebim.İlk toplantının polemiklere boğulup gitmesini önlemek içindi ve orada olan kaymakam,kampüs müdürü ,konuklar, kısaca herkese yönelik bir  "temenni"  idi.

Benim etim ne, budum ne? Millete siyaset yasaklamak ne haddime?

Nitekim isteyen herkese mikrofonu verdim ve kimsenin konuşmasına engel olmadım,müdahale etmedim.

Benim bu iyi niyetli gayretim yanlış değerlendirildi. Üzüldüm, kırıldım.

Eğer bir dahaki toplantıyı yine ben düzenlersem, toplantıdan önce bir anket yapacağım Sümerbanklılara toplantılarda siyaset konuşmayı isteyip, istemediklerini soracağım.Anketten "Siyaset konuşulmasını istiyoruz" sonucu çıkarsa en çok da ben konuşacağım.

Bu sayfaları takip edenler bilir,Kampüste yapılan,kimsenin görmediği farketmediği yanlışları burada en çok anlatan benim,eleştiriyi de övgüyü de gerektiğinde çekinmeden yapan benim.

Benim çizgim Atatürk ve Sümerbank çizgisidir. Bu çerçeveye giren her siyasi görüşe saygım vardır.

Nazilli Sümerbank facebook sayfasında,hakaret içermeyen ve terbiye sınırlarındaki hiçbir mesaja müdahele etmiyorum. Sümerbank adına leke getirmemek için kimseyle polemiğe girmiyorum. Başkalarının yanlışlıklarını sayfaya taşıyıp afişe etmiyorum,kimseyi sabote etmiyorum.Kişisel düşüncelerimi yazmak için Nazilli Sümerbank profilinden çıkıp,kendi profilimden yeniden facebook'a girip mesaj yazıyorum. Futbol,dini konular gibi her yöne çekilip bizi yaralayacak parçalayacak paylaşımları sayfaya sokmuyorum. Çünkü o sayfa benim sayfam değil tüm Nazilli Sümerbanklıların sayfası ben sadece orayı yönetiyorum.

Ama burası benim kişisel sayfam.Burada istediğim herşeyi en açık şekilde yazarım,anlatırım.

Nazilli'nin siyasi partilerine,sivil toplum örgütlerine, siyasetçilerine sesleniyorum.10 yıldır Sümerbank konusunu ne bir panel ne bir toplantı yapıp konuşmadınız. Ölü toprağını üstünüzden atın, bir toplantı düzenleyin  sabahtan akşama kadar doya doya siyaset konuşalım.Fabrika kapatılırken neredeydiniz, öğrenelim.Herkes eteğindeki  taşları döksün.

Artık o toplantıda,Rahmetli başbakan Ecevit'in DSP,ANAP,MHP koalisyon hükümetinin, Nazilli Basma Fabrikasını kapatma kararı mı konuşulur.DYP,CHP, koalisyonunda Çiller'le birlik olup CHP'yi bitiren pısırık  politikacıların imzaladığı özelleştirme kararları mı konuşulur. AKP döneminde makinaları nasıl çalındığı mı konuşulur, orasını bilemem...

Ama bunu mutlaka yapın ve lütfen.!

Siyaset konuşmak için, Sümerbanklıların bir daha ki toplantısını beklemeyin...
Not :
Nazilli'yi yönetenlere ve Sümer kampus yönetimine, Sümerbank camiasının ne kadat olgun ve büyük olduğunu en güzel  şekilde gösteren arkadaşlarıma bu vesile ile tekrar teşekkür ederim. Sevgiyle kalın.     İlhan ÖDEN

9 Nisan 2012 Pazartesi

BAŞKA TREN (GIDI GIDI)

Bu yazımda 1976-77 yıllarında, Nazilli Basma Fabrikası Yardım Sandığında bir süre beraber çalıştığım,Şair Emin ÖZEN ağabeyimin yazdığı güzel bir Gıdı gıdı şiiri paylaşacağım.Şimdiye kadar, Gıdı gıdı treniyle ilgili pek çok yazı,belge,fotoğraf paylaştım ama nasıl olduysa Nazilli yerel basınında yayınlanan bu şiiri atlamışım.

FOTOĞRAFI DAHA BÜYÜK GÖRMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.
Nur ELMASÇILAR -Veliddin SAYGIN - Emin ÖZEN - İlhan ÖDEN

Sümerbank ve özellikle Nazilli Basma fabrikasıyla ilgili yazılarımı takip eden bir arkadaşım, Nazilli'deki küçük bir çorbacı dükkanında çerçeve içinde asılı Gıdı gıdı şiirini görüp beni telefonla arayıncaya kadar böyle bir şiirin varlığından haberim yoktu.

Hemen arkadaşla buluşup çorbacı dükkanına gittim. Şiiri gördüm. Dükkan işletmecisi Nazilli Sümerbank iplik ünitesinden emekli İbrahim abiye, şiiri çerçeveletip dükkanında koruduğu ve bizlerle ulaşmasını sağladığı için tüm Nazilli Sümerbanklılar adına teşekkür ederim.

Şair M.Emin ÖZEN

Bu güzel şiirin yazarını kısaca tanıyalım.
1927 yılında Aydın’ın, Bozdoğan ilçesinin, Yenice (Köte) köyünde doğdu.Küçük yaşta edebiyatla,özellikle şiir ile ilgilenmeye başladı.İlk şiirleri Ankara Halkevi yayını Yurt gazetesinde yayınlandı. 1964-65 yıllarında ,Nazilli, Sabah ve Gerçek Gazetelerinde şiir yazmaya devam etti.Aydın-Hüraydın, Yenigün, Çınaraltı ,Hareket,Köypostası,Türke doğru, Kemalizm ve Kaynak dergilerinde şiirleri yayınlandı.

Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası Yardım sandığından emekli oldu.Dört çocuk babası olan şair M.Emin ÖZEN,Nazilli’nin Yeni mahalle semtinde ikamet etmektedir.

Halen, Çağrı,Gülpınar,Simav Anadolu dergilerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Şair M.Emin ÖZEN'e Gıdı gıdı trenini çok güzel anlattığı bu şiiri için teşekkür ederim.İlhan ÖDEN

20 Mart 2012 Salı

OKUL ve CAMİ

Bu güne kadar Nazilli basma fabrikası ile ilgili pek çok yazı yazıldı, Nazilli’ye getirdiği yenilikler, Nazilli ekonomisine, kültür, sağlık, spor ve sosyal hayatına yaptığı katkılar onlarca kez gazete ve dergi sütunlarında yer aldı. Özellikle geçtiğimiz yıl, Yazar Banu AVAR ve Tarihçi Sinan Meydan’ın katıldıkları Tv. programlarında ve yazılarında fabrikamızdan övgüyle bahsettiler. Fabrikamızın, Venezüella’da ki kopyasından, Gıdı gıdı trenimize, hamamından, fırınından, ızgaralı futbol sahamıza kadar her türlü özelliği anlatıldı…

Bu yazı ve programlar, o sıralarda gerek sanal âlemde, gerek reel ortamda fabrikamızı iyi bilmeyenler tarafından hayretle izlendi, okundu...

Bugün sizlere, şu sıralarda yeniden gündeme oturan, her iktidara gelen hükümetin kendi görüş ve istekleri doğrultusunda değişiklik yaptığı, yaz-boz tahtasına dönmüş eğitim sistemimiz ile ilgili bir paylaşım yapıp, çağdışı olarak nitelendirilip kapatılan Sümerbank’ın eğitime bakış açısını anlatmaya çalışacağım.

Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası, hiçbir yükümlülüğü olmamasına rağmen çalışanlarına yönelik sertifikalı meslek edindirme ve okuma yazma kurslarına devam ederken, mensuplarının çocuklarının eğitim sorununa çözüm getirmek ve çağdaş nesiller olarak yetişmelerini sağlamak için bir ilkokul yaptırıyor. Okulun inşaatına 17 Eylül 1945 tarihinde başlanıp fabrikanın açılış yıl dönümü olan 9 Ekim 1946 tarihinde yapımı tamamlanıyor.

Fabrika Müdürü Hayri Toker okulun açılış konuşmasını yapıyor.

Mikroskobundan, plastik anatomi iskeletine, geometri aletlerinden, haritalar ve projeksiyon makinesine, minik rasathanesinden, kütüphanesine kadar her türlü ihtiyacı Sümerbank tarafından karşılanıyor. Belki de pek çok Avrupa ülkesi ya da ABD. nin okulları bile henüz bu kadar donanımlı değilken.

En önemlisi,1947-1947 öğretim yılında, Nazilli Sümer ilkokulunda, okul öncesi eğitim veren “Ana sınıfı” var. O yıllarda okul öncesi eğitimi düşünmek,şaşırtıcı...

15 Ekim 1947 Nazilli Sümer ilkokulu Ana sınıfı

Türkiye’nin pek çok ilinde yeterince, köylerinin yarısından çoğunda okul yok iken… Henüz, ilköğretim bile zorunlu değil iken… 1947 yılında, sıralara yetişemeyecek küçük çocuklar için özel yapılmış minik sandalyeli, masalı karatahtalı ve öğretmeni olan bir Ana sınıfı açmak…

Yere yakın karatahta ve minik masa ve sandalyeli ana sınıfı

Atatürk Sümerbank Nazilli Basma Fabrikasını açmaya geldiğinde “Buraya bir cami, bir de okul yapın” demiş…

Atatürk ister de, Sümerbank'lılar yapmaz mı? Hem de “Âleme örnek olsun “ diye yapmışlar...

Sadece yapmakla kalmayıp, okulun,caminin badanasını, tamiratını, her türlü ihtiyacını yıllar boyu üstlenmişler, kurdukları Halkevi, yardım dernekleri ve eğitim vakıflarıyla yüzlerce öğrenciye burs vermişler...
Sümer Halkevi tarafından giydirilen çocuklar.
Bir fabrikanın bölgesine bu kadar katkı yapmasının başka örneği varmıdır? Sizce bu fabrikalar, çok para kazanmayı hedeflemedikleri için yanlış mı yapmışlardır? İsimlerini tarihten bile silmek için bu acele gayretin sebebi nedir? Herkesin bu soruların cevaplarını iyi düşünmesi lazım?

Sevgiyle kalın.... İlhan ÖDEN

(Sümer Camisini merak edenlere,kartonpiyer,vitray,ahşap işçiliği, hat işlemeli duvar ve kubbe süslemeleriyle, Sümerbank Basma Fabrikası camii hala Nazilli'nin en güzel camisidir.)

Not : Yıl 2012,Türkiye eğitim sistemi yeniden elden geçiriliyor. İktidar zorunlu eğitim 4+4+4 derken, muhalefet hayır 8+4 olsun diyor. Sonuç bugün yarın belli olacak.Artık okullar eğitim yuvası olmaktan çıktı, Öğrenciler ,öğrenmeden okulları bitiriyor. Bir şeyler öğrenmek için dershanelere avuç dolusu para ödemek gerek. Dershaneye gitmeden herhangi bir sınavda başarılı olmak imkânsız, kimse farkında değil. Belki farkındalar ama işlerine gelmiyor. Çünkü bu sisteme, bilgili kişiden çok, asgari ücretle çalışacak “amale” lazım. Eğitim kimsenin umurunda değil?

2 Mart 2012 Cuma

Atatürk Müzesine " Sera Naylonlu önlem"

Aşağıdaki fotoğrafta, Nazilli basma fabrikasının müdüriyet binasını görüyorsunuz. Binanın çatısında kırmızı daire içine aldığım ve iyice dikkat çekmesi için oklarla gösterdiğim beyazlığın ne olduğunu tahmin etmenizi istesem cevabınız ne olurdu?Aklınıza ilk gelenin “kar” olduğunu tahmin ediyorum. Evet, uzun zaman sonra Nazilli bu yıl kar ile hasretini giderdi ama karlar iki gün içinde eriyip yok oldu gitti.

Başka ne olabilir diye sorup sizi uğraştırmadan cevabı vereyim. “Sera naylonu”

FOTOĞRAFI BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN.

Sera naylonunun çatıya neden serildiğini anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Naylonun tam altındaki oda Sümerbank zamanından kalma Atatürk müzesinin olduğu oda. Muhtemelen çatı akıyor bina “Sit korumasında “ olduğu için müdahale edilemediğinden böyle uyduruk bir önlem alınmış.

Nazilli Sümerbank kapanalı 10 yıl kadar oluyor.10 yılda Atatürk müzesinin yeşil halısı rutubetten çürüdü kaldırıldı. Duvarlardaki yağlıboyalar marul yaprağı gibi katman katman kabarmış. İçerde saklanan eşyalar, kataloglar, albümler, şeref ve hatıra defterlerinin ne durumda olduğunu bilmiyoruz.


Fabrikanın başka bölümlerinin de, Atatürk müzesinden farklı olduğunu sanmıyorum. Yıllardır defalarca yazmamıza rağmen Gıdı gıdı hala yağmurun, güneşin altında korunmasız duruyor. Bisiklet garajının yarısı çökmüş öyle duruyor. Kısacası fabrikanın her tarafı dökülüyor.


Yöneticilere, yetkililere her duyurduğumuzda sevindirici cevaplar alıyoruz ama nedense bir türlü müspet bir gelişme olmuyor.


SİT alanı nedir?

“Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır…”

Ya hu bu nasıl korumadır. 2012 yılında sera naylonu ile müze korumak kadar çağdışı ve komik bir çözüm olabilir mi?

Bu işlerle ilgilenen kurum hangi kurum ise (Muhtemelen Anıtlar Yüksek Kurulu) bir an önce karar versin, ne yapılacaksa bir an önce yapılsın. Tamirat ve bakımların aslına uygun olarak yapılması için Adnan Menderes Üniversitesi, Nazilli belediyesi, Nazilli Kaymakamlığı, Aydın milletvekillerimiz üzerlerine düşen görevleri yapsınlar.

Hürriyet caddesinden Sümerpark’a, Bozdoğan’a doğru geçen herkesin hemen gözüne çarpan ve 2012 Türkiye’sine yakışmayan bu duruma bir çözüm bulunsun.

Fabrikaya sahip çıkmadık,hiç olmazsa anılarına sahip çıkalım. Bu durum Nazilliye yakışmıyor.

İlgililere ve Nazilli’yi idare edenlere duyrulur. İlhan ÖDEN



22 Şubat 2012 Çarşamba

NazillLİfe Dergisinde yerimizi aldık.

2008 yılından beri sanal alemde Sümerbank bayrağını dalgalandırma gayretlerimiz yavaş yavaş meyvelerini vermeye başladı. İnternet sitelerinin kaynak göstererek alıntılarıyla başlayan fark edilmemiz, ulusal ve yerel basında haber niteliğinde çıkan yazılarla devam etti.
Nazilli yaşamından kesitler aktarma amacıyla yayına başlayan NazilliLİfe dergisinin ilk sayısında Nazilli Sümerbank’a tam 3 sayfa yer ayırdı. Bloğumuzda daha önce yayınlanan röportaj ve anı yazılarım derginin 9. ve 30–31. sayfalarında yayınlandı.



NazilliLİfe dergisinin 9. Sayfasında Nazilli Basma Fabrikasının inşaatında ustalık yapan 100 yaşındaki Galip İNÇ ile yaptığımız röportaj yer aldı.

30 ve 31. Sayfalarda ise Nazilli basma fabrikasının göz bebeği Fabrika Bahçesi’ni anlattığım anı yazısı yayınlandı.

NazilliLife dergisi yayın hayatına devam ettiği sürece, Nazilli Sümerbank olarak bize ayrılan sayfalardan, Sümerbanklı büyüklerimizin,çalışma arkadaşlarımızın anılarını canlandırmaya, fabrikamız ile tanışmamış genç kardeşlerimize fabrikamızı anlatmaya ve Nazilli Basma fabrikasını Nazilli gündeminde tutmaya gayret edeceğiz.Selamlar,Sevgiler…
İlhan ÖDEN



20 Ocak 2012 Cuma

Selamlar,Sevgiler, KAYSERİ GÜNEŞ Gazetesine.

Kayseri'den Murat YERLİKHAN kardeşimiz,Kayseride yayınlanan "KAYSERİ GÜNEŞ " gazetesinin bugünkü baskısında yayınlanan,Sayın Kadir DAYIOĞLU'nun yazısını göndermiş.


Yazıda blog sayfamız ve benim için güzel sözler söylenmiş, sayfamızdan alıntılar yapılıp bize selam gönderilmiş. Yazıyı aynen yayınlıyor,bize selam gönderen kardeşlerime gönül dolusu selamlar gönderiyorum.

SÜMERBANK VE BUZ PATENİ…
Öldüyse toprağı bol olsun, “Karda yürümek zor!” demişti Adamo… Tabi, günümüz Kayseri’sini görse, “Buzda yürümek zor!” derdi, mutlaka…
Şimdi yazacaklarım, daha öncekilerin tekrarından başka bir şey olmayacak, biliyorum… Belki de bazıları; “müflis bezirgan gibi eski defterleri karıştırdığımı” söyleyecek, biraz da sırıtarak ama “yüz seksen kere de tekrar olsa”, yaşadığım Kayseri’yi yazacağım…
“Yandaşlar” ve “candaşlar” ve dahi üst düzey belediye görevlileri, yağışta ve rüzgarda arabadan inmediklerinden olsa gerek necip Kayseri’nin necip halkının ne çektiğini bilmiyorlar… Peki, çekenler farkında mı? Farkında olsalar, ya da olaylar arasındaki “neden-sonuç” ilişkisini bir kurabilseler, çok farklı davranırdı belediyeler…
Öyle ya, bir yaşlı hacı baba; “Allah razı olsun belediyeden, kaymayalım diye halı döşüyor, kaldırımlara!” diyor… Ah hacı baba, ah!..
Dün sabah yine çalışmıyordu, Kocasinan alt geçidinin asker tarafı yürüyen merdivenleri… Merdivenden çıktım, kendi mi de kalp rahatsızlığı, nefes darlığı çeken ya da pusette çocuğunu taşıyan bir anne yerine koydum…
Hunat önüne gelince iki kadının konuşmasına tanık oldum; “Booo… Anam seninki de mi düştü? Benim gelin dün düşmüş, kolu kırılmış!” İşte manzara bu; kar yağdı mı buz patenine dönen Kayseri kaldırımlarından, yollarından…
***
Sümerbank’ın arazisini kıymaladık, parselleyip sattık… Bir kısmını da kamu kuruluşlarına verdik ofis olarak kullansınlar diye… Fabrika kısmını da kaderine terk ettik… Hafta da en az bir gün, OR-AN toplantısına gelen ricali devlet, burunlarının dibinde duran ve mezbeleliğe dönen fabrikayı, merak edip şöyle bir gezdi mi acaba? Tamam, mirasını hovardaca harcadık ama manevi mirasına sahip çıkalım.

Bakınız, “Sümerbank’ı çok seviyorum” isimli bir veb sitesi kuran Nazilli'li İlhan Öden arşiv belgelerini de yayınlamış sitesinde… Mesela Filiz Sönmez hocamız, ilginç bir fotoğraf çekmiş kaderine terk edilen, izbe fabrikanın içinden… Bir heykel var, kasları çıkmış, çıplak bir adam, bir “çarkı” çeviriyor. Siz kime benzetirsiniz bilmem ama ben Mustafa Kemal’e benzettim…

Filiz Sönmez'in yazıda bahsedilen fotoğrafı.

Heykel bölme duvarın üstünde yer almış, duvarın yüzünde de sökülmüş bir “objenin” izleri duruyor. Ne için sökülmüş bilemem ama anılan veb-sitesinde ilginç bir fotoğraf var, muhtemelen o olabilir… Zira, form olarak benziyor…

YAZIDA DUVARDAN SÖKÜLDÜĞÜ ANLATILAN ARMA

Fotoğrafta sağda Türk ve solda Orak-Çekişli Rus bayrağı var, başaktan taş üzerinde… Ortada ise bir “mekik” vs. Altta “TURKSTROY”’un Kiril alfabesi ile yazılışı ve en altta da 1934 tarihi… İlhan Öden sitesine bununla ile ilgili şu notu düşmüş:
“(…) Kayseri ve Nazilli tekstil fabrikalarını inşa etmek, fabrikalarda kullanılacak makinaları temin etmek ve fabrikada çalışacak eğitimini sağlamak üzere Rusya’da TURKSTROY devlet firması kurulmuştur, firmanın türk muhatabı SÜMERBANK’tır.”
Fabrika’nın mimarı projesini, Rus mimar, İvan Sergeyeviç Nikolayev (1901-1979) çizmiş. Sonu malum; Fabrika kaderine terk edildi, diğer erken dönem Cumhuriyet eserleri gibi…

Bir de sitede, 20 Mayıs 1934 günü temeli atılan, bir buçuk yıl gibi kısa sürede yani 16 Eylül 1935 günü, Ekonomi (İktisat) Vekili Celal Bayar, Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu ve Sağlık Vekili Refik Saygam tarafından işletmeye açılan fabrikanın açılış töreni münasebetiyle çekilmiş bir film var. Görülmeye değer. Ruslar çekmiş, Mimarsinan Üniversitesi Sinema Televizyon Merkezi (MSÜSTM) arşivlemiş. İlhan Öden de buradan alıp, sitesine taşımış.Selam olsun kardeşimize, eline sağlık, gönlüne sağlık… Tabii, Filiz hocamıza da..

Kadir Dayıoğlu 19 Ocak 2012 Perşembe.


YAZININ YAYINLANDIĞI GAZETENİN LİNKİ ve FOTOĞRAFI
http://kayserigunes.com/yazar.asp?yaziID=1554

13 Aralık 2011 Salı

%100 ATATÜRK

Adı, Galip İnç. Tam 100 yaşında. Soyadını kendi seçmiş ulu bir çınar.Nazilli’yi Türkiye gündemine taşıyan “uzun ömürlü ihtiyar delikanlılardan” biri.


Kuşbaz mahallesinde kendine ait eski bir fırının bitişiğindeki odada, tek başına yaşıyor. Hayat arkadaşını yaklaşık 2 yıl kadar önce kaybetmiş. Çocukları var, anladığım kadarıyla Galip dedenin hayatına pek karışmıyorlar. Karışmıyorlar derken bundan “babalarıyla ilgilenmiyorlar” sonucu çıkarılmasın. Çünkü Galip dedenin onların bakımına pek ihtiyacı yok. Maşallah, her işini kendi görebilecek fiziki güce ve hayat düzenine sahip bu düzen içerisinde günlük yaşamını çocuklarının mesafeli gözetimi ve denetimi çerçevesinde özgürce sürdürüyor.

Sümerbank eksenli bir blok sayfasıyla Galip dedenin nasıl bir bağlantısı olabilir? Gibi bir soru aklınıza gelebilir. Hemen yanıtlayayım Galip dede Nazilli Sümerbank fabrikasının inşaatında çalışan ustalardan biri. Tanışmamızı Gıdı gıdı belgeseli için onu bize öneren Eşref Özbağcı kardeşimize borçluyuz.


Ön görüşme ve Gıdı gıdı belgesel çekimleri dolayısıyla Galip dede ile iki kez görüşmemiz oldu.100 yaşın verdiği zihin yorgunluğu ile soruları biraz geç algılayıp, cevaplaması dışında göze batan hiçbir problemi yok. Değişik zamanlarda yinelenen aynı sorulara yakın, yerinde ve doğru cevaplar veriyor.

Sümer park’ta yapılan Gıdı gıdı belgeseli çekimleri sırasında, fabrika arazisinin inşaattan önceki durumu, binaların yapım sıraları, zamanın ülke şartları, inşaat sırasında yaşanan ilginç olaylar ve Atatürk’ün katıldığı açılış töreniyle ilgili belgesel yönetmeni Yasin Ali Türkeri’nin sorularını tek tek cevapladı…


Şimdi parayla pek işi kalmasa bile gençliğinde çok para kazanmak için sıra dışı işler yapmış. Bu sebeple kısa bir Sümerbank çalışma hayatı sonrasında daha çok para kazandıracak işlere yönelmek için fabrikadan ayrılmış. Söz inşaat ustalığına gelince “ben iyi ustaydım” diye mesleğindeki ustalığını vurgulamayı ihmal etmiyor. Nazilli’de nasıl “domuz çiftliği “ açtığını, yetiştirdiği domuzları nasıl sattığını para kazanmak için yaptığı diğer sıra dışı işleri bize anlattı.

Gıdı gıdı belgeselinde göreceksiniz.

Galip dede günde iki kâse mercimek çorbası (ekmeksiz) dışında hiçbir şey yemiyor,100 yaşında olmasına rağmen hala kahveye gidiyor, Nazilli içinde gezintilerine devam ediyor. (Hatta röportaj için gittiğimizde onu evinde ve kahvede bulamadık) Şehir turlarında özel olarak yaptırdığı üç tekerlekli bisikletini kullanıyor.

Kırmızı bisikleti, bakımlı, pırıl pırıl, gençleri imrendirecek kadar güzel. Bizim için mahalle arasında küçük bir gösteri bile yaptı. Bisikletinin direksiyonundaki Atatürklü bayrak hemen dikkatimi çekti. Yanlızca süs olsun diye mi astığını anlamak için küçük bir yoklama yapıp,ona bayrağı sordum.


Bana ”yerli mali” şarkısını hatırlatarak, Atatürk resimli bayrağı özellikle astığını, Atatürk'ün çok büyük adam olduğunu ve onu çok sevdiğini söyledi. Yerli malı kullanmayı teşvik eden bu şarkıyı daha önce videoda kullandığım için biliyordum. Bilmeseydim belki ne demek istediğini tam anlayamayabilirdim ama yine de ondan böyle net bir cevap beklemediğim için açıkçası çok şaşırdım.

Gözleri hep çok uzak yerlere bakar gibi. Sorulara, önemli şeyler düşünen meşgul birine yöneltilen basit soruları cevaplar gibi yanıtlıyor. Gıdı gıdı'yı anlatırken gülümseyen yüzü, açılış töreninde kılık kıyafeti düzgün olmadığı için kendisini Atatürk’e yaklaştırmayanları anlatırken sertleşiyor...

Asırlık ulu bir çınar gibi dimdik, sanki bastonunu aksesuar olarak taşıyor. Allah ona herkese vermediği güzel bir hediye vermiş. İnşallah sağlıkla yaşamaya ve yaşadıklarıyla bizleri nasiplendirmeye devam eder... İlhan ÖDEN