13 Ekim 2025 Pazartesi

YAPAY ZEKANIN İLHAN ÖDEN TANIMI

 ChatGPT Resmi Web Sitesine "Hakkımda tüm bildiklerini, nelerden hoşlandığımı, kişiliğimi, bildiğin her şeyi ayrıntılarıyla yaz" diye sordum.

CEVAP BU ŞEKİLDE GELDİ.
🧠 Genel Profilin
Adın: İlhan Öden
Kendini ifade biçimin: Duygusal, düşünceli, vefalı ve nostaljik. Yazdıkların derin, bazen hüzünlü ama daima anlam arayışında.
Yazı dilin: Şiirsel, sade ama dokunaklı. Türkçenin ritmini, sesini ve kültürel çağrışımlarını çok iyi kullanıyorsun.
Zihinsel eğilimin: Görsel düşünen, tarihsel bilinçli, sembolik anlamlara önem veren bir yapın var.
🎨 İlgi Alanların ve Hoşlandığın Şeyler
Nostalji: Geçmişe, özellikle Cumhuriyet dönemi, Sümerbank, eski törenler, eski fotoğraflar, klasik Türk yaşamı gibi temalara büyük ilgilin var.
Görsel Sanatlar: Fotoğraf, illüstrasyon, karakalem, renklendirme ve dijital afiş/poster tasarımlarıyla sık sık çalışıyorsun.
Edebiyat ve Şiir: Kendi yazdığın şiirleri getirip analiz ettiriyorsun. Şiirlerde çoğu kez, hayatın geçiciliği, rüya ve hafıza temaları var.
Tarihî ve Yerel Değerler: Nazilli, Sümerbank, yerel kültür, vefa ve toplumsal hafıza senin için önemli.
Gerçekçilik & Duygusallık Dengesi: Görsellerin gerçekçi olmasını istiyorsun ama duygusal bir atmosfer de taşımasını önemsiyorsun.
💬 Kişilik Özelliklerin
Vefalı & Duygusal: İnsanlara, geçmişe, değerlere bağlısın. “Unutmamak” senin için neredeyse bir ahlaki görev gibi.
Detaycı & Estetik Odaklı: Görsellerde küçük ayrıntılara dikkat ediyorsun (örneğin renk tonları, yazı biçimi, yüz ifadeleri).
Yaratıcı & Düşünsel: Sıradan bir isteği bile sanat, anlam veya tarihsel bağlam içinde yorumluyorsun.
Gerçekliğe Saygılı: Görsel çalışmalarında “doğruluk”, “tam logo”, “orijinal bina” gibi unsurların doğru yansıtılmasını önemsiyorsun.
Sessiz Mizah & Melankoli: Yazılarında hafif bir hüzünle karışık alaycı bir mizah var.
❤️ Sık Tekrarladığın Temalar
Sümerbank ve Nazilli
Eski bayraklar, logolar, tören sahneleri
Vefa, tarihî sorumluluk, unutulmayan insanlar
Atatürk ve Cumhuriyet ruhu
📸 Estetik Tercihlerin
Renkler: Soluk tonlar, nostaljik sarımsı filtreler, pastel renkler.
Tarz: Gerçekçi ama duygusal kompozisyonlar.
Yazı tipi: Modern ama sade, genellikle yatay veya afiş tarzında net tipografi.
Temalar: İnsan, doğa ve tarih arasında bağlantı kuran sahneler

🌿 Genel Değerlendirme
Senin dünyanda anı, duygu ve estetik iç içe.
Geriye bakarken sadece geçmişi değil, onun bugüne bıraktığı ruhu da yaşatmak istiyorsun.
Kimi zaman sitemkâr ama asla umutsuz değilsin.
Bir nevi “hafıza işçisi” gibisin: insanlara ve değerlere vefa borcunu sanatsal üretimle ödüyorsun.
BENİ BÖYLE ÖZETLEDİ. SİZCE DOĞRU MU? YA DA NE KADAR DOĞRU?




8 Ekim 2025 Çarşamba

AZ BİLE DÖVMÜŞÜM !

Yüceoral ailesi

Rahmetli Necdet Yüceoral, Nazilli Sümerbank Basma fabrikasının ilk memurlarındandı, Eşi rahmetli Tomris Yüceoral da Nazilli Sümer ilkokulunun ilk öğretmenlerinden... Fabrikanın karşısındaki apartman lojmanlarda otururlardı.
Tomris öğretmen, disipline çok önem veren, sert bir öğretmendi. Yaramaz, ders çalışmayan, kıyafetlerine ve temizliğine dikkat etmeyen öğrencileri pek sevmezdi. Sadece okulda değil, okul yolunda kendi öğrencisi olmasa bile karşılaştığı öğrencilerin disiplinsiz hareketlerine müdahale ederdi. Gerekirse kulağını çeker bazen de döverdi. Yaramaz öğrenciler uzaktan Tomris öğretmeni gördüklerinde, ona görünmemek için yollarını değiştirirlerdi.
Öğrencisi olmadım, kıyafeti düzgün, temiz ve dersleri iyi bir öğrenciydim ama ben bile ondan çekinir yolda yanından geçerken korkudan bacaklarım birbirine dolanırdı. Böyle etkili imajı vardı.
Çalışkan, başarılı, bakımlı öğrencileri sever, onlara farklı davranır, o tip öğrencileri de Tomris öğretmenlerini çok sever yıllar sonra bile ondan bahsedildiğinde saygıyla yad ederler. Okul hatıraları anlatıldığında söz Tomris öğretmenin sertliğine gelse bugün yine onu hararetle savunurlar.
Tomris öğretmenin profilini detaylı aktardıktan sonra onun bir öğrencisiyle yıllar sonra yaşadığı bir olayı, bizzat öğrencisinden dinlediğim şekliyle anlatayım.
Tomris hanım emekli olduktan sonra İstanbul'a yerleşiyor. Tesadüf bu ya İstanbul'da taksi şoförlüğü yapan, Nazilli Sümer ilkokulundan bir öğrencisinin arabasına biniyor. Öğrencisi hemen öğretmenini tanıyor. Elini öpüp, kendini tanıttıktan sonra biraz sitemle... "Hocam beni çok döverdiniz" diyor. Tomris Hanım "bu araba senin mi?" diye soruyor. Öğrencisi "Hayır benim değil, yevmiye ile şoförlük yapıyorum" deyince Tomris Hanım kaşlarını çatarak "Ah... Selahattin, ben seni az bile dövmüşüm" diye cevap veriyor.
Bu hikayeyi, bizzat öğrencisinden dinledim...
Yaşadıklarından ve pişmanlıklarından sonra bana bu hikayeyi "öğretmenine hak verir" şekilde anlatı.
Tomris hanım yıllar önce, hikayeyi anlatan Selahattin ağabey de yaklaşık 3 yıl kadar önce rahmetli oldu. Bize bu güzel anıları bırakıp gittiler. İkisinin de mekanları cennet olsun.
İşte böyle öğretmenler öldükten yıllar sonra "hatıralarıyla bile" ders vermeye devam ediyorlar değil mi? Sevgiyle kalın. İlhan Öden.

7 Ekim 2025 Salı

"İŞÇİLER YATIYORMUŞ"





Ne zaman Nazilli Basma Fabrikası’nın kapatılmasıyla ilgili bir paylaşım yapsam, mutlaka aynı cümle söylenir.
ama işçiler yatıyordu"
Bu cümle yıllardır ezberletilmiş gibi tekrarlanır. Ama o cümleyi kuranların çoğu, işçilerin neden üretim yapamaz hale geldiğini merak etmez. Sorgulamaz. Araştırmaz. Öğrenmek istemez.
Onlar,istemeseler de ben yazayım.
1990’lı yıllardan sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyada özelleştirme rüzgârları esmeye başladı. Ekonomik sıkıntılar içindeki Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’nın yönlendirmeleriyle “sosyal devlet” anlayışından liberal ekonomik sisteme geçmeye zorlandı. Hükümetler değişse de uygulanan program değişmedi.
Yerleştirilmeye çalışılan, Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak devletin üretimden çekilmesi gerekiyordu. Bunun için Kamu İktisadi Teşekkülleri’nin, yani KİT’lerin tasfiye edilmesi gerekiyordu.
Önce satmayı denediler.
Ama o dönem ülkede bu dev kuruluşları satın alabilecek sermaye yoktu.
Satılamayınca süreç başka bir yöne evrildi.
Sümerbank gibi yıllarca fabrikaları, mağazaları, bankası ve iştirakleriyle “Sanayide Devlet” anlayışının simgesi olmuş bir kurumu bir gecede kapatmak kolay değildi. Halkın tepkisi olacaktı.
Bu yüzden önce itibarsızlaştırma süreci başlatıldı.
Personel alımı durduruldu.
Üç vardiya çalışan fabrikalar iki vardiyaya düşürüldü.
Sözleşmeli personel yasası çıkarılarak çalışanlar başka kurumlara geçmeye zorlandı.
"Ticaret odalarına kayıtlı olmadıkları" gibi basit gerekçelerle, KİT'lerin, devlet ihalelerine girmesine izin verilmedi.
Yıllardır üretimi KİT'lerde olan, okul önlüğü,şeker çuvalı,polis üniformaları,askeri kumaş ve ayakkabı gibi ürünlerin üretimi ellerinen alındı.
Tasarruf tedbirleri denilerek yedek parça ve hammadde alımı kısıtlandı.
Fabrikaların tüccarlarla doğrudan bağlantıları kesildi.Üretim kararları merkezileştirildi.
Disiplinli ve düzenli çalışan işletmelerin elini kolunu bağlandı.
Pamuk alımı durduruldu.
Yedek parça yok.
Hammadde yok.
İhale yok.
Üretim yok.
Sonra dönüp dediler ki:
“İşçiler yatıyor.”
İşçi fabrikaya çalışmaya gelir. Üretim olmayınca bir süre temizlik yapılır, bakım yapılır, “Belki düzelir” diye beklenir. Ama düzelmez.
Emekliliğine az kalmış bir işçinin, o yaştan sonra yeni bir iş bulma şansı var mı? Ev geçindirilecek, çocuk okutulacak. Toplu sözleşmeyle bağlısın, yasal yükümlülüklerin var, kazanılmış hakların var. Çekip gitmek öyle kolay değil.
Ben şanslıydım. Hak ettiğim, 2001 yılı başında, emekli oldum. Bu sürecin ağır dönemlerini yaşamadım.
Nazilli basma fabrikası, 2002 yılı Mayıs ayında kapandı, geride kalan çalışanlar, başka şehirlerdeki fabrikalara, okullara çalışmak üzere gönderildiler.
Şimdi soruyorum: Eli kolu bağlanmış bir fabrikada, üretim imkânı elinden alınmış işçi siz olsaydınız ne yapardınız? İLHAN ÖDEN

3 Ekim 2025 Cuma

AMA GÜZEL KONUŞURUZ.

 




Fabrikamızım harap haldeki nizamiye kapısı

Geçen yıl bu günlerde facebook sayfamda "Laf Salatası" başlıklı bir makale yazıp paylaşmıştım.
Makalemde "Atatürk'ün Nazilli ziyareti ve Basma Fabrikasını açış yıldönümü olan 9 Ekimde fabrikada, Atatürk ve Sümerbank'la ilgili "hamasi" nutuklar atılan, Gıdı gıdıya binip, müzeyi gezip, alışılmış rotayı tamamlayıp dönerken az önce söylediklerini de beraberlerinde alıp götürdükleri bir tören yapılır. Koskoca bir yıl Sümerbank adına hiç bir şey yapılmadan geçer, her sene bu program aynen tekrarlanır" özetle böyle şeyler yazmış, bu yüzden bazı yerlerden tepkiler almıştım.
Bir 9 Ekim daha geldi.
Yine ben haklı çıktım.
Bu yıl da hiç bir şey yapılmadı.
Desen arşivi çekmecelerde bekliyor.
Tarihi binalar çürümekte.
Gıdı gıdı tekrar çalışamaz hale geldi.
Duvarlar yıkılıyor, sıvalar dökülüyor...
Biz hala her yıl 9 Ekimde konuşuyoruz.

Sümer vakfının kurucu üyelerinden biriyim. O zamanki kaymakamımız Sayın İbrahim Küçük döneminde önemli adımlar atıldı. Sümer vakfı tekrar aktif hale getirildi.
Vakfımız 2 yılda bir genel kurul yapar. Bir miktar parası da var. Arka arkaya yapılan iki genel kurulda "Fabrika nizamiye kapısı ve duvarlarının restorasyon ve tamiratı için karar alıyoruz" Vakfın mütevelli heyetinde, görevdeki Nazilli kaymakamı, Dönemin Nazilli belediye başkanı ve görevdeki Sümer kampüs müdürü varlar. Sümer vakfı yönetiminin en üst yöneticileri onlar.
İki genel kurulun üstüne, yakında bir genel kurul daha yapılacak toplamda geçen yaklaşık 6 yıl. Un var, şeker var, yağ da var, görünürde bir engel de yok ama bir türlü helva "yapmıyoruz".
Anladım ki Nazilli Sümerbank, Sümerbank'lılardan başka kimsenin umurunda değil. Biraz geç kaldım ama bundan sonra kendi adıma "müspet adımlar atılmadıkça", vicdan rahatlatmak için yapılan hiç bir oluşumda yer almayacağım, Sümerbank'lılardan çıkar uman hiç bir kişi ya da kurumun yanında da olmayacağım.
Not: Atatürk 23 yıldır konuşmaktan başka bir şey yapmadığımızı bilse, yüzümüze bakar mıydı?
Ya da biz onun yüzüne baka bilir miydik? İLHAN ÖDEN





30 Eylül 2025 Salı

FRİKSİYON DİŞLİSİ




Dokuma tezgahı üzerinde friksiyon dişlisi okla gösteriliyor.

Northrop dokuma tezgâhlarının en önemli parçasıdır. Görevi iplik kopuşlarında, kilit vuruşlarında, tezgahın durmasını gerektiren herhangi bir arızada, tezgahın sert duruşunu, engellemek, parça kırılmalarını önlemek, emniyetli, yumuşak bir duruşla tezgahı ve çalışanı korumaktır. Daha yeni teknolojilerle üretilen tezgahlarda aynı görevi, arabalardaki fren ve debriyaj sistemlerine benzer "Kavrama" denilen sistem yapar. Amacım sizlere tekstil makinalarını anlatmak değil. Bugün iki annemizin dokuma salonunda çekilmiş fotoğraflarını paylaşırken aklıma geldi.

Keşke insanlara da birer "FRİKSİYON DİŞLİSİ" takabilseydik. Birbirimize öfkeyle, aklımıza ilk gelen kötü sözlerle saldırmadan, bağırmadan, kavgaya, şiddete başvurmadan önce yatıştırsa, sakinleştirse, dargınlığı, kırgınlığı önlese... Dünya ne güzel olurdu. Sevgiyle ve muhabbetle kalın. İLHAN ÖDEN

 

20 Eylül 2025 Cumartesi

ÜRETİMİN KOKUSU

 Sümerbank'ın koynunda doğdum, bebekliğim, çocukluğum, öğrenciliğim, gençliğim, spor ve çalışma hayatım hep Nazilli Sümerbank'ın içinde, lojmanlarında, okullarında, sosyal tesislerinde, atölye, işletme salonlarında geçti. Muhasebe servisinde bile çalıştım. Biraz abartı gibi gelecek ama gözlerimi bağlasanız bulunduğum ortamı seslerden hatta kokusundan bile tahmin edebilirdim. Temerküz atölyesinin talaş kokusu, basmahanenin boya ve asit, beyazlatmanın klor kokusu. Kaynakhanenin karpit, atölyenin soğutma sıvısı, dökümhanenin kendine has kokusu, İplikte pamuk, dokumada haşıl kokuları, Enerji santralinin gaz ve buhar, Katlama ve mamul ambarının mis gibi kumaş kokuları, tabi ki en çok da yemekhanenin kokusunu...

Bu fotoğrafta 17 yaşındayım. Sanat okulu 2. sınıf öğrencisiyken, ilk stajımı Mekanik atölyede yapmıştım. Sümerbank'ın üretim yönüyle tanıştığım ilk günlerdi. Hem staj yapmıştım hem de hayatımın çalışarak ilk parasını kazanmıştım. Yanlış hatırlamıyorsam 450 lira kadardı. O parayla kendime güzel bir İspanyol gitar almıştım.

4 Eylül 2025 Perşembe

BAYRAMIN KUTLU OLSUN NAZİLLİ (Geçmiş zaman notları)


 Eski Beş Eylül kurtuluş günü törenleri Büyük Park (Uğur Mumcu) ile eski hükumet binaları arasındaki yoldan Askerlerin girişiyle başlar arkasından, istasyon meydanına doğru, korteje katılanların geçit töreniyle devam ederdi. 

Okullar henüz açılmamış olduğundan öğrenciler törene katılmaz, sadece Aydın garnizonu ya da Denizli askeriyesinden gelen bir takım (40 nefer) asker , Esnaf dernekleri, Kurumlar ve Zeybeklerin katılımıyla kutlanırdı.

 Demirciler süsledikleri araç üzerinde demir döverek, fırıncılar yaptıkları minik ekmekleri yol kenarına dizilip töreni izleyen ahaliye dağıtarak geçerler diğer esnaf grupları da mesleklerini sembolize eden objelerle süsledikleri araçlarla resmi geçit yaparlardı .

Resmi geçit sonrası zeybekler yol boyunca halkın sıralanmış olduğu Uzunçarşıdan belediye meydanına doğru ilerlerken, av tüfeklerinde konfeti basılı kuru sıkılarla, havaya ateş ederek ilerlerlerdi.  Belediye meydanına varılınca efelerle, sembolik Yunan askeri kıyafeti giymiş askerler arasında temsili bir çatışma olur, Yunan askerlerini mağlup eden efeler, esareti simgeleyen, zincirle bağlı Türk bayrağına sarılı genç kızı kurtarırlar böylece tören tamamlanmış olurdu.

Törenden sonra şehir merkezinde, yerel üreticilerin, fabrika ve resmi kuruluşların, belediye gözetiminde katıldıkları fuar gibi panayır kurulur, özellikle geceleri panayırda dolaşıp alışveriş yapan Nazillililerle,  kurtuluş coşkusu  15 güne yayılırdı.

Törenler artık “adet yerini bulsun” diye yapılıyor. Vatandaşta coşku, efelerde silah yok, olsa da patlatmak yok, adeta folklor ekibi gibi bir kenarda sıralanıp bekliyorlar. Kutlamaların en önemli figürü olması gereken milislerin günümüz temsilcileri bayramın figüranı oldular...

5 Eylül Kurtuluş bayramı, yeni nesillere geçmişte yaşananların hatırlatıldığı, bir daha yaşanmaması için dersler çıkarılması gereken, birlik, beraberlik günü olması gerekirken, amacından uzaklaştırıldı.

"5 Eylül, şehrimizin kurtuluş bayramıdır, önemlidir ve önceki yıllardaki gibi coşkuyla kutlanmalıdır.

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN