19 Aralık 2023 Salı

FABRİKALARI KAPATAN İŞTE BU ZİHNİYET!

Makinaların "1 dakika durmasının hesabına" hassasiyet gösteriyor da yüze yakın devlet fabrikasının kapatılmasına sessiz kalıyor.
Fabrika kapanırken çalışanların %80'i emekliliğine az kalmış çalışanlardı. Biz emekli olduk, olamayan arkadaşlarda başka Sümerbank fabrikalarına gidip emekli oldular. 1985 yılında en son işe girenler de başka devlet kurumlarından emekli oldular. 
Kısacası çalışanlar fabrikaların kapatılmasından en az zarar görenler oldukları halde, fabrikaların kapatılmasına en çok isyan edenler yine Sümerbank çalışanları. 
Asıl zararı bu fabrikaların şehirlere soktuğu ekonomik gelirden pay alan küçük esnaflar ve yerel halk gördü ama en çok isyan etmesi gerekenler bakın neler söylüyor. 
Bugün fabrikalar çalışıyor olsaydı biz çalışmayacaktık. Sizin çocuklarınız çalışacak, sizin çocuklarınız iş yeri açıp ekmeğini kazanacaklardı... Cehalet bu işte...     İlhan Öden


4 Aralık 2023 Pazartesi

SÜMERBANK'LILARA SÜMERPARK'TA YER YOK!


SÜMERBANK'LILAR İSTİYOR YAPIN BAKALIM!
Biliyorsunuz yaklaşık 4 yıl önce Nazilli Sümerbanklılar derneğini kurmuştuk. Büyük umutlarla, çıktığımız yolda bizi yalnız bırakmayacaklarını umduğumuz yerel yönetim iktidarını elinde tutan belediyelere, bu partilerin seçilmiş milletvekillerine, siyasi partilerin Nazilli ilçe yönetimlerine ve üniversiteye, planladığımız projelerimizi gerçekleştirebileceğimiz bir bina için defalarca müracaatta bulunduk. Bunun için Aydın vali yardımcısından randevu alarak gidip projelerimizi anlatıp yardım istedik. Kiminle görüştüysek hepsi çalışmalarımızı takdirle karşıladıklarını belirtip desteklediklerini beyan ettiler... Maalesef biz yanlarından ayrıldıktan sonra verilen sözlerin hiç biri tutulmadı.
O zamanlar dernek başkanlığım devam ettiği, yukarıda saydığım makamlardan beklentilerimiz henüz tükenmediği ve derneğimize zarar gelmemesi için sustum. Bazı başka nedenler ve güvendiğim makamlardan umduğum desteği bulamadığım için geçen yıl Mart ayında derneğimiz olağan genel kurulunda aday olmayarak başkanlıktan ayrıldım. Yeni yönetimde de görev almadım.
Artık düşüncelerimi rahatça yazabilirim.
Yola çıkarken hedefimiz Nazilli'nin en aktif derneği olmaktı. Maalesef yaklaşık 200 dönüm Sümerbank arazisine 1 lira ödemeden sahip olan belediyeler, Sümerbank'lıların kullanımı için 100 metre kare yeri bize çok gördüler.
Birkaç gün önce arkadaşlarla Sümer Park'a gittik. Dolaşırken gördüklerim bu yazıyı yazmama neden oldu.
SÜMER Park'ta
Lunaparka yer var,
Mehter takımına yer var.
Başka derneklere yer var.
Nazilli Bisiklet gönüllülerine yer var...
Özel okullara yer var...
Hatta, hayvanlara, balıklara, ördeklere yer var.
SÜMERBANKLILARA YER YOK !
Orası bizim doğduğumuz topraklar, her köşesinde anılarımız var. Her taşını, her ağacını gördüğümüzde eski bir dostumuzu görmüş gibi duygulandığımız bizim için adeta "Kutsal topraklar" herkesten çok orada olmaya bizim hakkımız var.
Biz orada herkesin izin almadan ziyaret edebileceği minik bir Sümerbank müzesi kuracağız.
Biz orada hala araştırmacıların, üniversite ve lise öğrencilerini yoğun ilgisini çeken Nazilli Sümerbank konusunda bilgilerimizi, fotoğraf ve belgelerimizi koruyacağımız bir arşiv oluşturacağız.
Yolu düşen Sümerbank çalışanlarını, ailelerini, çocuklarını ağırlayıp ikram da bulunacağız.
Önemli günlerde Sümerbank'la ilgili etkinlikler düzenleyeceğiz.
Hepsinden önemlisi orada tekrar Sümerbank bayrağını dalgalandıracağız.
Kimse bizi küçük görmesin! Bu sayfalar hala Sümerbank'ı seven ve özleyen Türkiye ve Nazilli gündeminden düşürmeyen, Atatürk'ün emanetine sahip çıkmanızı bekleyen 15.000 takipçisiyle pek çok şeyi değiştirebilecek potansiyele sahip. Şimdiye kadar siyasi konularda pek taraf olmadık. Fabrika kapatılalı 22 yıl oldu. Sabırla bekledik ama hiç bir olumlu adım atılmadı.
Üç ay sonra yerel seçimler var, partilerin birbirinden pek farkının kalmadığı bu günlerde artık birilerinin "yanımızda olduklarını fiilen göstermelerini" bekliyoruz.
Konuşma zamanı geçti... ilhan Öden

18 Kasım 2023 Cumartesi

TALAŞ SOBALARI

 


TALAŞ SOBALARI

Nazilli Sümerbank, lojmanlarında oturan çalışanlarına kışın yakacakları, tahta parçası ve talaşlarını bile verirdi. Talaş ve tahta parçaları fabrikanın ağaç işlenen Mekikhane, masurahane ve marangozhane gibi atölyelerinden gelirdi. Düşünün yaklaşık 450 lojmana bir kış boyunca yetecek kadar talaş ve çıkıntı tahta çıkarıp, muazzam üretim yapan atölyeler. Bu atölyeler sadece Nazilli fabrikasının değil, Türkiye’deki diğer Sümerbank fabrikalarının ve hatta bazı özel tekstil firmalarının mekik, masura, vurucu kol ve diğer ağaç aksamının üretimini yapıyordu...

Kış ayları yaklaşınca fabrikanın marş motoru olmadığı için önden Z harfine benzer demir manivela sokulup çevrilerek çalışan kahverengi kamyonuna dağ gibi yüksek talaş çuvalları yüklenir, sıra ile ayrım yapılmaksızın her lojmana eşit miktarda dağıtılırdı. Herkes çuvallarını lojmanlarının bitişiklerine yaptıkları odunluklarına boşaltır, çuvalları teslim eder, dağıtım herkes alıncaya kadar devam ederdi. Tahta parçası almak isteyenlerde isimlerini yazdırır, hatalı üretilen ya da üretim sırasında kırılıp işe yaramaz hale gelen masura, takoz gibi çıkıntılar çuvallara doldurulmuş olarak gelirdi. Biz Sümerbank çocukları özellikle bu çuvalların gelmesini dört gözle beklerdik. Çuvallardan çıkanlarla kendimize, masuralardan tabanca, takozlardan, tren, araba gibi oyuncaklar yapardık...
Odunluklarımız tepeleme yakacakla dolardı. Lojmanlar küçük odalardan oluştuğundan, hemen herkes talaş sobası kullanırdı. Talaş sobaları ince sacdan yapılmış, üzerinde tamamen açılabilen kapağı, önünde sürgülü küçük bir deliği olan basit sobalardı. Üst kapak açılır önceden hazırlanmış talaş kovası sobaya yerleştirilir, kapak kapatılırdı. Öndeki küçük "Sürgülü kapak" sobanın kontrol merkezi olup yanma hızını ayarlamak bakımından çok önemliydi.

Herkesin en az 2-3 boş talaş kovası olurdu. Talaş kovası hazırlamak başlı başına bir uzmanlık gerektirirdi. Üstünkörü hazırlanan talaş kovası 5 dakikada yanar biter iyi ısıtmazdı. Önceleri bizim kovaları babam hazırlardı. Ortaokula başlayınca bu görev bana devredildi. Artık kovaları ben basacaktım. "Basmak" fiili öylesine söylenmiş bir kelime değildi. Kovaları hazırlarken ortaya hava deliği için bir boru sokulur etrafına doldurulan talaşlar önce ağır bir tokmakla vurularak sıkıştırılır, kova ortalara kadar gelince üzerine çıkılıp ayakla basılarak sıkıştırıla, sıkıştırıla doluncaya kadar basılırdı. Talaş ne kadar sıkı basılırsa kova o kadar uzun süre dayanırdı. Gevşek basılan kovalardaki talaş erkenden çöker, çökerken de sobanın alt önündeki delikten kıvılcım püskürtürdü. En çok korktuğumuz şey de kıvılcım tehlikesiydi. Sobanın önündeki halıları, kilimleri yakıp yangın çıkarabilirdi.

Fabrika İtfaiyecileri tarafından her yıl temizlenen lojman bacaları, talaş sobalarının keyfini kat, kat arttırırdı. Ilık havalarda az açılan sürgülü delik ile kalorifer gibi için için yanan talaş sobaları, soğuk havalarda önü açılınca adeta lokomotif gibi "Puf, puf, puf..." sesleriyle gürül gürül yanardı. Sobanın ince sacdan kenarları hafiften kızarırdı. İşte o zaman sıra kestanelere gelirdi. Bıçakla kabuğunu yardığımız kestaneleri üst kapağın tamamını kaplayacak kadar dizer, arada bir sobanın ayrılmaz demirbaşı uzun maşalarla kestaneleri çevirir pişirirdik. Kahvaltıda sobanın, üzerinde ekmek kızartıp tereyağı ve peynirle yemek, Sucuğu çatala batırıp sobanın ön deliğinden biraz içeri sokarak pişirmek ekstra güzelliklerimizdi...
O zamanlar mangaldan, kömür sobasından sızan gazlardan zehirlenmeler, ölümler olurdu. Talaş sobası o bakımdan da özellikle diğer sobalara göre çok daha emniyetliydi...

İşte böyle...
Yazdıklarım özel bir şey değil her Sümerbank çocuğunun bildiği, yaşadığı güzel şeyler...
Aslında Sümerbank'ın o kadar çok anlatılacak hikayesi var ki...
Neyse onları da başka zaman yazarım. Sevgiyle kalın... İLHAN ÖDEN

31 Ağustos 2023 Perşembe

Bir Nazilli Basması hikâyesi.

 


Nazilli pazarına giden köylü, Pazar işlerini tamamladıktan sonra burada oturan kızlarını ziyarete gider, eve döndüğünde karısı kızlarını sorar. Adam iç geçirerek anlatmaya başlar.

-Eeee! Hanım, büyük kıza uğradım. Bahçede sebzelerini çapalıyordu. Yağmurlar çok yağar da sebzeler yetişirse, kocası en güllüsünden Nazilli basması alacakmış.
Sonra küçük kıza uğradım. Kocasıyla birlikte Tuğla ocağında Tuğla döküyorlardı. Yağmur yağmazsa, kocası en güllüsünden Nazilli basması alacakmış.

Anlayacağın bizim kızların işi Allaha kalmış. Birisi en güllüsünden Nazilli Basması giyecek ama hangisi bilemiyorum. Kalın sağlıcakla...

27 Ağustos 2023 Pazar

FABRİKA FIRINI ve HÜSEYİN AMCA.




Bu sayfalarda ne zaman fabrika fırınından bahsetsem, herkesin aklına gelen ilk kişi fırınındaki Hüseyin amcadır. Rahmetlinin fabrika kaydında , Ahmet oğlu, 1301 doğumlu , Hüseyin Sezgin 1943 yılında işe başladığı yazılı. Kendisi, fabrikadan sağlık sebebiyle tazminatlı çıkış yapıp, Yardım sandığının yanında uzun yıllar manavlık yapan rahmetli Cemal Arıkan'ın kayınpederiydi.
Hüseyin amca sinirli bir adamdı, azarlamadığı Sümerbank çocuğu yok gibidir. Aslında, Hüseyin Sezgin amcanın aksiliği biraz da bizden kaynaklanıyordu.
Özellikle Pazar günleri fırının önünde sıcak ekmek almaya gelen çocuklarla doluyordu, ekmek çıkıncaya kadar fırının önü her türlü oyunun oynandığı adeta bayramyeri gibiydi.
Orada kartlarda yazılı okuduğu isimleri duyurmak, sağa-sola koşuşturan çocukları susturmak, nizamı sağlamak da rahmetliye düşüyordu. Yaşananların hepsini yazsak, üstüne fırının yanında akan kanalın üzerinden atlatken içine düşenleri, kanalın okaliptüs ağacından tahta köprüsünü, Sırayla üzerinden atladığımız siyah çöp varilini, fırın penceresi önünde üzerine kırlangıç gibi tünediğimiz demir boruyu, fırından yeni çıkan ekmekleri, kollarımız yana yana evlere götürürken, bir yandan ucundan koparıp, farkına varmadan yarısına kadar yediğimizi, o ekmeklerin 50 yıl sonra bile hala damağımızda kalan tadını anlatsam...
Bunlara rahmetli Kemal amcanın siyah sepetli motosikleti ve daha sonra onu satıp yeni aldığı, her gün silip pırıl pırıl yaptığı kırmızı Voswosunu, fırının uzun bacasındaki leylekleri de eklesem eminim bir kitap olur.
Kitabın baş kahramanı da, uzun boylu, vücuduna oranla küçük kafalı, çakmak çakmak bakıp, 50 yıl sonra bile hala yüreğimizi titreten renkli gözleriyle bakan rahmetli Hüseyin amca olurdu. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

14 Ekim 2022 Cuma

NAZİLLİ GEÇLERİ BU KIYAĞIMI UNUTMAYIN !

 

NAZİLLİ BASMASI

Bakın bu bir Nazilli Basması. Bilmezsiniz ama bir zamanlar Nazilli çevresinde yetişen pamuklar toplanır, Nazilli basma fabrikasında dokunur, bu basmalar basılırdı. Nazilli'nin bilinen ilk markasıydı. Ben size bir parçasını göstereyim. Kafanızda fikir oluşsun. Bir gün soran olursa "25 YAŞIMA GELDİM AMA HİÇ NAZİLLİ BASMASI GÖRMEDİM" deyip de mahcup olmayın. Aslında bu basmalardan oluşan, 15 yıl önce sergilenmeye hazırlanmış mükemmel bir arşiv var ama sanırım görmeniz için biraz daha olgunlaşmanızı bekliyorlar.

Üniversitenin yapmaya, ekonomik gücü yok. Muhtemelen niyeti de yok. Neredeyse 15 yıl oldu. Nazilli kültürünün önemli bir parçasını daha fazla elinde tutmaya da hakkı yok. Belki üniversite de yükümlülükten kurtulmak ister. Bu kültür mirasına sahip çıkacak merci, Nazilli halkı adına Nazilli Belediyesi'dir.

Gerekirse dava açılır, hukuk mücadelesi yapılır. Ya, Nazilli Sümerbank müzesi bir an önce açılır, ya da arşiv oradan alınır. İlhan Öden

10 Ekim 2022 Pazartesi

BU KUYU "PİS KUYU"

8 Ekim 2022 tarihinde Nazilli Belediyesi tiyatro salonundaki Sümerbank konulu panel sonunda yapılan soru-cevap bölümünde,  Nazilli Sümerbank'la yakından ilgilenen M. Selim Türe isimli izleyici arkadaşımız Fabrikamızın arıtma sistemiyle ilgili bir soru sordu. Beklediğimiz bir soru değildi. Panelin sonu yaklaştığı için detaylara girmeden basitçe cevaplamaya çalıştım ama bu çevre konusuna önem veren araştırmacılar için blok sayfamda detaylarıyla anlatmaya karar verdim.


Fabrikamızın çok gelişmiş kanal alt yapısı vardı. Sadece kanalların sağlıklı çalışmasıyla görevli bir kanal ekibi yıl boyunca tıkanan, çöken sorunlu kanalların tamiri ve bakımıyla ilgilenirdi. Fabrikamızın bağırsak sistemini oluşturan bu kanallar adeta bir örümcek ağı gibi büyük küçük her üniteye bağlıydı. Bu kanal ağı, fabrikamızın Güney-Batı köşesindeki yüksek güvenlik kulübesinin hemen önündeki "Pis Kuyu" ismiyle anılan büyük çukura dökülürdü.



PİS KUYU İNŞAATI

Fotoğrafta görüldüğü gibi atıkların bekletilip, çökertildiği bu kuyunun yapımına fabrika inşaatıyla aynı anda başlanmış, üretim sırasında oluşabilecek kirliliği engellemek için projeye basit bir arıtma tesisi eklenmiş. Ülkede henüz çevre bilinci gelişmemiş, yasalarda böyle bir tesis yapma zorunluluğu olmadığı günlerde bile Sümerbank üzerine düşeni yapmaya gayret göstermiş.

1985 yıllarından sonra toplumda gelişmeye başlayan çevre bilinci ve sanayi işletmelerine arıtma tesisi yapılması doğrultusunda çıkarılan kanunlar gereği, yasalara bağlılık konusunda öncülük yapan bir kamu kurumu  olan Nazilli Basma fabrikasını daha kapsamlı bir arıtma tesisi yapma yolunda harekete geçirdi. 

Geliştirilen proje, önceden buhar sisteminde kullanılıp oksijen kaybeden çürük suları geri kazanmak için yararlanılan fıskiyeli kullanım dışı eski büyük havuzların çökertme havuzuna dönüştürülmesiyle başladı.



İnşa edilen diğer gerekli bölümlerle  fabrikanın kimyasal atıklarını ve iç lojmanların atık sularını temizlemek amacıyla. o sırada faaliyeti durdurulan Gıdı gıdı treni personelinden bazı çalışanlar arıtma tesisinde görevlendirilerek sistem faaliyete geçirildi. Çevre bakanlığından onay aldı.


Fabrikanın kapatılıp üniversiteye devri sonrasında fabrikanın açık olduğu dönemlerdeki gibi kanal bakımı yapılamadığından  yaklaşık 10 yıl kadar sonra ağaç kökleri tarafından tıkanan, kazılarda hasar gören eski kanal ve arıtma sistemi kullanılamaz hale geldi.

 Sanırım şimdilerde üniversitede, fabrika dönemindeki kadar yoğun atık olmadığından, Nazilli belediyesinin kanalizasyon sistemine doğrudan bağlanarak atık sularını boşaltıyor.

Böylelikle bloğumuzda eksik olan bir bölümü öğrenip, tamamlamış olduk.
Soruyu soran M. Selim Türe arkadaşıma da teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın. İlhan Öden.