6 Ocak 2026 Salı

DOYA DOYA YAŞADIK ÇOCUKLUĞUMUZU




50 kuruş çıktığında ortaokul 2. sınıftım. O zamanlar paralar şimdiki gibi sık sık değişmezdi.50 kuruşlar elimize ilk geçtiğinde elden ele dolaştırmıştık.
Bu paralarla aynı dönemde tedavülde olan sarı 25 kuruşlar ve bakır 10 ve 5 kuruşlar da vardı. 5 Kuruşlarla ancak çubuk ve balık şekerler alırdık. 25 kuruş ilkokulda bizim okul harçlığımızdı. Bir simit ve bir ayran ya da bir simit ve içinde 1/4 salatalık olan bir bardak turşu suyu alırdık.
O zamanlar yokluk dönemleriydi bakkallarda şimdiki kadar çocuklara yönelik ürün olmazdı. Daha çok okul önlerindeki seyyar arabalardan alış veriş yapardık. Şimdiki gibi telefon-bilgisayar gibi şeyler olmadığından biz çocuklar sokak oyunlarıyla zaman geçirirdik.
Arkadaşlıklarımız yüzeysel değildi. Birbirimizi kardeşimiz gibi severdik. Birinin evine odun alınsa mahallenin bütün çocukları beraber taşır çabucak bitirir arkadaşlarımızı kurtarırdık.Bir büyüğümüz elinde ağır eşyalarla gelse bütün çocuklar sokak başında karşılar elindekileri evine kadar taşırdık.
Mahallemizden bir aile başka bir şehre ya da mahalleye taşınsa üzülür cenaze varmış gibi ağlardık. Birimizin babası, annesi hepimizin amcası, teyzesiydi.
Biz böyle çocuklardık ve böyle "Doya doya" yaşadık çocukluğumuzu. İLHAN ÖDEN

5 Ocak 2026 Pazartesi

FABRİKA BAHÇESİNİN SESSİZ TANIKLARI.





Fabrika bahçesindeki havuzun içinde yükselen kadın heykeli, yalnızca bronzdan dökülmüş sıradan bir eser değil; emeğin, sessizliğin ve söylenmemiş duyguların şekle bürünmüş hâlidir.

Bu zarif figür, fabrikamız çalışanlarından heykeltıraş Hüseyin Can’ın usta ellerinde şekil bulmuştur. 

Heykelin içinde gizlenen boru sistemi, kadının yukarı kaldırdığı elindeki tepsiye uzanır. Sular açıldığında, tepsiden dökülen su heykelin omuzlarından, gövdesine ve zamanın kararttığı bronz vücudundan süzülerek havuza karışır. Su aktıkça heykel durağan bir figür olmaktan çıkıp, ışığın ve suyun buluştuğu anlarda, sanki, canlanmış gibi görünür.

Bu eserin, platonik bir aşkın sessiz karşılığı olarak yapıldığı rivayet edilir. Belki de bu yüzden bakışı masum, duruşu vakurdur. Sanki söylenemeyen bir aşk, bronz gövdenin içinde tutuklu kalmıştır.

Hüseyin Can'ın, Nazilli, Aydın ve Denizli’de bıraktığı eserler, hâlâ kentlerin köşelerini süslüyor. 

Başkaları bu heykele nasıl bakar, nasıl görür bilmeyiz ama...
Biz Sümerbank'lılar için çıplak bir kadından öte fabrikamızın en önemli simgelerinden biridir. Bronz dökümü fabrikanın dökümhanesinde yapılmış, temizleme ve parlatma işlemleri yine aynı atölyelerde, aynı emekle tamamlanmıştır. Bu heykel, yalnızca sanatçının değil, onlarca fabrika çalışanının ortak izlerini taşır. Bize göre sadece havuz süsleri değildir; bu bahçede yaşanmış mutlu hayatların,aşkların, baloların, defilelerin, konserlerin, resim sergilerinin, fabrikamızın en güzel günlerinin sessiz tanıklarıdır.  İLHAN ÖDEN