Menderes Anıları
TÜRKİYE'Yİ ve SÜMERBANK'ı çok seviyorum.
2 Nisan 2026 Perşembe
MENDERES ANILARI (Geçmiş Zaman Notları)
30 Mart 2026 Pazartesi
ANKARA TAVA
29 Mart 2026 Pazar
BUNU SEN YAZMAMIŞSIN !
1970-71 öğretim yılıydı. Sümer Ortaokulu ikinci sınıftaydım. Okulumuz henüz mezun vermemişti. Öğretmen kadrosu yeni, yeni oluşturuluyordu, 5-6 kadrolu öğretmenimiz vardı, bazı derslerimize başka okulların öğretmenleri giriyordu. O zamanlar okullarda Türkçe dersine ek olarak "Dil bilgisi" dersi de okutulurdu. Dil bilgisi dersine de, Türkçe öğretmenimiz girerdi. Türkçe öğretmenimiz o yıl okulumuza atanmış, genç bir öğretmendi. İlk dönemin ortalarına doğru öğretmenimiz, istediğimiz konuyu seçerek kompozisyon yazabileceğimiz bir yıllık ödevi verdi. O zamanlar yıllık ödev yazılı sınav gibi ders ortalamasını etkiliyordu. Bende çok emek verip, öğretmenimin dikkatini çekecek, evimizde kafeste beslediğimiz iki saka kuşunu anlatan güzel bir ödev hazırlamıştım... Kuşlarımızın kafes kapısı sürekli açıktı, içine yemini, sularını koyardık, istedikleri zaman çıkıp dolaşıp, acıktıklarında ya da akşam saatlerinde kafeslerine dönerlerdi. Herhangi bir eğitim yoktu. Kafesin kapısını iyi kapatmadığımız bir gün kaçıp, dönmüşlerdi. Biz de o günden sonra kafesin kapısını hiç kapatmamıştık. Saka kuşlarında görülen alışılmadık bir durumdu. Bunu biraz süsleyip, hikayeye dönüştürmüştüm. Gururla öğretmenimize verdim... Bir sonraki derste, ondan övgü beklerken,hiç beklemediğim bir şey yaptı. Sınıfta herkesin içinde bana...
Güzel şeyler yazabilmek için kaç yaşında olmalıydım?
— "Ben yazdım öğretmenim" dedim. — "Yalan Söyleme!" dedi. Yazdığımı ona nasıl ispat edebilirdim? Bilemedim... Sınıfta ağladım. Herkes beni yalan söyleyip, yakalandığım için ağlıyor zannetti... Daha çok ağladım...
O gün, beni inciten sözler, farkında olmadan hayatım boyunca sürecek "iyi yazabileceğimi, ispatlama ve rahmetli annemin bana güvenini boşa çıkartmama" çabasının başlangıcı oldu. Geçen gün emekli öğretmen Ali Baykal arkadaşım bir yazımın atına, "Bildiğim kadarıyla sen meslek lisesi mezunusun ama güzel yazılar yazıyorsun." benzeri bir yorum yazmış. Okuyunca bunları yazma ihtiyacı hissettim. Bizim dönemimizde meslek liselerinde Edebiyat dersi vardı. Sadece mantık, felsefe gibi dersler yerine meslek dersleri görüyorduk. Bir şeyler, yazma hikayem işte böyle başladı. Öğretmenimin şüpheyle baktığı kelimeler, yıllar sonra sizlerin gönüllü ve beğenerek okuduğunuz yazılara dönüştü. Yaklaşık onbeş yıldır gerek blog sayfamda, gerek sosyal medyada yazıyorum. Yazdıklarımı okuyan, paylaşan arkadaşlarım var. Sayenizde tanımadığım insanlara kadar ulaşıyor.
27 Mart 2026 Cuma
TEVFİK ULU (iz bırakanlar)
"Camgöz Erol, Can abi,Haşkeş Cavit, Arap Ahmet, Kırık Ali, Odun Yusuf, Rüzgar Yalçın,Arap Ali, Nail abi, Hasköylü, Kaktüs Erol, Satış Yılmaz, Kepçe Hüseyin, Hostes Ömer... hepsi gittiler" dedik
25 Mart 2026 Çarşamba
TERZİ ABİDİN (İz bırakanlar)
TERZİ ABİDİN
23 Mart 2026 Pazartesi
SAÇLARINI BAĞLA
18 Mart 2026 Çarşamba
NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR...
Bu görüntüyü yapay zeka ile oluştırdum. Gerçek olması için herşeyimi verirdim.
Telefonlar, mesajlar bir ölçüde işe yarasa da, özlediğimiz bayram mutluluğunu yaşatmıyor.
"Yaşımız ilerledi de ondan mı?" diye düşünüyorum ama çocuklarda da ve gençlerde de "Yüze yansıyan bayram sevinci" göremiyorum.
Oysa çocukluğumuzda böyle miydi? Yeni kıyafetlerimizi,yeni ayakkabılarımızı çoraplarımızı, yatağımızın yanına koyar öyle uyurduk. O zaman "yeni" sözcüğünün anlamı vardı. Yeni şeyleri ancak bayramlarda görürdük.
Artık yeni kavramı önemini yitirdi. Zaten her gün genelde yeni kıyafetler giyiyoruz. Hatırlıyorum, bayram heyecanından ya dudağım uçuklardı ya da gözümde arpacık çıkardı.
Ramazan bayramının ilk, Kurban bayramının ikinci günü öğle yemeği mutlaka Recep dedemlerde yenirdi. Çocukları, eşleri, torunları hepimiz toplanırdık kalabalık olduğumuzdan iki uzun masa kurulurdu.
Rahmetli babaannem (Leyla Ninem) her bayram aynı yemekleri hazırlardı. Et sulu tel şehriye çorbası-etli kuru fasulye-pilav ve salata ya da cacık. Leyla Ninem vejeteryan değildi ama asla kurban eti yemezdi. 20 kişilik, bazen daha fazla sofralar kurulurdu.
Rahmetli Recep dedem sofra duasını okunmadan çatala kaşığa elimizi süremezdik.Yemekten sonra Leyla Ninem harçlıklarımızı dağıtırdı. (Dedemin eli biraz sıkıydı, Ninemin harçlıkları dolgun olurdu) Bu bayram ritüeli 1975 yıllarına kadar devam etti.
Bayram böyle başlayınca haliyle arkası da aynı şekilde devam ederdi. Komşular diğer akrabalar ziyaret edilir eller öpülür harçlıklar toplanırdı. Harçlıkların bir kısmıyla önceden almayı planladığımız şeyleri alırdık artan kısmıyla da ya bakkaldan çikolata, ciklet gibi şeyler alır ya da her bayram kurulan, bayram yerlerine gider, dönme dolaplara ,atlı karıncalara binerdik.
Biraz büyüdüğümüzde bayram yerlerinde kurulan çadırlara ve başka yaramazlıklara paramızı kaptırdığımız da oldu. Köylerden gelenlerle, yerli ahaliden oluşan müthiş kalabalıklar olurdu. Aynı kalabalıkla bayram yeri en az dört gün, eğer hafta sonu birleşirse daha fazla aynı hareketlilikle devam ederdi. Şimdi bayram yeri kuruluyor mu? Onu bile bilmiyorum.
Bayramın gelmesini,bizden ve çocuklardan daha çok bekleyen başka birileri de vardı.
Nazilli esnafları...
Sümerbankta çalıştığımız dönemlerde, asıl bayramı onlar yapardı. Maaşları, bir de üzerine bayram ikramiyesini de aldık mı...
Çarşı Bayram ederdi...
Sümerbank'ın, Sümerbanklının, kıymetini bilemediler ...
Neyse.
Şimdi bu muhabbetlere girip bayram önü canımızı sıkmayalım...
Bu konuyu başka zaman tüm detaylarıyla konuşuruz.
Yazdıklarıma benzer şeyleri sizlerde yaşamışsınızdır. Hepsini yazmaya kalksak roman gibi bir şey olur. Onun için fazla uzatmadan bitireyim.
Artık ben dede oldum, sevgili eşim aramızdan erken ayrıldı. Yaşadığı günlerde yukarıda anlattığım bayram heyecanının benzerlerini evimizde yaşardık.
Rahmetli misafir ağırlamayı çok severdi. Telaş birkaç gün önceden başlar, bayram temizlikleri yapılır, kıyafeter hazırlanır, arife günü de stresi zirve yapardı.
Kabir ziyaretleri, alişveriş derken gece geç saatlere kadar koşuştururdu, o zamanlar ayak altında dolaşmaz, yapabileceğimiz iş varsa yapıp, yardım etmeye çalışırdık.
Eşim için, Ramazan ya da Kurban bayramı olmasının hiç bir önemi yoktu. Mutlaka akşamdan misafirlere ikram etmek için, bir kaç tepsi cevizli ev baklavası, kalbura bastı ya da başka bir tatlı yapar, börekleri, yaprak sarmalarını ve herkese bir parça kızarmış bonfileyi, bayram kahvaltısına mutlaka yetiştirirdi.
Eşim henüz 58 yaşındayken melek olup uçup gitti, çocuklarımız evlendiler, çalışmak için başka şehirlere gittiler.
Artık evimizde bayram sofraları kurulmaz oldu...
Aile büyüklerimizin çoğu da vefat edip aramızdan ayrıldılar, Mekanları Cennet olsun.
Artık ben misafir olarak çocuklarımın yanına gidiyorum, onlarla ve torunlarımla bayram coşkusunu paylaşmaya, yaşamaya çalışıyorum.
Duygularımı yazıp, İçimi döktüm, biraz rahatladım.sizlere de hüznümden bir parça bulaştırdım. Kusuruma bakmayın artık. Hepinize coşkulu bayramlar...
Sevgiyle kalın. İLHAN ÖDEN
"Yazımda bahsettiğim,dedem,ninem, halalarım,eniştelerimin (Allah başımızdan eksik etmesin) amcam Halil Öden dışında hepsi vefat ettiler hatta torunlardan bile aramızdan ayrılanlar oldu. Bu vesileyle hepsini rahmetle anıyorum."






