7 Ekim 2025 Salı

"İŞÇİLER YATIYORMUŞ"





Ne zaman Nazilli Basma Fabrikası’nın kapatılmasıyla ilgili bir paylaşım yapsam, mutlaka aynı cümle söylenir.
ama işçiler yatıyordu"
Bu cümle yıllardır ezberletilmiş gibi tekrarlanır. Ama o cümleyi kuranların çoğu, işçilerin neden üretim yapamaz hale geldiğini merak etmez. Sorgulamaz. Araştırmaz. Öğrenmek istemez.
Onlar,istemeseler de ben yazayım.
1990’lı yıllardan sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla dünyada özelleştirme rüzgârları esmeye başladı. Ekonomik sıkıntılar içindeki Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’nın yönlendirmeleriyle “sosyal devlet” anlayışından liberal ekonomik sisteme geçmeye zorlandı. Hükümetler değişse de uygulanan program değişmedi.
Yerleştirilmeye çalışılan, Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak devletin üretimden çekilmesi gerekiyordu. Bunun için Kamu İktisadi Teşekkülleri’nin, yani KİT’lerin tasfiye edilmesi gerekiyordu.
Önce satmayı denediler.
Ama o dönem ülkede bu dev kuruluşları satın alabilecek sermaye yoktu.
Satılamayınca süreç başka bir yöne evrildi.
Sümerbank gibi yıllarca fabrikaları, mağazaları, bankası ve iştirakleriyle “Sanayide Devlet” anlayışının simgesi olmuş bir kurumu bir gecede kapatmak kolay değildi. Halkın tepkisi olacaktı.
Bu yüzden önce itibarsızlaştırma süreci başlatıldı.
Personel alımı durduruldu.
Üç vardiya çalışan fabrikalar iki vardiyaya düşürüldü.
Sözleşmeli personel yasası çıkarılarak çalışanlar başka kurumlara geçmeye zorlandı.
"Ticaret odalarına kayıtlı olmadıkları" gibi basit gerekçelerle, KİT'lerin, devlet ihalelerine girmesine izin verilmedi.
Yıllardır üretimi KİT'lerde olan, okul önlüğü,şeker çuvalı,polis üniformaları,askeri kumaş ve ayakkabı gibi ürünlerin üretimi ellerinen alındı.
Tasarruf tedbirleri denilerek yedek parça ve hammadde alımı kısıtlandı.
Fabrikaların tüccarlarla doğrudan bağlantıları kesildi.Üretim kararları merkezileştirildi.
Disiplinli ve düzenli çalışan işletmelerin elini kolunu bağlandı.
Pamuk alımı durduruldu.
Yedek parça yok.
Hammadde yok.
İhale yok.
Üretim yok.
Sonra dönüp dediler ki:
“İşçiler yatıyor.”
İşçi fabrikaya çalışmaya gelir. Üretim olmayınca bir süre temizlik yapılır, bakım yapılır, “Belki düzelir” diye beklenir. Ama düzelmez.
Emekliliğine az kalmış bir işçinin, o yaştan sonra yeni bir iş bulma şansı var mı? Ev geçindirilecek, çocuk okutulacak. Toplu sözleşmeyle bağlısın, yasal yükümlülüklerin var, kazanılmış hakların var. Çekip gitmek öyle kolay değil.
Ben şanslıydım. Hak ettiğim, 2001 yılı başında, emekli oldum. Bu sürecin ağır dönemlerini yaşamadım.
Nazilli basma fabrikası, 2002 yılı Mayıs ayında kapandı, geride kalan çalışanlar, başka şehirlerdeki fabrikalara, okullara çalışmak üzere gönderildiler.
Şimdi soruyorum: Eli kolu bağlanmış bir fabrikada, üretim imkânı elinden alınmış işçi siz olsaydınız ne yapardınız? İLHAN ÖDEN

3 Ekim 2025 Cuma

AMA GÜZEL KONUŞURUZ.

 




Fabrikamızım harap haldeki nizamiye kapısı

Geçen yıl bu günlerde facebook sayfamda "Laf Salatası" başlıklı bir makale yazıp paylaşmıştım.
Makalemde "Atatürk'ün Nazilli ziyareti ve Basma Fabrikasını açış yıldönümü olan 9 Ekimde fabrikada, Atatürk ve Sümerbank'la ilgili "hamasi" nutuklar atılan, Gıdı gıdıya binip, müzeyi gezip, alışılmış rotayı tamamlayıp dönerken az önce söylediklerini de beraberlerinde alıp götürdükleri bir tören yapılır. Koskoca bir yıl Sümerbank adına hiç bir şey yapılmadan geçer, her sene bu program aynen tekrarlanır" özetle böyle şeyler yazmış, bu yüzden bazı yerlerden tepkiler almıştım.
Bir 9 Ekim daha geldi.
Yine ben haklı çıktım.
Bu yıl da hiç bir şey yapılmadı.
Desen arşivi çekmecelerde bekliyor.
Tarihi binalar çürümekte.
Gıdı gıdı tekrar çalışamaz hale geldi.
Duvarlar yıkılıyor, sıvalar dökülüyor...
Biz hala her yıl 9 Ekimde konuşuyoruz.

Sümer vakfının kurucu üyelerinden biriyim. O zamanki kaymakamımız Sayın İbrahim Küçük döneminde önemli adımlar atıldı. Sümer vakfı tekrar aktif hale getirildi.
Vakfımız 2 yılda bir genel kurul yapar. Bir miktar parası da var. Arka arkaya yapılan iki genel kurulda "Fabrika nizamiye kapısı ve duvarlarının restorasyon ve tamiratı için karar alıyoruz" Vakfın mütevelli heyetinde, görevdeki Nazilli kaymakamı, Dönemin Nazilli belediye başkanı ve görevdeki Sümer kampüs müdürü varlar. Sümer vakfı yönetiminin en üst yöneticileri onlar.
İki genel kurulun üstüne, yakında bir genel kurul daha yapılacak toplamda geçen yaklaşık 6 yıl. Un var, şeker var, yağ da var, görünürde bir engel de yok ama bir türlü helva "yapmıyoruz".
Anladım ki Nazilli Sümerbank, Sümerbank'lılardan başka kimsenin umurunda değil. Biraz geç kaldım ama bundan sonra kendi adıma "müspet adımlar atılmadıkça", vicdan rahatlatmak için yapılan hiç bir oluşumda yer almayacağım, Sümerbank'lılardan çıkar uman hiç bir kişi ya da kurumun yanında da olmayacağım.
Not: Atatürk 23 yıldır konuşmaktan başka bir şey yapmadığımızı bilse, yüzümüze bakar mıydı?
Ya da biz onun yüzüne baka bilir miydik? İLHAN ÖDEN





30 Eylül 2025 Salı

FRİKSİYON DİŞLİSİ




Dokuma tezgahı üzerinde friksiyon dişlisi okla gösteriliyor.

Northrop dokuma tezgâhlarının en önemli parçasıdır. Görevi iplik kopuşlarında, kilit vuruşlarında, tezgahın durmasını gerektiren herhangi bir arızada, tezgahın sert duruşunu, engellemek, parça kırılmalarını önlemek, emniyetli, yumuşak bir duruşla tezgahı ve çalışanı korumaktır. Daha yeni teknolojilerle üretilen tezgahlarda aynı görevi, arabalardaki fren ve debriyaj sistemlerine benzer "Kavrama" denilen sistem yapar. Amacım sizlere tekstil makinalarını anlatmak değil. Bugün iki annemizin dokuma salonunda çekilmiş fotoğraflarını paylaşırken aklıma geldi.

Keşke insanlara da birer "FRİKSİYON DİŞLİSİ" takabilseydik. Birbirimize öfkeyle, aklımıza ilk gelen kötü sözlerle saldırmadan, bağırmadan, kavgaya, şiddete başvurmadan önce yatıştırsa, sakinleştirse, dargınlığı, kırgınlığı önlese... Dünya ne güzel olurdu. Sevgiyle ve muhabbetle kalın. İLHAN ÖDEN

 

20 Eylül 2025 Cumartesi

ÜRETİMİN KOKUSU

 Sümerbank'ın koynunda doğdum, bebekliğim, çocukluğum, öğrenciliğim, gençliğim, spor ve çalışma hayatım hep Nazilli Sümerbank'ın içinde, lojmanlarında, okullarında, sosyal tesislerinde, atölye, işletme salonlarında geçti. Muhasebe servisinde bile çalıştım. Biraz abartı gibi gelecek ama gözlerimi bağlasanız bulunduğum ortamı seslerden hatta kokusundan bile tahmin edebilirdim. Temerküz atölyesinin talaş kokusu, basmahanenin boya ve asit, beyazlatmanın klor kokusu. Kaynakhanenin karpit, atölyenin soğutma sıvısı, dökümhanenin kendine has kokusu, İplikte pamuk, dokumada haşıl kokuları, Enerji santralinin gaz ve buhar, Katlama ve mamul ambarının mis gibi kumaş kokuları, tabi ki en çok da yemekhanenin kokusunu...

Bu fotoğrafta 17 yaşındayım. Sanat okulu 2. sınıf öğrencisiyken, ilk stajımı Mekanik atölyede yapmıştım. Sümerbank'ın üretim yönüyle tanıştığım ilk günlerdi. Hem staj yapmıştım hem de hayatımın çalışarak ilk parasını kazanmıştım. Yanlış hatırlamıyorsam 450 lira kadardı. O parayla kendime güzel bir İspanyol gitar almıştım.

4 Eylül 2025 Perşembe

BAYRAMIN KUTLU OLSUN NAZİLLİ (Geçmiş zaman notları)


 Eski Beş Eylül kurtuluş günü törenleri Büyük Park (Uğur Mumcu) ile eski hükumet binaları arasındaki yoldan Askerlerin girişiyle başlar arkasından, istasyon meydanına doğru, korteje katılanların geçit töreniyle devam ederdi. 

Okullar henüz açılmamış olduğundan öğrenciler törene katılmaz, sadece Aydın garnizonu ya da Denizli askeriyesinden gelen bir takım (40 nefer) asker , Esnaf dernekleri, Kurumlar ve Zeybeklerin katılımıyla kutlanırdı.

 Demirciler süsledikleri araç üzerinde demir döverek, fırıncılar yaptıkları minik ekmekleri yol kenarına dizilip töreni izleyen ahaliye dağıtarak geçerler diğer esnaf grupları da mesleklerini sembolize eden objelerle süsledikleri araçlarla resmi geçit yaparlardı .

Resmi geçit sonrası zeybekler yol boyunca halkın sıralanmış olduğu Uzunçarşıdan belediye meydanına doğru ilerlerken, av tüfeklerinde konfeti basılı kuru sıkılarla, havaya ateş ederek ilerlerlerdi.  Belediye meydanına varılınca efelerle, sembolik Yunan askeri kıyafeti giymiş askerler arasında temsili bir çatışma olur, Yunan askerlerini mağlup eden efeler, esareti simgeleyen, zincirle bağlı Türk bayrağına sarılı genç kızı kurtarırlar böylece tören tamamlanmış olurdu.

Törenden sonra şehir merkezinde, yerel üreticilerin, fabrika ve resmi kuruluşların, belediye gözetiminde katıldıkları fuar gibi panayır kurulur, özellikle geceleri panayırda dolaşıp alışveriş yapan Nazillililerle,  kurtuluş coşkusu  15 güne yayılırdı.

Törenler artık “adet yerini bulsun” diye yapılıyor. Vatandaşta coşku, efelerde silah yok, olsa da patlatmak yok, adeta folklor ekibi gibi bir kenarda sıralanıp bekliyorlar. Kutlamaların en önemli figürü olması gereken milislerin günümüz temsilcileri bayramın figüranı oldular...

5 Eylül Kurtuluş bayramı, yeni nesillere geçmişte yaşananların hatırlatıldığı, bir daha yaşanmaması için dersler çıkarılması gereken, birlik, beraberlik günü olması gerekirken, amacından uzaklaştırıldı.

"5 Eylül, şehrimizin kurtuluş bayramıdır, önemlidir ve önceki yıllardaki gibi coşkuyla kutlanmalıdır.

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

6 Ağustos 2025 Çarşamba

NAZİLLİ CEMİYET YEMEKLERİ (Geleceğe notlar)


Bu yazımda size "bildiğim kadarıyla" hazırlıklarına bir gün önceden başlanıp, pişmesi cemiyetin ilk saatlerine kadar süren, servisi ve telaşı ise cemiyetin bitmesinden sonra bile devam eden, Nazilli cemiyet yemeklerini anlatmaya çalışacağım.

DÜĞÜN YEMEKLERİ
Sünnet ve Düğün yemeklerinde şehriye  çorbası - etli kuru fasulye, kebaplı pilav, bol sarımsaklı çabuk yapılan biber turşusu ve  fıstıklı irmik helvasından oluşan neredeyse klasikleşmiş ortak bir menü verilir. Bazen şehriye yerine mercimek çorbası, kuru fasulye yerine etli nohut verilse de, genelde böyle pek değişmeyen ortak bir menü vardır. Aşçılarımız lezzetli yemekler yapar, davetlilere doyuncaya kadar  ilave  yemek verilir. 

Bundan 35 yıl öncesine kadar düğün yemeklerinde et olarak  tavuk kullanılmazdı. Gerek ekonomik şartlar, gerekse tavukçuluğun sektörleşip istenilen miktarda ve istenilen parçaların bulunur hale gelmesi sebebiyle sonradan cemiyet yemeklerinde kebap yerine pilav üstü tavuk da kullanılmaya başlandı. 

KEŞKEK
Nazilli düğün yemekleri menüsünde nadir bulunur. Günümüzde artık el ile döverek yapmak yerine elektrikli aletler kullanılmaya başlansa da, bir yandan yukarıda saydığım yemekleri yapmak, yanına bir de kalabalık davetlilere keşkek yetiştirmek herkesin harcı değildir. 

Onun için Keşkek artık müstakil  yemektir. Özellikle Meslek odalarının, esnaf birliklerinin, vefat edenlere okunan 52. mevlitlerinin ve derneklerin, her yıl tekrarladıkları güzel bir gelenek hale gelmiş, hayır cemiyetlerinin "baş yemeği" olmuştur. 


Keşkek, turşuyla birlikte, servis edilir, doymayanlara tekrar, tekrar verilir. Bazı davetliler cemiyete gelirken yanında evden kap getirip, gelemeyen yakınları için hatta daha sonra kendileri yemek için ilave keşkek alırlar. Keşkek servisi herkes doyuncaya, kazanlar tamamen boşalıncaya kadar devam eder.

Nazilli cemiyet yemekleri hakkında genel olarak yazacaklarım bunlar, mutlaka cemiyet sahiplerinin istekleri, ustaların tercihlerine ve yörelere göre değişen bazı farklar olabilir. Artık onları da siz ilave edersiniz. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN

2 Ağustos 2025 Cumartesi

BİR ZAMANLAR NAZİLLİ CAMBAZLARI (Geçmiş zaman notları)



Televizyon yayınlarının henüz başlamadığı 1960lı yıllarda yaz aylarındaki eğlencelerimizden biri de cambazlardı. İlk cambaz gösterisini 6-7 yaşlarımdayken Nazilli belediye meydanında kurulan büyük cambazhanede izlemiştim. Sonradan izlediklerime göre kapladığı alan daha geniş, akrobat, dişiyle masa sandalye kaldıran adamlar, müzik grubu ve ses sanatçılarıyla takviyeli daha kapsamlı programları vardı. Sanırım şehir şehir dolaşan büyük bir kumpanyaydı. Gruptan aklımda kalan en çok beğeni ve alkış alan gök mavisi balerin elbisesine benzer kıyafetiyle gösteri yapan Hediye Nadya isimli bir kız çocuğuydu. Küçüktüm ve o gösteriyi sadece bir kere izlemiştim onun için pek detaylı anlatamayacağım ama size, ilk gösterilerini Nazilli Sümerbank lojmanlarındaki çocukluk günlerimde izlemeye başladığım son gösterilerini 1990 yıllarında yine her zamanki yerine kurulan ama bu kez çocuklarımla birlikte izlediğim “Nazilli Cambazlarını” anlatabilirim.
Nazilli cambazları aşağı Nazilli’de Sümer Camisi çevresindeki meydana kurulurdu. Cambazhane gösterilerine başlamazdan önce davul çalan bir tellal eşliğinde bacakları sopalarla uzatılmış dev gibi palyaço kıyafetli bir cambaz, arkasında meraklı çocuklardan oluşmuş bir alayla lojmanlar arasında dolaşır, gösterilerin yakında başlayacağının duyurusunu yaparlardı.
Cambazhane bir çadır ve alan ortasında gerili yaklaşık 6 metre yüksekliğinde, 10 metre kadar aralıkla dikilmiş, iki direk arasına gerilmiş, çelik halattan oluşuyordu. Bütün gösteriler bu direklerin üstünde ve altında yapılırdı.
Yazımda "Boncuk" olarak bahsettiğim rahmetli Dursun Ufukoğlu'nun Nazilli basma fabrikası arşivindeki kayıtları.
Nazilli Cambazları, TRT’nin efsane dizisi "Bizimkiler" de "Kapıcı Cafer" rolünde oynayan, Ercan Yazgan’ın babası Dursun, oğlu Aziz, genç bir jonklör ve bayan yardımcılarından oluşan küçük bir gruptu. Baba Dursun, o sırada Nazilli Sümerbank yemekhanesinde çalışıyordu. Gösterilerdeki “Boncuk” ismiyle yer alır, oyun aralarındaki boşluklarda, para toplar, palyaço benzeri komiklikler yapar, arada bir poposundaki ampulü yakıp izleyicileri güldürürdü. Oğlu Aziz ise Nazilli belediyesinde çalışıyordu. Gösterilerin en önemli oyuncusuydu. en çok alkışı alan, en tehlikeli gösterileri yapan, cambazhanenin bütün yükünü omuzlayan "yıldızı" desek yalan olmazdı. Elinde 5 metreye yakın uzunluktaki, denge sağlamakta kullandığı "terazi" denilen bir sırıkla ip üzerine çıkar, bazen gerçek bazen de numaradan düşecekmiş gibi hareketler yaparak seyircileri heyecanlandırarak gösterisini tamamlardı.
Nazilli'nin son cambazı rahmetli Aziz Ufukoğlu.
Cambaz gösterileri açık alanda yapıldığından giriş ücreti alınmazdı. Oynanan her bölüm sonrası izleyiciler arasında şapka dolaştırarak para toplanırdı. Program boyunca toplamda 4-5 kere para toplanır, isteyenler verir, istemeyen vermez ısrar edilmezdi. Cambaz gösterileri programı bir ay kadar, her gün başka önemli bir ana gösteriyle devam ederdi. Her gün gösteri finalinde ertesi gün cambazhane programında neler yapılacağı hakkında bilgi verilirdi. Ana gösteri tahmin ettiğiniz gibi Cambaz Aziz’in gösterisiydi. İlk günlerde ip üzerinde köprü kurmak gibi nispeten kolay akrobatik hareketlerle başlayan gösteri günler ilerledikçe zorlaşarak devam ederdi. İp üzerinde bisiklete binmek, ayaklarının altına gazoz şişesi bağlayarak ip üstünde yürümek, gözleri bağlı gaz tenekesi içine girip ip üzerinde sıçrayarak ilerlemek, bacaklarına bağlı su dolu 18 kiloluk yağ tenekeleriyle yürümek gibi Cambaz Aziz’e gerçekten zor anlar yaşatıp, aşırı terleten gösteriler son gün, boncuk rolündeki Cambaz Dursun’un gösteri sürecinde gömülü kaldığı, mezardan sağ salim çıktığı ve cambazın gerili ip üzerinde sırtında taşıdığı koyunu, tam ortada kestiği, herkesin heyecandan nefesini tuttuğu final sahneleriyle sonuçlanırdı.
Anlattığım bölüm sadece Sümer mahallesindeki gösterilerdendi muhtemelen aynı gösteriler Nazilli’nin başka mahallelerinde, belki de yakın köylerde aynı ekipten oluşan cambazhanede tekrarlanıyordu. Nitekim bu ekibin Şirinevler mahallesi civarında yaptığı birkaç gösteriyi de izlemiştim.
Nazilli Cambazları Dursun amca ve oğlu Aziz anılarımızda güzel izler bırakıp yıllar önce rahmetli oldular. İkisine de Allah rahmet eylesin. Bu notum da İLHAN ÖDEN 'den "Bir zamanlar Nazilli" panosuna iğnelenmiş, renkli bir hatıra olarak kalsın. Sevgiler...