10 Ekim 2022 Pazartesi

BU KUYU "PİS KUYU"

8 Ekim 2022 tarihinde Nazilli Belediyesi tiyatro salonundaki Sümerbank konulu panel sonunda yapılan soru-cevap bölümünde,  Nazilli Sümerbank'la yakından ilgilenen M. Selim Türe isimli izleyici arkadaşımız Fabrikamızın arıtma sistemiyle ilgili bir soru sordu. Beklediğimiz bir soru değildi. Panelin sonu yaklaştığı için detaylara girmeden basitçe cevaplamaya çalıştım ama bu çevre konusuna önem veren araştırmacılar için blok sayfamda detaylarıyla anlatmaya karar verdim.


Fabrikamızın çok gelişmiş kanal alt yapısı vardı. Sadece kanalların sağlıklı çalışmasıyla görevli bir kanal ekibi yıl boyunca tıkanan, çöken sorunlu kanalların tamiri ve bakımıyla ilgilenirdi. Fabrikamızın bağırsak sistemini oluşturan bu kanallar adeta bir örümcek ağı gibi büyük küçük her üniteye bağlıydı. Bu kanal ağı, fabrikamızın Güney-Batı köşesindeki yüksek güvenlik kulübesinin hemen önündeki "Pis Kuyu" ismiyle anılan büyük çukura dökülürdü.



PİS KUYU İNŞAATI

Fotoğrafta görüldüğü gibi atıkların bekletilip, çökertildiği bu kuyunun yapımına fabrika inşaatıyla aynı anda başlanmış, üretim sırasında oluşabilecek kirliliği engellemek için projeye basit bir arıtma tesisi eklenmiş. Ülkede henüz çevre bilinci gelişmemiş, yasalarda böyle bir tesis yapma zorunluluğu olmadığı günlerde bile Sümerbank üzerine düşeni yapmaya gayret göstermiş.

1985 yıllarından sonra toplumda gelişmeye başlayan çevre bilinci ve sanayi işletmelerine arıtma tesisi yapılması doğrultusunda çıkarılan kanunlar gereği, yasalara bağlılık konusunda öncülük yapan bir kamu kurumu  olan Nazilli Basma fabrikasını daha kapsamlı bir arıtma tesisi yapma yolunda harekete geçirdi. 

Geliştirilen proje, önceden buhar sisteminde kullanılıp oksijen kaybeden çürük suları geri kazanmak için yararlanılan fıskiyeli kullanım dışı eski büyük havuzların çökertme havuzuna dönüştürülmesiyle başladı.



İnşa edilen diğer gerekli bölümlerle  fabrikanın kimyasal atıklarını ve iç lojmanların atık sularını temizlemek amacıyla. o sırada faaliyeti durdurulan Gıdı gıdı treni personelinden bazı çalışanlar arıtma tesisinde görevlendirilerek sistem faaliyete geçirildi. Çevre bakanlığından onay aldı.


Fabrikanın kapatılıp üniversiteye devri sonrasında fabrikanın açık olduğu dönemlerdeki gibi kanal bakımı yapılamadığından  yaklaşık 10 yıl kadar sonra ağaç kökleri tarafından tıkanan, kazılarda hasar gören eski kanal ve arıtma sistemi kullanılamaz hale geldi.

 Sanırım şimdilerde üniversitede, fabrika dönemindeki kadar yoğun atık olmadığından, Nazilli belediyesinin kanalizasyon sistemine doğrudan bağlanarak atık sularını boşaltıyor.

Böylelikle bloğumuzda eksik olan bir bölümü öğrenip, tamamlamış olduk.
Soruyu soran M. Selim Türe arkadaşıma da teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın. İlhan Öden.

31 Aralık 2021 Cuma

FABRİKADA YILBAŞI AĞAÇLARI.

Fabrikada Atatürk anıtının olduğu çiçekli adada, biri müdüriyet binasının sağ tarafındaki köşede diğeri yoklama kapısına bakan ilan panosu yanında iki Yılbaşı ağacı vardı. Kim dikti bilmiyorum ama ilginç ağaçlardı. Yapraklarının sararıp döküldüğü her şeyin bittiği anda tam yılbaşı günü, sanki yeniden doğuşu simgeler gibi muhteşem kokulu harika çiçekler açan nadir ağaçlardı. Bir kaç yıl öncesine kadar ağaçlar yerlerinde sağlıklı bir şekilde duruyorlardı. Sanırım o alana bakan görevli arkadaşlar bu ağaçları tanımadıkları için kesmişler. Kökleri hala duruyordu ama yeniden patlarlar mı bilmem.
Aynı alandaki yaban mersinleri ve ateş dikenleri de kaybolmuş.Yetersiz personel ile koca bir alana bakmak zor ama böyle özel ağaçları korumak lazım değil mi?

10 Ekim 2021 Pazar

ATATÜRK'ÜN HEDİYESİYDİ,KORUYAMADIK.

 5 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu İzmir'e çıkıyor.
Atatürk, Yunan birliklerinin ilerlemesini engellemek için silahlı bir güç oluşturmak üzere Celal Bayar'ı Nazilli'ye gönderiyor.
Celal Bayar, Osmanlı meclisinde de görev yapan Müderris Hacı Süleyman efendi üzerinden o zamana kadar eşkıyalık yapan zeybek çetelerini vatan müdafaasına davet ediyor.
Hacı Süleyman efendi öz oğlunu Demirci Mehmet efeye rehin göndererek, güvenini kazanıp, ikna ediyor, Demirci Mehmet efe ve bölgedeki diğer zeybek çeteleriyle, Nazilli'de Kuvva-i Milliye'nin çekirdeği oluşturuluyor. Nazilli işgale uğrasa da, zeybekler verilen görevi başarıp, düşmanı durduruyor, Nazilli'den öteye geçirmiyor. Kuvva- i Milliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet efe ve kızanları ayrıca Düzce ve Konya isyanlarını da başarıyla bastırıyor. Kısaca anlattığım bu sürece, Celal Bayar genellikle Nazilli'de kalarak ve Ankara hükûmeti ile diyaloğu sağlayarak şahitlik ediyor.

Celal Bayar-Demirci Mehmet Efe 

Serbest fırka olayları sırasında Celal Bayan Nazilli'ye geliyor, nabız yoklaması yapıyor. Nazillililer, "Pamuğumuzu işleyemiyoruz, bir fabrika olsa da işlesek" gibi şikayetlerde bulunuyorlar. Celal Bayar "Fabrikayı kendiniz kurabilir misiniz? diye soruyor. Cevap, "kuramayız" şeklinde oluyor.. "Yabancı birileri gelip burada fabrika kurar mı?" diyerek devam ediyor. Tabi ki bu da büsbütün imkansız görülüyor. Bunun üzerine Celal Bayar "Devlet bir gün gelir, Nazilli'ye gelir, pamuklarınızı alır ve işler. Bunun adına devletçilik derler" diyerek cevap veriyor.

25 Ağustos 1935 tarihinde Nazilli Basma fabrikasının temelini atma törenindeki konuşmasında aynı diyaloğu tekrarlayıp. "Bu kadar çabuk olacağını ben bile tahmin etmemiştim" diyor.

Yukarıda yazdıklarımdan; Atatürk'ün milli mücadeleye katkısı ve bastırılan isyanlara teşekkür olarak Nazilli'ye bir hediye vermek istemesi ve hediyenin Celal Bayar'ın yönlendirmesiyle "Pamuk işleyen bir fabrika" olmasının kararlaştırdığı sonucunu çıkarıyorum. 

Bunu birkaç söyleşimde ifade ettiğimde hep  "Destekleyecek belgen var mı?"  sorusuyla karşılaştım. 
Fabrika yapılacak alanları belirlemek için kurulan, Sovyet uzmanlardan oluşan " Orlof heyeti" Nazilli için olumsuz rapor vermişti. Basına yansıyan fabrika adayı yerler arasında Nazilli'nin adı geçmiyordu. 

 "Şahsi bir düşünce ve inat ile Türk ve Rus uzmanların "Bu tesisat burada kurulamaz" raporlarına rağmen, Basma Fabrikasının Nazilli'de yapılmasına karar verebilecek tek otorite kimdi? Çok zeki olmaya ve düşünmeye gerek yok. Cevap tabi ki Atatürk.

Atatürk inisiyatif kullanmış, Hediyesini bizzat eliyle vermek için hasta olmasına rağmen Nazilli'ye kadar gelmişti.

Bu sefer "Belgesi var mı?" diyenlere, gösterecek bir belgem var. Hem de; "Devlet arşivleri genel müdürlüğü-Cumhuriyet arşivinden"  Aşağıda orijinal belgenin fotoğrafını paylaşıyorum.  Karar sizin. Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN




18 Eylül 2021 Cumartesi

SÜMERBANK LOGOMUZU ÇALMIŞLAR.

 

ÜZÜLSEK Mİ YOKSA SEVİNSEK Mİ BİLEMEDİM?

Rahmetli Mehmet Ali Kağıtçı tarafından tasarlanıp çizilen Sümerbank'ın anahtar şeklindeki logosunu almış kullanıyorlar. Fabrikalarımız, banka şubelerimiz, mağazalarımız, gayrimenkullerimiz gitti. Çalınmadık bir logomuz kalmıştı onu da çalmışlar.

Maliye bakanı Kemal Unakıtan böbürlene, böbürlene 'Sümerbank'ı bitirdik, yakında tarihten siliniyor. Elinde bir şey kalmadığı gibi ismini de kaldırıyoruz' demişti...Logomuzu hesaba katmamış anlaşılan .Biz kullanamasak da birileri hala kullanmaya devam ediyor.


İşte böyle, Kemal Bey, sen çoktan tarihten silindin gittin, biz olmasak adını anan yok. Gerçi biz de seni pek hayırla anmıyoruz ama yine de haberin olsun. 

29 Aralık 2020 Salı

HEY GİDİ KOCA ÇINAR.


HEY GİDİ KOCA ÇINAR

Yardım Sandığı’nın arkasındaki tek katlı memur lojmanlarının, misafirhaneye yakın ilk lojmanın bahçesinde yaşardı.

Tanışıklığımız elli beş yıl öncesine dayanırdı.

Postaneye, Yardım Sandığı’na ya da Kaptan Amca’ya gazete almaya giderken önünden geçerdim.
O zamanlar güçlüydü… heybetliydi…
Bana tepeden bakardı.

Son gördüğümde ise perişan haldeydi; sanki ölümü bekler gibiydi...

Önce insanların, sonra böceklerin saldırısına uğramış; çürüyen bedeninden çıkan incecik dallarla hayata tutunmaya çalışıyordu.

Bir zamanlar on beş yirmi metreyi bulan görkemli gövdesinden geriye ancak kırk santimlik bir parça kalmıştı.

Sümerbank lojmanları yıkıldıktan sonra kim bilir kaç saldırı gördü, kaç balta yedi…

Oysa o, seksen yaşlarında bir çınardı.
Bunca zulüm görmese kolay kolay bu hallere düşmezdi.
Yeryüzünde iki bin beş yüz yaşında soydaşları yaşarken, bir çınar için seksen yaş neydi ki?

Geçen gün Sümer Park’ta gezerken eski dostum tekrar aklıma geldi,
“Hava kararmadan kestirmeden geçeyim, son halini göreyim, hatırını sorayım” dedim.

Keşke geçmeseydim, onu öyle görmeseydim.
Maalesef, Koca Çınar tamamen kurumuş, görevliler tarafından zemin hizasından kesilmişti.

Akşam vakti onu öyle görmek, Sümerbank’ın güzel günlerine şahitlik etmiş eski bir dostu kaybetmiş kadar hüzünlendirdi beni. İLHAN ÖDEN










9 Aralık 2020 Çarşamba

SANAYİNİN MUSİKİSİ.






Fabrikamızı açışlış töreninden bahsederken, Atatürk salona girince fabrika müdürümüz Fazlı Turga'nın el işaretiyle hazırda bekleyen dokumacıların aynı anda bütün tezgâhları çalıştırmasıyla ortaya çıkan gök gürültüsü gibi sese, Atatürk'ün  "İşte bu sanayinin musikisi" yanıtı hep anlatılır. Bugün sizlere işte bu musikiyi oluşturan orkestrayı kısaca anlatmak istiyorum. 

 Bu salonda 950 dokuma tezgâhı vardı. Günde 24 saat, haftada 6 gün durmaksızın çalışırlardı. Hepsi aynı anda çalıştığında müthiş bir gürültü oluşurdu. Bu ses herhangi bir değerle ölçülemeyecek kadar şiddetliydi. Salonda çalışanları yutar ses ile sessizliği ayırt edemeyecek kadar içine çekerdi.

 Makinalar çalışırken ipliklerin kopmaması için ortam 40 dereceye ısıtılır, nemlendirilirdi. Bu salonda çalışanlar için dışarıdaki hava durumu, mevsimler ve gece-gündüz kavramlarının anlamı yoktu.

 Ne tepedeki fıskiyelerden havaya püsküren su zerrecikleri, ne sıcaklık, ne gürültü, ne de yeraltından salona yayılan yüksek gerilimli elektrik kablolarının oluşturduğu manyetik alan, salondaki üretim yarışını durdurmaya yeterdi.

 Yüzlerce işçi daha çok üretmek, dolayısıyla daha fazla kazanmak için bazen yemeğini bile salonda yiyerek bu sonsuz yarışı sürdürürdü.

 Bu salonda kazanılan ekmek parasının her kuruşu helal, akıtılan alın terinin her damlası zemzem suyu kadar kutsal ve temizdi.

Belgeler, kayıtlar fabrikaya ilk girişte dokumada başlayıp fırsatını bulup başka kısımlara geçenleri, zor şartlara dayanamayıp çıkış yapanları yazıyor, gösteriyor. 

Bende bu salonda birkaç yıl çalıştım. Rahmetli babam 33 yıl çalışmış. Bizden önceki nesil usta, dokumacı ve masuracıların çoğu çalışma hayatlarının hemen hepsini bu salonda geçirmiş. Bu vesileyle aramızdan ayrılan postabaşı, komple, ekip ve ayar ustası, dokumacı, masuracı, revizyoncu, çözgücü, nakliyeci, silici, patlakçı, yağcı tüm dokuma çalışanı vefat etmiş büyüklerimizi saygıyla yâd edelim. Yattıkları yerler nur, mekânları cennet olsun... 

Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN



9 Kasım 2020 Pazartesi

Nazilli SÜMERBANK'a minnetle...

   

Babaannem, babam ve halalarım, hepsi Nazilli Sümerbank'lı.

Babam ve ailesi Bulgaristan’ın Eski Zağra’sından,
Annem ve ailesi Yunanistan’ın İstanköy’ünden
1940’lı yıllarda gizlice sınırı geçip
Türkiye’ye sığınmışlar.

Yollar uzun, hikâyeler ağır…
Korkular, açlıklar, belirsizlikler yaşamışlar.
Sonunda yolları Nazilli’ye,
Sümerbank Basma Fabrikası’na düşmüş.

Fabrika onlara, kollarını açmış.
İş vermiş, aş vermiş.
Lojman vermiş.
Yetmemiş…
Karyola vermiş, yatak vermiş, battaniye vermiş.

Sadece benim aileme değil…
Balkanlardan, On İki Adalardan gelen,
Tüm göçmenlere vermiş.

Lojmanlar yetmemiş.
Sümerbank “Basmamı basar satar,işime bakarım” dememiş.
Kısa zamanda, tahtadan barakalar yapmış.
Muhtacı, açıkta bırakmamış.

Göçmenler bakımlı, birkaç dil bilen,
Eğitimli ve görgülü insanlarmış.
Bazıları onları,hor görüp dışlamışlar...

Onlar dışladıkça...
Sümerbank daha sıkı sarılmış.

Sümerbank sarıldıkça,
Ustalar da işe sarılmış...

Atölyelerde, demire şekil,
Basmaya renk vermişler.
Tezgahta kumaş dokuyup,
Yararlı vatandaş olmuşlar.

Sümerbank onlara, sadece para değil...
Yepyeni bir dünya, onurlu bir yaşam vermiş.

Sümerbank’ı seviyoruz.
Çünkü; Neyimiz varsa hepsini ona borçluyuz.

Sümerbank, çok insan yetiştirdi,
Çok hayat verdi,
Herkese yuva oldu...
Kocaman bir şehir kurdu...
Yanında, birazcık ta...
Basma bastı, kumaş dokudu.

Bu yüzden biz sonradan gelenler...
Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve Sümerbank’a
Başkalarından daha borçluyuz.
Borcumuzu, ödemeye çalışıyoruz. İlhan ÖDEN